İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 137. BİRLEŞİM · SALI

Terörle mücadele kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve benzer mahiyetteki kanun teklifleri (s.s.:526)

Ali Rıza Öztürk

Mersin Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 137. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Temmuz 2010 · 451 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Rıza Öztürk (CHP), 20 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TERÖRLE MÜCADELE KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE BENZER MAHİYETTEKİ KANUN TEKLİFLERİ (S.S.:526)); konuşma 451 kelime.

Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Terörle mücadele kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve benzer mahiyetteki kanun teklifleri (s.s.:526)”. TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim tutanağı, 20 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-07-20-terorle-mucadele-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dai-4 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

O önergeyi veriş nedenimiz, suçun vasıf ve mahiyetine göre suçla orantılı olarak cezanın da konulması ilkesine uygun olması idi.

Değerli arkadaşlarım, taş atan çocukların sorunları olarak bilinen bu çocukların sorunlarının elbette Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaşanan açlık, işsizlik, yokluk ve yoksullukla tabii ki bağlantısı vardır, tabii ki orada bilinen, yaşanan Kürt sorunuyla da ilgisi vardır ama terörle mücadelenin sürdürülebilir olması ne kadar gerekli ve önemli ise aynı şekilde demokrasi ve özgürlüklerin de sürdürülebilir ve kalıcı olması o kadar önemlidir. Ya demokrasi ve özgürlük mücadelesi ya da terörle mücadele dayatmasını bir çerçeveye sokamayız, ikisi birbirinin alternatifi değildir. Elbette ki terörle mücadeleden hiçbir şekilde taviz verilmemelidir. Çünkü aksini düşünürsek bu çocukların gerçekten terörün kaynağı olduğu gibi yanlış bir düşünceye gideriz, onu da aşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin hızla demokratikleştirilmeye ve özgürleştirilmeye ihtiyacı var. Demokratikleştiriliyormuş gibi gösterilmeye ihtiyacı yok. Devletin demokratikleştirilmesi, bireyin özgürleştirilmesi bugün en acil ihtiyaçlarımızdan birisidir. Devletin hukuku yerine yurttaşın hukukunu, bireyin hukukunu yerleştirmek ve ona egemen kılmak yapmamız gereken asli işlerden birisidir.

Yine, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve bu konuda hiçbir tarzda taviz verilmemesi bu Meclisin en önemli görevlerinden birisidir. Bunun için öncelikle hukuk devletinin geçmişinde pislik yığını ve bataklık gibi duran faili meçhul siyasi cinayetlerin neden, nasıl ve kimler tarafından gerçekleştirildiğinin ortaya çıkarılması ve bunun arkasındaki karanlık ilişkilerin aydınlatılması demokratik hukuk devletinin olmazsa olmazıdır. Arkasında pislikler yığını taşıyarak demokratik hukuk devletinden söz edemeyiz.

Demokrasinin gelişiminin önündeki diğer en büyük engellerden birisi ise hepimizin bildiği gibi seçim barajıdır. Seçim barajı, demokrasinin gelişmesinin engelidir. Bu Türkiye Büyük Millet Meclisi, adı üstünde Türkiye'nin Meclisidir. Türkiye’de çeşitli siyasal düşüncelerden, çeşitli etnik kökenlerden insanlar yaşamaktadır; bu Meclis Türkiye'nin mini bir modelidir, numunesidir. Dolayısıyla, ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar yaşayan herkesi ve her düşünceyi Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil ettirmeye çalışmak demokrasinin gelişmesine katkı koyar. Geçenlerde Adalet Bakanının bu konuda bir açıklaması vardı, “Bu seçim barajıyla sürdürülebilir olması mümkün değildir, bu seçim barajının değiştirilmesi gerekir.” demektedir.

Değerli arkadaşlarım, ben de gerçekten demokrasinin hak ettiği seviyede olabilmesi için bu seçim barajının yıkılması gerektiğini düşünüyorum. Seçim barajının gölgesinde yaşayarak ya da seçim barajının içerisindeki sularda kulaç atarak demokrasi mücadelesi vermek mümkün değildir.

Bu seçim barajı 12 Eylül’ün çocuğudur. 12 Eylül’e şiddetle karşı olduğunu belirten bir siyasal anlayış “Demokrasi mücadelesi veriyorum.” derken, bir yandan da, 12 Eylül’ün çocuğu olan bu seçim barajını besleyip büyütemez. Yüzde 10’cu bir anlayışla artık gelinen noktada demokrasi mücadelesinin başarıya ulaşamayacağı anlaşılmıştır. O nedenle, bu Parlamentonun yapması gereken en önemli konulardan birisi, eğer gerçekten demokrasi konusunda bir samimiyet inancı var ise, gerçekten samimiysek bu düşüncemizde, bu haksız barajın gerçekten yıkılması ya da en azından makul, kabul edilebilir bir seviyeye çekilmesi artık bugün bir zaruret hâline gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

80 konuşma daha · 20 Temmuz 2010

80 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook