İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 121. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

Cemil Çiçek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 121. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Haziran 2005 · 1.638 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemil Çiçek (AK Parti), 29 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.638 kelime.

Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2005-06-29-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hâkimler ve Savcılar Kanunundaki değişiklikle ilgili olarak önemli bir çalışmayı bitirme noktasına gelmiş bulunuyoruz. Üzerinde görüştüğümüz madde "bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür." Dolayısıyla, Bakanlar Kurulu üyesi olarak, burada dile getirilen hususların yürütülmesinden bir ölçüde sorumlu kişi olarak, şu ana kadar yapılan değerlendirmeler, tespitler, tenkitlerle ilgili de son bir değerlendirmeyi yapmak istiyorum.

Şüphesiz, dört günden beri biz bu kanunu konuşuyoruz. Birkaç husus dışında genelde mutabakat üzerinde olduğumuz bir yasa tasarısıdır. Dört günden beri müzakerelerin sürmüş olması bu kanundaki ihtilaftan kaynaklanmıyor. İktidar-muhalefet ilişkileri sebebiyle bir başka yasadan doğan anlaşmazlığın bir anlamda hesaplaşması bu kanun üzerinde yapılmış oluyor; çünkü, bizi dinleyen hâkim ve savcılarımız vardır; bir yanlış anlamaya meydan vermemek adına evvela bunu da ifade etmek istiyorum.

Hepimizin üzerinde durduğu husus, bu, önemli bir adımdır; bazı eksiklikleri olabilir, dile getirilen hususlar, bu anlamda, bu ihtirazi kayıtla söylüyorum ki, önemli bir adımdır, çok önemli bir adım atılmıştır. Zaten bizim getirdiğimiz yasalar, bugüne kadar, Bakanlık olarak, Türkiye'nin gündeminde çok evvel olması gereken; ama, şu veya bu sebeple, çok da zor düzenlemeler olduğu için, hep kenara itilen, işin kolay tarafı hangisiyse onlarla mesele geçiştirilmiştir; ama, biz, böyle yapmıyoruz. Hiç olmazsa, günümüz şartları içerisinde mümkün olan neyse, onu yapmaya çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, hepimiz biliriz ki, siyaset, mümkün olan doğruları yapmaktır, ideal doğruları değil; ama, ideal doğruları savunmaya devam edeceğiz, Türkiye şartları içerisinde de mümkün olan doğruları yapacağız. Bu kanun hazırlanırken de, esas itibariyle, mümkün olan doğrular neyse, onu gerçekleştirmenin çabası ve gayreti içerisinde olduk ve insafla bir değerlendirme yapıldığında da, bu anlamda önemli adımlar atılmıştır, önemli düzenlemeler yapılmıştır. Neden bunlar yapıldı; bunların yapılmasının sebebi şu: Çünkü, yargının devlet ve millet hayatı için çok önemli bir rolü var. Milletin geleceği, devletin geleceği; huzurun, barışın tesisi, adaletin tesisi yargıyla kaimdir esas itibariyle. Dolayısıyla, bu kadar önemli bir kurum, önemli bir görev alanıyla ilgili düzenlemelerin de mümkün olduğu kadar kısa sürede yapılması, doğru yapılması, gerçekçi yapılması gerekmektedir. Siyaset kurumu olarak yargıyla ilgili hizmetlerde geriye dönük -nereye kadar götürürseniz- götürebilirsiniz, bazı eksikliklerimizin, bazı kusurlarımızın olduğunu bilmemiz lazım. Gerçekten, yargının önemiyle mütenasip iş yapılmamıştır, yargının önemiyle mütenasip çok laf yapılmıştır, lafın çoğu işin azı yapılmıştır. Bu dönem bunu tersine çevirmeye çalışıyoruz, lafın azını işin çoğunu yapmaya çalışıyoruz ve Türkiye'de elini vicdanına koyan herkes, bizim çalışmalarımızı yakinen bilen herkes, özellikle bu mesleğin mensupları bilmektedir ki, ikibuçuk yıldır, âdeta bir yargı holiganı gibi, yargının sorunlarını çözmeye, yargıyı hak ettiği yere getirmeye gayret ediyoruz. Bundan dolayı da Yüce Meclise teşekkür ederim; çünkü, bu çabalarımızın her zaman arkasında olmuştur. Hükümetimize teşekkür ederim; bunca başka meseleler varken dört temel meseleyi Türkiye'nin en öncelikli meselesi kabul etmiştir. Bunlardan bir tanesi de yargıdır.

İkibuçuk yıldır, Bakanlık yapmıyoruz, âdeta emlakçılık yapıyoruz. Türkiye'nin neresinde bina var -yargının işine gelen- neresinde arsa var, hangi vilayet, hangi ilçeyi sorarsanız, ben, size, buradan söylerim. Neden; çünkü, yargının hangi şartlar altında çalıştığını biliyoruz. Adalet gibi yüce bir kavrama yakışmayan fizikî mekânlarda meslektaşlarımızın nasıl bir özveriyle, nasıl bir vatanseverlikle çalıştığını biliyoruz.

Bugün, Türkiye'nin bazı yerleri var ki, orada yargı mensupları var, hâkim, savcı var, kaymakam var, jandarma, polis var; ama, onun dışında başka meslek mensuplarının bazılarını hiç göremezsiniz, bazılarını da yeteri kadar göremezsiniz. Bu mesleği icra edenler, büyük bir vatanseverlikle, kurasını çeker, oraya gider, iki sene, üç sene görevlerini yapar, daha sonraki hizmet bölgelerine usulüne uygun atamaları yapılmak suretiyle, bu hizmetlerini yürütürler. Dolayısıyla, bu kadar büyük bir özveriyle çalışan meslek mensuplarına, hepimizin, hiç şüphesiz, teşekkür borcu var. Sizler adına, buradan, bunu ifade etmek isterim.

Şimdi, bir taraftan, fizikî mekân problemini çözmeye çalışıyoruz. Bakınız, hepimiz, her birimiz, bir vilayetin temsilcisiyiz. Buradan ayrıldıktan sonra, gidiniz, belediyelerin imar planlarına bakınız. Hiçbir imar planında yargıyla ilgili tahsis edilmiş bir parsel bulamazsınız. Birkısım enstitülere yer ayrılmıştır, devletin filanca falanca kurumlarına yer ayrılmıştır; ama, yargıyla ilgili, filanca arazi, filanca parsel, filanca arsa yargıya tahsislidir diye imar planlarında bir yer göremezsiniz. Neden; şimdi dedim ya, yargı adına, adalet adına lafın büyüklerini ettik; ama, bir parsel ayırmaya geldiğinde her nedense bunu gözardı ettik.

Demek ki, aslında, biz bir toplumsal talep haline yargıyı getirmedik, adaleti getirmedik. Siyasetçiler olarak da yargıya yatırım bize seçim de kazandırmaz, bunu hep ifade ettim. Şimdi, bir yere 20 trilyona adalet sarayı yapıyorsunuz, neticede bir binadan ibarettir; ama, o 20 trilyonu özel idareye verseniz size çok büyük prim yapar. Açıkça itiraf etmemiz lazım, seçim kazandırmadığı için, ve sair olmadığı için, bundan dolayı yargıya gerekli imkân verilmemiştir.

İkincisi, toplumda bir sorun çözme yöntemi olarak işimizi yargı yoluyla çözmek yerine, kestirmeden çözme alışkanlığı bizde bir şey haline gelmiştir. Burada da en çok kullanılan siyaset kesimidir. Kimin başına bir iş gelse, kim bir problemle karşı karşıya kalsa, yargıda çözmek yerine siyaset kurumu üzerinden çözmeye veya başkaca, burada telaffuz etmediğim çok çirkin yollara müracaat edilmek suretiyle çözüm aranmaya çalışılmıştır. Tabiî, bunda da zaman zaman insanlar muvaffak olmuş belki. Yargı süreci biraz yavaş işleyen süreçtir işin tabiatı gereği; kimsenin o kadar uzun uzun bunu takip etmeye mecali de yok, dermanı da yok, sabrı da yok, belki büyük kârlar da bu arada kaçıp gidiyordu, kim yargıya gidecek; o zaman kestirmeden götürülmeye çalışılmıştır.

Şimdi, adalet hizmetleri bir toplumsal talep haline gelmediği zaman da, yargı ikinci plana itilmiştir. Bakınız, biz buradan hep bunları söylüyoruz; ama, neticede bir özeleştiri de yapmaya gayret ediyoruz; ama, Türkiye'nin artık, bu hizmeti ikinci plana atmaya tahammülü kalmamıştır. Böylesine önemli, böylesine yüce bir hizmeti ikinci plana attığımız takdirde, artık, devlet ve millet hayatının ne kadar büyük sıkıntılarla karşı karşıya olacağını, ne büyük kayıplarla karşı karşıya olduğumuzu, yaşadığımız acı tecrübelerden sonra gördük ve aklımızın erdiği kadar, samimî olarak söylüyorum, gücümüzün yettiği kadar, yargıya en büyük hizmeti, desteği vermeye çaba gösteriyoruz. Bununla ilgili, fizikî mekânlar olarak, bugün, Doğubeyazıt'tan Bodrum'a varıncaya kadar, Lüleburgaz'dan Bismil'e, Kızıltepe'ye varıncaya kadar, Türkiye'nin her tarafı bir şantiye haline gelmiştir. Devlet Su İşlerinden sonra, şu an, Türkiye'de en fazla yatırım adalet hizmetlerine yapılmaktadır. Bunu herkesin bilmesi lazım.

İkinci husus şudur: Sadece İstanbul için yargıya tahsis ettiğimiz para 400 000 000 dolardır; dünya şehri, bir metropol, Türkiye'nin gözbebeği bir şehir, bugün, yabancı bir heyet geldiğinde, önüne düşüp, burası da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adliyesidir, hukuk devletinin en müşahhas sembolü budur diyebileceğimiz hiçbir bina gösteremezsiniz bana. Herhalde, bütün bu sıkıntılar, bütün bu problemler, 3 Kasımdan sonra ortaya çıkan problemler değildir, kimseyi de suçlama adına söylemiyorum. Bir özeleştiri anlamında, ikibuçuk yıldır, geceyi gündüze katarak, bu hizmetleri belli bir noktaya getirmeye çalışıyoruz diyoruz. Şimdi, içinizden herhangi birisi, kendi bölgesindeki ilgili bir yatırımı sorsa, size yemin ederek söylüyorum, şantiye şefi onu benim kadar bilmez. Bir taraftan emlakçilik, bir taraftan şantiye şefliği; acaba, şu önümüzdeki beş yıllık iktidar döneminde, 2002 seçimlerinden itibaren söylüyorum, yargıyı bir noktaya getirebilir miyiz ve iddialıyız, getireceğiz, getiriyoruz, bu heyecan bütün yargıda var.

Bu yasa yargının tüm problemlerini çözüyor mu; böyle bir iddiamız hiç olmadı. Mümkün olan doğruları yapmaya çalıştık. Evvela, isterdim ki, bir tartışma… Çünkü, dört günden beri, başka bir yasanın acısı da bu yasa üzerinden çıkarılmaya çalışılınca, lüzumsuz bir tartışmayı açmak istemedim, özellikle, yargı gibi önemli bir görev alanını siyasetin tartışması içerisine de çekmek istemedim. Dikkat ederseniz, son maddeye gelinceye kadar da söz almadım, yargıya ve adalete olan saygımın gereği olarak; ama, şunu açıkyüreklilikle söylemem gerekir ki, yargının bir araştırma yapılması zaruretini… Ben bunları biliyorum; ama, bunu herkesin bilmesi, Meclisin tutanaklarına geçmesi adına istedim ve buna bir parti yaklaşımı olarak da bakmadım. Şu an, yargının o kadar çok problemi var ki, bunlardan bazıları burada dile getirildi, bazıları getirilmedi. Mesela, Türkiye'de bir yargı birliği yok. Türkiye'deki adalet politikasından kim sorumlu? Söyler misiniz bana, kim sorumlu? Anayasaya bakın, benim ne yetkim var?

Şimdi, yargı birliği yok; askerî hâkimler ve savcılar ayrı bir kanuna tabi, mesleğe alınması ayrı, meslekte tayinleri, terfileri ayrı, bir ölçüde özlük hakları farklı. Sivil yargıdakiler 65 yaşına kadar çalışır, 25 yıldan daha evvel emekli olamaz; öbür tarafta, fiilî hizmet zammı diye, itibar hizmeti diye bir kavram var; orada 20 yıl çalışır, 25 yıl… İkisi de hâkim ve savcıdır. Hani nerede yargı birliği?!

Öbür tarafta, yüksek mahkemelerin durumu çok daha farklıdır. Yüksek mahkemeler, özlük hakları söz konusu olduğunda, üçünün bir araya geldiğini gören olmamıştır, şahidi yoktur bunun. Herkes kendi penceresinde, kendi karesinde düzenleme istiyor. Davul Adalet Bakanında, tokmak birden fazla kişinin elinde.

Dört günden beri burada konuşmalar yapıldı; ama, yargı birliği konusuna bir defa temas eden olmadı. Yargı birliği olmadan, özlük haklarıyla ilgili düzenleme yapmakta ciddî zorluğumuzun olduğunu çok açık bir şekilde ifade etmem lazım. Neden; çünkü… Ben bunları afakî de konuşmuyorum. Özlük haklarıyla ilgili bir düzenlemeyi de acaba burada kısmen yapabilir miyiz diye, sivil yargının dışındakiler ya da Adalet Bakanlığı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun karar alanı içerisinde olanlar dışındaki kısımları da dikkate alarak, en üst makamlara varıncaya kadar bu konuyu götürmeye çalıştık; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili de olayın şahididir; çünkü, bu konuşmaları yargıçlarımız, savcılarımız da dinliyor. Neden bazı şeyler olmadı; Hükümet olarak yapmak istemediğimizden değil, Adalet Bakanı olarak bu işi takip etmediğimizden değil. Kendi üslubum içerisinde, yargının tüm sorunlarını, her makamda en açık şekilde söylemeye çalıştım; ama, Anayasadan doğan zorluklarımız var, yargı birliği olmamasından doğan zorluklarımız var. Hiç şüphesiz, bugüne kadar, Türkiye'deki uygulama sebebiyle, Türkiye'de yargının önemi yeteri kadar kavranamadığı için, her meslek mensubu kendisini yargıyla eşdeğer görüyor; dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir meslek, yargı kadar önemli değildir. Yargıyla mukayese yaparak, ücret ayarlaması yapılamaz. Böyle düşünen kişilerin zihniyeti bu meseleyi yeteri kadar kavramamış demektir. (Alkışlar) Ama, elli yıllık bürokratik dogmaları, bürokratik labirentleri de, benim, iki gün içerisinde, iki sene içerisinde kaldırma imkânım yok. Onun için, her defasında, yargının sorunlarını sizinle beraber paylaşmak istedim.

Demek ki, evvela, işin bu noktasında da birkısım zorluklarımız var. Bunu da herkesin iyi bilmesi lazım. Yargının, özellikle yüksek yargı mensuplarının, yüksek yargının bize bu noktada destek olması lazım gelir; ama, o noktada gerekli destek var mı; herkes kendi yargısıyla ilgili olarak özlük hakları talep etmiştir, Anayasa değişikliği talep etmiştir. Bunları, tespit olarak söylüyorum.

MUHARREM KILIÇ (Malatya)Sayın Bakan, komisyonda verilenleri de geri aldınız şu anda.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Şimdi, böylesine zor, böylesine karmaşık, böylesine çetrefil bir konuda, sadece, daha iyi hizmet verilebilmesi için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

46 konuşma daha · 29 Haziran 2005

46 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook