İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · SALI

Emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.869)

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 89. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Nisan 2005 · 1.620 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 26 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMNİYET TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.869)); konuşma 1.620 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.869)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 26 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-04-26-emniyet-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporu hakkında, raporun tümü hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve kişisel görüşlerimi beyan etmek üzere söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu, hem Grubum hem de şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Emniyet Teşkilatı içindeki hiyerarşik yapılanmayla ilgili olan bir tasarıyı görüşüyoruz. Bu konudaki değerlendirmeleri yapmadan evvel, tasarıyla bağlantılı olarak askerlik hizmetinin bu hiyerarşik yapı içinde rütbe kıdemine nasıl yansıdığını; bunu tartışmamız, bunu değerlendirmemiz gerekiyor. Bunu, öncelikle bilgilerinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyla ilgili olarak, polislik mesleğinde amir durumunda bulunan kamu görevlilerini öncelikle ikili bir tasnife tabi tutmamız gerekiyor. Birinci grup, polis kolejinden gelen, polis akademisine devam eden ve amir konumuna gelen yöneticilerin muvazzaf askerlik hizmetleri rütbe kıdemlerinde nasıl uygulanıyor; birinci grup bu. Biliyoruz ki, bu konumda olan, yani polis koleji ve devamında polis akademisinden mezun olup amir durumunda bulunan kamu görevlilerinin, amir durumundaki görevlilerin askerlik hizmetleri rütbe kıdemlerine sayılıyor. Mevcut uygulama bu yönde, bunda bir tereddüt ve ihtilaf yok. Bu durumda olanlar, askerlik hizmetlerini kurumlarından izin alarak yapıyorlar ve mesleklerini fiilen icra etmedikleri halde, askerlik süreleri meslekî kıdemlerine sayılıyor.

Değerli arkadaşlarım, ikinci grup ise... Bunun alt bölümleri var. Bunlar arasında, herhangi bir fakülteyi bitirdikten sonra askerliğini yapıp polis akademisini bitirenler var.

Yine, polis memuru iken polis akademisine gidip, polis akademisini bitirenler var.

Keza, polis memuru iken 4 yıllık herhangi bir fakülteyi bitirip, altı aylık polis amirliği kursu görüp, amir durumuna gelenler var.

Yine, özellikle 1988 yılından evvel mezun olanların tamamının askerlik hizmetinin rütbeye sayıldığını biliyoruz. Bunları da ikinci grup içinde tasnif etmek gerekiyor.

Bu tasarıyla, bu amirlerin askerlik süreleri kadar, bulundukları rütbede uzatma durumları söz konusu olabilecektir. Bu bölümü de; yani, 1988 yılına ilişkin, bu yıldan evvelki mezunların bu durumunu da ikinci grup içinde değerlendirmemiz gerekiyor değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, sorun, işte bu noktada başlıyor. Bu durumda olanların; yani, ikinci grup altında tasnif ettiğimiz bu amirlerin, askerlik hizmetlerini ve özellikle polis amiri olmadan evvel yapmış oldukları askerlik hizmetlerini, meslekî rütbe kıdemine yansıtacak mıyız yansıtmayacak mıyız? Bu tasarının özü ve esası bu noktada yoğunlaşıyor.

Değerli arkadaşlarım, her iki grubu değerlendirdiğimizde, polis koleji ve polis akademisi mezunlarının, meslekleriyle ilgili olmayan askerlik hizmetlerinin rütbe kıdemlerine yansıtıldığını görüyoruz. Bu yansıtma işlemi, askerlik hizmeti esnasında hemen yapılıyor; yani, araya uzun bir süre girmeden, askerlik hizmetini yaparken bu arkadaşlarımız, bu kamu görevlileri, o hizmet esnasında, bu, rütbe kıdemine sayılıyor. Polis amiri olmadan evvel askerliğini yapanların bu sürelerini de, bu uygulama içinde, bu değerlendirme içinde, tekrar ifade ediyorum, polis amiri olmadan evvel askerliğini yapanların bu sürelerini de, bu durumda, rütbe kıdemine yansıtmaktan daha doğal bir şey olamaz değerli arkadaşlarım.

İşte, değerli arkadaşlarım, yürütme organı, polis amiri olmadan evvel askerliklerini yapanlar yönünden rütbe kıdemi uygulaması yapmadığı için; yani, biraz evvel açıklamasını yaptığım şekilde, bunların da askerlik hizmetlerinin rütbe kıdemine sayılması gerektiği halde, idare, bu noktada olumlu işlem tesis etmediği için, bu konu, dava yoluyla Danıştaya götürülüyor; devamında ise, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine olay intikal ediyor.

Anayasa Mahkemesi, yeni sayılabilecek bir kararla, 11 Haziran 2003 tarihli kararında şu değerlendirmeyi yapıyor değerli arkadaşlarım; aynen Anayasa Mahkemesi kararındaki ifadelerle okuyorum: "Dava dilekçesinde, polis amiri olduktan sonra yapılan askerlik hizmeti rütbe kıdeminden sayıldığı halde polis amiri olmadan önce yapılan askerlik hizmetinin rütbe kıdeminden sayılmamasının, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Yukarıda belirtildiği gibi, Anayasada öngörülen eşitlik ilkesi, aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulmalarına engel oluşturur. Anayasanın 72 nci maddesinde vatan hizmeti olarak nitelendirilen askerlik hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevi biçiminde düzenlenmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda da askerlik hizmeti kamu hizmeti niteliğinde sayılmış, 81 ve devamı maddelerinde memuriyet öncesinde veya memuriyet sırasında yapılan askerlik hizmeti süresinin, devlet memurluğu kıdeminde değerlendirilmesi kabul edilmiştir."

Başka bir ifadeyle, değerli arkadaşlarım, kamu hizmetinin hesaplanmasında; yani, 657 sayılı Yasanın uygulanmasında da kamu görevlisi olmadan evvel yapılmış olan askerlik hizmeti de emeklilik süresinin hesaplanmasında nazara alınıyor; yani, bu durumda da, mevcut yasalarımızda, mevcut mevzuatımızda, kamu görevlisi olmadan önceki veya sonraki askerlik hizmetinin emeklilik hizmetine sayılması noktasında bir ayırım getirilmiyor, eşit uygulama yapılıyor.

"Askerlik hizmetinin rütbe kıdeminde sayılması ya da sayılmamasına ilişkin düzenleme, anayasal ilkelere uygun olması koşuluyla yasama organının takdirinde olan bir husustur. Askerlik hizmetinin yerine getirilmesinde kişilerin kamu görevlisi olup olmamasının ya da yürüttüğü kamu görevinin niteliğinin farklı bir konu yarattığı kabul edilemez."

Bu ifadeyi, Anayasa Mahkemesinin bu ifadesini tekrar değerlendirmek ve biraz açmak istiyorum:

Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesi şu tespiti yapıyor: Polis amiri olmadan evvel yapılmış olan askerlik hizmetinin veya polis amiri olduktan sonra yapılmış olan askerlik hizmetinin rütbe kıdemine sayılıp sayılmaması konusu yasama organının takdirinde olan bir husustur. Yasama organı, pekala "polis amiri olmadan evvel de, olduktan sonra da, yapılmış olan bu askerlik hizmetini ben rütbe kıdemine esas almıyorum" diyebilir. Bu noktada yapılabilecek bir eleştiri söz konusu olmaz; ama, polis amiri olmadan evvel yapılmış olan askerlik hizmetini rütbe kıdemine esas alıyorsanız, polis amiri olduktan sonraki askerlik hizmetini de bu rütbe kıdemine esas almak gerekir diyor; Anayasa Mahkemesinin, bu kararında özet olarak söylediği bu değerli arkadaşlarım.

"Kamu görevlisiyken askerlik yapanlardan, bir rütbeyi aldıktan sonra veya önce askerlik yapanlar aynı hukuksal durumda bulunduklarından, bunlara farklı kuralların uygulanması sonucunu doğuran dava konusu bölüm; yani, ondördüncü fıkranın, polis amiri olduktan sonra yapılan bölümü Anayasanın 10 uncu maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine aykırıdır, iptal edilmelidir" diye, Anayasa Mahkemesi, olayı son derece somut bir şekilde, tereddüte yer vermeyecek şekilde düzenlemiş değerli arkadaşlarım.

Anayasa Mahkemesi, olayı, tekrar ifade ediyorum, çözüme bağlamış; getirilen tasarıyla ise, Anayasa Mahkemesinin bu tespitine ve Anayasanın 10 uncu maddesine aykırı uygulama yapılmak isteniliyor değerli arkadaşlarım. Hukuk devletinde böyle bir uygulama kabul edilemez. Anayasanın 138 inci maddesi karşısında böyle bir uygulamayı ve böyle bir düzenlemeyi kabul etmek mümkün değildir değerli arkadaşlarım. Tasarı, bu yönüyle, yargı kararlarının uygulanmaması ve ihlal edilmesi sonucunu doğuran bir tasarı niteliğinde olmuştur.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin bu tespiti ve bu kararı sebebiyledir ki, bu durumda olan polis amirlerinin Danıştaya açtıkları dava sayıları 2000'e yaklaşmış ve bu davaların aşağı yukarı tamamı davacılar lehine sonuçlanmış. 1 530 davanın 840'ı sonuçlanmış olup, bu davalardan 775'i davacılar lehine sonuçlanmış. Devam eden dava sayısı 685. İdare lehine sonuçlanmış görünen 65 dosya ise, esasa ilişkin değil, tamamen usulî sebeplerle reddedilmiş.

Değerli arkadaşlarım, idarenin yapmış olduğu haksız ve hukuka aykırı uygulamalar sebebiyledir ki, kamu görevlileri dava açmaya zorlanılmıştır. 2 000 civarındaki amir personel, bakanlıkla ihtilaflı duruma düşmüştür. Böyle bir tablonun, çalışma huzurunu ve verimini etkilemesi kaçınılmazdır ve bu davalar sebebiyle de, idarenin, yüz milyarlarca masrafa ve zarara uğradığı açık olmasına rağmen, böylesine hukuka ve Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olan bir tasarıda, yargı kararlarına rağmen, Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen böyle bir tasarıda ısrar edilmiş olmasını, bunu kabul etmek mümkün değil, bunu hukuk devleti anlayışı içinde kabul etmek mümkün değil.

