Çalışma saatleri ve konuları hk.
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 113. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Haziran 2005 · 1.013 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 16 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.013 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-06-16-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından Danışma Kuruluna sunulan Grup önerisi hakkında lehte konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün, gündeme getirdiğimiz dosya, Düzce Milletvekili Sayın Fahri Çakır'la ilgili bir dosya. İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle ilgili dosyalara bu hafta ara veriyoruz.
Düzce Milletvekili Sayın Fahri Çakır hakkındaki suçlama, genel bir tehlike doğuracak şekilde bina yıkılmasına ve ölüme neden olma suçudur. Bu olayda ölü sayısı 20 kişidir. Daha açık bir ifadeyle, 12 Kasım 1999 tarihinde meydana gelen Düzce depreminden söz ediyorum değerli arkadaşlarım. Bu depremde yıkılan bir binadan söz ediyorum; yani, klasik anlamda dikkatsizlikle, tedbirsizlikle yol açılan bir trafik olayından değil, bir depremde bina yıkılmasına yol açmadan söz ediyorum. Bu binanın eksik, hatalı malzeme kullanımı veya yanlış proje sebebiyle yıkılmasından söz ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu dosyada Sayın Çakır ile birlikte 3 kişi daha, Türk Ceza Kanununun 383/2 nci maddesine muhalefetten yargılanmışlar, sözü edilen kişiler birer yıl ağır hapse mahkûm olmuş, 59 uncu madde uygulamasıyla bu ceza on ay ağır hapse düşmüş. Başka bir ifadeyle, Sayın Çakır ile benzer konumda olan kişiler yönünden de bir mahkûmiyet kararı verilmiş.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye, bir deprem olgusuyla karşı karşıya. Sistemin çelişkilerinden ve zafiyetlerinden yararlananlar, imar mevzuatını altüst ederek, acımasızca kâr hırsıyla insanların toplu ölümlerine yol açıyorlar. Bunun en acı örneklerini, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde hep birlikte yaşadık. Bu depremden, daha sonra meydana gelen Bingöl depremlerinden yine almamız gereken dersleri maalesef alamadık.
Sistemin yanlışlarını tespit etmek ve kuralların eşit olarak uygulanmasını sağlamak yerine, bazı günah keçilerini tespit ettik, onlara yüklendik, böylece vicdanlarımızı kendimizce rahatlattık ve görevimizi de yapmış olduk. Keşke gerçeklere çözüm bulmak bu kadar kolay olabilseydi.
Bakın değerli arkadaşlarım, bu günah keçilerinden birisi de, kamuoyunun yakından tanıdığı Veli Göçer idi. Veli Göçer, Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı; aynı maddeden yargılandı, Sayın Fahri Çakır'ın yargılandığı maddeden yargılandı; yirmibeş yıl ceza aldı değerli arkadaşlarım. Veli Göçer, yirmibeş yıl ağır hapse mahkûm oldu, 5 ayrı binanın yıkılmasına yol açtığı için; her bir olay için beşer yıl olmak üzere, bu cezayı aldı.
Konya mahkemesi, Düzce mahkemesinden farklı olarak, olayda üst sınırı uyguladı.
Yanlış değerlendirilmemesi için hemen ifade ediyorum; Veli Göçer'e verilen cezayı, yerindedir yerinde değildir, azdır çoktur şeklinde bir değerlendirmeye tabi tutmuyorum. Olayın halen Yargıtay aşamasında olduğunu biliyorum. Anlatmak istediğim, suçlamanın niteliği, vahameti ve sosyal boyutudur.
Peki, bu olaylar ve dosyalar konusunda Genel Kurul olarak biz ne yapıyoruz?! Bir taraftan, bu konularda, görünürde, sosyal ve teknik düzenlemeler yapıyoruz; diğer taraftan da, bu tür suçlamalara maruz kalan, yasama faaliyetiyle doğrudan veya dolaylı hiçbir ilgisi olmayacak bir suçlamadan dolayı -ki, bu suçlama, bu dosyadaki suçlama mahkûmiyet aşamasına varmıştır- birilerini koruma zırhına bürümeye devam ediyoruz. Hiçbir şekilde izahı yapılamayacak bir uygulamadan söz ediyorum. Bu uygulamanın savunmasını ve haklılığını, hiç kimse ifade edemez, iddia edemez; bunun adı imtiyazdır değerli arkadaşlarım, bunun adı ayrıcalıktır.
