Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 59. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Şubat 2008 · 1.856 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ayşe Nur Bahçekapılı (AK Parti), 6 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)); konuşma 1.856 kelime.
Ayşe Nur Bahçekapılı (AK Parti, İstanbul). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 6 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ayse-nur-bahcekapili-23-2008-02-06-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AK Parti Grubu adına söz aldım ve 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Grubumun görüşlerini açıklayacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye, günlerdir, Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddeleri üzerinde yapılmak istenen değişiklikleri tartışıyor. Gerek yazılı gerekse görsel basında gündem bu değişiklikler üzerine yoğunlaşmış durumda. Bizler de bugün, Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde yapılacak olan değişikliklere ilişkin tasarıyı burada oylayacağız. Sorumluluğumuz büyük. İnancımız odur ki, bu büyük sorumluluğun gereğini başarıyla yerine getireceğiz.
Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 11’inci maddesi “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” kenar başlığını taşır. 11’inci maddeye göre: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” Anayasa’nın bu hükmü, hepimizin, elbette ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin rehberi, yol göstericisidir ve aynı zamanda yetkilerimizin kullanılmasının sınırlarını belirler. Grubumun Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin hazırlanmasında unutmadığı ve bağlı kaldığının bu hüküm olduğunu öncelikle bilginize sunmak isterim.
Anayasa’nın ikinci kısmını oluşturan “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı bölümde yer alan 12’nci madde ise temel hak ve hürriyetlerin niteliğinden bahsetmektedir ve “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.” demektedir.
Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde de temel hak ve özgürlüklerin niteliğine ilişkin bazı düzenlemeleri görmemiz mümkündür. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Helsinki Nihai Senedi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nde benzeri düzenlemeler bulunmaktadır.
Sayın milletvekilleri, siyaset, toplum sorunlarına çözüm üretmek için yapılır. Demokratik ve laik bir devlette çözümler, halkın temsilcilerinin oluşturduğu Parlamentoda üretilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem kurucu organ hem de yasama organı olarak halkın sorunlarına çözüm üretmenin meşru mekânıdır.
Bildiğiniz gibi, Anayasa’yı değiştirme ve kanun yapma yetkisi, millet adına yasama organına verilmiştir. Yasama yetkisi, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden kaynaklanır ve Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulusal iradenin olduğu kadar ulusal karakterin, ulusal vicdanın, ulusal onurun, kısaca ulusun kişiliğinin ve soyluluğunun temsilcisidir. “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.” diyen Anayasa’nın 6’ncı maddesinden gücünü alan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama yetkisini Anayasa’nın 7’nci maddesine dayanarak yerine getirir.
Anayasa’nın 7’nci maddesi ise “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” düzenlemesini içermektedir.
Şimdi, burada, seçilmiş milletvekilleri olarak anayasal yetkimizi kullanacağız. Görüşmekte olduğumuz 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde yapılacak olan değişiklikleri bir kez daha kamuoyunun önünde sorumluluğumuzun bilincinde olarak gözden geçireceğiz. Ben ve grubum inanıyoruz ki ve umuyoruz ki, bugünün akşamında ve yarınında, yaratılan ortamın normalleşmesine katkı sunacağız. Yıkıcı değil yapıcı bir yaklaşımla hareket edeceğiz.
Sayın milletvekilleri, huzurunuzda, değişiklik teklifi getirilen Anayasa’nın 10’uncu maddesinden başlamak istiyorum.
1982 Anayasası’nda eşitlik konusu “Genel Esaslar” kısmına yerleştirilmiştir. Bu nedenle, eşitlik ilkesini, “sosyal devlet” ilkesi, “hukuk devleti” ilkesi, “laiklik” ilkesi, “cumhuriyetçilik” ilkesi, “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık” ilkesi gibi, anayasal sistemin temel yapısını belirleyen temel bir ilke olarak kabul etmek gerekir.
10’uncu maddeyi genel olarak inceleyecek olursak, maddenin birinci fıkrası şu şekildedir: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Burada sayılan özellikler doktrinde ve yargı pratiğinde adlandırmayla “özgül ayırım yasağı” olarak nitelendirilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrası, kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduklarını vurgulamaktadır ve devleti bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlü kılmaktadır.
Maddenin son fıkrası ise değişikliğin yapıldığı fıkradır. Bu fıkrada “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir. Burada, eşitlik ilkesinin anayasal sistem içinde kimin yükümlülüğünde olduğu açıklanmaktadır.
Bu fıkra, devlet organlarının ve idare makamlarının bütün işlemlerinde ”kanun önünde eşitlik” ilkesine bağlı kalmakta zorunlu kılmaktadır. İdarenin yanında yasa koyucunun da bu anlamda bir bağımlılığı söz konusudur. Yani yasa koyucuların da yasal düzenlemelerinde vatandaşlar arasında ayrım gözetmemesi gerekmektedir.
Değişiklik ile bu maddeye “bütün işlemlerinde” vurgulamasından sonra “her türlü kamu hizmetinden yararlanılmasında” cümlesi eklenmiştir. Maddedeki değişiklik budur. Eklenmek istenen değişiklik ile maddedeki eşitlik ilkesinin korunmasına vurgu yapılmıştır. Bu vurgu ile anayasal sistemin temel ilkesi olan eşitlik ilkesinin, kanunlarda ve gerçek hayatta uygulamada anlamını bulması amaçlanmaktadır, çünkü 10’uncu maddedeki eşitlik eylemli değil, hukuki bir eşitliktir. Her ne kadar eşitlik ilkesi bu maddeyle teminat altına alınmış ise de bu temel ilkenin uygulamada tam karşılığını bulamayabiliyoruz. Çok somut bir örnek verirsek, 1934 yılında seçme ve seçilme hakkına sahip olan kadın, siyasal anlamdaki bu eşitliğinin tam karşılığını siyasi hayatın içinde tam anlamıyla sağlayabilmiş değildir.
Sayın milletvekilleri, Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine İlişkin Sözleşme’ye taraf bir ülkedir. Kısaca “CEDAW” diye anılan bu Sözleşme, taraf ülkelere “hukuki alanda tedbirler alma yükümlülüğü” adı altındaki 2’nci maddesiyle bir dizi hukuki düzenleme yapma yükümlülüğü yüklemektedir. CEDAW anayasal süreçten geçmiş bir Sözleşme’dir. Bunun sonuçlarını hepimiz biliyoruz.
Kısaca CEDAW, taraf ülkelere olduğu gibi Türkiye’ye de, hukuki düzenlemelerin pratikteki karşılığını sağlamak, kamu kurum ve kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanılmasında kadınlar aleyhine bulunan hükümlerin ayaklanması gibi yükümlülükler yüklemektedir.
Grubum, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki değişikliği, her alanda olduğu gibi yükseköğretimde de kadınlarla erkeklerin arasında eşitliğin sağlanması yönünde olumlu ve önemli bir adım olarak görmektedir. Bu bağlamda, teklif ile Anayasa’nın 42’nci maddesine ve bu maddeye eklenen altıncı fıkrayla ortaya çıkan değişikliğe de değinmek istiyorum. Anayasa’nın 42’nci maddesinde düzenlenen eğitim-öğrenim hakkı ve ödevi, Anayasa’mızın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlıklı üçüncü bölümünde yer almaktadır. 42’nci maddedeki düzenleme, herkesin bu haktan eşit olarak yararlanacağını da belirtir.
Sayın milletvekilleri, eğitim ve öğretim hakkını insan hakları bağlamında değerlendirmemiz gerekmektedir. Eğitim ve öğrenim hakkı, klasik hak olan kişi dokunulmazlığı, kişi özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ayrımcılık yasağına bağlantılı olarak, ikinci kuşak insan hakları bağlamında değerlendirilmektedir. İnsan haklarının kaynağı, insan doğası ve bu doğanın özünden var olan insan onurudur. Tüm insanlar, insan olmanın gereği olarak, bu haklara, din, dil, ırk, cinsiyet, toplumsal köken, ulusal aidiyet ve bunun gibi, hiçbir ayırım gözetilmeksizin, eşit bir şekilde sahiptirler. Yani insan hakları evrenseldir, zamandan, mekândan, ekonomiden ve kültürden bağımsız olarak, insanın varoluşuyla birlikte vardır.
42’nci maddede bahsedilen eğitim ve öğrenim hakkı, belirttiğim gibi, evrensel bir haktır. Değişikliği içeren altıncı fıkra, bu düşünceyle 42’nci maddeye eklenmiştir. Değişik altıncı fıkra şöyledir: “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” Öğrenim hakkı tabii ki yükseköğrenim hakkını da kapsamaktadır. Öğrenim hakkı, yükseköğrenim hakkı da tüm insan hakları belgelerinde tanınan temel bir haktır. Yükseköğrenim hakkı, hem evrensel insan hakları belgelerinde hem de Türkiye'nin bir parçasını oluşturduğu Avrupa İnsan Hakları belgelerinde ve Avrupa Konseyi kararlarında öğrenim hakkı içinde değerlendirilmektedir. Yükseköğretim alanında Avrupa Konseyiyle UNESCO arasında Nisan 1997 tarihinde imzalanan ve Avrupa Bölgesindeki Yükseköğretim Niteliklerinin Tanınmasına İlişkin Sözleşme’nin başlangıç bölümünde “Eğitim hakkının bir insan hakkı olduğunun, bilgiye ulaşmak ve geliştirmek için bir araç olan yükseköğretimin hem kişiler hem de toplum için ayrıcalıklı, zengin bir kültürel ve bilimsel bir varlık teşkil ettiğinin bilincinde olarak…” ifadesi yer almaktadır.
Sayın milletvekilleri, yükseköğrenimin yapıldığı üniversiteler, öğrencileri belirli algı kalıplarına uyumlu davranışlar sergileyen tek tip insan yetiştirme yeri değil, özgürleştirici, bilgi sürecini ve eleştirel düşünmeyi harekete geçiren ortam demektir. Bilgi, insanların dünya ile ve birbirleriyle durmak bilmeden, sürekli umut dolu araştırmaları ve ideallerinin peşinden koşmaları sayesinde oluşur. Üniversitenin yalnızca iyi bir meslek edinmek için bir araç olduğu düşünülüyorsa, üniversite kavramı evrensel içerikten, gelenekten ve bağlarından koparılmış olur. Diyalogsuz, iletişimsiz, eleştirel bakış açısının reddedildiği, karşılıklı ve hep birlikte bilgi üretiminin olmadığı geleneksel eğitim anlayışının üniversite kavramıyla uzlaştırılması çabası, üniversallık ile bağdaştırılması mümkün olmayan bir yaklaşım tarzıdır. Üniversiteler evrensel bilgi üretim merkezi oldukları sürece üniversite kimliğini kazanacaklardır. Öğrencilerin kendi bilinçlerini oluşturma ve giderek özgür bireyler olarak yaşama katılmalarına imkân sağlanması bağlamında üniversitelerimiz, kişinin topluma kazandırılmasında ve aydın insanların yetiştirilmesinde kendinden beklenen öncülüğü yerine getirmekle görevlidir. Tam da bu noktada toplumsal gelişmenin doğrudan bağlı olduğu yükseköğrenim hakkı önündeki ihlaller hakkında, biraz düşünmemiz, biraz da empati yapmamız gerekmektedir.
Bu değişiklik teklifine karşı duranların kamuoyuna sunduğu bazı resimler var, elbette ki, bu resimleri kabul edebilmemiz mümkün değildir, ama başka bazı resimleri de bilmek ve görmek gerekiyor. Örneğin, fakülteyi birincilikle bitiren kızının diploma törenini izlemekten sadece kılık ve kıyafetinden dolayı mahrum bırakılan bir anneyi, hiçbir sorun yaşamadan üniversite eğitimine devam eden ancak bitirme sınavı gününde giyim tarzına müdahale edilen bir genç kızın yaşadıklarını, sadece giysi tercihinden dolayı aşağılanan, cahil, dışlanmış muamelesi gören genç kızların, kadınların resimlerini de bilmek gerekiyor, aynı duyarlılığı onlara da göstermek gerekiyor.
Sayın milletvekilleri, hepimizin ve tüm kamuoyunun yakından izlediği değişiklikle ilgili tartışma sürecinde, bu değişikliklerin laiklik ilkesiyle çatıştığı, çeliştiği özellikle ve yoğunlukla vurgulandı. Laiklik ilkesi, ifadesini Anayasa’nın 2’nci maddesinde bulur. Anayasa’nın 2’nci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Kalkınma, bilim ve demokrasiyi içselleştirme çabasıdır. Bunlar ise ancak ve ancak özgür ortamlarda gelişebilir. Bu özgürlüğün temel güvencelerinden birisi de laikliktir. Laikliğin özümsenmesi, onun anlaşılmasına bağlıdır. Laiklik, ister doğal isterse toplumsal olsun, her tür olay ve olgu karşısında nesnel bir tutum takınmak, hiçbir etkiye, önyargıya kapılmadan gerçeği olduğu gibi algılayıp tarafsız olarak incelemektir. Bu ise bilimsel anlayıştan başka hiçbir şey değildir.
Belirtmek isterim ki, Anayasa’nın inkılap kanunlarının korunmasına ilişkin 174’üncü maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini koruma amacı güden inkılap kanunları da belirlenmiştir. Yapılan değişikliklerde, inkılap kanunlarımıza aykırı hiçbir felsefe, düşünce, amaç bulunmamaktadır. Yükseköğrenim hakkı kullanmak isteyecek genç kızlarımızın şeklî düzenlemeler ile bu haklardan yoksun bırakılması, aksine, laiklik ilkesiyle bağdaşmayacak bir tutumdur. Bu tutum, aynı zamanda eşitlik ilkesine, hukuk devleti ilkesine, sosyal devlet ilkesine aykırı da bir tutum arz etmektedir.
Bir kez daha ilan ederiz ki, ben ve grubum, demokrasiden ve cumhuriyetten yana taraftır. Sosyal devlet ilkesi ve hukuk devleti ilkesinden yana taraftır ve özellikle laiklik ilkesinden yana taraftır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
CANAN ARITMAN (İzmir)Ne inandık ne inandık!
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla)Bu, böyle bilinmelidir.
CANAN ARITMAN (İzmir)Ayağını kaldır! Doğru söylemiyorsun, bari günaha girme.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla)Sayın milletvekilleri, Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları cumhuriyeti kurarken korkmadılar, büyük bir cesaret gösterdiler. Her alanda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atarken cesaret ile konuştular ve Mustafa Kemal Atatürk, o en karanlık günlerin sonrasında devrimci kimliğine bağlı olarak şöyle konuştu…
CANAN ARITMAN (İzmir)Atatürk’ün ismini ağzınıza almayın!
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla)“Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin amelî olması mühimdir. Memleket evlâdı her tahsil derecesinde, iktisadî hayatta âmil, müessir ve muvaffak olacak surette teçhiz olunmalıdır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya azmetmiştir. Bugünün levazımından biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini temindir. Kadınlarımız da âlim ve mütefennin olacaklardır ve erkeklerin geçtikleri bütün derecat-ı tahsilden geçeceklerdir. Sonra kadınlar hayat-ı ictimaiyyede erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin muin ve müzahiri olacaklardır. Bizim hey’et-i içtimaiyyemiz için ilim ve fen lazımsa bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın iktisap etmeleri lâzımdır.“
Bütün bu sözler, Atatürk’ün kadın eğitimi konusunda ne kadar dikkatli ve hassas olduğunun sözlü tanıklarıdır.
CANAN ARITMAN (İzmir)Atatürk’ün kadın giyimiyle ilgili sözlerini de söyle!
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla)Bizler, sürekli evrim ve gelişme sürecinde bugünümüzü ve yarınımızı korkular üzerine kurmayalım. Çocuklarımıza ve gençlerimize, kırılmayı ve korkmayı değil, umudu, güveni ve cesareti öğretelim. Bu gökyüzü ve bu topraklar, farklılıklarımızı kucaklayarak kardeşçe yaşamımızı sağlayabilecek kadar şefkatlidir. Ben ve gurubum, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe yaşayacağımıza yürekten inanıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bizim olan bu hasretin bir gün biteceğini biliyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
89 konuşma daha · 6 Şubat 2008