Adli tıp kurumu kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (1/310) (s. sayısı: 51)
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 34. Birleşim · 1. yasama yılı · 19 Şubat 2003 · 995 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cemil Çiçek (AK Parti), 19 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ADLİ TIP KURUMU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (1/310) (S. SAYISI: 51)); konuşma 995 kelime.
Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Adli tıp kurumu kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (1/310) (s. sayısı: 51)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 19 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2003-02-19-adli-tip-kurumu-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kamuoyunun çok az bildiği; ama, son zamanlarda giderek önemi artan uluslararası ceza mahkemesiyle ilgili olarak bugün Sayın Kuzu'nun konuyu gündeme getirmiş olmasını teşekkürle karşılıyorum.
Soğuk savaşın sona ermesinden sonra ortaya çıkan sıcak çatışmalarda, masum sivil topluluklara yönelik katliam, etnik temizlik, saldırı ve sürgün gibi uluslararası hukukun yasakladığı eylemlerin artması ve bu eylemlerin sorumlularının çoğunun cezasız kalması daimî bir uluslararası ceza divanının kurulması çalışmalarını hızlandırmış ve bu çalışmalar sonucunda 1998 yılında Roma'da, Birleşmiş Milletler çerçevesinde, Uluslararası Ceza Divanı Statüsü kabul edilmiştir.
Uluslararası Ceza Divanı dört tür suçun, soykırım suçları, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve saldırı suçları faillerinin yargılanması amacıyla uluslararası bir ceza hukuku oluşturması yönünde atılan önemli bir adımdır. Görev alanının evrensel olması, geçici değil, sürekli bir mahkeme niteliği taşıması ve bu yönüyle Ruanda ve eski Yugoslavya mahkemelerinden farklı olarak Birleşmiş Milletler organı olmayıp, uluslararası bir anlaşmayla oluşturulan daimî bir tüzelkişiliğe sahip olması, kendisinden önceki benzeri mahkemelerden temel ayırıcı nitelikleri vardır.
Aslında daimî bir uluslararası ceza divanının kurulması için ilk teşebbüsler Milletler Cemiyeti çerçevesinde yapılmış olmasına rağmen, 1930'lu yılların sonuna doğru ortaya çıkan gelişmeler projenin sonuçlandırılmasını engellemiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan Nürnberg ve Tokyo mahkemeleri uluslararası ceza hukukunun ilk içtihatlarını oluşturmuştur; uluslararası ceza divanı düşüncesini yeniden canlandırmıştır; ancak, projenin ivme kazanması, soğuk savaşın ertesinde ve özellikle eski Yugoslavya'da işlenen suçların uluslararası kamuoyunda meydana getirdiği derin acılar sonucu mümkün olabilmiştir ve 1990'lı yıllarda sürdürülen çalışmalar, Temmuz 1998'de Roma Konferansında uluslararası ceza divanının statüsünün imzaya açılmasıyla sonuçlanmıştır.
Uluslararası Ceza Divanı, divanı kuran Roma Statüsünde bahsedilen, uluslararası toplumu ilgilendiren çok ciddî suçları işleyenler hakkında yargı yetkisini kullanmak üzere daimî bir mahkeme sıfatıyla 1 Temmuz 2002 tarihinde kurularak faaliyete geçmiştir.
Uluslararası Ceza Divanının merkezi Hollanda'nın Lahey Şehrinde bulunmaktadır ve bu uluslararası kuruluş bir hukukî şahsiyete sahiptir. Uluslararası Ceza Divanı, ancak kendisini kuran, Roma Statüsüne taraf olan üye devletlerin sınırları dahilinde ve özel bir anlaşma olması şartıyla, başka üye devletlerde görev ve yetkiye sahiptir. Uluslararası Ceza Divanı, uluslararası toplumu müşterek olarak ilgilendiren çok ciddî suçlarla sınırlı olmak üzere yargı yetkisine sahiptir ve bunlar, insanlığa karşı işlenmiş suçlar, savaş suçları, soykırım suçları ve saldırı suçlarıdır. Uluslararası Ceza Divanı, Roma Statüsünün yürürlüğe girmesinden, yani, 1 Temmuz 2002 tarihinden sonraki bir tarihte işlenen suçlar için yargı yetkisine sahiptir.
Uluslararası Ceza Divanı statüsüne taraf olan bir devlet, bir olayı Divan savcısına soruşturması için götürebileceği gibi, Divan savcısı resen de soruşturma açabilir. Bu amaçla, Divan savcısı, devletlerden, Birleşmiş Milletler organlarından, uluslararası kuruluşlardan, sivil toplum örgütlerinden ve diğer güvenilir kaynaklardan bilgi ve belge edinebilir, tanık dinleyebilir. Divan savcısı, eğer, soruşturma başlatmak için makul düzeyde dayanak olduğu sonucuna varırsa, soruşturma izni talebiyle, Divanın duruşma öncesi işlerden sorumlu dairesine başvuruda bulunur ve başvurusunda topladığı maddî delilleri sıralar. Divanın bu dairesi, talebi ve delilleri inceledikten sonra, eğer, soruşturma başlatmak için makul bir dayanak olduğuna ve olayın, Divanın yargı yetkisine girdiğine karar verirse, soruşturma başlatması için Divan savcısına yetki verir. Hemen, bu noktada belirtmek gerekir ki, terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığı suçları, maalesef, Divanın yargı yetkisine dahil değildir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler Şartının yedinci başlığı çerçevesinde aldığı bir kararla, Divandan soruşturma ve kovuşturma ertelemesini istediği durumlarda, on iki aylık bir süreyle soruşturma veya kovuşturma dondurulur. Divanın yargı yetkisi, ulusal mahkemelerin yargı yetkisini tamamlayıcı olduğundan, bir devlet soruşturma açmaya istekli olmadığı veya kovuşturmayı gerektiği gibi yürütme imkânı olmadığı zaman, ancak Divanın yargı yetkisi bulunmaktadır.
Terörizm suçlarının Uluslararası Ceza Divanının yargı yetkisine dahil edilmesi, ülkemiz, Hollanda ve Sri Lanka tarafından 1998 yılında teklif edilmiş olmasına rağmen, ABD'nin ve Avrupa Birliği ülkelerinin karşı çıkması sonucu, bu teklif kabul edilmemiştir. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'ye karşı gerçekleştirilen terör saldırılarının yol açtığı tepkileri dikkate alan Türkiye, terör suçlarının Uluslararası Ceza Divanın yargı yetkisine alınması önerisini yeniden gündeme getirmiştir;ancak, Avrupa Birliği ülkeleri, bu teklife bir kez daha sıcak bakmamıştır. Türkiye, Uluslararası Ceza Divanını kuran statüyü imzalamayan tek Avrupa ülkesidir. 2002 yılı kasım ayı itibariyle, bu Divanın yetkisini kabul eden devlet sayısı 139, onaylayan devlet sayısı da 89'dur.
Divanın kurulmasının kısa dönemdeki temel etkisi, caydırıcılık olacaktır. Eski Yugoslavya'da işlenen suçların zanlılarının teker teker yakalanıp yargılanıyor olmasından sonra, sürekli ve evrensel bir divanın varlığı, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçları işleyenler için kuşkusuz ki, caydırıcı ve önleyici bir etki yapacaktır.
Lahey'de kurulmuş olan Uluslararası Ceza Divanının en önemli özelliklerinden birisi, tamamlayıcılık ilkesi çerçevesinde çalışmasıdır. Bu ilke çerçevesinde, divanın statüsünde belirlenen suçlardan birisini işlemiş olan şahsın, kendi ülkesinde aynı suçtan yargılanması ve bu yargılama esnasında gerekli şartların yerine getirilmiş olması halinde, divan tarafından yargılanması söz konusu değildir.
Ülkemiz, divanın statüsüne taraf olmadığı gibi, divanın kapsamına giren suçların büyük bir bölümü, yasalarımızda da yer almamaktadır. Ülkemiz, soykırımın önlenmesi sözleşmesine taraf olmakla birlikte, soykırım, bir suç olarak ihdas edilmemiş ve soykırım faillerinin hangi cezaya çarptırılacağı da yasayla belirlenmemiştir.
Ayrıca, divanın statüsünde, 50'ye yakın savaş suçu belirlenmiş olup, Türk Ceza Kanununda ve Askerî Ceza Kanununda savaş suçlarına ilişkin ayrıntılı hükümler de bulunmamaktadır. Mevzuatımızda, insanlığa karşı suç kavramı da yoktur. Bu nedenle, Türk vatandaşları bakımından, tamamlayıcılık ilkesinin işletilmesi de mümkün değildir.
Uluslararası Ceza Divanına taraf olunması hususundan bağımsız olarak statüde yer alan suçlar bakımından mevzuatımızdaki eksikliklerin giderilmesi gerektiği düşünülmektedir. Bu eksikliklerin giderilmesi, Türk vatandaşlarının, içhukuk yolu tüketilmeden doğrudan Divanın önüne çıkarılmalarını önleyeceği gibi, Divan fikrinin arkasında yatan ilke ve değerleri paylaşan, hukukun üstünlüğüne inanan ve uluslararası hukuka saygılı olan ülkemiz açısından da tutarlı bir davranış olacaktır.
Uluslararası Ceza Divanına taraf olunması konusunda, bundan bağımsız olarak statüde yer alan soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları bakımından mevzuatımızdaki eksikliklerin giderilmesi özel önem taşımaktadır. Divanın yargı yetkisine giren suçların cezalandırılması açısından esas yetki, öncelikle devletin kendisinde bulunmakta, ilgili devletin suç işleyen kişileri yargılamada isteksiz davranması ve bu kişileri yargılayamaması durumunda Divan yetkili hale gelmektedir. Statünün temel unsurlarından olan tamamlayıcılık ilkesinden faydalanabilmemiz açısından, statüde yer alan suçların mevzuatımızda da düzenlenmesi, vatandaşlarımızın, içhukuk yolu tüketilmeden Divan önüne çıkarılmaları ihtimalini ortadan kaldıracağı gibi, ülkemizin, Divanın çalışmalarının altında yatan ilke ve değerleri paylaştığı gerçeğinin de somut göstergesi olacaktır. Bu yönde bir düzenleme, ayrıca hukukun üstünlüğüne inanan ve uluslararası hukuka saygılı olan ülkemiz açısından tutarlı bir davranış olacaktır.
Bu düşüncelerle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 19 Şubat 2003