Türkiye cumhuriyeti anayasasında değişiklik yapılması hakkında (s.s.32)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 6. Birleşim · 2. yasama yılı · 10 Ekim 2007 · 1.967 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 10 Ekim 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.32)); konuşma 1.967 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Türkiye cumhuriyeti anayasasında değişiklik yapılması hakkında (s.s.32)”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 10 Ekim 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-23-2007-10-10-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-32 (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d23/c002/b006/tbmm230020060454.pdf
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; referandum metniyle ilgili olarak düzenlenen yasa teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Grubum ve şahsım adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, görüşlerimi ifade etmeden evvel, hain saldırılar sonucunda şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet, ulusumuza da başsağlığı diliyorum.
Gelinen süreçte, artık Hükümetin boş söylem ve vaatleri bir tarafa bırakarak, kararlı bir siyasi iradeyi ortaya koyması gerekmektedir. Egemenliğimizi tartışılır hâle getirmeden, icazet arayışlarına girmeden, uluslararası hukuk ve antlaşmalardan doğan meşru hak ve yetkilerini kullanması ve asli görevini yapması noktasında, konusunda Hükümeti bir kez daha uyarmak gereğini duyuyoruz. (x) 32. S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir. Bu değerlendirme ve tespitlerimi yaptıktan sonra teklifle ilgili görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, 21 Ekim referandumu öncesinde bir Türkiye fotoğrafı çizmekte yarar görüyoruz. "Biz demiştik." saplantısına girmeden bu fotoğrafın unsurlarını ve aktörlerini ana başlıklarıyla anlatmak istiyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin Cumhurbaşkanının seçimi konusunda toplantı yeter sayısıyla ilgili olarak tesis ettiği karardan sonra, siyasi iktidar, günü kurtarmak, gündemi değiştirmek ve 22 Temmuz seçimlerinde bir siyasi malzeme yaratmak amacıyla referanduma konu olan metni Meclis gündemine getirdi ve düzenlenmesini sağladı.
Metnin uygulanma takvimi başladığında, iktidar sözcülerinin önce "Geçici 19'uncu madde kendiliğinden zaten yok hükmündedir." dediklerini, daha sonra ise eleştiriler ve tepkiler üzerine harekete geçerek -teklife konu olan- görüşülmekte olan teklifi gündeme getirdiklerini biliyoruz. Sorumsuz ve öngörüsüz bir iktidar anlayışının dayatmacı ve kararlı bir şekilde sürdüğünü görüyoruz. Çoğunluk diktası anlayışıyla ülkeyi yönetmek isteyen bir iktidar yapılanmasıyla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha görüyoruz.
İşte değerli arkadaşlarım, 21 Ekim referandumuyla ilgili olarak doğması kaçınılmaz olan bu ka- otik ortamı ve hukuk ihlallerini Mayıs, Haziran 2007 tarihinden bu yana Anayasa Komisyonunda, Genel Kurulda ve kamuoyu huzurunda ısrarla anlattık. İktidarı ve kamuoyunu sürekli olarak uyardık. Hiçbir hesabın ve pazarlığın içine girmeden ilkeler doğrultusunda ve ülkemizin yararlan doğrultusunda muhalefet görevini sürdürdük. Bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Anayasa değişikliği teklifinin içerdiği mutlak çelişkiler bir tarafa, Anayasa ve 3376 sayılı Halkoylaması Kanunu'ndaki asgari süreler sebebiyle, zorunlu olan süreler sebebiyle 22 Temmuz tarihine yetişemeyeceğini, bunun bir aldatmaca olduğunu, zorunlu olarak referandum sürecinin Ekim, Kasım 2007 tarihine sarkacağını, bu takdirde ise, bu süreçte ise yeni cumhurbaşkanının Parlamento tarafından, mevcut Anayasa'- ya göre Parlamento tarafından seçilmiş olacağını ve yine bunun devamında bu getirilen teklifin, getirilen değişiklik teklifinin geçerliliğinin tartışma konusu olacağını başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere tüm sözcülerimiz ısrarla anlattılar. Tutanaklar ve kayıtlar bunu gösteriyor. Esasen, çok uzun bir tarihten de söz etmiyorum, iki üç ay öncesinden söz ediyorum.
Bu anlattığımız çerçevede, sayın milletvekilleri, uyarı yapmanın, politika yapmanın, muhalefet görevi yapmanın gerginlik yaratmak veya kriz üretmek kavramlarıyla uzaktan yakından bir ilgisi olamaz. Böylesine ilkeli ve kararlı bir politikayı tahterevalli politikası kavramıyla nitelendirmek -ise en hafif deyimiyle söylüyorum- haksız ve yanlış bir değerlendirmedir. Zira, çoğunluk diktasına ve dayatmacı anlayışa karşı sürdürülen bir mücadeleden söz ediyoruz sayın milletvekilleri. Bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisinin, Sayın Erdoğan'ı Başbakanlığa taşıdığı yolundaki savunma ve eleştirinin de demokrasiye saygı kavramıyla bağdaşmadığını ve ucuz bir polemik niteliğinde olduğunu da yine, yeri gelmişken ifade etmek gereğini duyuyorum.
Değerli arkadaşlarım, biz yaşanması muhtemel olan, kaçınılmaz olan bu süreci anlatırken, ma- yıs-haziran ayından bu yana anlatırken ve Hükümeti uyarırken, komisyon çalışmalarında Hükümet adına görev yapan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin aynen şöyle konuşuyordu kendinden son derece emin bir şekilde: "Efendim, biz ne yaptığımızı biliyoruz, hiç merak etmeyin, 22 Temmuza ikinci sandık da yetişecek." dediğini çok iyi biliyoruz, tutanaklar bunu gösteriyor. Sayın Başbakanın da benzer konuşmalar yaptığını kamuoyu çok iyi biliyor. Bunun yanında, bakıyorsunuz, bütün bu süreçler üç dört aydan bu yana tarafımızdan ısrarla kamuoyu gündemine taşınmasına rağmen, sanki böyle bir konu yokmuş gibi, sanki bu konu sekiz on günden bu yana ortaya çıkmış gibi yayın yapmaya başlayan bir medya dünyasını da, bu gerçeği de bir Türkiye gerçeği olarak ayrıca ifade etmekte, vurgulamakta yarar görüyorum.
Ve nihayet 22 Temmuz sonrasında ortaya, bakıyoruz şöyle bir siyaset anlayışı çıkıyor: Uzlaşmacı ve sorun çözücü söylemle ortaya çıkan, ancak özünde ve esasında AKP'nin, siyasi iktidarın dayatmacı anlayışına omuz veren kompleks ve yeni bir siyaset anlayışının geliştiğini görüyoruz.
İşte değerli arkadaşlarım, bu genel tespitlerden sonra, bu genel değerlendirmelerden sonra, getirilen teklifle ilgili olarak olayın bir de yasal ve hukuki boyutunu değerlendirmek istiyorum, bunları sizinle paylaşmak istiyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 21 Ekim referandumu süreci işlemeye başladı. Mevcut metne göre yurttaşlarımız oylarını kullanmaya başladılar. Gümrük kapılarında oylar kullanılıyor. 18 ve 19'uncu maddelerin metinden çıkarılması hâlinde ise 21 Ekim tarihinde, yeni bir metin, farklı bir metin halka sunulacak. "Efendim, gümrükte kullanılan oylar, beş bin seviyesinde, on bin seviyesinde, otuz bin seviyesinde, onun için bunlar seçimin sonucunu etkilemez." gerekçesiyle, mantığıyla bu olayı geçiştiremeyiz, çünkü, yapılan bu metin değişikliği doğrudan referandumun içeriğiyle ilgilidir. Süreç başladıktan sonra böyle bir içerik değişikliği yapılması, referandum kavramı ve konusuyla bağdaşmaz. Referandumun sıhhatini etkileyen, sakatlayan ve ihlal eden bir hâl söz konusu.
Bakın, şunu değerlendirmenizi istiyorum: Şu anda yapılan ve yapılmak istenilen bu metin değişikliğiyle, aslında, 21 Ekim tarihinde, 21 Ekim sabahında üç dört saat sonra yapılmak istenilecek bir metin değişikliğinin, öz itibarıyla, içerik itibarıyla birbirinden hiçbir farkı yok değerli milletvekilleri. Getirilen teklif, öncelikle, bu yönüyle hukuk ve siyaset skandali niteliğinde olup, gayriciddi yaklaşımlar içermektedir, gayriciddi bir anlayışı içermektedir. Komisyon raporu aşamasında bile -metin önümde- burada bile bakın, komisyonda bir milletvekilinin yaptığı uyarının göz önüne alınmadığını, komisyon raporu aşamasında bile kanun teklifinin başlığının düzeltilmediğini üzüntüyle görüyoruz.
Bir diğer husus değerli arkadaşlarım, referandum metninin aslında, tümden geri alınması da mevcut olan bu garabeti, bu kaosu, bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Niye yetmeyecektir? Bakıyoruz, Meclis, 22'nci Yasama Döneminde Parlamento, iradesini ortaya koymuş. İşte, 21 Ekimde oylaması yapılacak metni düzenlemiş, iradesini ortaya koymuş. Ondan sonra dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer, Anayasa'dan doğan yetkisini kullanarak "Ben, Meclisin iradesini yeterli görmüyorum, ayrıca halkın iradesinin devreye girmesini gerekli görüyorum." demiş ve bu süreç başlamış; halk, iradesini ortaya koymaya başlamış, oy kullanmaya başlamış. Halkın oyunu kullanmaya başladığı bir süreçte Meclisin kendi iradesini ortadan kaldırarak, halk iradesini yok sayarak, hiç işlemeye başlamamış gibi kabul ederek kendi iradesini ortadan kaldırma girişiminde bulunması demokrasiyle ve "millî egemenlik" kavramıyla, "millet iradesi" kavramıyla "millî irade" kavramıyla bağdaşmaz. Burada, doğrudan demokrasiyi ihlal eden, demokrasiyi zedeleyen bir hâl söz konusudur.
Peki, bu noktada ne yapılmalıdır, bunun çözümü nedir? Öyle bir garabet yaşıyoruz ki, öyle bir garabet yaratıldı ki daha doğrusu, neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Bakın, bunun, her şeye rağmen mevcut yapı içinde, sistemin bütünlüğünü bozmadan bir çözümü var. Onun çözümünü biraz sonra konuşmamın ilerleyen bölümünde anlatacağım, ifade edeceğim. Geldiğimiz aşamada, tabii, elbette, bu çözümü bulabilmek için İktidar Grubunun ve iktidara destek verenlerin samimi ve dürüst bir şekilde politika yapmaları gereğinin altını çizmekte fayda görüyorum. Yaşanan süreçte değerli arkadaşlarım, Yüksek Seçim Kurulu da, maalesef, üstüne düşen görevi bihakkın yerine getirmemiştir. Bilindiği gibi Yüksek Seçim Kurulunun hem adli hem de idari işlevi vardır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı "21 Ekim referandumu yapılsın, 'evet' oyu çıkarsa biz Kurul olarak durumu değerlendiririz." demektedir. Bu yolda kamuoyuna açıklamaları yansıdı. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı, yargıç hassasiyetiyle doğru bir şey söylüyor, yani "Olay önüme gelmeden görüşümü açıklarsam bu ihsası rey anlamına gelir." diyor. Bu, yargıç yaklaşımı içinde doğru bir değerlendirmedir, yerinde olan bir değerlendirmedir. Ancak, biraz evvel de ifade ettiğim gibi, Yüksek Seçim Kurulunun adli işlevi yanında, diğer yüksek mahkemelerden farklı olarak, bir de idari işlevi vardır. Yüksek Seçim Kurulu, idari işlevinin gereği olarak, doğmuş olan bu kaotik ortamın daha da ağırlaşmaması, 100 trilyonlar seviyesindeki harcamanın yerinde olup olmayacağının değerlendirmesinin yapılması, gereksiz mesai sarfının önlenmesi ve benzeri sakıncaların doğmaması amacıyla, yaklaşımıyla önlem alma sorumluluğunun gereğini yapmalıdır, bu yolda idari işlem tesis etmelidir. Seçimin hukuki sıhhatini ve güvenliğini ilgilendiren konularda, Anayasa'nın 79'uncu maddesi gereğince seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü sorumluluğunu üstlenen bir kurul, İç Tüzük 77 ve bağlı mevzuat gereğince teklifin kadük olup olmadığını, referandum başladıktan sonra metin değiştirilmesinin seçimin sıhhatini ihlal edip etmediğini resen değerlendirmelidir. Yüksek Seçim Kurulu, bu inisiyatifi kullanmalı ve sorumluluk üstlenmelidir. Geldiğimiz aşamada, Yüksek Seçim Kurulunun bu değerlendirmeyi yapma imkânının hâlen mevcut olduğunu bir kez daha ifade etmek gereğini duyuyorum.
Değerli arkadaşlarım, yine bu süreçte bir hususa daha Genel Kurulun dikkatini çekmek istiyorum. Referandum kavramı ve referanduma konu olabilecek, konu olamayacak konular nelerdir? Bunları bu vesileyle bir kez daha konuşmamız gerekiyor, çünkü 21 Ekim referandumu öncesinde şunu görüyoruz: Çoğunluk diktasına dayalı yeni anlayışların, yeni tezahürlerin Başbakanın ağzından ifade edildiğini görüyoruz. Sayın Başbakan "Artık bundan böyle referandum süreçlerini sıkça yaşayacağız." diyor. Biz, bu aşamada tespitlerimizi, uyarılarımızı ve kaygılarımızı ifade etmek gereğini duyuyoruz.
Değerli arkadaşlarım, yapılacak herhangi bir referandumun azınlıkta kalanların haklarının ihlali sonucunu yaratmaması gerekir. Demokrasi, çoğunluğun yönetimi olmakla beraber, azınlığın hakları çoğunluğun iyi niyetine bağlı tutulamaz. Çoğunluğun oyu azınlığın haklarını hiçbir şekilde ortadan kaldıramaz. Bu anlamda, temel hak ve özgürlüklerin sadece devlete karşı korunması yetmez, halk çoğunluğuna karşı da korunması gerekir. Demokrasilerde asıl olan, çoğunluk ile azınlık çatışmasının önlenmesini sağlayacak mekanizmaları gerçekleştirmektir.
Bu aşamada ve bu süreçte, rejimin temel nitelikleri, anayasal kurumlar, Anayasa yargısı, kuvvetler ayrılığı, denge ve denetim mekanizmaları ve en nihayet temel hak ve özgürlükler konusunda doğrudan veya dolaylı da olsa bu hak ihlallerine yol açacak herhangi bir şekilde referandumun yapılmasının demokrasiyle ve hukuk devletiyle bağdaşmadığını, bağdaşamayacağını, bir kez daha, tespit ve uyarı anlamında ifade etmekte yarar görüyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geldiğimiz aşamada öylesine düşündürücü, öylesine ibret verici bir tablo söz konusu ki, bakıyoruz, nisan-mayıs ayından bu yana Cumhurbaşkanlığı sürecinde doğmuş olan kaos ve ihtilafın öznesi konumunda olan Sayın Abdullah Gül, geldiğimiz aşamada, kendi siyasi geleceğini de etkileyen ve etkileyecek olan Anayasa değişikliklerini son merci olarak onama veya veto etme konumundadır. Anayasal anlamda böylesine garip bir tablo, herhalde ve ancak Türkiye'de başarılabilirdi; siyasi iktidar bunu da başarmıştır. Görüldüğü gibi, her halükârda anayasal anlamda kaosa ve belirsizliğe yol açan bir süreç söz konusudur. Başbakan ve AKP yönetiminin kaprislerine, sorumsuz ve öngörüsüz politikalarına mahkûm edilen bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Kamu yönetimi adına ibret verici bir AKP karakteristiğiyle karşı karşıyayız. Doğmuş ve doğacak olan tahribatı önemsemeyen, sadece günü kurtarmaya çalışan bir siyaset anlayışının ne kadar ağır sonuçlar yarattığını gösteren vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu sürecin yaşanmaması konusunda, aylar öncesinden sorumlu ve yapıcı muhalefet anlayışımızın gereği olarak öneri ve uyarılarımızı her aşamada ve her zeminde yaptık. Bundan böyle de, aynı kararlılık içinde, aynı tutarlılık doğrultusunda, dayatmacı anlayışlara prim vermeden ve uzlaşmaya katkı görünümü altında oportünist arayışlara girmeden görevimizi yapmaya devam edeceğiz.
Yeni Anayasa çalışmaları, daha doğrusu Anayasa'nın bazı maddelerinin değiştirilmesine yönelik bir çalışma kamuoyu gündeminde. Türkiye, bir aydır, bir buçuk aydır bu konuyu tartışıyor değerli arkadaşlarım. Biz, referanduma konu olan tüm konuların, referandum metnine konu olan tüm konuların bu çalışmalar kapsamında çözüme bağlanmasının mümkün olduğu görüşündeyiz. Bunun için yeterli zaman aralığı vardır, acil bir durum söz konusu değildir. Bu sebeple, referandum konusu metnin tümden kaldırılmasıyla birlikte, hemen akabinde, görev, yetki ve sorumluluk dengeleri içinde ve anayasal bütünlük içinde düzenleme yapılması doğru ve yerinde olacaktır. Bu yaklaşımlar içinde yapılacak her türlü düzenlemeye destek vereceğimizi huzurlarınızda çok açık bir şekilde ifade ediyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'nin, artık, bu zorlama konuları tartışmak yerine ve dayatmacı anlayışlara prim vermeden terörü konuşması gerekiyor, işsizliği konuşması gerekiyor, yolsuzluğu konuşması gerekiyor, yoksulluğu konuşması gerekiyor, ulusal güvenliği konuşması gerekiyor, refahı, kalkınmayı ve sosyal adaleti konuşması gerekiyor. Türkiye'nin, artık, İSKİ ihalelerinde, rögar kapaklarında ölen küçük Dilara'ları konuşması gerekiyor, bunların akıbetini sorgulaması gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANSayın Kart, bir dakika süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla)Türkiye'nin, artık, İSKİ ihalelerinde, yolsuzluklarında ve iş güvencesinin yok edildiği ortamlarda vincin altında kalarak ölen mühendis Gülseren Merin akıbetini konuşması, bunların hesabını sorması gerekiyor. Türkiye'nin, artık, 13-15 YTL yevmiyeyle Karadeniz'e fındık toplamaya giderken hayatlarını kaybeden Adıyaman-Kâhtalı mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını konuşması gerekiyor. Türkiye'nin, artık, iki gün evvel 16 şehidinin hesabını sorması, konuşması gerekiyor. Gündem bunlardır, Türkiye'nin konulan, gerçek gündemleri bunlardır değerli arkadaşlarım.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Hükümetin yeni ve yapay gündemler yaratmasına fırsat vermeden, Türkiye'nin öncelikli ve acil konularını anlatmaya devam edeceğiz.
Bu düşünce ve değerlendirmelerle, getirilen teklife destek vermemizin söz konusu olamayacağını, siyasi iktidarı ve destek verenleri tarihî sorumluluklarıyla baş başa bıraktığımızı bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 10 Ekim 2007