İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 54. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2003 mali yılı bütçesinde 3 tur görüşmeleri

Birgen Keleş

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 54. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Mart 2003 · 844 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Birgen Keleş (CHP), 24 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE 3 TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 844 kelime.

Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “2003 mali yılı bütçesinde 3 tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 24 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2003-03-24-2003-mali-yili-butcesinde-3-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Devlet Planlama Teşkilatı Bütçesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Devlet Planlama Teşkilatı, 91 sayılı Yasayla 1960 yılında kurulan, devlet mekanizmasının içerisinde çok önemli bir yeri ve çok önemli işlevleri olan bir kuruluştur. Aslında, Türkiye'de, planlama kavramı 1929 yılından yıllardan itibaren tartışılmaya başlanmıştır. 1932-1937 yılları arasında da, hazırlanan bir plan, kısmen de olsa başarıyla uygulanmıştır; ama, ondan sonra hazırlanan planlar, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle uygulanamamıştır.

1950'li yılların son zamanlarında, ekonomik ve sosyal kalkınmayı, kaynakları en etkin şekilde kullanarak gerçekleştirme gereği, planlama kavramının tekrar gündeme gelmesine yol açmıştır ve bu tartışmalar, 1960 yılında Planlama Teşkilatının kurulmasıyla sonuçlanmıştır. 1983-1994 yılları arasında, Planlama Teşkilatı değişikliklere uğramıştır, 1994 yılında çıkarılan 540 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle de son şeklini almıştır. Yapılan son değişiklikle, Planlama Teşkilatı, genel müdürlükler olarak düzenlenmiştir. Genel müdürlük olarak düzenlenmesi, Planlama uzmanlarının çok önemli ve diğer bakanlık ve kuruluşlardan farklı olan konumunu ortadan kaldırmıştır; ama, asıl büyük değişiklik Yüksek Planlama Kurulunda yapılmıştır. Daha önce en üst düzey 4 bürokratın 4 bakanla eşit koşullarda bir arada olduğu kurul, sadece, Planlama Müsteşarının sekreterya görevi görmek için katıldığı ve bazı bakanların oluşturduğu bir küçük bakanlar kurulu halini almıştır. Bilimin, tekniğin, objektif değerlendirmenin siyasetle, siyasî iktidarla ve onların hedefleriyle, dünya görüşüyle birleştiği formu olan kurul, böylece, bir farklı formu haline gelmiştir ve bu şekliyle de, daha önce yaptığı her çalışma uluslararası toplantılarda tartışılır ve manşetlerde yer alırken, adı sanı duyulmaz bir kurul konumuna itilmiştir.

2003 yılı bütçe tasarısını incelerken, sık sık "müşavir firma veya kişilerden hizmet alımı" ifadesine rastladım ve bunu hayretle karşıladım; çünkü, değerli arkadaşlarım, Planlama Teşkilatı, özel konumu nedeniyle, eskiden -eminim, hâlâ da öyledir- bütün bakanlıklardan ve kuruluşlardan istediği bilgiyi alabilirdi. Üniversitelerden, özel sektörden ve sivil toplum örgütlerinden de, bilgiyi özel ihtisas komisyonları kanalıyla alırdı ve bütün çalışmalarını kendisi yapardı; ama, sanıyorum, 1980 yılından sonra çok moda olan taşeronla iş tutma, Planlama Teşkilatına da sirayet etmiştir ve Planlama Teşkilatı da, daha önce kendisinin yaptığı ve başarıyla yaptığı işleri, bugün, hâlâ, kendisinde çok değerli uzmanlar olduğu halde, başka kuruluşlara ve firmalara yaptırır hale gelmiştir. Bunu, derin bir üzüntüyle karşıladığımı itiraf etmek istiyorum; çünkü, başvurulan firma ve müşavirlerin, Planlama Teşkilatındaki kapasiteye sahip olabileceği kanısında değilim.

Sayın milletvekilleri, Türkiye, bugün, kendi ekonomisini, ciddî çalışmalarla değil; ama, döviz kurlarını, faiz oranlarını ve borsada işlem gören kâğıtların fiyatlarını belirleyen birtakım aktörlerin davranışlarına göre yönetmektedir. Yerli yabancı yirmi otuz tane bankadan ve az sayıda spekülatörden ibaret olan bu aktörler, artık, sadece ekonomiyi yönetmekle de yetinmemektedirler ve onlar, toplumu idare etmeye taliptirler. Bunun en iyi kanıtı da, Irak Savaşından önce yaşadıklarımızdır.