Daha da ötesini söyleyeceğim değerli arkadaşlarım, daha da düşündürücü boyutunu şimdi size anlatacağım: Anayasa Mahkemesine kimler dava açtı biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Yani, 2001 yılında, bu tasarıyla getirilen hükmün, bu tasarıyla getirilmek istenilen hükmün Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla kimler dava açtı biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Bunu, izninizle, bilgilerinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Anayasa Mahkemesine dava açanlar arasında, Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin, Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ali Coşkun, Orman Bakanı Sayın Osman Pepe, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Sayın Eyüp Fatsa, Sayın Faruk Çelik ve Sayın Salih Kapusuz, İçişleri Komisyonu Başkanvekili Sayın Ali Sezal, İçişleri Komisyonu üyesi Sayın Mehmet Çiçek, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Akif Gülle, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Sayın Mehmet Elkatmış, Dilekçe Komisyonu Başkanı Sayın Yahya Akman, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanvekili Sayın Mehmet Altan Karapaşaoğlu var.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesine davayı açan bu arkadaşların dışında, Sayın İçişleri Bakanının da bu davayı açanlar arasında bulunduğunu hemen ifade ediyorum.

Düşünebiliyor musunuz değerli arkadaşlarım, bakın, bu tasarıyı bugün huzurumuza getiren hükümetin, aşağı yukarı 9-10 üyesi ve ayrıca, siyasî iktidar grubunun grup başkanvekilleri, dört yıl evvel, bu tasarının Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine iptal davası açıyorlar ve sonuç alıyorlar. O iptal dilekçesi doğrultusunda, Anayasa Mahkemesi, iptal kararı veriyor değerli arkadaşlarım. Böyle bir süreçten sonra, aynı konuda yeni bir tasarı getirilmesinin, hukuk devleti ve demokrasi adına savunulabilecek bir yönü olabilir mi değerli arkadaşlarım?

Bakın, yasama görevinin temel özelliği nedir değerli arkadaşlarım; yasama görevini yaparken tutarlı olmalıyız ve güvenilir olmalıyız. Bir siyasî kadro ve İçişleri Bakanı, dört yıl içinde, böylesine önemli bir konuda, mutlak anlamda çelişkiler ve tutarsızlıklar yaşıyorsa, orada adil bir uygulama ve anlayıştan söz edemezsiniz.

Elbette, bu tasarının tartışılması aşamasında Sayın Bakan, gelip, Mecliste Genel Kurulun huzurunda bu değişikliğin gerekçesini anlatmaya çalışacaktır; ama, bu kadar somut bir konuda, bu kadar bariz bir konuda, böylesine mutlak çelişkiler içine düşülmesinin, herhalde, hiçbir inandırıcı, hiçbir tutarlı açıklaması olamaz değerli arkadaşlarım.

O sebepledir ki, biz, şu düzenlemenin yapılmasında ısrarlıyız değerli arkadaşlarım. Bu düzenleme yapılmadığı takdirde, bu tasarının, yine, Anayasa Mahkemesi prosedürü içinde yeni baştan iptal edilmesi kaçınılmaz bir hal alacaktır. Böyle bir süreç ise, yine, Meclis olarak yanlış bir yasama faaliyeti içinde olmamız sonucunu doğuracağından, buna sebebiyet vermememiz gerekiyor, buna yol açmamamız gerekiyor.

Biz, bu konuyla ilgili, bütün bu düzenlemeleri içerecek şekilde, bütün bu açıklamalarımızı kapsayacak şekilde 2 tane önerge hazırlamış durumdayız. Bu önergelerin Genel Kurul tarafından değerlendirilmesini ve mutlaka, oylama esnasında nazara alınmasını talep ediyoruz. Bu düzenleme doğrultusunda, bu önergeler doğrultusunda bir düzenleme yapıldığı takdirde, amaca uygun bir düzenlemenin yapılmış olacağını ve Anayasa Mahkemesi kararında sözü edilen o aykırılığın giderilmiş olacağını ben öncelikle ifade etmek istiyorum; ama, buna rağmen, böyle bir düzenlemede ısrar edilmesi halinde ise, bu düzenlemenin, öncelikle, Anayasa Mahkemesi kararı karşısında Cumhurbaşkanlığı makamından dönmesinin kaçınılmaz olduğunu, devamında da, yine, bu tasarıda ısrar edildiği takdirde Anayasa Mahkemesinden dönmesinin kaçınılmaz olduğunu; böyle bir sürecin ise, Emniyet Teşkilatının yapılanmasındaki hiyerarşik yapıyı daha da bozacağını, daha da bir kaosa yol açacağını önemle ifade ediyor, Genel Kurulun takdirlerine, bütün bu değerlendirmelerimizi, ihtirazî kayıtlarımızı, saygıyla sunuyoruz.

Genel Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

39 konuşma daha · 26 Nisan 2005

39 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook