İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 22. BİRLEŞİM · SALI

Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanuna geçici madde eklenmesi (s.s.428)

Engin Altay

Sinop Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 22. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Kasım 2009 · 1.097 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Engin Altay (CHP), 24 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNA GEÇİCİ MADDE EKLENMESİ (S.S.428)); konuşma 1.097 kelime.

Engin Altay (CHP, Sinop). “Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanuna geçici madde eklenmesi (s.s.428)”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/engin-altay-23-2009-11-24-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-kanuna-gecici-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ben de, bilginin efendisi olmak için bizlere ışık olan Atatürk’ün sevgili meslektaşlarının bu anlamlı gününü kutluyorum. Parlamentomuzdaki öğretmen arkadaşlarımın da gününü kutluyorum.

Keşke, öğretmenlerimiz cumhuriyetin ilk yıllarındaki saygın konumunu korumuş olsalardı da biz de bugün böyle buruk bir 24 Kasım kutlamasaydık diye düşünüyorum. Bir öğretmen ve siyasetçi olarak, bütün meslektaşlarımızdan, sistemin içinde olan ve sistem dışında kalan bütün meslektaşlarımızdan da peşinen özür diliyorum.

Sayın milletvekilleri, bugün, 10 bin öğretmen kadrosu tahsisi için bir kanun çıkarıyoruz. Bu, aslında, 2009 bütçesindeki bir öngörüsüzlüğün de bugün telafisi anlamına da gelmektedir. Kaldı ki -arkadaşlarım da söyledi- bu 10 bin öğretmenin tümü sisteme ilk kez girmeyecektir, büyük kısmı zaten sözleşmeli olarak çalışıyor olacak. Peki, sözleşmeli öğretmenlere verilen söz ne oldu? Buradan Sayın Hükûmete, Sayın Bakana bunu sormak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün yaptığımız iş şudur: Bir çukurun içine 30 tane insan düşmüş, elinizde imkân var, 1 tanesini kurtarıyorsunuz, 29 tanesini orada bırakıyorsunuz. Yaklaşık, sistemin dışında 300 bin öğretmen olduğu varsayılırsa, Hükûmetin burada yapması gereken, hiç değilse bu 300 bin öğretmenin dörtte 1’ini, beşte 1’ini kurtarmaktır. Yani, bu mantık, çok düşük bir kısmını buradan kurtarmak mantığı kabul edilebilir bir mantık değildir. 300 bin kişiden 10 bin kişiye ikramiye çıkmış olacak, diğerleri -bir benzetme yapacağım, Sayın Bakan bağışlasın- Nimet Abla gişesinde bilet alıp bekleyecekler, kendilerine ikramiye çıkmasını bekleyecekler; bu, doğru bir yaklaşım değil. Hükûmetten, Sayın Bakandan bu konuda biraz daha tolerans, bu konuda biraz daha iyi niyet ve katkı istemek bir öğretmen olarak önce benim hakkım.

Özellikle döneminizde, plansızlık ve öngörüsüzlük büyük bir toplumsal trajediye dönüşmüştür. Dışarıda, maalesef bazı branşlarda, Türkiye'nin otuz yıllık ihtiyacını karşılayacak kadar işsiz öğretmen var. Şimdi, yedi senedir bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz, size sormazlar mı: Bu ülkenin bir öğretmen istihdam politikası, programı yok mu? Bu ülkede YÖK denilen -ne diyelim- sistemin, aygıtın bir insan gücü planlaması yok mu? Millî Eğitim Bakanlığı-YÖK ilişkisi ne hâlde? Ne durumda? Böyle bir şey olabilir mi sayın milletvekilleri? Hani, Türk millî eğitim sisteminin 1940-1950’lerden beri bir temel politikası var, “Mesleki teknik eğitime ağırlık vereceğiz.” diyorsunuz, biz “Verilmesi gerekir.” diyoruz. E, ne yapıyorsunuz? Son beş yılda -sayın milletvekilleri, bir yılda değil- 5.067 tane mesleki teknik öğretime öğretmen almış Millî Eğitim Bakanlığı. Ama son beş yılda değil, sadece bir yılda 5 bin tane din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni ve bu tarz öğretmen almışız. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Sizin mesleki teknik öğretimle ilgili düşünceniz bu mu? Millî Eğitim Bakanlığının bu konuda yıllara sâri, bilinen projesine böyle mi yaklaşıyorsunuz? Beş yılda sadece topu topu 3 tane motor, 1 tane döküm, 1 tane halıcılık öğretmeni almışsınız. Ondan sonra diyeceksiniz ki “Efendim, mesleki teknik eğitimde üçte 1 olan makası üçte 2’ye çıkarmazsak eğitim sisteminin altından kalkamayız.” E, siz böyle giderse üçte 1’i de beşte 1’e çekeceksiniz. Bu, politikasızlığınızın bir basit göstergesi.

Sistem dışı kalan öğretmenlerimizin anne, babaları “çocuğum öğretmen olacak” diye onları fakültelere gönderdiler ve dört yıl boyunca türlü meşakkatlerle o çocukları orada -yemediler, içmediler- muhtelif eğitim fakültelerinde okuttular. Şimdi, siz diyorsunuz ki spor akademisini bitirmiş binlerce öğrenciye: “Git, bir Fatih Terim ol.” Siz diyorsunuz ki resim bölümünü bitirmiş binlerce öğrenciye: “Git kardeşim, bir İbrahim Çallı ol.” Siz diyorsunuz ki müzik bölümünü bitirmiş bir öğrenciye: “Git, sen de bir Fazıl Say ol.” Keşke olabilseler ama devlet bu demek değildir ki! Devletin işi, özellikle öğretmenlik gibi bir konuda -ki arkadaşlar söyledi- birçok yerde de “vekil öğretmenler” çeşitli isimler altında öğretmenlere iş gördürüyorsunuz. Bunun kabul edilebilir bir yanı yoktur.

Fen-edebiyat fakülteleri ayrı bir yaradır; formasyon veriliyor, MEB bunu dikkate almıyor. Fen-edebiyat fakülteleri öğrencileri, para karşılığı, üniversitelerde formasyon alıyor, “belki öğretmen oluruz” diyorlar. Velhasıl, bu sistem dışındaki 300 bine yakın insana çare olmak Hükûmetin asli görevidir.

Gelelim sistemin içine, çalışan öğretmenlerimize: Sayın Başbakan “Öğretmenlerimizin hayat standartlarını yükseltmek için büyük adımlar attık.” dedi. Hiçbir rakam, ne millî eğitim istatistikleri ne çok konuşulan OECD rakamları ne TÜİK’in rakamları böyle söylemiyor. Sayın Başbakan ütopik konuşuyor, Sayın Başbakan politik konuşuyor, gerçekçi konuşmuyor. Güzel bir davetiye hazırlamışsınız, -orada, yani sıramda kaldı- “Onların da birer öğretmeni vardı.” diye. Sayın Başbakanın da bir öğretmeni var. Yapmadığı bir şey için, “Öğretmenlerimizin hayat standartlarını yükseltmek için büyük adımlar attık.” dememelidir. Hiçbir öğretmen öğrencisine yalan söylemeyi öğretmez.

Şimdi, bakın, Muharrem Bey de verdi, 2002 ile 2009 arasında, 4 kişilik geçim endeksleri bakımından, sizin devri iktidarınızda 6 puanlık bir küçülme var. Bu bir resmî rakam. Ondan sonra “İyi şeyler yaptık…” Lafla olmaz! Karda yürüdü de biz mi görmedik, bunu bilemiyoruz.

Sayın Bakanın Öğretmenler Günü mesajını okudum, sevindim, hoş bir mesaj, iyi niyetlerle, temennilerle dolu bir mesaj: Öğretmenlerimize “vatan borcu” gibi düşünmüş, doğrudur ama öğretmenler de “Kredi kartları manevi yükümlülükle ödenmiyor.” diyor. Gerçekten büyük mali sorunlar var. Biraz muhalefet ağzıyla yazılmış. Acaba, Sayın Bakan şunu deyiverse de kurtulsa: ”Kardeşim, uzatmayın. Ey muhalefet, ne uzatıyorsunuz! Ben bir enkaz devraldım bununla uğraşıyorum.” dese muhalefet olarak biz de uğraşmayız, Sayın Bakan da önümüzdeki dönemde inşallah iyi şeyler yapar diye düşünüyorum.

Şimdi gene Sayın Bakan diyor ki: “Öğretmenlik mesleğinin önemi ve saygınlığı hiçbir zaman yitirilmedi.” Keşke olsaydı. Ben de diyorum ki: Öyle olsaydı, öğretmenler bu açlık ve sefalet ücretine mahkûm edilmezdi.

Öyle olsaydı, öğretmenler hak arama mücadelelerinde onların yetiştirdiği polisler tarafından devri iktidarınızda coplanmazdı.

Öyle olsaydı eğer, öğretmenler sözleşmeli, ücretli, kısmi zamanlı, vekil, usta öğretici, kadrolu gibi basamak ve kategorilere ayrılmazdı.

Şayet Sayın Bakanın dediği gibi olsaydı, öğretmenlere “düz” “uzman” “baş” gibi sıfatlar verilmezdi.

Şayet öyle olsaydı, İDO’nun, Türk Hava Yollarının, bankaların ve mağazaların 24 kasımlarda öğretmenlere indirim yapması gibi onur kırıcı bir davranışla öğretmenler karşı karşıya kalmazdı.

Öyle olsaydı şayet, biyoloji öğretmeni Zonguldak’ta madende çalışmazdı.

Öyle olsaydı, matematik öğretmeni Ayrancı Pazarı’nda çamaşır satmazdı.

Öyle olsaydı, sınıf öğretmeni Sakarya Caddesi’nde midye satmazdı.

Durum budur.

Gene öyle olsaydı, döneminizden önce yılda 8 bin öğretmen emekli olurken döneminizde -AKP dönemini kastediyorum, yani yedi yıllık dönemi kastediyorum- ortalama 17.250 kişi emekli olmazdı.

ORHAN KARASAYAR (Hatay)Öğretmen olmak isteyen kaç kişi var?

ENGİN ALTAY (Devamla)Eğer öyle olsaydı, öğretmenin eşi Boyabat’da kendisi Gerze’de görev yapıp çocuğu da Sinop’ta ninesinin evinde kalmazdı.

Şimdi, burada Sayın Bakan, maalesef öğretmenler hak ettikleri saygın noktada değildir.

Şimdi, bir İLKSAN meselesi var, buna geçemiyorum, zamanım az. Ama, bir şey söylemem lazım: 96-97. Sayın Sağlam biraz değindi ama bir cevap hakkı olmasın.

Bugün Türkiye’de, maden mühendisi sınıf öğretmenliği yapıyor, matematik öğretmeni de maden ocağında çalışıyor. Böyle çarpık bir eğitim sisteminin görüldüğü, dünyada daha başka da bir ülke ben bilmiyorum var mıdır?

Şimdi, sayın milletvekilleri…

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop)Sistemi değiştirelim o zaman Engin Bey.

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin)Sizin zamanınızda alındı.

ENGİN ALTAY (Devamla)Meydan burası, gel burada konuş.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop)Sistemi değiştirelim.

ENGİN ALTAY (Devamla)Şimdi, Sayın Başkan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

72 konuşma daha · 24 Kasım 2009

72 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook