İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 76. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

Bihlun Tamaylıgil

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 76. Birleşim · 1. yasama yılı · 7 Mayıs 2003 · 541 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Bihlun Tamaylıgil (CHP), 7 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 541 kelime.

Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 7 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-22-2003-05-07-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İş Kanunu Tasarısının 25 inci maddesi hakkında görüşlerimi bildirmek üzere, şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, iş hayatının tarafları arasında, kanunlarla belirlenen, hak ve yükümlülüklerin, iş huzuru ve başarısı açısından önemi büyüktür; ancak, bu belirleme yapılırken, taraflar arasındaki hak kullanım dengesinin tam olarak sağlanması gerekmektedir. Bir kesimin daha güçlü yaptırımlara kavuşması, yine bu maddeden görülmekte olduğu üzere, çalışanın önemli mağduriyetlerle karşılaşmasına sebep olabilecektir.

İşsizliğin bu derece yoğun olduğu günümüzde, sahip olduğu işi kaybetme psikolojisinde yaşayan pek çok çalışan, son derece sübjektif dayanaklarla, iş sözleşmesinin feshinin tedirginliği içinde yaşamaya zorlanmaktadır.

Belirli ekleme ve düzenlemelerle, 1475 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesi paralelinde düzenlenen bu maddenin, çalışanı bu derece mağduriyet altına sokmayacak şekilde düzenlenmesini dilerdim. İşçi çıkarımının hızla arttığı günümüzde, bu eylemi daha da kolaylaştıracak yasal zeminlerin hazırlanması, vekili olduğumuz halkımıza ne ölçüde başarılı bir hizmet sunumu olacaktır?!.

İlgili maddeyi, çeşitli başlıklarda incelediğimizde ise, çarpıcı örneklerle karşılaşmaktayız. Öncelikle, sağlık sebepleri şıkkını değerlendirmek istiyorum.

Bu şıkta "işçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç işgünü veya bir ayda beş işgününden fazla sürmesi" tanımı yapılmış.

Değerli arkadaşlarım, bakınız; işveren olmak, sadece emeği kullanıp karşılığında maddî sorumlulukları yerine getirmekle kalmayacak kadar geniş kapsamlı bir sorumluluktur. Toplumun bazı alışkanlıklarından dolayı kişileri bu kadar ağır cezalandırması kabul edilemez. Önemli olan, bu alışkanlıkları, yapıcı şartlarda rehabilite edebilmektir. Bu başlıkta, çaba sarf eden kamu örgütleri ve sivil toplum kuruluşları bulunmaktadır.

Bu şıklarda belirtilen yaptırımların iyileştirilmemesi sonucu toplumsal hayata yeniden kazanım hedefinde olmamız gereken çalışan -ki, önce insan- işinden olmasıyla maddî cezalandırmaya tabi tutulmaktadır ve tamamen mücadele gücünü kaybetmektedir.

Kanun yapıcılığı görevini yerine getirirken, sadece fiziksel gerçeklerden hareket etmekle kalmayıp, sosyal ve psikolojik gerçekleri de dikkate alarak bir sonuç ortaya çıkarmalıyız. Hiçbir iyileştirici düzenleme yapılmadan, eski yasa paralelinde olan bu yaklaşım, önce insan bilincimizle bağdaşmamaktadır.

Diğer taraftan, aynı şıkta yer alan "işçinin bulaşıcı veya işi ile bağdaşmayacak derecede tiksinti verici bir hastalığa tutulmasının anlaşılması" tanımı; bu tanım, benim, okumaktan bile imtina ettiğim bir sözcük taşıyor, bu da; "tiksinti verici." Bir kanun maddesinde, bir insanın fiziksel özelliği belirtilirken böyle bir tanımın yapılması son derece üzücüdür ve bence, insan kimliğine yapılmış bir hakarettir. İnsanın, elinde olmadan yaşamak zorunda kaldığı ağır bir rahatsızlığın sonuçlarının bu tanımda sunulan ifadeyle anlatılması, son derece ağır bir yaklaşımdır. Onuru zedelemeyen bir tanımla anlatımın gerekliliğinin kaçınılmaz olduğunu belirtmek gerekiyor.

Bunun yanı sıra, hastalığın bu şekilde ağır değerlendirilmesinin dayanağı ne olacaktır? Bu, son derece sübjektif bir yaklaşım olup, değiştirilme ihtiyacı vardır.

Ayrıca, bulaşıcı hastalık tanımına da değinmek istiyorum. Yoksullukla beraber artan hastalıkların başında tüberküloz gelmektedir ve ne yazık ki, ülkemizde, ekonomik krizler sonrası geçim şartlarında meydana gelen erozyon, bu hastalığın hızla artmasına neden olmuştur. Tasarıdaki bulaşıcı hastalıklar, tüberküloz gibi, genellikle tedavi edilebilir hastalıklardır. Bulaşıcı olan bu hastalıklara yakalanan işçiler, iyileşmeleri için gereken şartları bulmak bir yana, işlerinden olarak, neredeyse ölüme terk edilebileceklerdir. Kul hakkının ağır olduğu bilinci içinde, bu derece kolay başlıklarda, çalışanı işsiz bırakmayı kabul etmeyi vicdanlarınıza bırakıyor, bulaşıcı hastalık tanımının tekrar detaylı değerlendirilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum.

Aynı bölümün (ı) fıkrasını değerlendirdiğimizde ise, kullanılan ekipmana verilen hasarın sınırının önceki kanunda on günken bu tasarıyla otuz güne çıkarılması, yeterli bir düzenleme olarak görülmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

49 konuşma daha · 7 Mayıs 2003

49 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook