Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Batman Milletvekili ·
Genel Kurul, 90. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Nisan 2010 · 880 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bengi Yıldız, 21 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 880 kelime.
Bengi Yıldız (Batman). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bengi-yildiz-23-2010-04-21-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA BENGİ YILDIZ (Batman)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, parti kapatma ülkemizin temel sorunlarından birisi ama Nazım Hikmet’in “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan” şiirinde olduğu gibi dörtnala Uzak Asya’dan buraya geldiğimizde elimizdeki sazın üç tane teli vardı, özlemlerimizi ve istemlerimizi sazdaki o üç telle dile getirmeye çalışıyorduk. Sonra Anadolu’ya geldik, hem o sazın telleri çoğaldı hem kavallar, arbaneler, davul-zurnalar ve çeşitli müzik aletleri daha ona eşlik etmeye başladı. O saatten sonra özlemlerimizi ve istemlerimizi o müzik aletleriyle, çoğul yapıyla ifade etmeye çalıştık. Şimdi de Avrupa Birliğine girme sürecinde, bu sazlarla bu çeşitliliği bir orkestra hâline getirip artık orkestradan da zevk alacak bir toplum yaratmak istiyoruz. Birileri hâlen o üç telli sazla özlem ve istemlerini dile getirmek isteyebilir, ama biz onu aştığımızı söylüyoruz ve orkestra çağını yakalamak istediğimizi belirtmek istiyoruz. Onun için de “siyasi partileri kapatma” adı altında her farklı düşünceyi “bölücülük, irtica, şeriat, komünizm” adı altında mahkûm eden bu egemen anlayışı, bu elit yapıyı bu toplum aşacak, hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Türkiye’de bugüne kadar yirmi dört siyasal parti kapatıldı. Avrupa’nın bazı ülkelerinde de siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler var. Fakat bunlar son derece nadiren ve istisnai hallerde uygulanmaktadır. Mesela Almanya’da 1950’li yıllarda iki parti kapatılmıştır, ikisinin de totaliter niteliği üzerinde bir kuşku yoktur. Faşizmi, yani Hitler’in iktidarını gerçekleştiren ve savunan partilerdi. Bugün belki zorlarsak Türkiye’de benzer zihniyeti taşıyan anlayışların olduğunu da söyleyebiliriz. Altmış yıllık süre içerisinde Avrupa’da kapatılan siyasi parti sayısı üç veya dördü geçmez. Türkiye’de ise 1961 Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden bugüne kadar Anayasa Mahkemesi kararıyla yirmi dört parti kapatılmıştır. 82 Anayasası yürürlükteyken kapatılan on sekiz parti, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük hükmüne ya da laiklik ilkesine aykırı hareket etmek iddiasıyla kapatılmışlardır. Bir defa, bu mukayese bile Türkiye’deki kuralların ve uygulamaların Avrupa standartlarından ne kadar farklı olduğunu göstermektedir.
Avrupa standartlarını oluşturan iki kaynaktan söz edebiliriz. Biri Venedik Komisyonunun kriterleri ki son zamanlarda üzerinde çokça konuşuluyor. Bu kriterlere göre siyasi parti ancak şiddet yöntemlerine başvurduğu ya da şiddet yöntemlerini savunduğu takdirde kapatılabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de buna ilaveten, bir partinin tutum ve projesinin demokrasinin temel değerleriyle bağdaşmaz olması hâlinde kapatılabileceğini kabul etmektedir. Türkiye’deki parti kapatma kararları hakkında bir tek Refah olayında mahkeme Türkiye’yi haklı bulmuştur. Bana göre Türkiye’yi iyi tanımadıkları için bu kararı aldılar. Laiklik ve demokratik cumhuriyet halkımızın kazanımlarıdır ve asla bundan vazgeçilecek bir durum söz konusu değildir. Onun dışında, kendisine intikal eden bütün davalarda Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkûm etmiştir, sözleşmeyi ihlal ettiğine karar vermiştir. Dolayısıyla Avrupa’da parti kapatma günlük olaylardan değildir. İşte, Venedik kriterlerini, İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını kabul edelim… Türkiye’deki uygulamayla Avrupa uygulaması arasında son derece derin farklar vardır. Anayasa’da tuhaf bir ikilem var. Bir taraftan siyasi partilerin demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu yazılıyor, diğer taraftan 68 ve 69’uncu maddelere getirdiği yasaklama düzeni aynı Anayasa’nın siyasal partilerden kolayca vazgeçmeye hazır olduğunu göstermektedir. Anayasa’mız partileri sadece eylemlerinden dolayı yasaklamayı öngörmüyor, partilerin tüzük ve programlarında güttükleri amaçtan dolayı da yasaklamayı mümkün kılıyor. Bu, pratikte şu demek: Çoğunluğa veya devlet elitlerine aykırı gelecek bir programı olan bir partiyi kursanız, gerçekten kamu hayatı, kamu düzeni, demokratik rejimi tehdit edecek hiçbir girişimde bulunmamış olsanız bile, sırf programınızda bu amaçlardan dolayı parti kapatılabilir. Bu tür davalar açılmıştır. Birleşik Komünist Partisine isminden dolayı kapatma davası açılmıştır. Siyasi partilere tanıdığı hareket alanı son derece sınırlıdır. Siyasi partilerin resmî ideolojinin azıcık sağ ve azıcık sol versiyonlarından ibaret olmasını ya da aynı ideolojinin farklı şubeleri olmasını öngören bir zihniyet var. Örneğin İskandinav ülkeleri İsveç, Norveç, Finlandiya, Hollanda, İngiltere, siyasi parti hürriyetine kapatma yaptırımını gerektiren ülkeler değildir. Bu ülkelerde demokrasi hiçbir problem olmadan varlığını sürdürebiliyor. Şu hâlde demokrasiyi koruyabilmek için mutlaka bir anayasa düzeninde kapatma yaptırımına yer vermek gerekmemektedir.
İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’den yapılan başvurular neticesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 Numaralı Protokolü’nün ihlalini görmüş ve Türkiye’yi tazminata mahkûm etmiştir. Venedik Komisyonu Türkiye’de parti kapatmanın çok sıradanlaştığını ve bir cumhuriyet başsavcısının iki dudağı arasında olduğunu, başka da hiçbir emniyet supabının olmadığını beyan etmiştir. Oysa Avrupa’daki emsallerinde böyle değildir. Almanya’da parti kapatma davası ancak hükûmetin veya parlamentonun iki kanadından birinin talebi üzerine açılabiliyor. İspanya’da benzer bir durum var. Bizde ise hiçbir temsil sıfatı olmayan ve halka hesap verme mükellefiyeti bulunmayan bir yargı mensubu, parti kapatma davası açma hakkına sahip tek bir kişidir. Kapatma kararı sonucunda ek olarak gelen beş yıllık siyaset yasağını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi orantısız bulmuştur. Dolayısıyla sözleşmenin Ek Protokolü’ne aykırı bulup Türkiye’yi tazminata mahkûm etmiştir. Aynı şekilde parti kapatma kararına bağlı olarak milletvekilliklerinin düşmesini de orantısız bulmuştur ve orada da Türkiye aleyhine karar vermiştir.
Parti kapatma ifade özgürlüğüne de aykırıdır. Türkiye’de açılan kapatma davalarının önemli bir bölümünde siyasi partilerin program ve tüzüklerinde yer alan ifadeler ve parti yöneticilerinin beyanları etkili olmuştur. Bunlar kapatma kararlarında da gerekçe oluşturmuştur. Oysa Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinde yer alan “ifade hürriyeti” İnsan Hakları Mahkemesi tarafından çok özgürlükçü olarak yorumlanmaktadır. Mahkemenin yerleşmiş bir içtihadına göre, bir düşünce açıklaması toplum açısından ne kadar şok edici, ne kadar sarsıcı olursa olsun, şiddet çağrısı içermedikçe bu açıklama ifade hürriyetinin sınırları içerisindedir.
Sayın Başkan, değerli üyeler; Türkiye’de kapatılan bazı partilerin kapatılma gerekçelerine bakalım: Millet Partisi, 26 Ocak 1954, laikliğe aykırı odak olmak; Demokrat Parti, 20 Haziran 1960, 60 ihtilaliyle; Millî Nizam Partisi, 20 Mayıs 1971, laikliğe aykırı odak olmak …
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
90 konuşma daha · 21 Nisan 2010