Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 80. Birleşim · 5. yasama yılı · 22 Mart 2011 · 937 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 22 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)); konuşma 937 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 22 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-23-2011-03-22-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının birinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hukuk, siyaset ve demokrasi alanında çok önemli sonuçları olacak bir tasarıyı görüşüyoruz. Yetmiş sekiz maddeye ulaşan bu tasarının bir maddesi dışında tüm maddeleri Hükûmet tasarısının Komisyon tarafından onaylanması şeklinde tezahür etti. Nakarat ve koro şeklinde oluşan bir iktidar söylemiyle tasarının Komisyonda görüşüldüğüne tanık olduk. Mutlak anlamdaki söylem birliği ve yasa tekniğindeki sakatlıklar demokrasinin geleceği adına kaygılarımızı daha da artırdı.
Şu gerçek bir kez daha ortaya çıktı değerli milletvekilleri: Yüksek yargıyı doğrudan siyasi iktidara bağlı olarak yapılandırmaya yönelik olan tasarıların altyapısı, büyük ölçüde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yapılanmasıyla gerçekleştirilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yapılanmasıyla birlikte yargıda meydana gelen tesadüflerden, çok büyük tesadüflerden birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum ve Sayın Bakanın, Hükûmetin, bu tesadüflere polemik yapmadan, demagoji yapmadan, saptırma yapmadan cevap vermesi gereğini hemen yeri gelmişken ifade ediyorum.
Değerli milletvekilleri, bakıyoruz, 5.500 civarında birinci sınıf yargıcın aday olduğu Yargıtay ve Danıştay üyeleri seçiminde, üye olarak seçilen 211 kişinin tümünün oylaması HSYK’da Adalet Bakanının toplantıya katılıp katılmamasına göre 17’ye 5 ya da 16’ya 5 olarak gerçekleşmiştir. Yargı çevrelerinde artık bu seçime literatürde “211 vakası” olarak bir nitelendirmenin yapıldığını yine yeri gelmişken ifade ediyorum.
Bir diğer tesadüf, çok büyük bir tesadüf: HSYK seçiminden bir iki gün sonra yapılan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Başkanlığı seçiminde de benzeri bir tablonun yaşandığını, bu seçimlerde 156 oyun blok boş oy olarak kullanıldığını görüyoruz.
Yargıç ve üye seçiminde artık ileri demokrasi anlayışının gereği olarak toptan ve merkezî oylamanın kullanıldığı bir dönemin başladığını görüyoruz. Bu kurgu ve düzenin doğrudan Adalet Bakanlığı odaklı olduğu olayların gelişimi ve süreçten anlaşılmaktadır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu öylesine titiz ve kurgulu bir anlayışa sahiptir ki anında Kars’taki anıtla ilgili yargılamayı yapan ve yürütmeyi durdurma kararı veren mahkeme başkanını görevden alıp üye yapmak ve devamında da itirazı kabul eden bölge idare mahkemesi başkanını o kararı veren idare mahkemesine başkan olarak atamak suretiyle aslında tüm yargı çevrelerine en sert şekilde gözdağını vermiş, “Artık yeni bir dönem başlamıştır, ayağınızı denk alın.“ diyebilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu siyasi iktidarın sözcüsü olduğunu maalesef ilk uygulamasıyla bizleri yanıltmayacak bir şekilde göstermiştir. Yargının geleceği adına son derece talihsiz bir tablodan söz ediyorum.
Değerli milletvekilleri, Yargıtay ve Danıştay üyeleri seçimindeki bir başka vahim tabloyu da dile getirmek istiyorum. Diğer sözcü arkadaşlarımız da ifade etti ama ben bu konuya bir kez daha vurgu yapmak istiyorum. Bakıyoruz, yeni seçilen 211 üye içinde kadın üye sayısının yüzde 3’ün altında kaldığını görüyoruz. Kadın üye sayısının genellikle yüzde 30’lar seviyesinde olduğu, yüzde 20’nin altına hiçbir şekilde düşmediği Yargıtay ve Danıştay seçimlerinde, bu son seçimde bir anda kadın üye sayısının yüzde 3’ün altına düşmüş olması düşündürücü ve kaygı veren bir gelişmedir. Hükûmetin kadınlara bakış açısındaki çarpıklığı ve ayrımcı anlayışı ve aslında bu konudaki söylemlerinde samimi olmadığını gösteren çok çarpıcı bir tablo söz konusudur. Hükûmet, kadınların iş ve meslek hayatında kariyer yapmalarını istememektedir, kadınlara ikinci sınıf insan gözüyle bakmaktadır. Kadınların iş ve çalışma hayatına girmeleri engellendiği gibi, kendi emek ve disiplinleriyle belli bir başarı yakalayan kadınların da yine kariyer yapması engellenmektedir.
Değerli milletvekilleri, bakıyoruz, icra müdürlüğü sınavlarında da aynı acımasız tavrın, insan kıyımının ve ayrımcılığın yapıldığını görüyoruz, belli inanç grupları lehine mutlak imtiyaz yaratıldığını görüyoruz. 7 Kasım 2010 tarihinde yapılan sınavlarla ilgili olarak hiçbir ciddi ve tatminkâr açıklamanın bugüne kadar yapılmadığını yine yeri gelmişken ifade ediyoruz. Bu kadar çok tesadüf ancak olağanüstü bir merkezî organizasyonla açıklanabilir. “Bu yargıçların temyiz kudreti yok mu?” diye demagoji yaparak bunu geçiştiremezsiniz Sayın Bakan. Adalet Bakanını ve Hükûmeti bu maharetlerinden ve organizasyon gücünden dolayı yeri gelmişken bir kez daha kutluyoruz.
Sayın Başbakanın “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü seviyoruz.” söyleminin de hamasetten ibaret olduğunu, demagojiden ibaret olduğunu, insan sevgisi ile bağdaşmadığını, gerçek anlamdaki insan sevgisi ile bağdaşmadığını yine yeri gelmişken bir kez daha ifade ediyoruz.
Getirilen bu tasarılarla bir taraftan Silivri ve benzeri yargılamaların temyiz incelemesi teminata bağlanmak istenmekte, diğer taraftan da siyasi iktidar, kendisini yargılaması kaçınılmaz olan yüksek mahkemeleri dizayn etmektedir, düzenlemektedir. Getirilen bu düzenlemelerle, siyasi iktidara doğrudan bağımlı olan AKP’lileştirilmiş savcı prototipi yanında yargıç prototipinin de altyapısı büyük ölçüde tamamlanmış olmaktadır. Savcı prototipi uygulamalarına ilişkin somut örnekleri ilerleyen bölümlerde vereceğiz değerli milletvekilleri.
Tüm yargı mekanizması ve kazanımları, bu tasarıyla, yeni oluşturulan ve birçoğunda yargıçlık misyonu bulunmayan Anayasa Mahkemesine boğdurulmak ve hegemonyasına sokulmak istenilmektedir. Siyasi iktidar, tüm yargı mekanizmasını Anayasa Mahkemesi aracılığıyla ezmek ve etkisiz kılmak istemektedir. Bu amacına ulaşabilmek için de Anayasa Mahkemesi üyelerine her alanda ve anlamda imtiyazlar tanındığını görüyoruz. Siyasi iktidar, yargıda nispi olarak sağlanmış olan kazanımları ve en başta da AİHM’e başvuru sürecini bloke etmek, işlevsiz hâle getirmek amacındadır. Siyasi iktidar, doğrudan kendisine tabi kılmak istediği Anayasa Mahkemesi yoluyla, 2011 seçimleri sonrası planladığı yeni Anayasa düzenlemesiyle, hukuk ve demokrasiye nihai darbeyi vurmayı amaçlamaktadır.
Değerli milletvekilleri, 12 Eylül ihtilalinin yarattığı en büyük tahribatların başında, yargı ve yargıcın bürokratlaştırılması olayı gelmektedir. Esasen askerî darbelerin yargıyı etkisiz ve işlevsiz hâle getirmek istemeleri, darbe anlayışının kaçınılmaz bir sonucudur. Bu anlamda askerî darbeler kaçınılmaz olarak kendilerine bağımlı olan yargıyı yaratırlar. Bu anlayış, faşizmin ve diktanın doğasında olan bir anlayıştır, bir sonuçtur. AKP İktidarı da, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı da yargı ve yargıcın bürokratlaştırılması işlevini teknik yollarla, teknik yöntemlerle ve yasal dayatmalarla daha da ileri boyutlara taşıyarak, daha da ileri noktalara getirerek 12 Eylülün bu anlamda başaramadığını tamamlamış ve yerine getirmiştir. “Adalet ve Kalkınma Partisi 12 Eylülün ürünüdür.” derken daha çok bu vurguya dikkatinizi çekmek istiyorum değerli milletvekilleri.
Getirilen tasarıların anlamı ve özü bundan ibarettir. Faşizmi kurumsallaştıran bu ve benzeri girişimlerin hesabını halkımız 12 Haziran seçimlerinde soracaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu bulunmasın.
Bu değerlendirmelerle Genel Kurulu saygıyla selamlarken tasarıya bu gerekçelerle karşı olduğumuzu bir kez daha ifade ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
86 konuşma daha · 22 Mart 2011