İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 17. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Basın ve yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi hk (s. sayısı 7)

Cemil Çiçek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 17. Birleşim · 1. yasama yılı · 2 Ocak 2003 · 637 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemil Çiçek (AK Parti), 2 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BASIN VE YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ HK (S. SAYISI 7)); konuşma 637 kelime.

Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Basın ve yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi hk (s. sayısı 7)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 2 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2003-01-02-basin-ve-yayin-yoluyla-islenen-suclara-iliskin-dava-ve-cezalarin-ertel (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum efendim.

BAŞKANBuyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz tasarıyla ilgili birkaç hususa kısaca temas etmek istiyorum.

Evvela, sözlerimin başında hemen belirtmek isterim ki, muhalefet sözcümüz Sayın Sav tarafından ifade edildiği gibi, bu bir af yasası değildir -bunun altını kalın çizgiyle çiziyorum- çünkü, özü itibariyle, bu yeni bir yasa da değildir; daha evvel çıkarılmış olan bir yasanın uygulamasından doğan haksızlığı, adaletsizliği ve eşitsizliği ortadan kaldırmaya yönelik bir düzenlemedir; bunu yapmakla da kendimizi mükellef hissediyoruz; çünkü, hep, her vesileyle söylediğimiz bir husus var: Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir, diğer niteliklerinin yanında. Hukuk devleti kavramının ifade ettiği bir anlam olmalı. Aynı konuda, aynı konumda olan insanlara farklı muamele yapılması, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Esasen, bu yasa çıkarılırken, tutanaklara bakıldığında, bu eşitsizlik, bu adaletsizlik, bu hakkaniyetsizlik müteaddit defalar ifade edildi; ancak, o günkü iktidar, bugünkü iktidar kadar muhalefetin sesine, itirazlarına, bu noktadaki telkin ve tavsiyelerine fazla itibar etmediği için, bu adaletsizlik o günden bugüne sürdü, geliyor.

Şimdi, bir yasa çıkarılmış. Bu yasayla, evvela, basın yoluyla suç işleyen ile işlemeyen arasında bir ayırım yapılmış; ondan sonra da, cezası infaz edilmiş olan ile edilmemiş olan arasında bir ayırım yapılmış ve Anayasa Mahkemesi de, bu kanun kendi önüne geldiğinde, adalet ve eşitlik ilkesine aykırı bularak, basın yoluyla işlenmiş olsun ya da olmasın, yeni bir düzenleme getirmiş; ancak, bu, şimdi yaptığımız düzenleme o gün söz konusu olmadığı için, o adaletsizlik ve eşitsizlik aynen devam ediyor; bunu ortadan kaldırmamız lazım. Kaldı ki, burada çok açık bir adaletsizliğin olduğunu da hepimiz kabul ediyoruz. Birileri, Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlardan, durumlardan, otorite zafiyetinden istifadeyle suçu işlemiş, mahkûm olmuş, cezası kesinleşmiş, yolunu bulmuş yurtdışına gitmiş. Öbürü de -öbürü ya da öbürleri, kimlerse- bir suç işlemiş, gitmiş adalete teslim olmuş, devlete teslim olmuş, cezasını çekmiş. Şimdi, birincisinin cezasını, belli bir süre içerisinde suç işlememiş olması halinde, bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırıyor, mahkûmiyet vaki olmamış sayılıyor; bedelini ödemiş olan, cezasını çekmiş olan insanlarla ilgili hak mahrumiyetleri devam ediyor. Bunun insafla, hakla, nasafetle bağdaşır bir yanı yoktur; yasanın getirilmesindeki temel espri temel anlam da budur.

İkincisi -doğrusu, Sayın Sav'a ne kadar uygun düştü o ifade bilemiyorum- kılıf bulma gibi bir niyetimiz de yok; çünkü, kılıf tabiri hukukî bir tabir değil; onu da bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

Üçüncüsü, bu, kişisel de değildir. Neden kişisel değildir; kişisel bir düzenleme olması için o düzenlemeden yalnız o kişinin istifade etmesi lazım, başka hiç kimsenin istifade etmemesi gerekir. Tabiatıyla, hükümet olarak değerli Parlamentomuzu, değerli milletvekillerimizi bilgilendirmek bizim görevimiz.

Şimdi, bakınız, geriye dönüp baktığımızda -hep belli bir isim çağrıştırılıyor bu yasadan dolayı ama- bu düzenlemeyle ne tip bir haksızlığı ve adaletsizliği ortadan kaldırdığımızı da bilgilerinize arz etmek isterim.

Şimdi, 312 nci maddenin ikinci fıkrasından... Bu kanun çıkmadan evvel bizim adlî sicil kayıtlarımızdaki kayıt sayısı 2 126'dır. Bu kanuna evet dediğimiz takdirde, bu anlamda 312'ye 2'den, 2 126 kaydı da silmiş olacağız. 5680 sayılı Basın Kanununa muhalefetten ve ondan hüküm giymiş olanlardan da 1 146 kaydı silmiş olacağız. Sadece bu iki kanuna muhalefetten dolayı, maddelere muhalefetten dolayı 3 000'den fazla kayıt ortadan kaldırılmış olacak. Yani, dışarıdaki propagandaya, izah tarzına baktığımızda, âdeta, bu kanun bir tek kişi için çıkarılıyor, kişisel bir kanun; dolayısıyla, kişisel bir kanun çıkmaz, kişiye uygun kanun olmaz. Kaldı ki, hukuk teorisi açısından baktığımızda şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Kişiye mahsus kanun çıkmaz; ama, hangi hukuk devletinde kişiye mahsus yasak olur ki?! (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, bu ülkede bir kanun çıkaracağız biz, herkes istifade eder, illa x şahsı istifade edemez; bu da, doğrusu, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşamaz. O sebeple, Anayasanın 10 uncu maddesi dikkate alınarak, Türk Ceza Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası ve Türk Ceza Kanunun 95 inci maddesinin II nci fıkrası esas alınarak bu düzenleme yapılmıştır.

Bu mülahazayla düşüncelerimi ortaya koymak istedim; hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

12 konuşma daha · 2 Ocak 2003

12 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook