Memur ve asgari ücret zamları hk
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 17. Birleşim · 1. yasama yılı · 2 Ocak 2003 · 740 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Enver Öktem (CHP), 2 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MEMUR VE ASGARİ ÜCRET ZAMLARI HK); konuşma 740 kelime.
Enver Öktem (CHP, İzmir). “Memur ve asgari ücret zamları hk”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 2 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2003-01-02-memur-ve-asgari-ucret-zamlari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ENVER ÖKTEM (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son hükümet zammıyla bir kez daha sahipsiz oldukları ortaya çıkan memur ve işçilere yapılan zamlarla ilgili görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Öncelikle, bütün halkımızın yeni yılını kutluyor ve acımasız bir savaş rüzgârının estirildiği bölgemize yeni yılın öncelikle barış getirmesini temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar, hükümet işbaşına geleli iki ay oldu. Aslında, AKP iktidarının açıkladığı hükümet programından, yeni iktidarın, halkımızın refahı açısından bir önceki dönemden pek de farklı bir anlayış ortaya koyamayacağı anlaşılmaktaydı; çünkü, halkın duyarlılığını yansıtan bazı süslü ifadeler kullanılmış olsa da, tatbik etmek istenilen program, aynen IMF programıydı. Felsefesi, ruhu IMF'ci olan bir programa istediğiniz kadar yoksulluk edebiyatı serpiştirin, özünde ekonomik doğrultuyu değiştiremezsiniz. Bu iki aylık süre içerisinde gerçekleşen uygulamalar söylediklerimizi doğruladı. Hükümetin açıkladığı yüzde 5-6'lık memur zammı ve net 223 000 000 lira olarak belirlenen asgarî ücret, yoksulluğu önleyeceği, dargelirlilerin sıkıntılarını çözeceği vaatleriyle iktidara gelen AKP'nin nasıl bir ekonomik model ortaya koyduğunu çok açık bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte, AKP'nin söylemi ile pratiği arasında da nasıl bir çelişki olduğunu net olarak görmeye başladık.
Değerli milletvekilleri, bir önceki iktidar döneminde uygulanan ekonomik programı sosyal boyuttan yoksun olmakla eleştiren AKP, büyük bir şevkle açıkladığı hükümet programında aynen şu ifadeleri kullanmaktaydı: "Resmî verilere göre nüfusumuzun yüzde 15'i açlık sınırının altındadır. Hükümetimiz, insan haklarına ve Anayasaya aykırı olan bu acı tabloya kayıtsız kalmayacaktır. Hükümetimiz, uygulayacağı sosyal politikalar çerçevesinde bu acil sorunun çözümüne öncelik verecektir." Bunun hemen akabindeki cümle de şu şekildeydi: "Hükümetimiz, açıkladığı ekonomik programların arkasında güçlü bir siyasî irade olarak yer alacaktır."
Değerli arkadaşlar, böyle bir anlayışla iktidar koltuğuna oturan hükümete soruyorum: Resmî gayriresmî bütün istatistiklerde belirlendiği gibi, açlık sınırının 500 000 000 Türk Lirasını geçtiği, yoksulluk sınırının 1 000 000 000 lirayı aştığı bir sosyal tabloda milyonlarca memur 424 000 000 lira maaşla ailesiyle birlikte nasıl yaşayacaktır?! Asgarî ücretle çalışan milyonlarca işçi 223 000 000 lira ücretle nasıl geçinecektir?! Çalışma gücü kalmayan emekli, hayatının son dönemlerinde 200 000 000-300 000 000 liralık maaşlarla nasıl geçinecektir?! Memurlara ocak ayında vereceğinizi söylediğiniz elli küsur milyon liralık sadakayla bu vebalin altından kalkamazsınız. "Milletvekili maaşlarına da sıfır zam yapacağız" diyerek, açlığa mahkûm edilmiş vatandaşlarımızın karnını doyuramazsınız, yaptığınız işin üstünü kapatamazsınız. Gönül isterdi ki, milletvekillerine vermediğiniz zam miktarını da dargelirli vatandaşlarımıza vermiş olsaydınız; ama, bunu da yapmadınız.
