Bağımsız yargı sorunlarının araştırılması amacıyla verilen araştırma önergesi hakkında
Eskişehir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 6. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Ekim 2011 · 918 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bedii Süheyl Batum (CHP), 12 Ekim 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAĞIMSIZ YARGI SORUNLARININ ARAŞTIRILMASI AMACIYLA VERİLEN ARAŞTIRMA ÖNERGESİ HAKKINDA); konuşma 918 kelime.
Bedii Süheyl Batum (CHP, Eskişehir). “Bağımsız yargı sorunlarının araştırılması amacıyla verilen araştırma önergesi hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 12 Ekim 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bedii-suheyl-batum-24-2011-10-12-bagimsiz-yargi-sorunlarinin-arastirilmasi-amaciyla-verilen-arastirma-o (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir)Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; bağımsız yargının sorunlarının araştırılması, tartışılması ve bu sorunların giderilmesi amacıyla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, lehte görüşlerimizi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, bağımsız yargının sorunlarının araştırılmasını ve varsa bu sorunların giderilmesini bu çatı altında mutlaka zaman yitirmeden konuşmamız lazım.
Çok ünlü bir anayasa hukukçusu şöyle söylüyor -son dönemin en önemli sorunlarından bir tanesi olarak da devletin- Küresel Anayasacılık Hareketleri ve Yeni Anayasalar kitabında “Eğer, bana bir anayasa yapmaktan söz ediyorsanız ilk önce anayasa yargısı ve yargı hakkında neler düşündüğünüzü söyleyin.” Şimdi, Türkiye Cumhuriyetinde, bu çatının altında yeni bir anayasa yapacağız, bundan bahsediyoruz. Bu anayasayı yaparken Türkiye’de yargının sorunlarını görmezden geldiğimiz takdirde, yargının bağımsızlığını veya bağımlı olmasını görmezden geldiğimiz takdirde bu sorunlara yönelik bir anayasa yapabilmemiz çok zor olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, şunu söylemek istiyorum: Türkiye’de sorunlar ortada, bu sorunları benden önce söz alan arkadaşlar da, daha önce de bu Meclis çatısı altında hep tartıştık. Şimdi ortada bir gerçek var. Çağdaş, demokratik sistem dediğimiz demokratik sistemlerin en önemli özelliklerinden biri, bunların tümünde devlet organlarının tümünün -yasama dâhil- tüm işlemlerinde hukuka uygun davranmaları ve bu uygunluğun bağımsız, tarafsız yargı organları tarafından denetlenmesi olgusunun güvence altına alınmış olmasıdır. Şimdi, çağdaş demokratik anayasalara da baktığımız zaman, siyasal iktidarları, güçleri ne olursa olsun, Meclisteki sayısal çoğunlukları ne olursa olsun iktidarı denetlemeye ve dengelemeye yönelik en önemli kurumların başında da bağımsız yargı organları gelir.
Sevgili arkadaşlar, bizde -hepimiz biliyoruz- 1961 ve 82 anayasalarında hep şöyle yazardı: “Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devletidir.” Bu çatının altında çok samimiyetle söyleyelim. 82’den beri özellikle, yargı bağımsız mıydı tam anlamıyla veya gerçek anlamda işleyen bir hukuk devleti var mıydı? Yoktu. Hep beraber gördük. Nitekim 82 Anayasası yargı yetkisinin sınırlanması yönünde çok önemli düzenlemeler getirmişti, denetlenmeyen işlemler teorisi geliştirmişti. Olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri, Cumhurbaşkanının işlemleri, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun işlemleri, YAŞ kararları… Bunlar bir hukuk devletinde olmayacak denetlenmeyen işlem kategorisi yaratmıştı. Aynı şekilde Anayasa Mahkemesine başvuru yolları, yetkiler, görevler sınırlandırılmıştı. HSYK’nın içinde Adalet Bakanı ve Müsteşarının yer alması o dönemde bile hepimizin yargının, bağımsız yargının sorunları olarak gördüğümüz hususlardı ama değerli arkadaşlarım, bugün hepimiz görüyoruz ki, sorunlar inanılmaz derecede arttı. Maalesef “Türkiye’de artık bir hukuk devleti var, Türkiye bir hukuk devletidir.” dememizi olanaksız hâle getirecek ölçüde arttı sorunlar.
Şimdi, Sayın Bozlak da söyledi. Türkiye’de hukuka aykırı işlemleri hep beraber izliyoruz. Bu yüce Meclisin çatısı altında yer alan çok değerli milletvekillerinin tamamının gözleri önünde bu oluyor. Tutukluluklar artık bir ceza niteliğini almış vaziyette. Ne Türkiye’de ne uluslararası hukukta ne sözleşmelerde bir tek düzenlemede buna cevaz verecek bir madde, bir düzenleme yoktur. Buna rağmen bizim yargıçlarımız, maalesef bağımsızlığı şaibeli hâle gelmiş yargıçlarımız tutukluluğu bir ceza tedbiri olarak açıkça uygulamaktan kesinlikle kaçınmamaktadır.
Sevgili arkadaşlar, devam eden bütün davalardaki hukuka aykırılıklar artık hepimizin gözden kaçıramayacağımız bir boyuta gelmiştir. Hepimiz gözlüyoruz ama daha da kötüsü var. Şimdi devam eden davalarda hep beraber görüyoruz. Arkadaşlar, değerli milletvekilleri, hangi partiden olursak olalım bunu görmezden gelerek Türkiye’de hukuk devletini kurmamız mümkün değil. Örneğin tahliye kararları veren bütün yargıçlar, bütün bu alanda görüş bildiren savcıların yerleri değiştirildi. Bugün Türkiye’de çok açıklıkla -bunu hiç saklamayalım- davalarda hukuka aykırı uygulamaları nedeniyle şikâyet edilen savcılara ve hâkimlere hiçbir şey yapılmadı. Adalet Bakanı soruşturma izni vermedi, soruşturma iznine idare mahkemesinin, Danıştayın kararından sonra da hiçbir şey yapılmadı. Buna karşılık Deniz Feneri savcılarının durumu hepimizin gözü önünde gerçekleşti.
Şimdi, sakın burada değerli milletvekilim… Bakın, dışarıda siyasal açıdan da bunu söylesek şöyle olur: Adalet Bakanlığı soruşturmayı açtırmış, daha sonra HSYK görevden almıştır. Şimdi bunları hiç tartışmayalım. Önemli olan, hangi dava olursa olsun burada bunu gidermemiz lazım, bağımsız yargıyı oluşturmamız lazım.
Size bir şey okumak istiyorum, göstermek istiyorum. Sevgili arkadaşlar, burada avukat arkadaşımız çok var, hangi partiden olursa olsun. Şimdi Turgut Kazan’ı tanırsınız, Baro Başkanlığı yapmış çok değerli bir hukukçudur. Şimdi, Turgut Kazan’ın başına gelen dava şurada. Bakın, ne olursa olsun değerli milletvekilim…
Bakın, Turgut Kazan bir İlhan Cihaner’i savunuyor. Savunduğu için kendisine dört tane dava açıldı, biri tazminat davası olmak üzere. Tamam. Beşinci dava da şurada, bakın, iddianame. İnanılması mümkün değil. Bir hukuk devletinde buna rastlamak mümkün değil. Biz bunun örneklerini gördük ama, şuraya bakın, dava şunun için açılmış. Turgut Kazan bir konuşmasında -aynen böyle yazıyor- “…şeklindeki konuşmasıyla Osman Şanal’ı hedef almıştır. Osman Şanal özel yetkili savcı olarak terörle mücadelede görev aldığı için onu hedef alması, müvekkilini savunmak için terörle mücadele edeni hedef göstermektir.” deyip beşinci dava açılmış. Şimdi, hiçbirimiz, buna, efendim, benim görüşüm ondan değil, ben onun gibi görmüyorum, düşünmüyorum, o yüzden iyi olmuş, yapılmış diyemez, dememelidir. Hiçbirimiz dememeliyiz. Bağımsız yargının sorunu ortada, bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır.
HSYK, hep söyledik, “Adalet Bakanlığının güdümünde, Müsteşarın güdümünde olur.” dedik. Yargıtay, kanun yaptık, 160 blok oy çıkardık.
Değerli arkadaşlar, sorunlar çok arttı. Lütfen, el ele, el birliğiyle mutlaka bu sorunları araştırmalı ve çözüm üretmeliyiz. Çözüm üretmediğimiz takdirde, hukuk devletinden bahsetmemiz mümkün olmayacaktır. Buna izin vermemeliyiz.
Son bir şey söyleyeceğim: Bakıyoruz, dünyada artık yalnız başımıza yaşamıyoruz, dünyadaki örnekleri görüyoruz. Bu sorunların olduğu bütün ülkeler de eğer demokratik hukuk devleti olarak kalmak istiyorlarsa buna çözüm ürettiler. Ne yaptılar? Fransa bile cumhurbaşkanını HSYK’nın başı koymuştu, onu değiştirdi 2011 değişikliğiyle. Haa, biz ne yaptık? Devekuşu gibi, hiç kimse kusura bakmasın, kafamızı kuma gömdük. Ne yaptık? Adalet Bakanlığı referandum öncesinde bir metin yayımladı, bu değişikliği görmezden geldi, bize anlatmak için dedi ki: “Cumhurbaşkanı Fransa’da da HSYK’nın başında, ne var?” Biz anlatmaya çalıştık “Hayır, böyle bir şey yok, değişti.” diye.
Değerli dostlar, bence…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla)… bağımsız yargıyı, tarafsız yargıyı oluşturmak için elimizden geleni yapmak zorundayız. …
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce)Biz biliyoruz.
BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla)Mutlaka bunu yapmak zorundayız.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 12 Ekim 2011