5683 sayılı yabancıların türkiye'de ikamet ve seyahatleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:492)
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 46. Birleşim · 5. yasama yılı · 4 Ocak 2011 · 1.593 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Enis Tütüncü (CHP), 4 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 5683 SAYILI YABANCILARIN TÜRKİYE'DE İKAMET VE SEYAHATLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:492)); konuşma 1.593 kelime.
Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “5683 sayılı yabancıların türkiye'de ikamet ve seyahatleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:492)”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 4 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-23-2011-01-04-5683-sayili-yabancilarin-turkiye-de-ikamet-ve-seyahatleri-hakkinda-kan (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, sıra sayısı 492 olan Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 4 milletvekilinin Yasa Teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Hemen ifade etmeliyim ki bu teklifin görüşülmesi insan hakları açısından, insanlık tarihi açısından oldukça gecikmiş bir durum göstermektedir. Keşke daha önce gelmiş olsaydı. Bu nedenle teklifi destekliyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak.
Burada, Roman yurttaşlarımızı incitecek, onların onuruna, saygınlığına gölge düşürecek bazı kelimelerin, düzenlemelerin yasadan çıkarıldığı görülmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, dört yıl önce Tekirdağ merkezde bir mahalle toplantısındayım. Genç Romanlardan birisi ayağa kalktı, ağlayarak aynen şu şekilde konuştu: “Vekilim, bizler açız, işsiziz, yoksuluz; yıllardır böyle sorunlara göğüs geriyoruz, daha da gereriz, göğüs gereriz ancak bunlar bir tarafa, bunların ötesinde, öncelikle biz sevgiye muhtacız, insan gibi sevilmek istiyoruz.”
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu çığlığın, bu tepkinin temelinde ne vardır? Yıllardır Roman yurttaşlarımızın dışlanmışlığı vardır, hor görülmüşlüğü vardır, ezilmişliği vardır Türkiye’de ve dünyanın tüm coğrafyalarında. Yani “Biz sevgiye muhtacız, insan gibi sevilmek istiyoruz.” Bunun ötesinde söylenecek hiçbir söz yoktur. Ana dilleri Sanskritçede “Rom” ya da “Dom” olarak adlandırılan ve “insan” anlamına gelen bir topluluğun 21’inci yüzyıldaki çığlığı: “Sevgiye muhtacız.”
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifi veren milletvekillerine teşekkür ediyoruz ama şunu da sormadan edemiyorum: Geçen dönemde nerelerdeydiniz? Geçen dönemde biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Roman sorununu gündeme getirdiğimizde, Türkiye Büyük Millet Meclisi platformuna taşıdığımızda yalnız kaldık. Şimdi, teşekkür ediyoruz ama neden geçen yıl biz yalnız kaldık?
Bakınız, şimdi Roman açılımını yapıyorsunuz. Bundan önce Kürt açılımını yaptınız, Ermeni açılımını yaptınız, Alevi açılımını yaptınız, hepsini yüzünüze gözünüze bulaştırdınız. Öyle sanıyorum ki, inşallah -biz de yardımcı olacağız buna- bunu yüzünüze gözünüze bulaştırmazsınız.
Şimdi, burada, biz neden sitemkâr konuşuyoruz; hem teşekkür ettik, sitemkâr konuşuyoruz?
