İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 31. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710

Cemil Çiçek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 31. Birleşim · 3. yasama yılı · 13 Aralık 2004 · 1.139 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemil Çiçek (AK Parti), 13 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE TEDBİRLERİN İNFAZI HK.(S.S.710); konuşma 1.139 kelime.

Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2004-12-13-ceza-ve-tedbirlerin-infazi-hk-s-s-710 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, toplum hayatımız bakımından fevkalade önemli bir tasarının müzakerelerini yapıyoruz. Bu tasarı, birkaç bakımdan önem arz ediyor; evvela, ceza hukuku alanındaki temel düzenlemelerle ilgili son yasa tasarısıdır. Bundan sonra, ceza hukukuyla ilgili olarak, bu kapsamda ve bu içerikte başkaca bir yasa tasarısı gelmeyecektir; sadece Ceza Muhakemesi Yasasının yürürlüğüyle ilgili, hemen acelesi de olmayan birkaç maddelik başka bir tasarıyı getireceğiz. Böylece, seksen yıllık cumhuriyet döneminde, ceza hukuku alanındaki en köklü değişiklikleri, bu Parlamentoda, bütün üyeleriyle birlikte -ki, hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, özellikle Anamuhalefet Partimize çok teşekkür ediyorum; bu düzenlemelerde en az bizimki kadar pay sahibidirler, şeref sahibidirler, bunu da, tarihe not düşmek adına buradan ifade etmek istiyorum- bu alanda çok köklü bir değişikliği yaptık, Ceza Kanunu çıktı, Ceza Muhakemesi Yasası çıktı, onun tabiî sonucu olarak da bugün görüştüğümüz yasa tasarısıyla huzurunuza geldik. Bu anlamdaki son tasarıdır.

İkincisi, yine, iki yıldan beri sürdürdüğümüz çabaların ürünü olarak, 17 Aralık 2004 tarihi, Türkiye'nin modernleşmesiyle ilgili önem arz ediyor. İlerleme Raporunda, Türkiye'nin 17 Aralık öncesi çıkarması gereken birkısım yasalar vardı, yapması gereken birkısım hukukî düzenlemeler vardı. Bu düzenlemeler içerisinde bir önşart olarak ortaya konulan bu tasarıyı da, bugün, ümit ediyorum ki, katkılarınızla, desteklerinizle çıkarmış olacağız. Böylece, Türkiye, tarih önünde, alnı açık, başı dik, görevini yapmış bir millet, bir Parlamento, siyasî bir heyet olarak tarihin önüne çıkmış olacaktır; bu anlamda, tasarının böyle tarihî bir önemi de var.

Bu tasarıyı hazırlarken dikkat ettiğimiz hususlar ne, bu tasarının felsefesi ne, neyi dikkate aldı komisyon; bunları bir defa daha ifade etmek istiyorum. Bu tasarıyı hazırlayan komisyon, parti kimliklerinin üstüne çıkarak, bir hukukçu gözüyle, Ceza Kanununda hangi felsefeyi öne çıkardıysa, Ceza Muhakemesi Yasasında nelere öncelik verdiyse Ceza İnfaz Yasasında da bunu hayata geçirmeye, bu felsefenin devamını bu kanuna yansıtmaya olabildiğince gayret sarf etmiştir. Her zaman ifade ettim, bu neviden düzenlemeler hiçbir zaman en mükemmel değildir; en mükemmel denildiği zaman, bu, işin tabiatına aykırı olur. Hayatın değiştiği, şartların değiştiği, beklentilerin süratli değiştiği bir çağda, şüphesiz, her şeyi önceden görmek mümkün değil; ama, felsefesi itibariyle, bu değişime imkân veren, bunu doğru okumaya çalışan bir anlayışla düzenlemeye çalıştık.

Şüphesiz, bu anlayışın gereği olarak, İnfaz Yasasının birinci önceliği, her ne sebeple olursa olsun, suç işlemiş bulunan insanı topluma tekrar kazandırmaktır. Bir atasözümüz var: "Dağ başına kış gelir, insan başına iş gelir." İnsan başına iş gelmiş olabilir, sebebi şudur ya da budur, bu insanı tekrar topluma kazandırmak ve ondan istifade edebilmek adına, Ceza İnfaz Yasası, bir anlamda rehabilitasyon yasasıdır; bu anlayışla hazırlanmaya çalışılmıştır. Bununla ilgili pek çok hükümler göreceksiniz. Geçmiş uygulamalarda olmayan pek çok ifadeye, hükme, maddeye, anlayışa rastlayacaksınız; birinci önceliği budur.

Bu tasarının ikinci önceliği, hiç şüphesiz, bireye, insan haklarına ve özgürlüklerine önem veriyoruz; bunun toplumda en iyi şekilde kullanılmasına, yaşanmasına önem veriyoruz, öncelik veriyoruz. Bununla ilgili epey düzenlemeler de yaptık, elbirliğiyle yaptık; ama, öbür tarafta bir de toplum düzenini korumak gerekiyor, aynen Ceza Kanununda gözettiğimiz ikinci hedef gibi. Bu tasarıyı hazırlarken, toplum düzenini korumak, barışı sağlamak ve insanların özgürlüklerini rahatça kullanabilmesine imkân verecek bir toplum düzenini kurmayı da arzu ediyoruz. Bu da önemlidir ve hep beraber biliyoruz ki, toplum düzeni bozulduğu zaman, kargaşa, kaos ortamında en fazla özgürlükler zarar görüyor. Onun için öyle bir İnfaz Yasası çıkarmamız lazım gelir ki, bir taraftan suç işlemiş kişiyi, adil bir yargılama sonucu hükmü kesinleşmiş olan kişinin infazını yaparken, onu, topluma tekrar kazandırma hedefini gözetirken, öbür taraftan da suç işleme ihtimali olan kişileri de bir anlamda caydırabilmek, toplumu suçtan koruyabilmek adına da bir düzenlemenin yapılması gerekiyordu; olabildiğince bunu sağlamaya çalıştık.

Hiç şüphesiz gözettiğimiz üçüncü husus, bütün dünyada ve bizde de, ceza infaz kurumları, o toplumların ve bizim en hassas kurumlarımızdandır. Geriye dönük yaşadığımız acı tecrübeler sebebiyle, bir taraftan kişiyi kazanmak, kamu düzenini sağlamak; ama, öbür taraftan da bu infaz kurumlarında düzeni ve disiplini sağlamak gerekmektedir. Bir devlet, eğer hapishanelerinde, infaz kurumlarında düzeni sağlayamıyorsa, orada otoritesini hukuka uygun olarak tesis edemiyorsa, o zaman vatandaşına güven veremez, o zaman dışarıdaki insanlarda bir tedirginlik meydana gelir, toplum huzursuzluk içerisine itilmiş olur. Öyle bir Ceza İnfaz Yasası yapmamız lazım gelir ki, öncelik verdiğimiz diğer iki konuya ilaveten infaz kurumlarında da bu düzenin sağlanması gerekecektir.

Nihayet bir dördüncüsü, şüphesiz, her suçun da bir mağduru vardır. Esas itibariyle, modern ceza hukuku anlayışında, işlenen bir suçtan dolayı en fazla zarar gören kamudur, kamu otoritesidir, kamu düzenidir; ama, netice itibariyle, bireylerin zarar gördüğü de muhakkaktır. O halde, dördüncü bir hedef olarak da, mağdurların adalete güvenini tesis etmemiz lazım. Aksi halde, insanların, eğer, devlet eliyle, hukuk yoluyla, yargı yoluyla, infaz kurumları aracılığıyla beklentisi karşılanmadığı takdirde, o zaman "ihkakı hak" dediğimiz bir başka yola kapı açılmış olur. Onun için, bir suç işlendiğinde, bu devlet, hukuk çerçevesinde, suç işleyeni yakalıyor, yargılıyor ve infaz kurumlarında gereğini yapıyor tarzındaki kalıcı bir güvenin vatandaşlara, mağdurlara verilmesi lazım, mağdurların bundan emin olması lazım. Bu da, bu tasarının dördüncü hedefidir.

Şüphesiz, bu dört hedefi yakalarken acaba nelere dikkat edildi; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, başka konularda olduğu gibi, ceza infaz kurumlarıyla ilgili olarak da altına imza koyduğu pek çok sözleşme var, pek çok uluslararası metin var. Bu konuda, cezaevi standartlarıyla ilgili asgarî ilkeler metinleri var; bunlar olabildiğince bu tasarıya yansıtılmaya çalışılmıştır. Ayrıca, geriye dönük beraber çıkardığımız Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Yasası ve benzeri yasalarda veya uyum paketleriyle, daha evvel yasalaştırdığımız hususlara dikkat edilerek, onlarla ters düşmeyecek bir anlayışla bu tasarı maddeleri düzenlenmiş, bunlar karşılanmaya çalışılmıştır.

Üçüncü gözettiği bir husus da, bu yasanın -yürürlükte olan yasanın -yürürlüğe giriş tarihî 13 Temmuz 1965'tir; geriye dönük kırk yıllık bir tecrübesi var. Türkiye, ceza infaz kurumlarında, kırk yılda, belli bir tecrübe edindi. Bunların iyi yönleri var, bunların üzücü yönleri var. O halde, belki, bugüne kadar çıkardığımız yasalar içerisinde en tecrübî bir yasadır, tecrübeye dayalı bir yasadır. Yani "bazı maddeler niye öyle değil de şöyledir" diyorsak, bunun arkasında, kırk yıldır, ceza infaz kurumlarında, devlet olarak, Bakanlık olarak elde ettiğimiz tecrübeler var. Bu tecrübeleri de dikkate almak suretiyle, böyle bir yasa tasarısıyla huzurlarınıza gelmiş olduk.

Ben, sözü fazla uzatmak istemiyorum; zaten, maddeler görüşülürken de bu anlayışın ürünlerini şüphesiz ortaya koyacağız. Keşke, bu yasaları çıkarabilme adına önümüzde çok fazla zaman olabilseydi. Arkadaşlarımızın bu noktadaki şikâyetlerini, beklentilerini anlayışla karşılıyoruz. Bunlar doğru tespitlerdir; ama, Türkiye'nin zamanı yok maalesef. Zaman eksikliği Adalet Komisyonunun değil, benim değil, sizin değil, Türkiye'nindir. Keşke, geriye dönük, 1963'ten bu tarafa, Türkiye, Avrupa Birliği yolunda öngörülen hususları geniş bir zaman dilimi içerisinde tartışabilseydi, belki bugün böyle bir sıkışıklığı yaşamazdık; ama, ne olursa olsun, büyük bir çabayla, büyük bir gayretle, bu milletin, istendiğinde, çok kısa süre içerisinde çok önemli başarıları elde ettiğinin en önemli göstergelerinden bir tanesi de şu birkaç ay içerisinde çıkardığımız yasalardır. Dolayısıyla, bir eksiğimiz olabilirse zaman içerisinde bunları düzeltme imkânı var. Getirilen hükümler, kendi içerisinde bu dengeleri büyük ölçüde korumaya, sıkıntıları belli ölçüde ortadan kaldırmaya da müsait düzenlemelerdir. İnanıyorum ki, burada yapacağımız görüşmelerle bu husus daha da mükemmelleşecek ve ceza hukuku alanındaki son düzenlemeyle birlikte milletimize yepyeni bir köklü ceza hukuku reformunu ortaya koymuş olacağız.

Hepinize, katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 13 Aralık 2004

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook