Tarım kredi kooperatifleri ve birlikleri kan.değ.yap.dair kan.kan.tas.(ss.835)
Ordu Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 80. Birleşim · 3. yasama yılı · 6 Nisan 2005 · 1.063 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cemal Uysal (AK Parti), 6 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ VE BİRLİKLERİ KAN.DEĞ.YAP.DAİR KAN.KAN.TAS.(SS.835)); konuşma 1.063 kelime.
Cemal Uysal (AK Parti, Ordu). “Tarım kredi kooperatifleri ve birlikleri kan.değ.yap.dair kan.kan.tas.(ss.835)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemal-uysal-22-2005-04-06-tarim-kredi-kooperatifleri-ve-birlikleri-kan-deg-yap-dair-kan-kan-tas (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA CEMAL UYSAL (Ordu)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanununda yapılacak değişiklikle ilgili olarak, Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben, tabiî, burada, tarım kredi kooperatiflerini, Türk tarımını ve tarımın finansman meselesini görüşecektim; fakat, benden önce söz alan Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü, Türkiye'de, hükümetimizin, sadece satma ve kapatma işlemi yaptığını, hatta Türkiye'yi bile satılığa çıkardığını ifade etti. Bu, özellikle Türkiye'yle ilgili sözlerini kabul etmemiz mümkün değil. Gerçekten de, bu, çok talihsiz bir açıklama olmuştur.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla)Türkiye toprakları değil, Sayın Uysal.
CEMAL UYSAL (Devamla)Ben bu konuda bir şey söylemeyeceğim; ama, gerçekten çok talihsiz bir açıklama olmuştur. Bu milletin canıyla, kanıyla kazanılmış olan toprakları, hiç kimse, kimseye satamaz, peşkeş çekemez, hele AK Parti bunu hiçbir zaman yapmaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Satma ve kapama konusu, tabiî, ekonominin geneliyle ilgili; ben, burada bir saat bunu anlatmak isterim; ama, zaman müsait değil. Bir ekonominin rasyonel bir hale gelebilmesi için, özellikle kamunun elinde bulunan ve ne kâr maksimizasyonuna ne de maliyet minimizasyonuna göre çalışmayan, hiçbir ekonomiye faydası ve katkısı olmayan ve son elli yıldan beri kaynak tüketmekten başka hiçbir özelliği olmayan bazı kamu kurumları, bizden önceki hükümetler döneminde de, bizim hükümetimizin döneminde de gerçekten de kapatılmaktadır; ama, bu tarım kredi kooperatifleri gibi çiftçinin öz malı olan ve çiftçinin iki finansman kuruluşundan en önemlisi olan tarım kredi kooperatiflerini de, görüyorsunuz, kapatmıyoruz ve iyileştirmek için işte bu kanun tasarısını burada görüşüyoruz.
Tarım Kredi Kooperatifi Kanunuyla ilgili olarak yaptığımız ikinci operasyon. Birinci operasyon, biliyorsunuz, işlemeyen, kaynaklarını tüketmiş olan ve tamamen borca batmış olan tarım kredi kooperatiflerini bu Parlamentodan, hükümetimizin getirdiği kanun tasarısını kanun haline getirmek suretiyle, gerçekten de, kurumu büyük bir bataktan kurtardık ve şimdi de bu kanunla çok iyi iyileştirmeler getirilmektedir.
Tarım kredi kooperatifleri ve Ziraat Bankasına Türk çiftçisinin borçlarını ertelemeyle ilgili olarak yapmış olduğumuz operasyondan sonra, tarım kredi kooperatiflerinin ne iyi bir duruma geldiğini birkaç rakamla ifade etmek istiyorum. Tarım kredi kooperatifleri 2002 yılında 390 trilyonluk girdi satışı yapmış; gübre, ilaç, tohumluk gibi; 2004 yılında 2 katından fazla, 819 trilyonluk girdi satışı yapmış. Çiftçilerin ürününden, 2002 yılında işlemek maksadıyla ve çiftçilere destek olmak maksadıyla 30 000 ton alırken, 2004 yılında 104 000 ton almış. Net satış hâsılatı 2003 yılında yüzde 29 artmışken, 2004 yılında yüzde 53 artmış. Krediler, 2003 yılında 653 trilyonken, 2004'te 850 trilyon ve 2005'te planlanan da 1 katrilyon 200 trilyon liralık bir kredi, 2005 yılında çiftçiye verilecektir. İşte gördüğümüz gibi, gerçekten de tarım kredi kooperatiflerinde 2003 yılında yapmış olduğumuz iyileştirme, tarım kredi kooperatiflerini ayağa kaldırmış, işler bir duruma getirmiş ve Türk çiftçisine çok büyük hizmetler verecek duruma getirmiştir.
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tarıma verilen destekler konusunda, hükümetimiz, imkânları ölçüsünde, Türkiye'nin imkânları ölçüsünde, gerekli destekleri yapmıştır. Bugün çiftçiye yapılan destekten, biraz evvel arkadaşım bahsetti ve Avrupa Birliğiyle mukayese etti. Avrupa Birliği ile Türk tarımını, Avrupa ekonomisi ile Türk ekonomisini, eğer belli ölçüler içerisinde, belli trendler içerisinde mukayeseye kalkarsak yanılırız. Biz, bugün, çiftçiye yapılan destekleri -ki, bunlar 11 çeşittir- 10 katına, 20 katına çıkarsak dahi, tarımda verimliliği artırmamız, modernizasyonu artırmamız, ekonomik işletmeleri, tarım işletmelerini optimal bir duruma getirmemiz mümkün değil; mutlaka yapısal değişim yapmamız lazım. O bakımdan da, ekonomiyi ve tarımı Avrupa Birliği normlarına yaklaştırmak lazım.
Bakınız, dünyada, tarım çok önemli sorunları olan bir sektördür. Gayri safî millî hâsıla içerisindeki payı, Avrupa'da yüzde 2'nin altına düşmüştür; Amerika'da ve Avrupa'da yüzde 1,8'lerle ifade edilmektedir. Dünyanın en zengin ülkesi dediğimiz ve tarımının çok geliştiğini ifade ettiğimiz -ki, öyledir- Amerika Birleşik Devletlerinde, tarımın tüm cirosu, buna ormancılık, balıkçılık ve bitkisel üretim, hayvancılık dahil, 2 tane şirketin cirosu kadardır; budur tarım Amerika'da ve dünyada; ama, nispî olarak millî gelir içerisinde değerinin düşmesi, tarımın önemini hiçbir zaman azaltmamaktadır; çünkü, tarım, insanların gıda ihtiyacıdır, hayattır; insanların yaşaması için tarım ürününden başka bir alternatifi, bir ikame ürünü yoktur. O itibarla da, dünyanın her yerinde tarıma destek verilmektedir; Türkiye'de de mümkün olduğu kadar destek verilmektedir.
Bakın, burada, ithalattan, tarım ürünleri ithalatından bahsedildi. İthalattan hiçbir zaman korkmamamız lazım. Türkiye ekonomisi, artık, belli bir noktaya geldi, belli bir büyüklüğe ulaştı. Türkiye ekonomisi, sanayi malı, üstün teknolojiye dayanan mallar ihraç etmeye başladı ve Türkiye'de, tarımın millî gelirdeki payı da yüzde 10'lar seviyesine kadar düştü; ama, tabiî, Türkiye'de tarımın düşmesi, tarıma önem verilmemesi anlamına gelmiyor, sanayi büyüdüğü için, hizmetler sektörü büyüdüğü için, tarımın nispî olarak değeri azalıyor; ama, bakınız, eskiden, üç beyazdan bahsedilirdi. Neydi bu üç beyaz; un, şeker ve bezdi; ekonomi böyleydi, basit bir ekonomi. İktidarda kalmak için, una, şekere, beze zam yapmayacaksın derlerdi. Aradan bir süre geçti, ondan sonra da "dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri" denildi. Çok önemliymiş gibi göründü. Yani, belki, o zaman, bu önemliydi; ama, artık, Türkiye, 300 milyar dolar millî geliri olan, 64 milyar dolarlık ihracat yapan bir ülkedir. Biz, ithalattan hiç korkmuyoruz, tarım ürünleri ithalatından da korkmuyoruz; ama, tarım ürünleri ihracatımızı artırmak için, mutlaka, sübvansiyondan ziyade, yapısal dönüşüme ve teknolojiyi geliştirmeye ihtiyacımız var.
Çok değerli kardeşlerim, bir de, şu globalleşme konusuna, pardon büyüme konusuna değinmek istiyorum. Cumhuriyet tarihinin en istikrarlı bir döneminde ve gayri safî millî hâsılanın yüzde 9,9 oranında arttığı bir ekonomiye geldik. Bu, dünyanın hiçbir yerinde görülmedik bir şekilde, istikrar programının uygulandığı, yani ekonomideki parasal genişlemenin düşük olduğu bir dönemde ve özel sektöre dayanan bir büyümedir. Bu büyümeye hormonlu diyenlerin, ekonomiden hiç anlamadıklarını burada açıklıkla ifade edebilirim. Neden; ekonominin hormonlu olması, eğer kamuya dayanan bir ekonomik kalkınma olursa hormonlu olur. Ekonomik büyümede ithalatın da hiçbir katkısı yoktur. Lütfen, bununla ilgili nazariyeleri, ekonomi teorilerini, bunu iddia edenler incelesinler. İthalat demek, dışarıya kaynak transferi demektir. İthalat, kalkınmayı artırmaz, maalesef, kalkınmayı durdurur; yani, o bakımdan, kalkınma, reel ekonomiye dayanan, özel sektöre dayanan bir kalkınmadır.
Bakın, Türkiye 1960'lardan bu yana her on yılda bir krize girdi. Krizin sebebi neydi; krizin sebebi, kamuya dayanan büyümeydi. Kamu, ekonomiyi büyütmek için, kamu yatırımlarını, kamu finansmanını artırıyordu, sonunda ekonomi darboğaza giriyordu. Bir bakıyorsunuz, bir sene, iki sene büyüme, arkasından sıfır büyüme, devalüasyon derken, ekonomi, son otuzbeş kırk yıl içerisinde, düşe kalka, bir noktaya gelemedi.
Bakın, 1960'lı yıllarda, bugün Avrupa Birliğinde olan Portekiz'in, Yunanistan'ın fert başına düşen millî geliri aynıydı; şu anda, o ülkeler 18-20 bin dolara geldi; biz, şu anda, 4 176 dolara gelebildik AK Partinin kararlı, istikrarlı ekonomi politikası sayesinde. O itibarla, Türkiye'de, ekonominin bütün parametreleri iyiyken, kalkınma hızı çok yüksekken, enflasyon düşükken, tarımın bundan istifade etmemesi mümkün değildir. Bütün sektörler ve bütün alanlar bundan istifade etmiştir ve özellikle tarımın gelişip gelişmediğinin belli parametrelerinden olan tarımsal mekanizasyonla ilgili bazı rakamlar vereceğim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 6 Nisan 2005