Bakınız Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz CHP olarak yaklaşık beş yıl önce Roman açılımını başlattık. Bu kutsal çatı altında başlattık Roman açılımını. 22 Şubat 2006’da 1934 tarihli İskân Kanunu’nun 1’inci ve 4’üncü maddesinin değiştirilmesiyle ilgili teklifi verdik. Burada anımsayacaksınız “Çingene” sözcüğü yerine “Roman” sözcüğünün ikame edilmesini önerdik. Ayrıca, anarşistlerle, casuslarla bir tutulan göçebe Romanların yasa kapsamından çıkarılmasını önerdik. Hükûmet, yedi ay sonra bir başka değişiklikle, bizim bu sıkıntımızı, dile getirdiğimiz bu sorunu ortadan kaldırdı başka bir değişiklikle ve ben bu arada Sayın Başbakana bir yazılı soru önergesi… Daha doğrusu, arkadaşlarımızla beraber hazırladık -Sayın Çakır burada geçen dönemden- verdik 17 Şubat 2006 tarihinde ve Sayın Başbakana sormuş olduğumuz bu soruların henüz yanıtını alabilmiş değiliz. Yaklaşık beş yıl önce sormuş olduğumuz, Sayın Başbakana sormuş olduğumuz bu soruların yanıtlarını henüz alabilmiş değiliz. Burada ayrıntıya girmiyorum, üç soru sormuşuz. İnşallah Sayın Başbakan bugün grupta yaptığı o ateşli konuşmadan da belki, biraz o ateşli konuşmanın da yüzü suyu hürmetine, bizim burada yaklaşık beş yıl önce sormuş olduğumuz sorunun yanıtlarını bize verir. Yani, bakınız, ülkemizde yaşayan ve vatandaşlık konumunda bulunmayan Romanların bir an önce vatandaşlık haklarına kavuşturulması için nasıl bir çalışma öngörülüyor? Bunu sorduk. 100 bini aşkın bir bölümünün nüfus cüzdanına sahip olmadığını dile getirmişiz. Bunlar hâlâ gündemde yok, Hükûmetin gündeminde yok.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üçüncü olarak biz, 31 Mayıs 2006 yılında İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu’ya bir yazılı soru önergesi verdik. Önergemiz, polis disiplini ve polis karakollarıyla ilgili bir talimnamede düzeltme yapılmasıydı, çünkü burada, Romanlar, şüpheli şahıslar, emniyeti ihlal eden ve suç işleme potansiyeli bulunan insanlar olarak gösterilmekteydi. Bu soru önergesini verdik, takip ettik. Teşekkür ediyoruz. Bir buçuk ay sonra Sayın Abdülkadir Aksu soru önergemize yanıt verdi, dedi ki: “Tamam, talimnameden o kötü ibareleri kaldırdık.”
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bu değindiğim düzenlemelerin tarihleri çok önce, çok eski, altmış yıl öncesinin, yetmiş beş yıl öncesinin düzenlemeleri ama AKP’nin şu andaki ya da yakın zaman öncesindeki bakışını, gerçek bakışını yansıtan bir düzenleme var ki, bu düzenlemeyi burada sizlerle paylaşmak durumundayım: Bakınız, 2003 yılında, AKP İktidarı, vatandaşlığa alınmayla ilgili bir genelge çıkartıyor, 23 Ekim 2003 yılında ve bunda diyor ki: “Vatandaşlığa alınma için başvuru yapacak kişiler hakkında inceleme yapılırken dilencilik veya Çingenelikle ilişkilerinin bulunup bulunmadığı hususları araştırılacaktır.” Bunu istiyor. Ne zaman? 2003 yılında. Tabii hemen Avrupa Birliği devreye giriyor ve Avrupa Birliği, Türkiye ilerleme raporunda bu konuyu çok şiddetli bir şekilde eleştiriyor ve bunun üzerine AKP apar topar bu genelgeyi iptal ediyor. Yani bunu şunun için söylüyorum: Ne yazık ki işte bu genelge, AKP’nin Romanlara dönük bu açılım girişiminin nasıl sahte bir girişim olduğunun en açık delilidir, hiç yani en açık delilidir. Yani siz Hükûmetiniz zamanında bir genelge çıkaracaksınız, “Vatandaşlığa alınmak için bakın bakalım dilencilik veya Çingenelikle ilgisi var m?” diye hüküm koyacaksınız, Avrupa Birliği ayağa kalkacak, “Avrupa Birliği istedi.” diye -dostlar alışverişte görsün- onu çıkaracaksınız; gerçek yüzü bu. Eğer siz gerçekten Romanların sorunlarına eğilmek istiyorsanız insanlara yalnız ve yalnızca insan olduğu için değer verilmesi düşüncesini ön planda tutarak o sorunlara eğilmeniz lazım.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Roman sorunlarına insan sevgisi çerçevesinde yaklaşıyoruz, Roman sorunlarının çözümünü insanlık mücadelesinin çok önemli bir parçası olarak görüyoruz. Öyle umuyorum ki AKP vermiş olduğu açığı, çok kısa zaman önce vermiş olduğu açığı bir daha vermez de rezil rüsva olmaz dünya âleme.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; acı gerçek, Türkiye'nin acı gerçeği: Romanlar, ne yazık ki sadece Türkiye’de değil, Avrupa Birliği’nde de öyle, en fazla dışlanmış ve ayrımcılığa en çok uğratılan nüfus grubu, toplum kesimi.
Konuşmamın başında Tekirdağ’da bir mahalle toplantısında genç bir Roman kardeşimizin çığlığını sizle paylaştım. Ne diyordu Roman kardeşimiz? “Biz insan gibi sevilmek istiyoruz, sevgiye muhtacız.” diyordu. İşte bu çığlık, Romanların işten önce, aştan önce, insan onur ve saygınlığına uygun bir statüde yaşamalarının ön planda tutulmasını gerekli kılıyor. Romanlar, bir azınlık statüsünde değil, Türk milleti çatısı altında bütün diğer etnik gruplarla aynı derecede eşit, özgür, saygın, onurlu yurttaşlar olarak yaşamak istiyorlar; bir azınlık statüsünde yaşamak istemiyorlar.
Şu anda Romanların karşı karşıya olduğu sorunlarla ilgili kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Çünkü, devletin resmî rakamlarında da öyle sanıyorum yok, zabıtlara girmesi açısından çok önemlidir diye düşünüyorum.
Şu anda Türkiye’de gerçek işsizlik oranı yüzde 18’lerde, yüzde 20’lerde, ama Romanlarda gerçek işsizlik oranı yüzde 50’nin üzerinde. Dikkatinizi çekiyorum.
Türkiye’de kayıt dışı ekonominin boyutunu biliyoruz. Kayıt dışı ekonomi istihdam içinde yaklaşık yüzde 50’ye yakın, ama Roman çalışanlar içinde, Roman yurttaşlarımız içinde iş gücü piyasasında kayıt dışılık oranı yüzde 90. Bu ne anlama geliyor? Roman yurttaşlarımız, son derece düşük ücretli, düşük statülü, sigortasız ve her türlü yasal güvenceden yoksun bir şekilde çalıştırılmaktalar.
Açlık ve yoksulluk istatistiklerine baktığımızda, ne yazık ki, Roman yurttaşlarımızın açlık ve yoksulluk açısından, çok büyük bir oranda bu açlık ve yoksulluk gruplarını oluşturduğunu üzülerek tespit ediyoruz. Bebek ölüm oranlarına bakıyoruz, bin canlı doğumda Türkiye ortalaması -2009 yılını veriyorum- binde 13-14 dolaylarında yani doğan her bin canlı bebekten bir yaşına gelmeden 13’ü, 14’ü ölüyor ama Roman bebeklerinde yüzde 50’ye yakını ölüyor.
Anne ölüm oranlarına bakıyoruz, anne ölüm oranlarında da Türkiye ortalamasının çok üstünde bir ölüm oranıyla karşılaşıyoruz ne yazık ki. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi Roman kız çocuklarında evlilik yaşının on ikiye, on üçe kadar -bazı yörelerde- düşürülmüş olmasıdır, yani çocuk! Çocuk yaşta evlendirilen Roman kızları doğumda ve canlı doğum yaptıktan sonra ne yazık ki yaşamlarını yitiriyorlar çok daha fazla oranda. Bakınız, Türkiye'de 100 bin canlı doğumda Türkiye ortalaması olarak 20 tane kadın ölüyor ama Roman kadınlarındaki ölüm oranı yüz binde 70-75.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada daha fazla ayrıntıya girmek isterim ama öyle sanıyorum ki en azından bu bölümün saat sekize kadar bitirilmesi gibi bir istek var. Kısaca sözlerimi toparlamak isterim.
Şimdi, bir numaralı sorun dışlanmışlık sorunu, hor görülme sorunu. Bunu parayla pulla, ayni yardımlarla çözmek mümkün değildir. Romanlara, kendi kültürlerinin toplumdaki en az diğer kültürler kadar değerli ve saygın olduğunu anlatacak özel projeler hazırlamalıyız. Burada merkezî Hükûmetle birlikte yerel yönetimlere, diğer sorunlarının çözümünde de yerel yönetimlere çok büyük bir görev ve sorumluluk düşmektedir. Merkezî Hükûmet, yerel yönetimler ve sivil inisiyatifler, vakıflar; üçünün bir arada, devlet tarafından organize edilmesi gerekiyor, başıboş bırakılamaz.
En büyük sorun istihdam, işsizlik sorunu. Az önce söyledim, gerçek işsizlikte yüzde 50’nin üzerinde bir oran, kayıt dışı ekonomi açısından yüzde 90’a varan bir oran. O zaman eğitimde fırsat eşitliğini gerçekleştirmek için gerekirse Romanlara dönük bir pozitif ayrımcılığa gidilmesi gerekmektedir. Hem örgün eğitim sisteminde hem de yaygın eğitim sisteminde Romanlara dönük bir eğitim seferberliğine bir an önce girişilmesi gerekiyor.
Burada, örneğin, Tekirdağ’da geçmiş dönemde bazı Roman kardeşlerimizin önünü açtık. Şu anda, doktor, mühendis, avukat Roman evlatlarımız var. Bunların sayılarını hızla artırmamız lazım. İmkân verilirse, destek verilirse Roman çocuklarının da gerçekten çok başarılı olduğunu biz Tekirdağ’da bazı örneklerle kanıtlamış durumdayız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Edirne’de, Trakya’da daha doğrusu, bir araştırma yapıldı. Bu araştırmada örneğin okuma yazma bilmeyenler açısından baktığımızda Romanlardaki okuma yazma bilmeme oranı yüzde 30’a yakın ve Roman çocuklarının ancak yüzde 10’u liseye kayıt olabiliyor ama ancak yüzde 6’sı liseden mezun olabiliyor. Yani bu ne anlama geliyor? Az önce dediğim gibi, eğitimde fırsat eşitliğinin bir an önce yaşama geçirilmesi için bir pozitif ayrımcılığın Roman gençlerine, Roman toplumuna yöneltilmesinin ve uygulanmasının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Burada koruyucu sağlık hizmetleri, birinci kademe sağlık hizmeti, ayakta tedavi bedava olacak. Birinci kademe sağlık hizmetleri, ana çocuk sağlığı, aile planlaması hizmetleriyle bir arada, entegre edilmiş bir şekilde, geçmişin sosyalleştirme projesine benzeyen bir proje. Yani birinci kademeye AKP para soktu. Gerçi Roman vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu yeşil karta muhtaç, yeşil kartı var. Ama yeşil kartı kaldıracaksınız, ne olacak? Bu nedenle, AKP’nin bir an önce koruyucu sağlık hizmetlerine, ana çocuk sağlığı, aile planlaması ve birinci kademe sağlık hizmetleriyle bir arada, bir yeni seferberliğe bu alanda gitmesi kaçınılmaz görünmektedir.
Sosyal yardım ve sosyal hizmet programları daha etkin bir şekilde Romanlara yöneltilmelidir. Yani bayramlarda erzak paketleriyle, kömür çuvallarıyla ya da Fak-Fuk Fon nakdî ödemeleriyle bu Roman yurttaşlardaki yoksulluğu önlemek kesinlikle mümkün değil. Bu tabii, AKP’nin en büyük eksikliği olan ulusal sosyal yardım ve sosyal hizmet sisteminin bir an önce kurulması gerektiğini ortaya koyuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla)Toparlıyorum Sayın Başkan.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 4 Ocak 2011