2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Ankara Milletvekili · İYİ Parti
Genel Kurul, 27. Birleşim · 4. yasama yılı · 10 Aralık 2020 · 1.149 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ayhan Altıntaş (İYİ Parti), 10 Aralık 2020 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle); konuşma 1.149 kelime.
Ayhan Altıntaş (İYİ Parti, Ankara). “2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2020. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ayhan-altintas-27-2020-12-10-2021-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2019-yili-merkezi-y (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=93129
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu adına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, 10 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Beşiktaş’taki terör saldırısında şehit olan polislerimize ve vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum.
Ayrıca, bugün 10 Aralık İnsan Hakları Günü, tüm insanlığa kutlu olsun diyorum.
Enerji, modern dünyada, yaşadığımız teknolojik çağda yaşamın vazgeçilmez bir unsuru hâline geldi. Enerji olmadan ne beslenebiliyoruz ne güvenliğimizi tamamen sağlayabiliyoruz ne de işlerimizi yönetebiliyoruz. Ülkemizde enerji talebi her geçen gün artmaktadır. 2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Programı’nda belirtildiği üzere, 2000-2018 arasında yıllık elektrik enerjisi talebi dünyada ortalama yüzde 3 artış gösterirken bizde yüzde 5 artış göstermiş. Cumhurbaşkanlığı 2021 bütçesinde, bu artış büyümeye bağlanmış. Artık dünyada sağlıklı büyümenin ölçüsü enerjinin çok tüketilmesi değil, daha verimli ve daha tasarruflu tüketilmesidir. Maalesef, ülkemizde enerji konusunda her şey güllük gülistanlık değildir.
Hükûmetin enerji politikalarında önemli gördüğüm üç sorundan bahsedeceğim: Birincisi, enerjide dışa bağımlı olmamızdır; ikincisi, enerji kullanımında çevreyi ve doğayı hoyratça kullanmamızdır; üçüncü konumuz ise enerjiyi bir rant alanı olarak görmemizdir. Türkiye, 80’li yıllardan beridir önemli ölçüde ithal enerji kaynakları kullanmaktadır. Önemli ölçüde petrol, doğal gaz ve kömür ithal ediyoruz. Evet, bir ülke her zaman kendi kendine yetmez, bunun neredeyse imkânı yoktur fakat elimizden geldiğince enerjide daha az bağımlı olmalıyız. 1990’larda yüzde 51’lerde, 2002’de yüzde 67’lerde olan enerji arzında dışa bağımlılığımız 2018’de yüzde 72 seviyesine yükselmiştir. Ayrıca, TÜİK verilerine göre, 2017’de enerji ithalatımız 37 milyar 204 milyon dolar iken 2018’de yaklaşık 43 milyar dolar ve 2019’da ise 41,6 milyar dolar seviyesinde olmuştur. Tabii, burada birçok sakınca var. Doğal gaz tedarik ettiğimiz ülkelerin fiyatları artırması, ayrıca herhangi bir kesinti veya sıkıntı sorun olduğu durumda, siyasi sıkıntı olduğu durumda karşılaşacağımız sorunlar önümüze engeller çıkarabilir. Bu yüzden doğal gaz depolama faaliyetlerinin yeterli olması gereklidir. Bu konuda yapılan yatırımları olumlu buluyoruz ama 4 milyar metreküplük doğal gaz depolama kapasitesinin daha da artırılması gerektiğini düşünüyoruz.
Dışa bağımlılıkta bir diğer sorun da yapılan anlaşmaların saydam olmamasıdır. “Yapılan sözleşmeler gizli.” deniyor ama fatura millete ödetiliyor.
İktidarı enerji konusunda sorunlu gördüğüm ikinci husus ise enerji üretim ve kullanımında çevreyi, doğayı, havayı, suyu hoyratça kullanmamız, hatta katletmemizdir. Özellikle nehir tipi hidroelektrik santrallerde, termik santrallerde ve madencilikte bu konuda dünyanın en vurdumduymaz ülkelerinden biriyiz. Daha önce de söylemiştim, çevre konusunda Hükûmetin yaklaşımı yanlıştır. Yer altında, yer üstünde ne varsa, verimli, verimsiz, bir an önce satıp savmak üzerine kurulmuş, geleceği hiç düşünmeyen -kusura bakmayın, bu tabiri kullanacağım- cahilce bir yaklaşımdır. Hatta bazen doğamızı katletme hakkını da mütevazı yatırımlar karşılığında yabancı şirketlere on-on beş seneliğine veren bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, çevre örgütlerinin açıklamalarına göre Kaz Dağları’nda 195 bin ağacın katledilmesine sebep olan bir yaklaşımdır. Doğa talan ediliyor, Kaz Dağları’nın yanına bir de kalkıp Avanos’u ekliyorsunuz.
Aydın ilinde yapılan JES’lerde Aydın’ın güzelim doğasına, insanına ve tarımına büyük tahribat yapılıyor. Bu kürsüden defalarca gelecek nesillerin sadece bizim torunlarımız, çocuklarımız olmayacağını, sizin çocuklarınızın da torunlarınızın da bundan etkileneceğini söylüyoruz ama ne yazık ki hâlâ dinlemiyorsunuz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, bu politikalarla kısa vadede para kazansanız bile uzun vadede kaybedersiniz çünkü bu politikalar sürdürülebilir değildir. Bakanlığın çevreye verdiği önemi anlamak için tahsis ettiği bütçeye bakalım: Bakın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 4 milyar TL’lik bütçesinin ne kadarı sürdürülebilir çevreye ve İklim Değişikliği ve Uyum Dairesi Başkanlığına ayrılmış? Sıkı durun arkadaşlar, sadece 2,5 milyon TL yani binde 1’inden az. Bu bütçeyle mi sürdürülebilir çevre hedefliyorsunuz?
Çevreye önem verecekseniz öncelikle “ÇED gerekli değildir” uygulamasını derhâl yürürlükten kaldırın, tüm enerji politikalarını halkın ve STK’lerin katılımıyla ivedilikle tartışmaya açın.
Değerli milletvekilleri, üçüncü problemli husus, elektrik özelleştirilmelerindeki yanlışlıklar ve onların yol açtığı sorunlardır. Ülkemizde elektrik üretim tesislerinin çok büyük kısmı özelleştirildi. Elektrik üretiminde kamunun payı 2019 yılında ancak yüzde 19,5 seviyelerinde. Yüksek elektrik talebi beklentisiyle teşvik edilen yatırımcılar hızla yurt dışından kredi kullanarak doğal gaz çevrim santralleri yaptılar ancak gelişen koşullarda bu elektrik üretimi pahalı hâle gelince krediler ödenemez hâle geldi. Geçen yıl elektrik üretim ve dağıtım sektörünün 47 milyar dolarlık borç stoku vardı. Bunun da 12-13 milyar doları ödenemeyecek durumdadır. Tabii, bu ödemeler, batık krediler de kapasite kullanım bedeli olarak ya da vergi olarak vatandaşın faturasına yansıtılmaktadır. Son yıllarda elektrik kurulu gücü düzenli olarak artıyor fakat talepte aynı oranda bir artış söz konusu değil. Hatta talepte 2017’den itibaren bir daralma da söz konusu. Ülkemizdeki elektrik enerjisi kurulu gücümüz 93 bin megavatın üzerinde. Buna rağmen, en yüksek tüketim anında bile 49 bin megavatlık bir tüketim var. İlaveten, Akkuyu Nükleer Santrali de var, 4.800 megavat kurulu gücünde ve yılda 35 milyar kilovatsaat elektrik üretecek olan bu santralle kapasitemiz daha da çok artacak fakat kullanım oranımız da görüldüğü gibi, kapasitemizin çok altında kalabilecek. Bu plansız hamlelerimiz sonucunda bazı santraller üretimi durdurmuş, bazıları kapanmış, bazıları da satılmıştır.
Elektrik üretiminde bunlar olurken elektrik dağıtımı ve satışı ise tamamen özelleştirildi. Ne oldu? Daha mı ucuza elektrik kullandık? Daha mı verimli yatırımlar yaptık? Enerjide dışa bağımlılıktan mı kurtulduk? Enerji ithalatımız mı azaldı? Aksine, bu durumun yarattığı büyük sorunlar var. Uygulamada bu özelleştirme işi, rant aktarımına dönüştü.
Değerli arkadaşlar, dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin yol açtığı sorunlar, hemen her gün vatandaşın gündeminden düşmüyor. Maalesef bazı vatandaşlarımız elektriğe rahatça ulaşamamaktadır. Bu konuyu defalarca dile getirdik. Halkımızın her ferdinin elektriğe erişimini sağlamamız lazım. Dağıtım şirketleri, bazı bölgelere altyapı yapmamakta, çeşitli bahanelerle yatırım maliyetlerinden kaçmaktadırlar. Bu durum, en başta, yerleşim yerlerinden uzakta bulunan hayvancılarımızı, çiftçilerimizi ve köylülerimizi etkilemektedir. Yerleşim yerlerinden uzakta olmaları istenen süt üreticilerimizin, sütlerini sağdıktan sonra hemen soğuk sisteme sokmaları gerekiyor fakat dağıtım şirketi birtakım bahanelerle bu işletmelere elektrik götürmüyor. Bu konudaki yaptırımları derhâl uygulamalıyız, daha sonra da vatandaşlarımızın elektriğe daha ucuz erişmesi için çareler düşünmeliyiz. Beklentimiz, isteğimiz budur. Halkımız zaten enflasyon belasıyla boğuşuyor, beslenmekte bile zorlanır oldu insanlarımız, maalesef, hâlâ yüksek fiyatlarla elektrik kullanıyoruz. G20 üyesi ülkeler arasında satın alma gücü paritesine göre elektrik fiyatı en pahalı 3’üncü ülke konumundayız.
35 milyonu mesken olan 43 milyondan fazla elektrik abonesi var. Bakın, 35 milyon mesken abonesi aynı tarifeden elektrik faturası ödüyor. Bu, adil değildir. Az kullanan vatandaşa indirimli bir fiyattan elektrik verilmesi daha doğru olacaktır. Böylece, vatandaş kendi gelirine göre elektrik kullanacak ve neticede, gelirlerinden az da olsa tasarruf edebilecektir. Böyle bir uygulamanın bize bir avantajı daha var, farklı tarife uygulanması vatandaşı daha az elektrik kullanmaya teşvik edecek, böylece enerji tasarrufu da sağlanacaktır.
Değerli milletvekilleri, şimdi, 100 liralık bir elektrik faturasının 19,43 lirası vergi ve fonlar, 28,27 lirası da dağıtım bedeli, geriye kalan 52,3 lira ise abonenin kullandığı elektrik bedeli. Yani faturanın yaklaşık yalnızca yarısı kullanıcının kullandığı elektrik için, geri kalanı dağıtım bedeli, vergiler, sayaç okuma bedeli, TRT payı vesaire. Birçok şeyi faturaların içine gizliyorsunuz ki tesadüflerle öğreniyoruz. Daha dün, şirketlerin temsil ve ağırlama masraflarının, personel yolluklarının, arabuluculuk ve avukatlık giderlerinin de faturada olduğunu öğrendik.
Arkadaşlar, bu, dağıtım bedeli nedir? Şirketin hizmet kalitesini artırması, yatırımlarını yapması ve kayıp kaçak oranını düşürmesi için ödenen bir bedeli olması lazım. Biz, vatandaş olarak bu parayı tıkır tıkır öderken bu şirketler hizmet kalitesini artırdılar mı? Vatandaşa hizmet için yatırımlarını yaptılar mı? Mesela, hepimizin faturasına eklenen kayıp kaçak bedeli. Bunu önlemek vatandaşın görevi mi ki cezasını vatandaş çekiyor.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
94 konuşma daha · 10 Aralık 2020