Türkiye büyük millet meclisi içtüzüğünde değişiklik yapılması hakkında içtüzük teklifi ( ss. 161 )
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 122. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Haziran 2005 · 2.327 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
Burhan Kuzu (AK Parti), 30 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İÇTÜZÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA İÇTÜZÜK TEKLİFİ ( SS. 161 )); konuşma 2.327 kelime.
Burhan Kuzu (AK Parti, İstanbul). “Türkiye büyük millet meclisi içtüzüğünde değişiklik yapılması hakkında içtüzük teklifi ( ss. 161 )”. TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim tutanağı, 30 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/burhan-kuzu-22-2005-06-30-turkiye-buyuk-millet-meclisi-ictuzugunde-degisiklik-yapilmasi-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA BURHAN KUZU (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bugünkü gündemimizin ilk maddesinde, İçtüzüğün 91 inci maddesindeki değişiklik görüşülmektedir. Bilindiği gibi, bu madde, yeni bir özel yasama yöntemi diyebileceğimiz, dünyada örnekleri pek çok olan -birazdan da zikredeceğim bazılarını- bir düzenlemeyi içeriyor.
Evvela söylemem gereken husus, bu konunun Türkiye'de yeni olmadığı, daha önce de, 2001 yılında bunun gündeme geldiği, aslında, 1996 yılında İçtüzük yapılırken orada da yer aldığını belirtmek istiyorum. Biliyorsunuz, bu İçtüzük, 1973 tarihindeki İçtüzük üzerinde yapılan bir değişiklikle gerçekleşmiştir.
Şimdi, tabiî, 1996'daki durum, oybirliğiyle karar verilmesi durumunda -her iki grubun ya da grupların, kaç grup varsa- anlaşmak suretiyle görüşme usulünü öngörüyordu. Bu da belki bir aşamaydı; ama, belki bundan iktidarlar gerekli sonucu alamamış olsa gerek ki, hızlandırma noktasında, ihtiyaca binaen, 2001 yılında, yani bizden önceki hükümet döneminde bu konu tekrar gündeme geliyor ve yeni düzenlemede biraz daha ileri gidilerek, anlaşma sağlanamazsa, bu sefer, 3/5 oy çoğunluğuyla Genel Kurulun "acil yasama yöntemi" dediğimiz yola gidilebileceğini öngörüyor. Anayasa Mahkemesine dava açılıyor o dönemde ve Anayasa Mahkemesi de, birazdan üzerinde duracağımız bazı gerekçelerle, iptal ediyor.
Şimdi, tabiî, bizim hükümet döneminde, yani, AK Parti İktidarı döneminde, yine, Parlamentoda -iki parçalı olmasına rağmen- belki yasalaşma sürecindeki hızlandırma ya da çok sayıda yasanın ve büyük çapta kanunların önümüze gelmesi sebebiyle böyle bir yola gidilmesi tekrar gündeme geldi ve bilindiği gibi, 2003'te, bir madde geçirdik biz bu konuda. Anayasa Mahkemesi bunu da oybirliğiyle iptal etti ve biraz da acele iptal etti. Hatta, bir şeyin de altını çizeyim, daha önce 2001'de üç aylık bir geçiş dönemi öngörmesine rağmen, yani, üç ay daha iptal ettiği hükmü yürürlükte tutmasına rağmen, bizim gönderdiğimiz o metni iptal etti, süre de tanımadı. Böylece, tabiî, tamamen kesilmiş oldu.
(x) 161 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Şimdi, ortaya çıkan şu ki, yasama organının çalışmasında elbette ki İçtüzük önemli bir metindir. Biz, genellikle, bunu, akademisyenler olarak, İçtüzüğü, Meclisin anayasası olarak isimlendiririz ve sessiz anayasa deriz. Hakikaten önemli metinlerdir. Elbette ki, iktidar-muhalefet dengesinin mutlaka çok iyi gözetilmesi lazım. Bunda en ufacık bir tereddüt yok.
Aslında, bütün bu çalışmalar neticesinde, tartışma elbette ki çok uzun sürse, ille iyi kanun çıkar diye bir kaide de yok; ama, yeteri kadar konuşulmasında, tabiî ki, kanunların sağlıklı olması bakımından yarar var.
Şimdi, bugünkü görüşeceğimiz metin -ayrıntısını birazdan söyleyeceğim ama, kısaca belirteyim- şunu ifade ediyor: Önceki dönemde çıkan metinleri dikkate alarak ve Anayasa Mahkemesi kararını da dikkate alarak tabiî -iki kararı var biliyorsunuz bu konuda- yapılan, düzenlenen bir metinden ibaret.
Anayasa Mahkemesi, her iki kararında da belki bazı farklı gerekçeler sunuyor ama, ana hatlarıyla madde görüşülmesi üzerinde duruyor ve süreler konusunda mümkün olduğu kadar sınır getirilmemesine dikkat çekiyor ve bir de, temel kanunun ne olduğunun bilinmediğini söylüyor haklı olarak tabiî. Temel kanun, gerçekten, nedir diye sorduğunuz zaman, bunun tanımını vermenin güçlüğü ortada. Dünyada bunun tanımını vermiş elbette ki kitaplar da var ama, metin olarak bunları bulmak zor. Onun yerine, yaklaşımlı tanımlar diyebileceğimiz, belki algılamayı ifade eden birtakım tanımlar getiriliyor.
Bu metin yazıldığında, hatırlarsanız, altı yedi ay önce, belki daha çok oldu, bizim komisyondan geçtiğinde -Anayasa Komisyonundan- Anayasa Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı vardı; ama, asıl, esas karar yayımlanmamıştı.
Şimdi, o açıdan zannediyorum bugünkü metin üzerinde değişiklik yapmak gerekecek; en azından tanım konusunda biraz daha farklı bir yöntem uygulamak gerekecek. Anayasa Mahkemesi bu konuda bir tanım vermiş, zannediyorum bu tanımı bugünkü metne de koymamız gerekecek. O yüzden, elimizdeki bu görüştüğümüz metin üzerinde bir değişiklik muhtemelen olması gerekir; tabiî, bu yönde önergeler gelirse, bunu biz komisyon olarak değerlendireceğiz.
Şimdi, şunun da altını çizelim, demin de gündeme geldi: Anayasa Mahkemesi, aslında kararlarında, bir özel yasama yönteminin getirilmesinin Anayasaya aykırı olmadığını vurguluyor prensip olarak; ama, tabiî, bunun çok iyi belirlenmesi gerektiğini, net ifadeler kullanılması gerektiğini ve mümkün olduğu kadar iktidar-muhalefet dengesinin gözetilmesi gerektiğini belirtiyor.
Bu çerçevede, bu düzenlemenin zorluğu ortada; yani, ne kadar biz bunu net de yazsak, ne kadar güzel de yazsak, tartışma götüreceği bir defa belli; ama, netice itibariyle, zaten her yasada da bu tartışmaları yaşıyoruz, sade İçtüzük bakımından bu değil, ama, hassas bir konu olduğunu da belirtmek istiyorum.
Şimdi, bizden önceki hükümet döneminde, 2001'de bu konu gündeme geldiğinde, özellikle Avrupa Birliği bağlamında ve IMF çerçevesinde büyük yasaların geçmesindeki zorluk sebebiyle ihtiyaç duymuş o gün hükümet ve bu bağlamda Avrupa Birliği üyelik sürecindeki yasaların kapsamlı olması neticesinde, bizde, bilindiği gibi, Medenî Kanun ve Gümrük Yasası bu şekilde çıkarıldı; yani, özel yasama yöntemiyle çıkarılan iki örnek yasa olarak gözüküyor.
Medenî Kanunla ilgili baktığımız zaman, 10 bölüm halinde komisyondan geliyor, belirleniyor ve Genel Kurulda 10 bölüm halinde, anlaşarak, tabiî ki, o günkü metne göre iktidar ve muhalefet konuşuyor bunu ve komisyonlara ağırlık verilmiş. Evet, Genel Kurulda o yasalar biraz çabuk geçmiş gözüküyor; ama, zaten, özel yasama yönteminin özelliği, komisyonlarda bu tür yöntemin uygulanmamasıdır -bunun altını çizmek istiyorum- yani, komisyonlarda özel yasama yöntemine geçemiyorsunuz. Orada enine boyuna tartışmak gerekiyor. Zaten, uzmanlardan oluşan bir komisyon oluyor bu görüşülen komisyon. Onlar, bir anlamda, komisyon bazında son şeklini verdiği için, dışarıdan uzman çağırma imkânı da bulabiliyoruz o halde.
Mesela, Medenî Kanunun komisyonda görüşülmesi -o günkü vekillerimiz vardır burada, hatırlarlar- çok uzun sürdü; ama, Genel Kurulda görüşülmesi kısa sürdü. Zaten, özel yasama yönteminin de hedefi, pişmiş halde buraya gelmesi ve burada, mümkün olduğu kadar, zaman kaybetmeden, büyük yasaların görüşülmesine imkân sağlamaktır.
Şimdi, bu bağlamda baktığımız zaman, Anayasa Mahkemesinin kararını da dikkate alarak, ben… Mesela, bakın, 2001'de, o günkü hükümet bir şey daha getirmiş -bunu, Anayasa Mahkemesi iptal etmiş- onu okuyayım; şöyle diyor: "Tasarı veya tekliflerin yürürlük ve yürütme maddeleri ile yabancı devletlerle veya milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanmalarının uygun bulunduğuna ilişkin tasarıların maddeleri üzerinde görüşme açılamaz ve önerge verilemez."
Şimdi, dikkat ederseniz, burada milletlerarası antlaşmaların görüşülmesi ile yürürlük maddesiyle ilgili özel bir düzenleme getirilmişti; bunu, Anayasa Mahkemesi iptal etti; bunların üzerinde de, pekala, kanunlar gibi görüşme yapılması gerektiği o zaman vurgulanmıştı.
Şimdi, bugünkü modele, bizdeki modele geçmeden önce, ben, dünyadaki uygulamalardan biraz örnek vermek istiyorum ve o çerçevede de bir şeyler yapmak istiyoruz.
Şimdi, bir defa şunu belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin kararlarında vurguladığı hususlar şunlar: "Yasa tasarıları ve teklifleri hakkında milletvekillerinin tatminkâr bir şekilde bilgilenmesi ve bunun için yeterli tartışma olanağının sağlanması, yasa tasarı ve tekliflerinin tümü ve maddelerinin görüşülmesi, yasa tasarıları ve teklifleri hakkında tatminkâr sayıda önerge verme hakkının tanınması" şeklinde devam ediyor. Yani, bunlara dikkat edilmek kayıt ve şartıyla, özel yasama yönteminin olabileceğini Anayasa Mahkememiz kararında belirtmiştir.
Şimdi, dünyadaki örneklere baktığımız zaman ne gibi uygulamalar var, müsaade ederseniz, biraz bunun üzerinde duralım. Bir defa, bir grup ülkede bu hak çok geniş tanınmış; yani, özel yasama yöntemi çok geniş olarak uygulanmış. Bu konuda, İrlanda, İngiltere, Fransa, Yunanistan tipik örnektir.
İrlanda ve İngiltere'den bir örnek vereyim size. Oradaki düzenlemede çalışma gününü 190 gün olarak belirlemişler, 20 günde muhalefete bu hak tanınmış ve "170 gün de, hükümet bu önergeleri verme konusunda ağırlıklı olarak yetkisini kullanır" deniliyor; böyle bir yola gitmişler.
Mesela, Fransa ve Yunanistan'da deniliyor ki: Genel kurul gündemi belirlenirken, yasama komisyonu başkanı ile ilgili -kim ise onlar- ya da başkanları da bulunur. Böylece, sayı çoğunluğunu iktidar lehine bozarak, kararın daha farklı çıkmasını sağlama yoluna gidilmiş.