Ekonomi yönetimini başıboş bırakmanın ve esen rüzgâra göre yelken açmanın nelere mal olacağını eğer bilmek istiyorsanız, o zaman, 1981 ve 2002 yılları arasındaki sabit sermaye yatırımlarına bakmanızı tavsiye ederim.

Değerli arkadaşlarım, sabit fiyatlarla bu istatistikler incelendiği zaman şu görülüyor: Türkiye'de, tarım, madencilik ve imalat sanayiine ayrılan yatırım azalmıştır. Toplam olarak yatırımların eskiden yüzde 10,7'si tarım sektörüne giderken, bugün -2001 yılı itibariyle- yüzde 4,2'dir; madencilikte yüzde 4,7'si iken, yüzde 1,3'e inmiştir; imalat sanayiinde yüzde 28,6 iken, bu oran yüzde 17,6'ya inmiştir.

Şimdi, bu, sadece kamu sektöründe yatırımları kısmanızdan kaynaklanmıyor, özel sektör için de geçerli bir azalış oluyor; çünkü, 1981 yılında, kamu kuruluşlarının yaptığı sabit sermaye yatırımlarından bu üç sektöre ayrılan pay aşağı yukarı yüzde 50 oranındayken, bu, 2001 yılında yüzde 15'lere inmiştir; ama, özel sektörün yatırımı da bu sektörlerde yarı yarıya azalmış ve yüzde 25 oranına inmiştir. Oysa, sayın milletvekilleri, bu sektörler bir ülke ekonomisi için fevkalade önemlidir. Dışsatımın artırılması, ekonominin düzlüğe çıkması, kapasitenin artırılması, potansiyelin artırılması, ekonominin gelişmiş ülkeler ekonomisinin yapısına kavuşması, ancak bu sektörlere yatırım yapmakla mümkündür. Kuşkusuz, bir ülke için dışsatımın artırılması, döviz ihtiyacının karşılanması, rekabet edebilir düzeyde ve maliyette mal üretilmesi çok önemlidir ve bunlar da, ancak, bu sektörlere yatırım yapmakla mümkündür.

Oysa, 1980'den sonra gördüğümüz, ters yönde adımlardır; çünkü, bu sektörlere yatırım yapmak yerine, kaynaklar otoyollara, yazlıklara ve biraz da turizme yönlendirilmiştir. Bugünkü iktidarın da üzerinde en fazla durduğu yatırım alanları, 15 000 kilometre duble yol ve konut yatırımlarının canlandırılmasıdır. Kuşkusuz, duble yol, otoyoldan daha ucuz bir yoldur, onun tercih edilmesi daha anlamlıdır; ama, sayın milletvekilleri, önemli olan, burada, yolun ucuzunu yapmak değil, kaynakları üretken sektörlere aktarmaktır.

Yine, bu iktidar döneminde 65 katrilyonluk faiz ödemesi bir kenara bırakılmakta ve kamu kuruluşlarına 1 katrilyon olan aktarma, tarım sektöründeki üreticilere yapılan 2 katrilyon civarındaki aktarma, sürekli gündeme getirilmekte, karadeliklerden bahsedilmekte ve karadeliklerin aşılması için, giderilmesi için de özelleştirmeye hız kazandırılacağı söylenmektedir. Anlaşılan, bu iktidar da özelleştirmeye hız verecek, hazine arazilerini -madenler dahil- satacak ve böylece, toplumun ve gelecek kuşakların sırtından günü kurtarmaya çalışacaktır.

Oysa, yapılması gereken başka şeylerdir; yapılması gereken bu değildir. Yapılması gereken, mevcut durumu veri olarak almamaktır; yapılması gereken, kaynakları üretken sektörlere yönlendirmektir; yapılması gereken, mevcut kaynakların en etkin şekilde değerlendirilmesini sağlamaktır. Tabiî, bu, bir miktar, planlama anlayışının benimsenmesiyle mümkündür.

Planlama, aslında, stratejik planlama, serbest piyasa mekanizmasının benimsendiği gelişmiş ülkelerde kabul edilmektedir ve uygulanmaktadır; çünkü, onlar, planlamayı, stratejik planlamayı, serbest piyasa mekanizmasının bir tamamlayıcısı olarak görmektedirler. Türkiye'de ise, Anayasada yer aldığı için planlama yapılmakta, planlar hazırlanmakta, programlar hazırlanmakta; ama, bunların uygulanmasına özen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 24 Mart 2003

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook