İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 68. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi (s.s.:462)

Bengi Yıldız

Batman Milletvekili ·

Genel Kurul, 68. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Mart 2010 · 817 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Bengi Yıldız, 3 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİN HALKOYUNA SUNULMASI HAKKINDAKİ KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ (S.S.:462)); konuşma 817 kelime.

Bengi Yıldız (Batman). “Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi (s.s.:462)”. TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bengi-yildiz-23-2010-03-03-anayasa-degisikliklerinin-halkoyuna-sunulmasi-hakkindaki-kanunda-degis (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA BENGİ YILDIZ (Batman)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Doğrusu, yeni bir seçime asgarisinden bir yıldan daha fazla zaman olduğunu herkes kabul ediyor ve buna baktığımızda da yeni bir Anayasa, yeni yasalar, demokratikleşme noktasında bu Parlamentonun bu saatten sonra bir şey yapamayacağı iddiasında olan partiler ve gruplar da var. Bu bir yıl içerisinde ne yapacaklarını aslında halkımıza anlatmaları gerektiğine inanıyoruz. Parlamentodaki görevimiz, halkımızın ihtiyacı olan yasaları ve başta da Anayasa’yı yapmak ve bu halkın özlem ve istemlerine sahip çıkmaktır. Bunu, Barış ve Demokrasi Partisi olarak tekrar halkımızla paylaşmak istiyoruz.

Başta Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere, aslında, Parlamentodaki bütün grupların konuşmalarından, mevcut Anayasa’nın askerî sistemin bir ürünü olduğu, toplumun ihtiyaçlarını karşılamadığı ve yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç duyulduğu noktasında bir görüş birliği de var. Aynı zamanda, Cumhuriyet Halk Partisinin sadece daha önceki raporlarına değil, aslında 2009’daki raporlarına baktığımızda da demokratikleşme ve hukuk devleti konusunda çok önemli saptamaların olduğunu görüyoruz ve bunu yüce Meclisle de paylaşma gereğini duyuyoruz.

“1982 Anayasası bir askerî müdahale sonucu hazırlandığından ve hak ve özgürlüklerle ilgili bölümü bir istisnalar rejimine tabi tuttuğundan Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölümünü uluslararası taahhütlerle uyumlu hâle getirmemiz gerekir.” diyor ve “Kapsamlı bir adli reform gerçekleştirerek yargının hızlı, adil ve bağımsız olması sağlanmalıdır.” şeklinde tespitleri var Cumhuriyet Halk Partisinin.

Yine bu raporun ilerleyen kısmında “Anayasa, özgürlükten yana değildir.” diye bir başlık altında “Çağımızda demokrasinin insan hakları kataloğunun giderek genişleme sürecine girdiği, üçüncü kuşak haklarla giderek teknolojik hakların geldiği, yeni hak ve özgürlüklerin de eklendiği görülmektedir. Hak ve özgürlüklerimizin temel kaynağı olan Anayasa’mızın ise bu gelişmelerin uzağında kaldığı…” tespiti yapılıyor.

Bu maddeler ilk bakışta oldukça geniş hak ve özgürlükler listesini ortaya koymakla beraber, 82 Anayasası’nın aslında “ama”larla devam ettiği tespitinden sonra, Anayasa’mızda hak ve özgürlüklerin kapsamlarının çok dar tutulduğu, getirilmiş olan sınır ve istisnaların da içlerinin boşaltıldığı tespiti yapılıyor.

Bu belirlemeler ve devam eden belirlemelerden, aslında Parlamentodaki bütün partilerin yeni bir anayasadan yana tavır koyduklarını, raporlarda ve seçim atmosferinde özgürlükten ve demokrasiden çokça bahsettiklerini görüyoruz. Temel sıkıntı, zamanı geldiğinde, Parlamento bu görevle karşı karşıya geldiğinde, siyasi partilerin “Biz yapmazsak diğer partiler de yapmasın.” şeklinde Türkiye’de, aslında Türkiye siyasal tarihinde çok yaygın olan bir hastalıkla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Hâlbuki, muhalefet partilerinin özgürleşme ve demokratikleşme konusunda iktidar partisinden çok daha ileri bir durumda olması gerektiğini söylüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, cumhuriyet tarihi boyunca, 1921 Anayasası dâhil olmak üzere, olağan koşullarda ve halkın iradesi olan ve çokça da dillendirildiği gibi bir mutabakat metni olan bir anayasaya kavuşamadı. 1921 ve 24 anayasaları olağanüstü koşulların ürünü olup resmî ideolojinin toplumu biçimlendirme ve bir imparatorluğun bakiyesi olan halkları ve inançları tekleştirme, aynılaştırmanın aracı olarak kullanıldığını görüyoruz. Bu modelin, Avrupa’nın tersine, “ulus devlet” modelinden çok, “devlet ulus” modeliyle tarihimize cevap verdiğini görüyoruz ve aynı zamanda, hem 61 Anayasası’nda hem 82 Anayasası’nda bu ideolojinin kendini şu şekilde formüle ettiğini görüyoruz: Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu şeklinde. Yani, önce bir devlet var, sonra bu devletin bir ülkesi, sonra da bu devletin bir milleti olduğunu görüyoruz.

1960 darbesinin ürünü olan ve başbakanı asanlar tarafından hazırlanmış 61 Anayasası ile 80 darbesinin ürünü olan 82 Anayasası’nın, topluma zorla kabul ettirilen ve şeklî olarak referanduma sunulan metinler olduğu Bilinen bir gerçektir. Bu anayasaların meşruiyeti o darbeyi yapanların meşruiyetiyle orantılıdır. “Bu Anayasa’yı değiştiremezsiniz çünkü bu Anayasa’ya bağlılık yemini ettiniz.” diyenlere soruyoruz: 1960 darbesini yapanlar ve o zamanki Parlamento, 1924 Anayasası’na bağlılık yemini etmemişler miydi? 1980 darbesini yapanlar ve o dönemin Parlamentosu, 1961 Anayasası üzerine yemin etmemişler miydi? O yeminlerin gereğini o parlamentolar yaptı mı? Darbeyi yapanları, ortadan o Anayasa’yı kaldıranların hesabını sordular mı? Bugün bu Anayasa’nın Parlamento tarafından değiştirilme taleplerine karşı ayaklananlar “Bu Parlamento bunu yapamaz, seçime bir yıl kala olmaz.” diyenler kendi varlık nedenleri olan ve halk egemenliğinin tecelli yeri olan kurumu güçten düşürmüyorlar mı? Kekliğe sormuşlar “Ayakların neden kırmızı?” diye. Mevsim kışmış. Keklik “Kardan, kıştan” demiş. Bu cevabı duyanlar itiraz etmişler “Ama biz seni yazın ortasında da gördük yine ayakların kırmızıydı.” demişler. Mesele, seçime bir yıl kala meselesi değil, hemen seçimin sonrasında da aynı yaklaşım söz konusuydu. Mesele, bu askerî rejim ürünü olan Anayasa’dan hoşnut olmadır. Mesele, bu Parlamento değil, askerî, sivil seçkinci kesimin bu ülkeyi yöneteceğine olan sadakattir. Mesele, Parlamentonun saygınlığının yüzde 40, 50’lerde seyretmesinden gocunmayanların, askerlerin saygınlığının yüzde 70’lerde olması karşısında “Rejim elden gidiyor.” yaygarasını koparma meselesidir.

“Bu Parlamento anayasa yapamaz.” diyenler bir ayıp içerisindedirler ama sekiz yıldır bu Anayasa’yı değiştirmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi benzer bir ayıbın içerisindedir. Bu iradesizliğin sebebi Parlamento değil, kendilerinin beceriksizliğidir. Bu Parlamento her şeyi yapmaya muktedirdir. Parlamento halktır. Halkın iradesini tanımayan hiçbir kurum ve kuruluş saygıyı hak etmez. Parlamentonun gücüne, kudretine inanmayanların Parlamentoda bulunma hakları yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Hükûmeti, eğer devlet seçkinlerine “Bugüne kadar siz yönettiniz, nimetlerden siz faydalandınız, biraz da biz yönetelim, biraz da biz faydalanalım.” diyorlarsa –ki şimdiye kadar icraatlarından bu anlaşılıyor- bu arayışın karşısında en sert muhalefeti Barış ve Demokrasi Partisi yapacaktır.

Kürtler ve Türkler, ezilenler, farklılıklarından dolayı zulme uğrayanlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

61 konuşma daha · 3 Mart 2010

61 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook