Tüpraş,galataport ve kuşadası ihalelerinde,organize bir şekilde görevlerini kötüye kullanarak ihaleye fesat karıştırdıkları ve bu suretle kamuyu zarara uğrattıkları iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan,maliye bakanı kemal unakıtan ve ulaştırma bakanı binali yıldırım haklarında gensoru önergesi (11/3)
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 11. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Ekim 2005 · 2.529 kelime · yaklaşık 13 dakikalık okuma
Kaynak göster
Deniz Baykal (CHP), 25 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜPRAŞ,GALATAPORT VE KUŞADASI İHALELERİNDE,ORGANİZE BİR ŞEKİLDE GÖREVLERİNİ KÖTÜYE KULLANARAK İHALEYE FESAT KARIŞTIRDIKLARI VE BU SURETLE KAMUYU ZARARA UĞRATTIKLARI İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN,MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN VE ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM HAKLARINDA GENSORU ÖNERGESİ (11/3)); konuşma 2.529 kelime.
Deniz Baykal (CHP, Antalya). “Tüpraş,galataport ve kuşadası ihalelerinde,organize bir şekilde görevlerini kötüye kullanarak ihaleye fesat karıştırdıkları ve bu suretle kamuyu zarara uğrattıkları iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan,maliye bakanı kemal unakıtan ve ulaştırma bakanı binali yıldırım haklarında gensoru önergesi (11/3)”. TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim tutanağı, 25 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2005-10-25-tupras-galataport-ve-kusadasi-ihalelerinde-organize-bir-sekilde-gorevl (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu, bazı özelleştirme uygulamalarıyla ilgili gensoru önergesi dolayısıyla söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Türkiye Büyük Millet Meclisini, değerli milletvekillerini, Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisimiz bence tarihî oturumlarından birisini gerçekleştiriyor. Bu oturumun aslında tarihî bir niteliğe sahip olup olmadığı, bundan sonraki gelişmelerle netlik kazanacaktır. Öyle inanıyorum ki, bugün ele alacağımız konular, Türkiye siyasetinin çok temel bazı sorunlarını gündeme getirmektedir ve bu konuda, bugün bu oturumda yapılacak değerlendirmeler, alınacak kararlar, bir süre sonra bu konuda yaşanacak olan gelişmeler, Türkiye siyasetinin çok temel bir konusunun bu oturumda ele alınmış olduğunu, şu anda bunu görme fırsatını değerlendirememiş olanlara da zaman içinde gösterecektir. O nedenle, bu sorumluluk duygusu, bu tarih bilinci içinde, sıradan bir Meclis oturumu çerçevesinde yaptığımızı düşünebileceğimiz bu Meclis toplantısının, aslında Türkiye'nin çok temel, olağanüstü önemli sorunlarının değerlendirileceği bir tarihî toplantı olduğunu unutmamak gerekir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili olarak toplumumuzda giderek yaygınlaşan tereddütler, çeşitli uygulamalardan kaynaklanan kaygılar, olumsuz düşünceler, artık, günlük yaşamımızın bir parçası haline dönüşmeye başlamıştır. Maalesef, ciddî hukukî bir altyapı hazırlanmadan, gerekli düzenli çalışmalar yapılmadan, zaman zaman ortaya atılan heveskâr tavırlarla sonuçlandırılan bazı girişimler, kamuoyumuzda çok ciddî tereddütlere yol açmıştır.
Özellikle son zamanlarda ortaya atılan, gerçekleştirilen üç uygulamanın, toplum vicdanını çok ciddî bir biçimde sarsmış olduğunu görüyoruz. Bu uygulamalar, önce Kuşadası Limanında gerçekleştirilen özelleştirmeyle başlamıştır. Bir süre sonra, TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76'lık hissesinin borsada satışıyla ilgili olarak izlenilen yöntem, kamuoyu vicdanını çok ciddî şekilde rahatsız etmiştir. Daha sonra, Galataportta gerçekleştirilen ihale, yine kamuoyumuzda tereddütlerin artmasına, yaygınlaşmasına yol açmıştır.
Değerli arkadaşlarım, bu üç şaibeli ihalenin ve özelleştirmenin ortak bazı noktaları vardır. Hepsinde de kendisini gösteren bir ortak anlayış, bir ortak yaklaşım vardır ve maalesef, bu üç ihalenin de tarafları, hem hükümet açısından tarafları hem de işadamı olarak tarafları ayniyet göstermektedir. Aynı insanların, aynı devlet yetkilileriyle işbirliği içinde kotardıkları, aynı mantığa dayalı bir ihale ve özelleştirme uygulamasıyla karşı karşıyayız. Şimdi, olay nedir?.. Bu üç olayı ayrı ayrı ele almakta yarar var, üçünün ortak yönleri zaten kendisini gösteriyor.
Değerli arkadaşlarım, Kuşadası'nda, limanla ilgili bir ihale gerçekleştiriliyor ve bu ihale, Ofer-Kutman ikilisinin de bulunduğu bir ortak girişim grubuna 27 000 000 dolara veriliyor. Aslında, oraya nasıl geldi, daha önce kim aldı; o konulara girmiyorum. Birinci ihaleye göre 9 000 000 dolar daha düşük verdiği halde, Ofer grubuna 27 000 000 dolara, yeni bir ihale yapmadan, daha önceki ihalenin doğal uzantısı olarak, böyle bir ilan başlangıçta yapılmadığı halde ihale veriliyor. Yapılan ihale üzerine, Bayındırlık Bakanlığı bir yeni yönetmelik düzenliyor. Bu yönetmelikle, yine ihale yapılırken söz konusu olmayan bir imkân, Bayındırlık Bakanlığının bu yönetmelik düzenlemesiyle ihaleyi kazananlara sağlanıyor. Yani, bir liman işletmeciliği olarak girilen bu ihale, bir süre sonra, sadece bir liman işletmesi olmaktan çıkıyor, limanın üzerinde bazı tesislerin kurulması imkânı da ihaleden sonra sağlanarak, ihalenin özü, içeriği çok köklü bir biçimde değiştiriliyor ve denizin doldurulması suretiyle 7 000 metrekarelik bir inşaatın yapılması imkânı sağlanıyor, ihaleden sonra sağlanıyor, Bayındırlık Bakanlığının yönetmeliğiyle sağlanıyor; fakat, bu işin yasalara aykırı olduğu iddia ediliyor, arka arkaya gelen yargı kararları konuyu tıkıyor. Bunun üzerine, ihalenin hukukî bir zemine oturması için, Bayındırlık Bakanlığı Kıyı Kanunu Uygulamasına Dair Yönetmelikte bir değişiklik yapıyor ve bu değişiklik 30 Mart 2004 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanıyor ve bu arada Millî Emlak Genel Müdürlüğünden, ilgili ihaleyi kazanan grup, yıllığı 90 150 000 000 liraya Ege Denizini kiralama anlaşması yapıyor, bir kontrat imzalıyor, Ege Denizini kiralıyor ve denizi doldurma işlemlerine başlıyor.
Bu yönetmelik değişikliğine, Anayasaya ve Kıyı Kanununa aykırı olduğu gerekçesiyle büyük tepki gösteriliyor; odalar itiraz ediyor. Danıştay 6. Dairesi bu talebi haklı buluyor ve yönetmeliğin yürürlüğünü durduruyor; ancak, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Danıştay kararını hiçe sayarak, 29 Haziran 2004 tarihinde 1/1 000 ölçekli revizyon imar planını yürürlüğe sokuyor, Danıştay kararına aykırı olarak, bu yönetmeliğin hukuken geçersiz olduğu tespit edilmiş olduğu halde. Bu plan değişikliği işlemi hakkında da yürürlüğü durdurma kararı alınıyor, Bayındırlık Bakanlığının onayladığı bu plan da, yine, yargı kararıyla durduruluyor.
Bütün bu yargı kararlarına ve Kuşadası halkının ve esnafının tepkisine rağmen, çeşitli direnmelere rağmen inşaat aynen devam ediyor. Bir hukuk devletinde hiçbir şekilde tasavvur edilemeyecek olan bu uygulama rahatlıkla sürdürülüyor; deniz dolduruluyor, inşaat yapılıyor, ihaleye liman işletmesi olarak girip onu o şekilde alanlar, limanın etrafında dükkânlar, işyerleri kurmak şansını ve olağanüstü bir rant elde etme fırsatını, Bakanlığın sürekli değiştirdiği yönetmeliklerle ve yargı kararlarının ihmal edilmesi, dikkate alınmaması suretiyle, fiilî durum yaratılarak bir rant paylaşımı sürdürülüyor.
Değerli arkadaşlarım, bu mücadele sırasında grubun yetkilisine, yönetmeliğin yasaya aykırı olduğu ifade ediliyor. Grup yetkilisinin cevabı şudur: "Yönetmelik aykırıysa kanun çıkarırız; ama, bu iş olacaktır. Kuşadası'na da, Galata'ya da -Galata lafı ilk kez orada telaffuz ediliyor- bu yeni anlayışla yaklaşılacaktır; bunu içinize sindirmelisiniz" diyor. Bunların hepsi kayıtta var, CD'ye çekilmiş vaziyette. Daha yönetmeliğin hukuka aykırılığı tartışması yapılırken "kanun çıkarılacağı" ifade ediliyor. Kim tarafından; ihalenin ortaklarının birisi tarafından, Sayın Kutman tarafından.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, gerçekten de, bu, bir işadamının boş böbürlenmesi olmaktan çıkıyor, bir süre sonra, temmuz ayı içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, o meşhur torba kanunlardan birisi olarak, gerçekten de, Danıştayın iptal ettiği bu yönetmeliği kanun haline dönüştürerek, kanun düzeyine çekerek hukuksuzluğu -Anayasaya aykırı çünkü; hukuksuzluk hâlâ devam ediyor- kanun düzeyine çekerek, emrivakii sürdürme çabası içine giriliyor; buna da Türkiye Büyük Millet Meclisi alet oluyor. Ne kadar esef verici bir tablo, ne kadar esef verici bir tablo!.. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir işadamının "bu yönetmeliği iptal ettirirseniz kanun çıkarırız" sözü doğrultusunda, maalesef, kanun çıkarmaya katkı veriyor.
Şimdi, 3 Temmuz 2005'te bu talimat yerine getiriliyor; Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, bunu, Anayasa Mahkemesine gönderdik ve 16 Eylül 2005 tarihinde Anayasa Mahkemesine bu konu yansımıştır. Şimdi, hukukun kararını bekliyoruz. Burada, tabiî, dikkati çeken önemli nokta şu: Nasıl oluyor da bir işadamı, bir ihale dolayısıyla, hiç kimsenin Türkiye'de söyleyemeyeceği bir sözü, AKP'nin grup başkanvekilinin söyleyemeyeceği bir sözü, bir bakanın söyleyemeyeceği bir sözü, söyleme hakkını ve yetkisini kendinde buluyor ve "gerekirse kanun çıkartırız" diyor ve ne yazık ki, o kanun da çıkıyor bu Meclisten!
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu ihale ve işbirliği tablosunun gerçekleştirilmiş olması, ister istemez şu soruyu hak ediyor: Bu güç nereden geliyor? Kuşadası'nın limanlı işletme hakkını elde et-miş olan bir firma, nasıl oluyor da hükümet düzeyinde, Parlamento düzeyinde bir tasarrufa iddia sahibi olabiliyor ve nasıl oluyor da bu gerçekleşiyor?
Değerli arkadaşlarım, bürokrasinin bütün bu gelişmelerde işbirliği içine girmesi, yönetmelik üzerine yönetmelik çıkarılması, Danıştay kararına rağmen, iptal edilen yönetmeliğe rağmen o uygulamanın sürdürülmesi, o uygulamanın hukuk temelini bulacağız diye işadamının değerlendirmesi doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir kanun çıkarılması; bütün bunlar, karşı karşıya bulunduğumuz olayın sıradan bir liman ihalesi olayı olmanın çok ötesine geçtiğini, çok daha önceden oluşturulmuş bir temel işbirliğinin bulunduğunu, o işbirliği çerçevesi içinde yürümekte olduğunu bize net bir şekilde gösteriyor.
Bu arada, tabiî, şunu da hatırlatmam gerekiyor: Bundan önceki bir noktada, 12 Aralık 2003 tarihinde, gene bu zevat, Sayın Maliye Bakanına çok gizli ve özel kaydıyla bir yazı yazıyorlar. Bu yazıda yedi ayrı limanla ilgili teklif veriyorlar ve teklifi de 1 035 000 000 dolar olarak söylüyorlar; toptan bir teklif. Yani, bu ülkede bir limanla ilgili tasarruf nasıl yapılır, kim yapar, ihale komisyonunun yerine Maliye Bakanı nasıl geçirilir, Maliye Bakanını 7 limanı satın alma konusunda bir muhatap olarak kabul etme imkânını bir işadamı nasıl kendisinde bulabilir; bütün bunlar tabiî cevaplandırılması gereken önemli sorular olarak duruyor.
