İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 78. Birleşim · 1. yasama yılı · 13 Mayıs 2003 · 788 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Enver Öktem (CHP), 13 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 788 kelime.
Enver Öktem (CHP, İzmir). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 13 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2003-05-13-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının, çalışma süresini düzenleyen 63 üncü maddesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına görüşlerimizi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, iş hukuku dinamik bir hukuktur; çünkü, emek dinamiktir, üretim dinamiktir, değişime, ilerlemeye güç veren bir süreci ifade eder. İş hukuku, bu dinamizme uygunluk sağlamalıdır. Statükoyla bağdaşmayan bir hukuk varsa, o da iş hukukudur; çünkü, bizzat statükoya karşı verilen demokratik savaşımla geliştirilmiştir. Dikkat ederseniz, demokratik hareketliliğin en yoğun olarak yaşandığı zamanlar, en ilerici ve en insanî çalışma mevzuatının kabul edildiği zamanlar olmuştur. Çalışma hayatının en emek karşıtı olduğu zamanlar da faşizm zamanlarıdır, darbe dönemleridir.
Emek, her zaman demokrasiyi, demokrasi de emeği beslemiştir. Görüşmekte olduğumuz İş Kanunu Tasarısı tartışmalarından anlıyoruz ki, bazı AKP'lilerde, sonraki düzenlemeler, önceki düzenlemelerden daha çağdaş olur, gibi bir yanılsama vardır. Bu, tam bir yanılsamadır ve bir aldatmacadır. Ülkemizin çalışma tarihi, bu düşüncenin yanlışlığını gösteren örneklerle doludur. Mesela, 1960'lı yıllar, 1970'li yıllara göre daha ileri bir çalışma düzeni getirmiştir. 1980'li yıllarda 1970'li yıllardan daha da geri bir çalışma mevzuatı kabul edilmiştir. Yani, 1960'lı yıllardan bu yana, sürekli bir gerileme vardır. Bu gerileme, işçi ücretlerine de, sendikal örgütlülük düzeyine de radikal bir şekilde yansımıştır.
Şimdi kabul edilmek üzere olan yasa, aslında, az önce saydığım bütün dönemlerden daha da geri ve çağdışı hükümler içermektedir; yalnız, şöyle bir değişiklik olmuştur: Son otuz yıl içerisinde, çalışma mevzuatındaki her gerileme, ya darbe ya da muhtıra dönemlerindeki baskıyla gerçekleşmiştir. 2003 yılının mayıs ayında bu yasayla getirilen bu gerilemenin nedeni nedir diye sormak gerekmektedir. Şimdiki baskının nedeni nedir ki, böyle bir hak gaspına gidilmektedir? Bilmediğimiz bir durum mu olmuştur?
Değerli arkadaşlar, bu yasaya olan itirazımızla, bir önceki 1475 sayılı Yasayı olumladığımız anlamı çıkarılmamalıdır. Bu, 12 Eylül ürünü yasanın şiddetle değiştirilmesini, işçi sınıfının dinamizmine, ilerlemeye, çağdaşlığa uygun gerçekten yeni bir iş yasasının kabul edilmesini yıllardır savunuyoruz; ama, 12 Eylül yasasını bile aratacak bu kölelik yasasını da kabul etmemiz mümkün değildir.
Bir değerli AKP'li konuşmacı, 1960'lı ve 1970'li yılların ideolojik yaklaşımlarıyla 2000'li yıllara bakmanın yanlış olduğunu söyleyerek, bu yasayı eleştiren Cumhuriyet Halk Partili sözcülere eleştiri getirdi. Bu değerli konuşmacı, bu kölelik yasasını ısrarla savunurken, 60'lı, 70'li yılların değil ama, galiba, 1760'lı, 1770'li yılların, yani, ikiyüz yıl öncesinin vahşi kapitalist sisteminin ideolojik yaklaşımını benimsediğinin farkında bile değildi.
Değerli milletvekilleri, bu yasa, gerici bir yasadır; belki, sizin siyasî düşüncenize uygun olabilir; ama, çalışanların, üreticilerin dinamizmine, gelişimine ayak uydurabilecek bir düzenlemeden en az ikiyüz yıl uzaktadır. Bu yasa, üretim sürecine dahil olmuş hiç kimsenin lehine değildir; üretim kapasitesini geliştirmek isteyen, gerçekten üretici olan işverenin de kalkınmak isteyen devletin de insanca çalışmak isteyen işçinin de aleyhinedir; çünkü, üretim sürecini esnekleştirmekte, çalışma koşullarını düzensizleştirmekte, daha da önemlisi, en temel değer yaratan unsur olan işçiyi yok saymakta, üretim sürecinden koparmaktadır. Bu yasa, sadece bağımlı devletin ve rantiyeci, kayıtdışı sermayenin işine yarayacaktır. Yasayı kabul ederseniz, bu acı gerçeği çok yakın zamanda göreceksiniz.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 63 üncü madde, yasanın az önce zikrettiğim gerici özelliğine tıpatıp uymaktadır. Bu maddenin ilk bölümünde, genel prensip olarak, haftalık 45 saatlik çalışma süresinin haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünmesi esası benimsenmekte; fakat, bunun aksinin de kararlaştırılabileceği kabul edilmektedir. Ancak, genel prensibin hemen arkasından, tarafların anlaşmasıyla, haftalık normal çalışma süresinin, işyerlerinde haftanın çalışma günlerine, günde 11 saati aşmamak koşuluyla farklı bir şekilde dağıtılabileceği düzenlenmektedir. Bu halde, iki ay içerisinde ortalama çalışma süresini aşmamak üzere denkleştirme yapılması, toplusözleşmelerle bu sürenin dört aya çıkarılabilmesi öngörülmektedir.
Bu maddeyle yakından bağlantılı olan ve "fazla çalışma ücreti" başlığını taşıyan 41 inci maddeyle, bu halde denkleştirme esasının olduğu işyerlerinde yapılan fazla çalışmaların bazı haftalarda 45 saati aşsa bile, bunun fazla çalışma sayılmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme, haftalık çalışma süresinin eşit bölünmesi prensibiyle, fazla çalışma kavramını ortadan kaldırmakta, işçilerin fazla çalışma ücreti olmaksızın, günde 11 saate kadar çalıştırılmasına olanak tanımaktadır. Bu günlük 11 saatlik çalışma süresi, işe götürülüp getirilme süresinin iş süresinden sayılmadığı ve İstanbul, İzmir, Ankara gibi metropol kentlerde, günde en az iki üç saatin yolda geçtiği gözönünde tutulduğunda, işçilerin dinlenme haklarını, sosyal yaşantılarını, aile hayatlarını da ortadan kaldıracak bir düzenlemedir.
İşverenler, bu uygulamayı, iş sürelerinin esnekleştirilmesi olarak nitelendirmektedirler. Evet, iş süresi esnekleştirilmektedir; işçi, âdeta bir lastik gibi, bazen kısa bazen de uzun çalıştırılabilecektir. Yasanın bu maddesinde de açıkça belirtilen bu esnekliği kabul etmemiz mümkün değildir. Bu nedenle, haftalık çalışma süresinin çalışılan günlere eşit bölünmesi ilkesini ortadan kaldıran, fazla çalışma ücretini bertaraf eden denkleştirme sisteminin metinden çıkarılması gerekmektedir; ama, biliyoruz ki, baştan sona esnekliği getiren ve esnek bir şekilde işçiyi bertaraf edecek olan bu yasayı düzeltme yönünde, AKP hiçbir esneklik göstermeyecektir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, günlerdir bu yasanın getireceği felaketlerden bahsediyoruz; ama, anlıyoruz ki, ne söylersek söyleyelim, siz, iktidar milletvekilleri olarak "anlamazlar"ı oynamaya devam edeceksiniz. Ne diyelim, anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Sanırım, siz, iktidar milletvekilleri, tam da bu konumdasınız.
Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 13 Mayıs 2003