Portekiz'de de buna benzer bir yöntem var.
Genellikle, özel yasama yöntemlerinde şunlara dikkat ediliyor: Bir kanun tasarı veya teklifinin komisyon aşaması atlanabiliyor bazı hallerde veya hızlandırılabiliyor. Bizde, getirdiğimiz modelde böyle bir yol yok. Bir tasarı veya teklifin kabul edilmesi için belli bir süre sınırı getirilebiliyor. Bir tasarı veya teklifin görüşülmesinde yer alan birçok aşama bir güne sığdırılabiliyor. Acil işlerde teklif veya tasarının ayrıntılarının önceden basılması, üyelere dağıtılması ve duyurulmasına gerek olmayabiliyor. Gündemin oluşturulmasında acil işlere öncelik verilebiliyor. Usul kurallarında daha hızlı görüşmeyi sağlayacak düzenlemeler yapılabiliyor.
Şimdi, bunların içerisinde, mesela, Avusturya, İzlanda, İsveç, İsviçre'de olan bir yönteme göre, komisyonlar kanun teklifinde bulunabiliyor. Böylece, teklif aşaması önceden kesilmiş oluyor; yani, hızlandırma bir de böyle sağlanabiliyor ve direkt, komisyon, kendi verdiği önerge üzerinde görüşmeyi açıp devam edebiliyor.
Bu alanda İtalya tipik örnektir ve İtalya, özel yasama yöntemi konusunda, gerçekten, belki en ileri ülkelerden biridir.
Bu ülkelere baktığımız zaman, normal yöntem dediğimiz, uyguladığımız, bizde de olan bir yöntem uygulanıyor.
İkinci bir yasama yönteminde, burada, meclisin bir kanadının görüştüğü bir teklif ya da tasarı -iki meclis var orada, biliyorsunuz- ikinci meclise gitmiyor -her zaman değil, bazı hallerde, eğer o şartlar tutuyorsa tabiî ki- bir komisyona gidiyor. İlgili komisyon neyse ona gidiyor, ilgili komisyonda görüşülüyor -sanki ikinci mecliste görüşülmüş gibi bir anlamda- böylece zamandan tasarruf ediliyor. Tabiî, bunlarla alakalı hangi yasa olacağı da yine içtüzükte gösterilmiş oluyor.
Şimdi, İtalya'da uygulanan -üçüncü bir yöntem dediğimiz- bir yöntem de karma bir yöntemdir. Buna göre, tasarı, bir komisyon tarafından hızlandırılır ve hiç değişiklik yapılmadan, doğrudan doğruya genel kurula sevk edilir; yani, demek ki, komisyonda bir karar alınıyor ve o eldeki tasarının görüşmeleri kendisi tarafından, komisyon tarafından kesiliyor; direkt, doğrudan doğruya genel kurula getirme imkânı veriliyor.
Tabiî, üçüncü bir yol olarak görülen ve dünyada belki en ideal diyebileceğimiz -keşke öyle olabilse; ama, işte, öyle olmuyor- Norveç, Hollanda, İsveç gibi, hiçbir özel yasama yönteminin bulunmadığı ve tartışmaların son derece uzun sürdüğü ülkeler; ama, kişi başına 30 000 dolar düşen ülkeler bunlar, sorunları elbette ki, bizim kadar hiç olmayan ve fevkalade zengin kuzey ülkeleri bunlar. Tabiî, bunları örnek alma şansımız pek gözükmüyor şu anki durumumuza göre.
Şimdi, bunu biraz daha ayrıntılı olarak vermeye çalışayım. Şimdi, bakın, Fransa, Yunanistan, İrlanda ve İngiltere'deki bir uygulamada ne var; bu ülkelerin ortak özelliği, görüşmelerin önceden sınırlandırılmasının, hükümetin veya meclis çoğunluğunun aldığı bir kararla mümkün olmasıdır.
Yine bu kategorideki ülkelerde, bir tasarının tüm maddelerinin görüşülmüş olup olmadığına bakılmaksızın, önceden belirlenen zaman sınırı içerisinde yasa bitirilmektedir. Yani, belli bir süre veriliyor, deniliyor ki, şu kadar zamanda bu kanun görüşülecek. Bitmediği an, direkt oylamaya geçiliyor; yani, o süre dolduğu anda artık yasanın bitip bitmemesine bakılmaksızın direkt oylamaya geçiliyor.
Fransa'da uygulanan bir yöntem, ismi de belki çok hoş olmayan "giyotin yöntemi" dedikleri bir yöntemde, muhalefet diyelim ki bir gensoru önergesi verdi; bu gensoru önergesi reddolmuşsa -Fransa Anayasasının 49 uncu maddesinin üçüncü bendidir- hükümete diyor ki: Bunun karşılığında -yani, bir nevi ceza anlamında muhalefete, tırnak içinde istisna olarak söylediğim bir ifade bu- sen herhangi bir tasarıyı getir, genel kurulda görüşülmüş gibi Resmî Gazetede yayımla görüşülmeden. Yani, bir anlamda muhalefeti gensoru vermede daha dikkatli olmaya sevk etmek bakımından böyle bir hüküm oraya konulmuş.
Yine Fransa'da "paket yöntemi" dediğimiz bir uygulama da, hükümete, maddeleri ve değişiklik önergelerini istediği gibi gruplandırma ve karşı çıktığı değişiklik önergelerini dışlama olanağı vermektedir ki, bu da 44 üncü maddenin üçüncü bendinde yer almaktadır.
İngiltere'deki bir uygulamada bu Fransız uygulamasından biraz daha farklı; diyor ki burada da: Genel kurul çoğunluğunun, önceden, bir tasarının her bir bölümü için süre sınırı koyması söz konusudur. Bu durumda, sürenin dolmasından sonra, meclis başkanı, yani yöneten başkan, derhal meclisten oylama yapmasını isteyebilir. Diyelim ki süre dolmuşsa, görüşmeler kesiliyor.
İngiltere'de olan bir başka uygulama: Meclisteki genel kurulda görüşmeler sırasında eğer çok uzarsa görüşmeler, vekillerden birisi kifayeti müzakere anlamında bir nevi talepte bulunuyor; 100 milletvekili de o anda derse ki tamam bu uygundur, görüşme kesilip direkt oylamaya geçiliyor. Yani, bu ve buna benzer birçok yöntem vardır.
Gene İngiltere'de "kanguru" dedikleri bir yöntem -bunların hep isimleri de var değişik şekilde- tasarı genel kurulda ise meclis başkanı, komisyonda ise komisyon başkanı, tasarının önemli gördüğü bölümlerini görüşmek üzere seçebilir; böylece, sadece seçilen bölümler üzerinde görüşme yapılır. Diyelim 7 bölümlü bir metinse, şu şu bölümleri genel kurulda görüşülsün, diğerlerini yayımlayın diyor; yani, komisyon başkanı ya da meclis başkanı buna karar verebiliyor.
Bu işte, görüyorsunuz ki, çok değişik uygulamalar var bu konuda.
Yunanistan'da acil veya çok acil tasarılar… Eğer ismini vermişse hükümet görüşülmesi konusunda, 5 günü geçmemek üzere bu tasarının bitmesi gerekiyor; bitmediği an, direkt, oylamaya orada da geçilebiliyor.
İkinci olan, bizim Türkiye'nin de içinde bulunduğu, işte, danışma kurullarının bulunduğu yöntem. Belli bir tasarıyı görüşme konusunda, tabiî, oturumlar belirleyemiyoruz; ama, en azından hızlandırma konusunda -iptal edildi gerçi bunlar; ama, yani iptal edilmediği hali söylüyorum, 1991, eski halini söylüyorum- bu, yaygın olan bir yöntemdir, bizde olan yöntem. Bugün Avusturya, Belçika, Danimarka, Almanya, İzlanda, İtalya - belki en yoğun- Lüksembourg, Norveç, Portekiz, İspanya ve İsviçre'de bu tür uygulamalar var. Yani, bu ülkelere baktığımız zaman, bir anlamda, bizdeki yöntemin biraz daha farklı yoludur. Demin söylediğim gibi, ideal olan, en ideal olanlar, Hollanda, İsveç, Finlandiya'da olan hiçbir sınır koymadan tartışma yöntemi; bu, tabiî, güzel bir yöntem; ama, söylediğim gibi, bu, ideal olmakla beraber, şartlar her zaman buna elvermiyor.
Sonuç… Sonuç olarak şunu görüyoruz değerli milletvekilleri: Dünyada bugünkü getirdiğimiz yönteme benzer yöntemler uygulanmakta, daha ağırı uygulanmakta. Ben, tabiî, onları tavsiye etmiyorum, yani, onlara geçelim anlamında söylemiyorum; ama, zannediyorum, Anayasa Mahkemesi kararları dikkate alınarak, iktidar-muhalefet, elbirliği, işbirliği içerisinde, bir tanımda anlaşabiliriz. Nitekim, demin de söylediğim gibi, karar yeni yayımlandığı için Anayasa Mahkemesi tarafından… Tabiî, çok da yeni değil de, daha doğrusu komisyondan geçtikten sonra yayımlandığı için, birazdan, görüşme sırasında muhtemel önergelerle o tanımda bir değişiklik yapmak gerekecek. Anayasa Mahkemesi bir tanım vermiş orada, ben bu tanımı tekrarlamayayım, birazdan gündeme muhtemelen gelecektir o. O tanım, ne kadar doğru bilemem; ama, en azından, hiç olmazsa, Anayasa Mahkemesinin de "olabilir" dediği bir tanım olduğu için, bir nevi, belki, bir anlamda, yargının kararının bu bölümüne uyma noktasında bir hassasiyet göstermiş oluruz diye düşünüyorum. Yani, onu birkaç kez gözden geçirdik. Söylediğim gibi, kararda, şöyle şöyle yapılırsa tamamdır diyemez, böyle bir mahkeme kararı olamaz zaten; ama, kararın gerekçelerine baktığımız zaman -serpiştirilmiş olarak birçok yerinde- mümkün olduğu kadar bir yola gitmeye çalışıldı.
Peki, temel yasa konusunda sayarak belirlesek olur mu; olmaz gibi geliyor bana; yani, şu şu yasalar; işte, Ceza Kanunu, Medenî Kanun, Vergi Kanunu ya da ne bileyim ben, Ticaret Kanunu filan desek… Onun yerine, belki, uzlaşacağımız konular üzerinde bunu yapmak, zannediyorum, daha doğru olsa gerektir. İşte, Medenî Kanunda bunun uygulaması görüldü.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; netice itibariyle, getirdiğimiz yöntemler, söylediğim gibi, bir, yani çok iyi yapılmış, çok çok iyidir denecek yöntem elbette ki değildir; ama, bilesiniz ki, dünyada da bu tür yöntemler uygulanıyor. İdeal olan, buraya gelip, zamanımız olsa, günlerce, aylarca tartışmaktır. Ondan ne sonuç çıkar bilemem; ama, en azından kürsü hakkımızı çok daha rahat kullanmış oluruz; ama, getirilen metinde, birazdan konuşacağız, yine de, işte, bölümler halinde de olsa, madde hakkında önergeler verilebiliyor, yine üzerinde konuşulabiliyor, oylamalar, yine 81 inci maddedeki şekilde maddelerin görüşülmesiyle ilgili olanlar görüşülüyor. Bir anlamda, muhalefet-iktidar dengesinde, iktidara icraat yapma imkânını veren, muhalefete yine konuşma hakkını elbette ki veren; ama, belki…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
68 konuşma daha · 30 Haziran 2005