Bağımsız yargı sorunlarının araştırılması amacıyla verilen araştırma önergesi hakkında
Adana Milletvekili ·
Genel Kurul, 6. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Ekim 2011 · 914 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Murat Bozlak, 12 Ekim 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAĞIMSIZ YARGI SORUNLARININ ARAŞTIRILMASI AMACIYLA VERİLEN ARAŞTIRMA ÖNERGESİ HAKKINDA); konuşma 914 kelime.
Murat Bozlak (Adana). “Bağımsız yargı sorunlarının araştırılması amacıyla verilen araştırma önergesi hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 12 Ekim 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/murat-bozlak-24-2011-10-12-bagimsiz-yargi-sorunlarinin-arastirilmasi-amaciyla-verilen-arastirma-o (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MURAT BOZLAK (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin yargı bağımsızlığı konusunda verdiği Meclis araştırma önergesinin kabulü için lehe söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, Antalya ilimizde meydana gelen sel felaketinde yaşamlarını yitiren yurttaşlarımızın ailelerine başsağlığı diliyor, sel felaketinde mağdur olan yurttaşlarımıza da geçmiş olsun dileğinde bulunuyorum.
Bu vesile ile de Hükûmete bir öneride bulunmak istiyorum. Diyarbakır’dan günübirlik Kandil’i bombalamak üzere kaldırdığınız jetlere harcanan parayı, bu gereksiz kalkışları durdurarak ve yine Kürtlerin haklarını tanımamak için gereksiz yere harcanan milyar dolarları Antalya’daki sel felaketinde mağdur olmuş yurttaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesinde, böylesi felaketlerin ülkemizde bir daha yaşanmaması için önleyici tedbirlerin alınmasında kullanılmasını öneriyorum.
MUHYETTİN AKSAK (Erzurum)Devletimiz güçlü, her ikisini de yerine getirir.
HASİP KAPLAN (Şırnak)Baş örtüsünü çözemediniz “Önce çöz de gel.” derler.
MURAT BOZLAK (Devamla)Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin birinci sınıfında anayasa dersi okutulur. Bizim dönemimizde bu dersi veren rahmetli Hocamız Profesör Doktor Bülent Nuri Esen’den geçerli not alabilmek için kanun devleti ile hukuk devleti arasındaki farkı iyi bilmek gerekirdi, bunu bilmeyen asla sınıf geçemezdi. Değerli Hocamız derdi ki: “Çocuklar, her dilde, her devlette kanun vardır, hukuk devletinde de kanun vardır, kanun devletinde de kanun vardır ancak kanun devletinde hak ve özgürlükler yoktur. Kanun devletinde insan haklarını, demokrasiyi aramayın. Orada kuvvetler ayrılığı ilkesi de yoktur, devlet erki tek elde toplanmıştır, rejim totaliter, baskıcı ve faşizandır. Hukuk devletinde ise esas olan, kutsal olan devlet değil insandır. Hukuk devletinde yurttaşların hak ve özgürlükleri vardır, demokrasi vardır, insan haklarına dayalı hukuk düzeni vardır, kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır. Hukuk devletinde yargı bağımsız ve tarafsızdır, rejim demokratiktir.” Evet, Değerli Hocamız böyle diyordu, tespitlerine ben de harfiyen katılıyorum, bugün için de geçerli olan doğru tespitlerdir.
Kanun devletinden demokratik hukuk devletine doğru uzanan evrim süreci içerisinde yargı bağımsızlığı tüm dünya ülkelerinde genel kabul gören bir ilke hâline gelmiştir. Birçok ülkenin anayasa ve yasalarında yargı bağımsızlığı ilkesi yerini almıştır. Demokratik bir rejim için, adalet için, adil yargılanma için yargının bağımsızlığı şarttır. Yargının bağımsız olduğu demokratik ülkelerde mahkemeler bireysel hak ve özgürlüklerin güvencesidir. Ülkemizde de anayasal düzlemde ilke olarak yargı bağımsızlığı kabul edilmiş olmasına rağmen uygulamada yargının bağımsız olduğunu söylemek mümkün değildir.
Yargı bağımsızlığı konusunda grubumuzun verdiği önergede belirtilen ve her biri tek başına Meclis araştırmasına konu olabilecek önemdeki konulara tek tek girmeden bunlar içerisinden yürütmenin ve birçok kişi tarafından dördüncü kuvvet olarak tanımlanan basının yargı bağımsızlığı konusundaki tutumuna değinmek istiyorum.
Bilindiği gibi ülkemizde de kuvvetler ayrılığı ilkesi kabul edilmiş, devlet erki yasama, yürütme ve yargı organları arasında dağıtılmıştır. 23’üncü ve 24’üncü Dönem milletvekili seçimleri sonucunda AKP yüzde 10 Türkiye barajının da sağladığı imkânlarla Parlamentoda sayısal çoğunluğa sahip olmuştur. Bu sayısal çoğunlukla da yürütmenin yasama üzerindeki etkisi inkâr edilemez bir gerçekliktir. Yürütme organı yasama organı içerisindeki bu sayısal çoğunluğuna dayanarak çıkardığı kanun kuvvetindeki kararnameler ile de yasama organını baypas etmiştir, devre dışı bırakmıştır. Yürütme, süreç içerisinde çıkarılan yasalarla ve çeşitli bakanlıklara bağlı kurumlar, özellikle de Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına bağlı birimler üzerinden âdeta arka bahçesi hâline getirdiği, kendi etrafında tekelleştirdiği yazılı ve görsel medyanın da yardımıyla yargı bağımsızlığını ciddi anlamda zedelemiştir. Yargının ve yasamanın etkisizleştirildiği, devlet erkinin yürütme organında tekleştirildiği bir sürece doğru gitmekteyiz. Önünü alamadığımız takdirde baskıcı bir rejime doğru gittiğimizin altını özellikle çizmek istiyorum.
AKP iktidarları döneminde yapılan yasal değişiklikler ile ceza yargılanmasında hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı, savunma hakkının kısıtlandığı, haksız ve uzun tutukluluk süreleriyle toplumdaki barış ve huzur ortamının zedelendiği de bir gerçekliktir. Ceza hukukunda yargı bağımsızlığı hazırlık soruşturmasıyla birlikte başlar, tüm soruşturma evrelerinde de devam eder. Eğer yargılama mahkûmiyet ile sonuçlanmış ise infaz işleminin sonuna kadar da devam eder.
Ülkemizde pratik uygulama şudur: Kişi önce izlenmeye alınır, telefonları dinlenir, iş yeri telefonu, cep telefonu, ev telefonu dinlenir. Siyasal nitelikli toplu takiplerde ortam dinlenmesi de yapılır, hatta görsel kayıt da yapılır. Kim yapar bunu? İçişleri Bakanlığına bağlı birimler yapar. Bu bilgiler bir müddet sonra basınla paylaşılır. Basın yazmaya başlar: “BDP’den 1.400 kişi gözaltına alınacak.” der. Gözaltı ve suçlanma için uygun ortam hazırlanır. İlgi ve alakası olmayan ağır suçlamalarla perdeleme işlemi de yapılır. Daha sonra gözaltı süreci başlar. Gözaltı kararını savcı verir ancak uygulamayı kolluk kuvveti yapar. Sabaha karşı kişiler evlerinden tek tek alınır. Kolluk kuvvetleri gözaltına aldığı kişiler için gizlilik kararı çıkartılmasını savcıdan ister. Savcılık tarafından mahkemeden alınan gizlilik kararı ile dosya üzerindeki mahremiyet başlar. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere ulaşmak artık sanık için yasaktır, sanığın avukatı için de yasaktır. Suçlandığı delilleri sanık bilmez. Gerekirse gizli tanık ifadesi de kolluk kuvvetlerince dosyaya konulur. Uzun bir süre sonra iddianameyle dava açıldığında mahkemede dosyasını sanık görebilir, neyle suçlandığını ve dayanak yapılan delilleri öğrenebilir. Hazırlık soruşturmasının öznesi savcıdır ancak pratikte hukukçu olmayan kolluk kuvveti mensupları özne olmaktadır. Bu pratik uygulamalardan dolayı yargının bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Onun içindir ki Sayın Adalet Bakanı, BDP’li 5 bin kişiyi de gözaltına alıp tutuklatabileceğini çok rahatlıkla söyleyebilmektedir. Zira, emrindeki kolluk kuvvetleri vasıtasıyla bunu yapabilme imkânlarına da sahiptir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu an cezaevinde tutuklu bulunan BDP’nin il, ilçe yöneticileri, il başkanları ve üyeleri, belediye meclis üyeleri, belediye başkanları, il genel meclis üyelerinin ve toplam üye sayısının 3.480 olduğu BDP tarafından açıklandığı zaman Sayın İçişleri Bakanı itiraz etmişti. Oysa gerçeklik budur. İşte bütün bu arkadaşlarımız ve şu an 8 milletvekili arkadaşımızın dava süreci de bu şekilde gelişmiştir. BDP’li 5 milletvekili arkadaşımızın aldığı toplam oy 370 bindir. 370 bin seçmen iradesi bu haksız uygulama nedeniyle Parlamentoda şu an temsil edilmemektedir. Bu haksızlığa son verme görevi Meclise aittir. Bu haksızlığı giderme konusunda tarihî bir sorumlulukla Meclisimiz karşı karşıyadır.
Bu sorumluluğun gereğini yerine getireceğinize olan inancımla hepinizi saygıyla selamlıyor, önerimizin kabulünü rica ediyorum.
Teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 12 Ekim 2011