Bakın değerli arkadaşlarım, ayrıca şu savunma yapılıyor: Efendim, bu ve benzeri suçların milletvekiliyken işlenmesi pek mümkün değil, bunun örneği yok. Milletvekili olmadan evvel işlenmiş olan suçlardan dolayı da milletvekilliği görevini engellersek, millet iradesine aykırı davranmış oluruz gibi savunmaların zaman zaman yapıldığını biliyoruz. Değerli arkadaşlarım, yanlış bir savunma bu da. Milletvekili, bu yanlış ilişkilere doğrudan girmiyor. Nasıl giriyor; milletvekilinin ve bakanların akraba ve yakın çevresinde, bakıyoruz, hemen ticarî dehalar oluşuyor, hemen böyle bir grup oluşuyor. 23 yaşında, 25 yaşında olan, hiçbir iş tecrübesi olmayanların, bir anda, gemi nakliyesi, deniz ulaşımı, mısır ithalatı... Beş, beş yetmiyor, yedi yıldızlı turistik oteller açtıklarını görüyoruz. Böyle bir gruplaşmanın doğduğunu, hemen, bir yıl içinde, iki yıl içinde bunun oluştuğunu görüyoruz ve bu insanların ithalat, ihracat, turizm sektörlerinde ağırlıklı olarak, milyon dolarlık işler yaptığını görüyoruz. Diğer taraftan da, geliyoruz, burada, Mecliste, bir taraftan fakir fukara, garip gureba söylemini sürdürüyoruz siyasî iktidar olarak.
Değerli arkadaşlarım, bu söylemlerde bulunanları, ciddiyete ve inandırıcı olmaya bir defa daha davet ediyorum. Bakın, burada haftalardır anlatıyorum, hükümeti ve bürokratları haftalardır uyarıyoruz; hangi konuda uyarıyoruz -yine uyarmaya devam edeceğiz- 5 dokunulmazlık dosyasındaki 400 000 000 dolarlık hazine zararından söz ediyorum değerli arkadaşlar. Yani, dokunulmazlık kurumunu amacı dışında kullandığımız zaman nasıl sonuçlara yol açıyoruz, bunu anlatmaya çalışıyorum. Üzücü ve düşündürücü olan husus, hükümet sözcüleri, Genel Kurulda bu konuda da kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye ve yanıltmaya ısrarla devam ediyorlar.
Bakın, hep ifade ediyoruz; hukukî sorumluluk ile cezaî sorumluluk farklı kavramlardır. Ceza davasından beraat edebilirsiniz; ama, tazminattan sorumlu tutulabilirsiniz veyahut hakkında ceza davası açılmamış olsa bile, tazminat sorumluluğu doğabilecek haller vardır. İşte, bu haller, İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle ilgili, İGDAŞ, BELBİM, AKBİL dosyaları ile kayıp trilyon ve Maliye Bakanının 150 000 000 dolarlık sahtecilik, hayalî ihracat dosyasında bütün unsurlarıyla mevcut. Bu dosyalardaki sanık durumunda olanların tazmin sorumluluğunu bir tarafa bırakıyorum; bunların tazmin sorumluluğu hakkında, ceza zamanaşımının, tazminat zamanaşımını belli bir süre durduracağını herkes biliyor, bunu tekrar anlatmaya gerek yok. Benim anlatmak istediğim şu: Hakkında ceza davası açılmayan veya ceza davasından mahkûm olan ve bu suretle de hukukî sorumlu bulunan bu kişiler ve bu bürokratlar hakkında neden tazminat davalarını açmıyorsunuz diye soruyorum, sormaya da devam edeceğim. Burada, Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesindeki zamanaşımını kesen ve ilave eden madde uygulanmaz değerli arkadaşlarım; bunun uygulanma yeri yok. Devam ediyorum tabiî… Bir mahkûmiyetten söz ettim. İhaleye fesattan dolayı İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla mahkûm olan Albayraklar grubu hakkında bu dava neden açılmıyor? Birisi gelsin, bana bu cevabı versin değerli arkadaşlarım.
Bakın, bu kişiler ve gruplar hakkındaki tazminat davalarının zamanaşımları dolmak üzere. Maliye ve İçişleri Bakanlığı bürokratlarını ve hukuk birimlerini bir defa daha uyarıyorum. İçişleri ve Maliye Bakanları size bu davaların açılmaması için talimat vermiş olsalar bile, siz bu davaları açmak zorundasınız. İlgili bakanların vermiş olduğu bu talimatlar kanunsuz emir niteliğindedir. Kanunsuz emri yerine getiremezsiniz. Kanunsuz emir yerine getirilemez. Kanunsuz emri yerine getirdiğiniz takdirde, en hafif deyimiyle ifade ediyorum, görevi kötüye kullanmak ve tazminattan dolayı kişisel anlamda sorumlu olursunuz; bu, kaçınılmazdır. Birileri sizlerin hakkında bu yargılama sürecini mutlaka başlatır. Onun için, yasal görevlerinizin ve sorumluluklarınızın gereğini yapın diye ilgili bürokratları ve hukuk birimlerini bir defa daha uyarıyorum.
Değerli arkadaşlarım, akılcı düşünmeye davet ediyorum. Hepinizi, hepimizi akılcı düşünmeye davet ediyorum. Dokunulmazlık kurum ve kavramı, amacı dışında kullanılıyor. İçtüzük, eylemli ve organize bir şekilde ihlal ediliyor. Öylesine kötü kullanılıyor ki, siyasî iktidara karşı muhalefetin baskı altına alınmasını engellemek amacıyla getirilen…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 16 Haziran 2005