Emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.869)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 90. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Nisan 2005 · 780 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 27 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMNİYET TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.869)); konuşma 780 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.869)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 27 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-04-27-emniyet-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grup gündem önerisi hakkında lehte konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, İGDAŞ dosyasını bu hafta da anlatmaya devam edeceğiz. İGDAŞ dosyası üzerinde neden bu kadar önemle duruyoruz; bunu, o sebeple, tekrar açıklamak istiyorum. Bu dosyada, halen Mecliste görev yapan 4 milletvekilinin yargılandığını hemen hatırlatmak istiyorum. Bu milletvekilleri açısından, doğal olarak, Anayasanın 83 üncü maddesi gereğince, ilgili dava dosyası tefrik edilmiş ve yargılamaları durdurulmuş durumda. Bu 4 sanık dışında -ki, bu sanıklardan bir tanesi, Sayın Gündüz'ün de ifade ettiği gibi, Sayın Mustafa Açıkalın- bu dosyada kimler var; bu dosyada, değerli arkadaşlarım, Enerji Bakanı Sayın Hilmi Güler var ve ayrıca, Başbakanlık Müsteşarı Sayın Ömer Dinçer var ve toplam 159 sanık var, değerli arkadaşlarım.
Bu dosyalardaki iddialar nedir; bu dosyalarda, 1994-2001 yılları arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki İGDAŞ'ın, İGDAŞ yetkililerinin organize suç ilişkileri sonucunda -aynen iddianamedeki, yargılamadaki ifadelerden söylüyorum- kurumu 170 trilyon zarara uğrattıkları ve ayrıca, 1999-2000 yıllarında kötü yönetimden dolayı da 29 trilyon civarında zarara uğrattıkları iddia ediliyor ve yine, ayrıca, deprem anındaki doğalgaz kesme vanalarının alımında, o cihazların alımında 35 dolar yerine, her cihaz için 135 doların ödendiği yolunda raporlar var; yani, bir anlamda deprem ticareti yapıldığı yolunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulunun düzenlediği raporlar var, değerli arkadaşlarım.
Karma komisyona intikal eden bu dosyalarda, doğal olarak, 3 Kasım 2002'ye kadar olan dosya safahatı var; ama, bizim 3 Kasımdan sonraki dosya safahatını da bilmemiz gerekiyor. Bu dosyaların nasıl bir seyir içinde geliştiğini bilmemiz gerekiyor. İşte hem bu dosya safahatındaki gelişmeyi takip etmek hem Enerji Bakanı hakkında dosya neden tefrik edilmemiş, Enerji Bakanı hakkında yargılama aşamasında nasıl bir uygulama yapılmış ve hem de bu yargılama dosyasına, iddia edildiği gibi, hukukdışı müdahaleler yapılmış mı, yapılmakta mı; bunları araştırmak amacıyla ben 18 Mart tarihinde Eyüp Adliyesine gittim, değerli arkadaşlarım. Enteresandır, bu dosyayı incelemem engellendi, bu dosya tarafıma verilmedi. Ben milletvekili olarak görev yapıyorum, karma komisyon üyesi olarak görev yapıyorum, denetim görevi yapıyorum, değerli arkadaşlarım; bu dosyayı ben inceleyemedim. Bunun burada gerekçelerini, değerlendirmesini uzun uzadıya yapmak istemiyorum. Bu gelişmeyi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal ettirdiğimi ifade etmek istiyorum. Onun zeminini de ayrıca takip ediyorum, ayrıca, onun değerlendirmesini yapacağım.
Gelinen aşamada, milletvekili-bürokrat ilişkisini ve bu kapsamda da Ömer Dinçer'e yönelik bir değerlendirmeyi izninizle yapmak istiyorum, Başbakanlık Müsteşarı Sayın Ömer Dinçer'e yönelik değerlendirme yapmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, biliyoruz ki, dokunulmazlık kavramının kamu görevlileriyle ilgili bölümü bu kavramın temel ayaklarından birisidir, sacayaklarından birisidir. Kamu yönetimi adına ibret verici bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu üzülerek ifade ediyorum.
Sayın Başbakan bu konuda ne diyor, değerli arkadaşlarım; Sayın Müsteşara yönelik olarak şunu söylüyor Sayın Başbakan: "Ömer Dinçer benim en yakın çalışma arkadaşımdır. Görevini yapış biçiminden son derece memnunum. Herkes şunu bilsin ki, kendisiyle sonuna kadar çalışacağım. Hakkındaki iddialar Başbakanlıktaki göreviyle ilgili değil, akademik kariyeriyle ilgili."
Değerli arkadaşlarım, ben, Sayın Başbakanın bu değerlendirmesine Tercüman Gazetesinden Ergun Göze'nin değerlendirmesiyle cevap vereceğim. Ne diyor Sayın Ergun Göze, aynen okuyacağım. Bu okuduğum sözler, tekrar ifade ediyorum, Ergun Göze'ye ait, değerli arkadaşlarım:
"Bu sözler, politik etik bakımından çok üzücüdür ve mantıktan da yoksundur. Eğer, Müsteşarın Başbakanlıktaki bir görevinden şikâyet olsaydı, yani, Başbakanlıkta yaptığı bir işlemden şikâyet olsaydı 'ben çalışmasından memnunum' diyerek tartışmayı bitirebilirdiniz; ama, Müsteşar Bey, akademik unvanını haksız yere almak ve cezaî takibattan zamanaşımı sayesinde kurtulmak iddiasıyla karşı karşıya bulunmaktadır; fakat, Sayın Başbakanın ifadesi 'mahkemece hüküm giymiş olsa bile çalışırım' anlamına gelmektedir; 'Başbakanlık Müsteşarlığı başka, akademik unvan almak başka' demek gibidir. Böyle bir mantığın ahlakî sahada yeri olamaz.
Şunu da belirtelim ki, Sayın Başbakan, her istediğiyle çalışamaz; ancak, Türk Milletine, hukukuna, örfüne ve etik anlayışına uygun kişilerle ve o şartlar içerisinde çalışabilir. Yoksa, hukuk devleti ve devletin ahlakî zemini nerede kalır" diyor Sayın Ergun Göze.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Göze'nin yazdıklarına, elbette, mealen katılıyorum ve ilave ediyorum: Kamu Yönetimi Tasarısı esnasında Sayın Müsteşara yönelen eleştiri ve tepkiler karşısında, hükümetin, Sayın Başbakanın Müsteşara sahip çıkması siyaseten izah edilebilirdi, siyaseten. İdeolojik boyuta, hukukî teknik ve laikliğe ilişkin her türlü eleştiri ve değerlendirmelerimi saklı tutarak bu ifadeyi kullandığımı hemen ifade ediyorum; ancak, Sayın Müsteşarla ilgili ciddî iddialar, maalesef, bu olayla sınırlı kalmamıştır. Sayın Müsteşarın, bir akademisyen için en ağır suç sayılabilecek bir suç olan intihal (akademik hırsızlık) yoluna başvurduğu, akademik prosedür içerisinde açıklık kazanmıştır.
Sayın Adalet Bakanı bu konuda diyorlar ki: "Efendim, Müsteşar bu konuda 18 tane dava açmış."
Sayın Bakan, bu davaların niteliğinden ve konusundan neden söz etmiyorsunuz?! 18 dava açtığını biliyorsunuz da, bu davaların niteliğinden ve konusundan neden söz etmiyorsunuz?! Bu davalarda yürütmenin durdurulması veya tedbir kararı verilip verilmediğinden neden söz etmiyorsunuz, Sayın Bakan?! Bu, bu olayı saptırmaktan başka bir anlama gelmeyen bir açıklamadır, değerli arkadaşlarım.
Bakın, Sayın Müsteşarla ilgili iddia, akademik hırsızlıkla da sınırlı değil. Bu noktada da Sayın Ergun Göze'nin değerlendirmesine özellikle eklenmesi gereken yeni bir olay söz konusu...
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 27 Nisan 2005