Sayın milletvekilleri, şimdi, size, ülkemizin nasıl bir sosyal çarpıklık içerisinde olduğunu gösteren ibretlik bir durumdan bahsedeceğim. Gazetelerde okumuşsunuzdur, en temel gıda maddesi olması gereken, ama, maalesef, halkımızın büyük çoğunluğunun, sadece Kurban Bayramlarında biraz olsun yiyebildiği etin fiyatı, bu yıl yüzde 86 artmıştır. Bu yılki enflasyon oranı ise, yüzde 36'dır; yani, etin enflasyonu ülke enflasyonundan katbekat fazladır. Öte yandan, bakıyoruz, 2002 tüketim harcamaları istatistiklerine göre, zaten az olan et tüketimi, son bir yılda yüzde 10,7 oranında azalmıştır. Şu çelişkiye bakın ki, tüketimi yüzde 10 azalan bir gıda maddesinin fiyatı yüzde 85 oranında artış gösterebilmektedir. Bu tabloyu genelleştirebiliriz.
Yine, gazetelere yansıyan istatistiklere göre, tüketicilerin son bir yılda harcamaları yüzde 6,7 oranında azalmış, daha doğrusu azaltmak zorunda kaldığı ortaya çıkmıştır; ama, enflasyon, buna rağmen yüzde 36. Bütün temel iktisat kitaplarında anlatılan, fiyatların, talep arttıkça yükseleceği doğrultusundadır. Peki, bu çelişkili durum nasıl açıklanabilir?!
Değerli arkadaşlar, bu durumun Türkçesi şudur: Halkımızın satın alma gücü giderek azalmış; hatta, en temel maddeleri bile tüketemeyecek duruma gelmiştir. Daha net olarak söylersek, halkımız, yoksul bile değildir; artık, kelimenin tam anlamıyla, açtır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENVER ÖKTEM (Devamla)Zaten, enflasyonun nispeten düşük olmasının nedeni de budur. Zira, halkın harcayacak geliri yok ki, talepte bulunsun. Peki, halkın tüketiminin, harcamalarının azaldığı bir durumda, enflasyonun da, aslında sıfırın altına düşmesi gerekirken, nasıl oluyor da yüzde 36'lara çıkıyor, nasıl oluyor da halkımızın çoğunluğunun hemen hiç tüketmediği etin enflasyonu yüzde 85'leri buluyor. Bu durum, madalyonun öteki yüzünü, aslında gerçek yüzünü görmemizi sağlıyor. Evet, ülkemizde, harcaması hiç de az olmayan, üstelik satın alma gücü giderek artan bir kesim daha vardır. Aslında, etin enflasyonunun yüzde 86 olmasına neden olan da bu kesimdir. Halkın ürettiklerini tüketen, krizlerden beslenen, üretmeden gelirlerini sürekli olarak artıran faizci, rantiyeci, avantacı, asalak bir kesim vardır. Bu tablo, iki farklı Türkiye'nin olduğunu göstermektedir; üreten yoksulların çoğunluk Türkiyesi ve tüketen azınlıklıkların Türkiyesi.
Değerli arkadaşlar, çaresizlik içerisindeki tepkili halkımız, işte bu sosyal tabloyu değiştirsin diye, sözleriyle mangalda kül bırakmayan AKP'yi iktidara taşıdı; ama, ondan da ilk darbeyi yedi.
Hükümete sesleniyorum... Şimdi, diyebilirsiniz ki, bu durum bizim eserimiz değil, bizden önceki iktidarın politikaları sonucudur. İyi de, bu gerçeği bile bile oy istemediniz mi? Daha şimdiden memurun, emeklinin, işçinin bütün umutlarını yok edecektiniz de, bu yılbaşı arifesindeki mutsuzluğa neden sürüklediniz halkımızı; farkınız ne?..
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
12 konuşma daha · 2 Ocak 2003