Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)
Eskişehir Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 80. Birleşim · 4. yasama yılı · 31 Mart 2010 · 544 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Beytullah Asil (MHP), 31 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.486)); konuşma 544 kelime.
Beytullah Asil (MHP, Eskişehir). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 31 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/beytullah-asil-23-2010-03-31-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir)Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Millî Mücadele’mizin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk zaferi olan İnönü Zaferi’nin 89’uncu yılı münasebetiyle gündem dışı söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.
22 Haziran 1920 tarihinde başlayan ikinci Yunan hareketi sonrası Nazilli, Uşak yöresi, Bursa ve dolayları kaybedilmişti. Bu zaman içinde Türk halkının yer yer kurduğu savunma cephesinin yanı sıra Büyük Millet Meclisinin açılması, emperyalizme karşı girişilen savaşın örgütlenme bilincinin dünya önünde siyasal ifade bulması, Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin, altı yedi ay içinde, gerek iç isyanların bastırılmasında gerek ordunun yeniden örgütlenmesinde gösterdiği çabalar itilaf devletlerini yeni tedbirler almaya zorlamıştı.
Yunanlılar da Eskişehir’i ele geçirerek Anadolu demir yollarının bu önemli kavşak noktasını kontrol altına almak ve güçlerini ispat etmek, diğer taraftan da Eskişehir’i alıp itilaf devletlerinin desteğine layık olduklarını ispatlamak istiyorlardı. 6 Ocak 1921’de Bursa Yenişehir doğrultusunda taarruza geçtiler. Üç dört gün içinde İnegöl, Karaköy, Bilecik ve Sakarya boğazını geçerek Eskişehir-İnönü-Gündüzbey savunma hattına vardılar. "Ya istiklal, ya ölüm!" diyebilen Türk evladının gösterdiği büyük direnç, 10 Ocak akşamı taarruzu durdurdu. Karanlık basınca Yunan ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Alınan bu galibiyet ve yaşanan bu zafer, kurtuluş mücadelemizin ilk büyük başarısı olmuş, Büyük Millet Meclisinin siyasal gücünün ağırlık kazanmasını sağlamış ve milletimizin Türkiye Büyük Millet Meclisine duyduğu güveni artırmıştır.
Bu yenilginin ardından ikinci hareket, Yunan Başkomutanlığının olağanüstü bir hazırlanışla Bursa cephesindeki birliklerini 50-60 bin kişilik bir güce ulaştırarak son darbeyi vurma amacında olduğu söylenebilir. 23 Mart 1921 sabahı Bursa ve Uşak kesimlerinde saldırıya geçen Yunan ordusunun asker ve silah gücü yine büyük bir üstünlük taşıyordu. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, savaşı yine İnönü mevzilerinde kabul edecek biçimde planladığından İnegöl kesiminde bulunan birliklerimiz geri çekildiler. 30 Marta kadar süren savaşlarda, cepheyi koruyan ordu, Türk tarihinin en çetin savaşlarından birini daha verdi. İyi donatılmış düşmana ilerleme fırsatı vermedi. 31 Mart-1 Nisan gecesi bütün hatlarda geri çekilmeye başlamışlardı.
1 Nisan 1921 Cuma günü, Keçiören’de -sonra Meteoroloji Genel Müdürlüğü olan- eski Ziraat Okulu binasına yerleşmiş Genelkurmay Karargâhının ikinci katındaki genişçe odada harita serili bir masanın başında Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak paşalar konuşmadan oturuyorlardı. Saat 17.00 idi. Sağ kanadını taarruza kaldıracağını bildirmiş olan İsmet Paşa ile öğleden beri bağlantı kurulamıyordu. Cephede ise bir Yunan uçağı, ilerleyen Türk birliklerinin üzerine makineli tüfeğiyle ateş yağdırmaya başlamıştı. Hücuma kalkmış bir takımın önünde koşan teğmen, birden sendeleyip düştü. Teğmenin düştüğünü gören erler hemen yattılar. Takım çavuşu, sürünerek sokuldu: “Komutanım!” Teğmen, boynundan vurulmuştu, zorlukla “Durma…” diye fısıldadı, “Takımı hücuma kaldır. Hemen! Haydi!” Her kelimesinde yarasından yeni bir kan boşalıyordu. Çavuş, gözlerinden yaş akarak ayağa fırladı, olanca sesiyle haykırarak takımı yeniden hücuma kaldırdı. Erler doğruldular ve koşarak savaş sisine karıştılar. Taşlı arazi çarıklarının altını erittiği için çoğu yalın ayaktı. Bir top mermisi patladı. Fışkıran gevrek bahar toprağı, sönen Teğmenin üzerini örttü.
Saat 18.30 olmuştu. Cephe Komutanı İsmet Bey, Türk milletinin hürriyetine kavuşmada gelecek için mutlu bir dönüm noktası olan İkinci İnönü Zaferi’nin müjdesini Metristepe’den veriyordu: “Gündüzbey kuzeyinde sabahtan beri direnen ve artçı olması muhtemel bir düşman müfrezesi, sağ kanat grubunun taarruzuyla düzensiz bir şekilde çekiliyor. Yakından takip ediyoruz. Hamidiye istikametinde temas ve faaliyet yok. Bozüyük yanıyor. Düşman binlerce ölüsüyle doldurduğu meydanını silahlarımıza terk etmiştir.” Bu rapor, Genelkurmay Karargâhındaki endişeli bekleyişi sevince dönüştürmüştü. Sevinç, Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal’in 1 Nisan 1921’de İsmet Bey’e gönderdiği telgrafa şu sözlerle yansıyordu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
65 konuşma daha · 31 Mart 2010