Değerli arkadaşlarım, bu Kuşadası'nda yaşanan manzara, bunu koyunuz bir kenara. Bir süre sonra birdenbire yine, çok tartışmalı, şaibeli bir olayla Türkiye karşı karşıya geldi. Bu nedir; TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76'sının borsada toptan satışıyla ilgili.
Değerli arkadaşlarım, olayların gelişmesini, zaman ve takvim dikkate alarak değerlendirmelisiniz diye düşünüyorum. Şimdi, bakınız, 7 Ocak 2005 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığına Özelleştirme Yüksek Kurulu bir yetki veriyor. Bu yetki, 1 katrilyon liraya kadar, İMKB'de, özelleştirilecek kurumlarla ilgili olarak, ihaleye çıkmadan bir satış yapılmasına olanak veren bir karardır. Yani, birdenbire, Özelleştirme Yüksek Kurulu, Özelleştirme İdaresine, sen, ihaleye tabi olmadan 1 katrilyona kadar, özelleştirme kapsamı içinden satış yapabilirsin diyor.
Değerli arkadaşlarım, bu, tabiî, çok önemli bir tercih. Yani, 1 katrilyon lira, 800 küsur milyon dolar, Türkiye'nin tek başına çok önemli bir tesisinin özelleştirilmesi bedeline eşit bir şey. Yani, bir küsurat konuşmuyoruz, bir büyük miktarı konuşuyoruz. 1 katrilyonluk bir özelleştirme işleminin, Özelleştirme Yasasının genel çerçevesinin dışına çıkılarak, kuralların dışına çıkarak, çok özel bir şekilde yapılıvermesine izin veriliyor ve bu yetki kamuoyunun bilgisine sunulmuyor; dikkatinizi çekerim. Bu, 1 katrilyon liraya kadar satış yapma yetkisi kamuoyunun bilgisine sunulmuyor; ama, bunu birisi öğreniyor, Türkiye'nin bunca işadamı arasından birisi öğreniyor. Kuşadası kahramanı, TÜPRAŞ'ta bu yetkiyi kullanabileceğini düşünüyor, bu yetkiden haberdar oluyor ve Global Menkul Değerler adlı şirket, 28 Şubat 2005 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığına başvurarak, İdare portföyünde bulunan TÜPRAŞ'a ait hisseleri belli bir fiyattan satın almaya hazır olduğunu bildiriyor. Kimse böyle bir imkânın sağlandığından haberdar değil; ama, o haberdar. Tek başına başvuruyor ve bunu kullanmak istiyor. Türk bürokrasi tarihinde bugüne kadar hiç görülmemiş bir hızla, aynı tarihte, müracaat edilen tarihte, yani 28 Şubat tarihinde, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tüm işlemleri tamamlayarak, bu talebe, Özelleştirme İdaresi Başkanının imzasıyla "olur" yanıtını veriyor. Müracaat 28'de, olur 28'de.
Bu arada hangi işlemler yapılıyor, bunları size kısaca hatırlatmak isterim, bir günde yapılan işlemleri. Özelleştirme İdaresi Başkanlığının Sermaye Piyasası Daire Başkanlığına gerekli analizlerin yapılması amacıyla konuyu intikal ettirmesi gerekiyor. İntikal ettiriliyor. Başkanlıktan Daire Başkanlığına... Aynı gün söz konusu daire gerekli analizleri yaptıktan sonra düzenlediği bir değerlendirme raporuyla konuyu Başkanlığın onayına sunuyor. Aynı gün... Başkan aynı gün onayı vererek hisselerin İMKB Toptan Satışlar Pazarında satışını uygun görüyor. Bunun üzerine, gene, aynı tarihte Özelleştirme İdaresi Başkanlığının aracı kurumuna gerekli talimat veriliyor. Ayrıca, aynı gün TÜPRAŞ'tan şirketin son durum ortaklık yapısı ve sermaye dağılım tablosu isteniyor. Tablo aynı gün şirket tarafından Özelleştirme İdaresi Başkanlığına veriliyor. Aynı gün Sermaye Piyasası Kurulu ve İMKB'ye birer yazı yazılarak satışın 3 Mart 2005 tarihinde gerçekleştirileceği bildiriliyor, 28 Şubatta. Ve bütün bunlar kamuoyunun bilgisi dışında gerçekleşiyor.
Acaba bürokrasideki bu hızlı temponun arkasında ne var? Önce 1 katrilyon liraya kadar İMKB Toptan Pazarında satış yetkisi verilerek hazırlanan kılıfın, kimsenin bilgisi olmadan hazırlanan bu kılıfın içi bu olağanüstü tempoyla, bir günde, hangi bürokrasi gücüyle, hangi siyaset gücüyle doldurulabiliyor?
Değerli arkadaşlarım, bu sorular ciddî sorulardır. Bu sorular şu anda Yüce Divanda sorulmakta olan sorulardan çok daha ciddî sorulardır. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Bu arada, dikkatinizi çekiyorum, Ofer-Kutman ikilisi 28 Şubatı 1 Marta bağlayan geceyarısı Ankara'ya özel bir uçakla gelip, Sayın Maliye Bakanını gece saat 02.00'de Maliye Bakanlığında ziyaret ediyorlar, tam o gece yarısı, 28 Şubatı 1 Marta bağlayan gece yarısı.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)Vay talancı vay!
DENİZ BAYKAL (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bütün bu temaslar sonucunda, işlemler gerçekleşiyor ve Ofer-Kutman ikilisine, bu fakir fukara milletin kaynakları teslim ediliyor. Petrol-İş Sendikası, 2 Mart tarihinde, bir yazıyla, Sermaye Piyasası Kurulunu uyararak -3'ünden önce, bir gün önce- bu satışın hukuka aykırı olduğunu, işlemlerin sonuçlandırılmaması gerektiğini bildiriyor. SPK, 12 Mayıs günü yaptığı toplantıda, bizim kimseye duyurma hakkımız var-yok diye kamuoyuna açıklamalar yapıyor ve bu gün, yüzde 14,76; bu bir günlük operasyonla satılıyor, kanuna aykırı olarak, gizli olarak, kamuoyunun bilgisi dışında satılıyor ve Global Yönetim Kurulunun üyesi 2 kişi, TÜPRAŞ Yönetim Kurulu üyesi olarak yerleştiriliyor. Bir süre sonra, çok mu ileri gittik acaba diye bir korku ve panik ortaya çıkıyor, bu iş bu kadar alenî götürülmez diye bir kaygı çıkıyor; Global Yönetim Kurulundan 2 kişi, TÜPRAŞ Yönetim Kuruluna atandıktan sonra "biz vazgeçtik, istifa ediyoruz" deyip, TÜPRAŞ'tan ayrılıyorlar; ama, bu, olayı örtbas etmeye değil, olayın öneminin ortaya çıkmasına, aleniyet kazanmasına yardımcı oluyor.
Değerli arkadaşlarım, yapılan işlemlerin, verilen beyanların tümü kamuoyunu yanıltmaya yönelik. Sermaye Piyasası Kurulunu uyarıyor; bunu ilan etmeniz gerekirdi diye; fakat, bunlar havada kalıyor, bugüne kadar bu doğrultuda hiçbir şey yapılmıyor. Peki, bu satıştan ne elde ediliyor?.. TÜPRAŞ'ın daha sonraki satışının ortaya koyduğu rakamlarla bir değerlendirme yapınca, 752 000 000 dolarlık bir kaynağın bu ikiliye, kanunlar hiçe sayılarak, geceyarısı buluşmalarından güç alarak, olağanüstü bir bürokratik telaş içinde devredilmiş olduğunu bize gösteriyor.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara ) -Altı ay içinde.
DENİZ BAYKAL (Devamla) -752 000 000 dolarlık bir kazanç, altı aylık bir bekleme süreci içinde ortaya çıkıyor.
Değerli arkadaşlarım, yazıktır ve günahtır; bu yoksul milletin 752 000 000 dolarını, bu geceyarısı pazarlıklarıyla, kendisi için defalarca af çıkarmış Maliye Bakanının organizatörlüğünde Türkiye'ye kabul ettirmeye hakkınız yoktur! (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Başbakan konuşuyor; "yolsuzluklarla mücadele ediyoruz." Hadi canım sende, ne yolsuzluklarla mücadele ediyorsun!.. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) En büyük yolsuzluğun içindesin, en büyük yolsuzluğun içinde!.. 750 000 000 doları konuşuyoruz değerli arkadaşlarım.
Yok damardan giriyormuş... Ne damarı; aorttan giriyorsunuz, aorttan!.. Milletin aortundan girip kanını alıyorsunuz, 750 000 000 doları!.. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Şimdi, değerli arkadaşlarım, ikinci olay bu, ikinci olay bu; kahramanlar aynı, senaryo aynı, senaryo yazarı aynı, oyuncular aynı, senaryonun kalıbı da aynı, aynı kalıp; bir kere tekrarlandı Kuşadası'nda, yetmedi, ikinci defa tekrarlandı, 750 000 000 dolar!
Sonra, Galataporta geliyoruz şimdi. Galataport da bir yeni olay. Galataport 49 yıllığına yap-işlet-devret modeliyle ihale ediliyor, 24 Ağustos 2005 günü.
Şimdi, bu konuda bir yaygın, yanlış kanaat var, bu vesileyle onu düzeltmek isterim. "49 yıllığına ihale ediliyor" diye hep biliyoruz; ama, daha, çok kişi farkında değil. İhale her ne kadar 49 yıl diye belirlenmişse de, bir uyanıklık yapılıp ihale şartnamesine şöyle bir ifade yerleştiriliyor: "Görevli şirket lehine Türk Medenî Kanununun 836 ncı maddesi dairesinde tapu tesis edilecek; 49 yıllık bağımsız ve sürekli nitelikteki üst hakkı çerçevesinde" diyor.
836 ncı maddeye baktığınız zaman "üst hakkı, sürenin dörttü 3'ü dolduktan sonra, kurulması için öngörülen şekle uyularak, her zaman en çok 100 yıllık yeni bir süre için uzatılabilir" diyor. Yani, 49 yıl oluyor mu size 149 yıl!.. (CHP sıralarından alkışlar)
Vallahi, bu kadar uyanıklığı acaba Türkiye'de kim düşünebilir diye sorsam…
MEHMET SEMERCİ (Aydın)Bu kadar pişkinlik olur mu?! Bu kadar pişkin olur mu bir insan?!
DENİZ BAYKAL (Devamla)Değerli arkadaşlarım, şimdi, ihale yapılıyor. İhaledeki manzara şu: İlk üç yılda hiçbir şey ödenmeyecek, hiçbir ödeme yok. İlk beş yıl ödeyeceği para -alanın- sadece 7 418 400 euro. İlk on yılda ödeyeceği toptan para 34 134 000 euro. Yirmi yılda ödeyeceği para 152 000 000 euro. Ballı börek bir ihale.
Şimdi, bu ihalede ne var; bu ihalede 100 000 metrekarelik arsa üzerinde 151 655 metrekarelik inşaat yapılacak. Binaların oturma alanı 34 742 metrekare olacak. Gümrüklü alan 11 094 metrekare olacak; yani, 11 094 metrekarelik gümrüklü alana 151 655 metrekarelik Galata'da bir inşaat izni veriliyor.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, tabiî, toplum ayakta.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)Kimse ayakta değil.
DENİZ BAYKAL (Devamla)Rahmi Koç "ya bilseydim bunu, ben, grup olarak değil, kendi şahsî imkânımla girerdim" diyor. (AK Parti sıralarından gürültüler; "oğlu ne diyor, oğlu" sesleri) Tabiî… Tabiî… Ve bu olayla ilgili… (AK Parti sıralarından "oğlu ne söylüyor, oğlu" sesleri.)
AHMET KOCA (Afyonkarahisar)Onu da söyle.
DENİZ BAYKAL (Devamla)Söyleyeceğim, söyleyeceğim; sayacağım, hepsini sayacağım.
Bu olayla ilgili kişisel değerlendirmesini ortaya koyuyor "hiç haberim yok" diyor, "haberim olsaydı, ben de buna şahsen girerdim…"
Tabiî, bir süre sonra, oğlu ona diyor ki: "Ya, bu ihaleye biz girseydik biz de öğrenirdik, girmedik, ondan öğrenemedik. Girmeyi kabul etseydik, 30 000 doları verip şartnameyi alsaydık biz de öğrenirdik" diyor, "biz almadık" diyor, "biz almadık" diyor.
Şimdi, tabiî, Türkiye'de…
ÖMER İNAN (Mersin)Yalan söylüyorsun!..
DENİZ BAYKAL (Devamla)O "yalan" sözünü sana iade ediyorum. Hayatı boyunca bilerek yalan söylememiş bir insana sen bu küstahlığı yapamazsın!.. Haddini bil!.. Asabın bozuldu… Bu lafların altında ezildiniz… (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)
AHMET KOCA (Afyonkarahisar)Sen de "küstah" diyemezsin!..
DENİZ BAYKAL (Devamla)Şimdi, tutup, ona buna, "yalan söylüyorsun" diyerek sıyrılamazsınız. Haddini bil!.. Otur oturduğun yerde!..
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 25 Ekim 2005