Kentsel dönüşüm ve gelişim kanun tasarısı (s.s. 911)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 113. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Haziran 2005 · 1.536 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Erdal Karademir (CHP), 16 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KENTSEL DÖNÜŞÜM VE GELİŞİM KANUN TASARISI (S.S. 911)); konuşma 1.536 kelime.
Erdal Karademir (CHP, İzmir). “Kentsel dönüşüm ve gelişim kanun tasarısı (s.s. 911)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erdal-karademir-22-2005-06-16-kentsel-donusum-ve-gelisim-kanun-tasarisi-s-s-911 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ERDAL KARADEMİR (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 911 sıra sayılı Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz aldım; bu vesileyle, öncelikli olarak, Hakkâri, Bingöl, Karlıova'da depremden zarar görmüş tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, yaralanan vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. Yine, iki hafta önce, İzmir'in Kiraz, Kemalpaşa ve Tire İlçe ve köylerinde yağmur, dolu ve sel felaketinden olumsuz etkilenmiş tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunarak, sorunlarının çözümü için bu bölgelerin acilen afet bölgesi ilan edilmesini ve vatandaşlarımızın sorunlarının çözülmesini talep ediyorum. Bu düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, tasarının getiriliş gerekçelerine baktığımızda, hızlı kentleşme sürecinin ülkemizin önemli sorunlarından biri olduğu ifade edilmektedir. Bu sürecin, kentlerimizin merkez bölgelerinde, eski kent dokularını ve korunması gerekli kültürel mirasımızı olumsuz etkilediği görüşü dile getirilmiştir.
Yine, gerekçede, kültürel mirasın yoğun olarak bulunduğu alanların gerek eskimeleri ve bakımsız kalmaları gerekse yoğun olarak, denetimsiz bir şekilde iskân edilmeleri ve kullanılmaları nedeniyle, toplumun can ve mal güvenliğini tehdit eder duruma geldiği söylenmektedir.
Yine, bu alanların deprem riski açısından çok büyük tehlike arz ettiği ifade edilmiştir.
Yine, gerekçede, kentin eskiyen dokularını ve yerleşim alanlarını, kültürel miras değerlerini korumak, koruma ve kullanma dengesini sağlayarak, sosyal donatı alanlarını büyütmek ve sağlıklaştırmak, günümüz konforu ve kullanım şartlarını içeren konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanları oluşturmak, tarihî ve kültürel dokuyu geleceğe taşıyarak, böylelikle bu tür alanların sağlıklı bir şekilde iskân edilerek, şehrin güvenliğini tehdit eden denetimsiz bölgeler olmaktan çıkarmak gibi gerekçelerle, bu tür bölgelerin kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilmesi amaçlanmıştır. Bu yaklaşım, doğru ve gereklidir.
Değerli arkadaşlarım, tasarının yukarıda sayılan gerekçelerini iyi değerlendirdiğimizde, yüklendiği görev ve sorumluluk gereği, tasarının görüşüleceği ana komisyonun öncelikle Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu olması gerekirdi. Oysa, bu tasarı, İçişleri Bakanlığından gelerek, ana komisyon olarak İçişleri Komisyonunda görüşülmüş ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu gözardı edilmiştir. Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunun Sayın Başkanının müdahalesi sonucunda, bu tasarıda, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu tali komisyon olarak görev almıştır. Sadece bu yaklaşım, bu anlayış bile, AKP İktidarının, tasarıların hazırlanıp Meclise sunulması açısından ne kadar gayri ciddî yaklaştığının bir göstergesidir.
Tasarının, İçişleri Bakanlığından gelmesi anlaşılamamıştır. Kaldı ki, bu tasarı, yaklaşık bir yıl önce Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca yeniden hazırlanmış ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığının internet sayfalarında yayımlanmaktadır. Bayındırlık ve İskân Bakanlığının hazırladığı tasarı, ilgili kamu kurumları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, üniversitelerle görüşülüp bu kurum ve kuruluşların görüşleri ve katkıları alındıktan sonra, ortak görüş ve mutabakatla, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Yasa Tasarısı olarak hazırlanmış; daha sonra, imar ve şehirleşme yasa taslağının içine alınmış ve uzlaşmayla hazırlanan bu tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi beklenmişti. Daha sonra, ismi "İmar Yasa Tasarısı Taslağı" olarak değişen taslak, bugün Bayındırlık ve iskân Bakanlığınca yeniden revize edilerek, "Planlama ve İmar Kanunu Tasarısı Taslağı" adı altında Bakanlığın internet sayfalarında yayımlanmaktadır.
Böyle hazırlanmış bir tasarı dururken, bu tasarıyı Meclise sevk etmeyerek, diğer bir anlatımla görmezlikten gelerek; aynı amaçlı, ama hiçbir kamu kurumundan, meslek odalarından, sivil toplum kuruluşlarından, üniversitelerden görüş alınmadan hazırlanan tasarının Meclise sevk edilmesi düşündürücüdür.
Görüşmekte olduğumuz bu tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisine, "Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanun Tasarısı" ismiyle gelmiş; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda görüşülürken, "Eskiyen Kent Dokularının Yenilenmesi, Korunması ve Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı" olarak ismi değiştirilmiş ve tasarının ilgili maddelerinde değişikliğe gidilmiştir. Bu defa, İçişleri altkomisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu tarafından önerilen düzenlemelerin ara bir çözüm yöntemi olabileceğini,bu şekilde bir düzenlemeyle, eskiyen ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş SİT alanı olarak belirlenen kent bölgeleri biçiminde daralttığı gerekçesiyle, bu alanlara ait koruma alanların da kapsama alınmasının, bu alanlarda bütünsel bir düzenleme yapmaya olanak tanıyacağı düşüncesiyle, başka bir adının "Yıpranan Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı" olmak üzere ilgili maddelerinde değişikliğe gidilmiştir. Bu değişiklikler bile, tasarının ne kadar gayriciddî olarak hazırlandığının, bir anlamda sipariş yasa tasarısı olarak getirildiğinin bir göstergesidir; yani, bu tasarı açıkçası bir sipariş yasadır.
Değerli arkadaşlarım, hızla gelişen, değişen, yoğunluğu giderek artan ve üstelik kültür mirası açısından son derece zengin olan büyük kentlerimizde, mevcut potansiyeli değerlendirerek, eskimeye başlayan kentsel alan parçalarını kentlerimize kazandırmak, onlara yeni fonksiyonlar yükleyerek, canlanmalarını, gelişmelerini ve ıslahlarını sağlamak, sosyokültürel ve ekonomik açıdan kentlerimiz için büyük bir kazanç olacaktır. Bu nedenle, kentsel yenilemeye, dönüşüme hak ettiği önemi vermek, bu amaç doğrultusunda öncelikli kentsel yenilemenin ilkelerini tartışıp saptamak ve ardından konunun yasal ve kurumsal çerçevesini ortaya koymak yerinde olacaktır. Böylesi toplumsal ve kentsel anlamda yaşamsal öneme sahip bir konunun sadece bir ayağını ele alarak yasa yapmak, soruna kalıcı çözüm bulmak olanaklı değildir.
Tasarının gerekçesinde, mevcut yasal düzenlemeler içerisinde tarif edilen alanlarda yenileşme çalışmalarının hızlı ve etkili sonuca ulaştırılmasının zaman alacağı ve bu çalışmaların tamamlanamayacağı düşüncesiyle bu tasarının hazırlandığı ifade edilmiştir. Bu yaklaşım yanlıştır; çünkü, 5226 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası da bu iktidar tarafından getirilmiş ve 14.7.2004 tarihinde yasalaştırılmıştır.
Ayrıca, Bayındırlık ve İskân Bakanlığında uzlaşma içerisinde hazırlanan İmar Yasa Taslağı ya da Planlama ve İmar Kanunu Tasarısı Taslağı bir yıla yakın bir zamandan beri Meclise gelmeyi beklemektedir. Hiçbir kurum, ilgili meslek odaları, üniversitelerin görüş ve önerileri alınmadan, bilimsel değerlendirmelerden ve ölçütlerden uzak bir şekilde hazırlanarak yangından mal kaçırırcasına Büyük Millet Meclisine getirilmek istenen bu yasa tasarısı, yasak savmaktan öte bir çalışma değildir.
Değerli arkadaşlarım, tasarının 3 üncü maddesinin yedinci fıkrasında "yenileme alanlarındaki yeni yapılanmalar ile korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin uygulamalar hakkında karar vermek ve hazırlanan projeleri onaylamak üzere söz konusu alanlar için bu uygulamalarla ilgili olarak yeni koruma kurulları kurulabilir" denilmektedir. "Bu kurulca kararlaştırılan projeler, il özel idaresi veya belediyece uygulanır" deniliyor.
Bu yaklaşım bizleri kaygılandırıyor; çünkü, o bölgede var olan kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarından hiç söz edilmiyor, onlar yok sayılıyor.
Yine, mevcut koruma kurulları görevlerine devam edecekse, tespit edilen yeni alanlarda oluşturulan yenileme projelerinin mevcut kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurulları tarafından onaylanmaması durumunda ne olacağı belirsizdir.
Yine, o bölgede var olabilecek mevcut kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarının yapmış olduğu koruma amaçlı planlardan söz etmeyerek, SİT alanlarının korunmasına yönelik 5226 sayılı Yasayla değişik 2863 sayılı Yasanın 17 nci maddesinde tanımlanan koruma amaçlı imar planlarını ortadan kaldırmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyla, gereği ve kriterleri ortaya konmadan yeni kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurulu oluşturulmasının önü açıldığından, bu da, mevcut koruma kurulları üzerinde baskıyı artıracaktır.
Diğer yandan, yeni oluşturulacak ve 7 üyeden oluşan koruma kurullarının 5 üyesinin bakanlık tarafından atanmasıyla oluşacağından, söz konusu koruma kurulları, bir anlamda, oluşturulan projeleri siyasal iktidarın istemi doğrultusunda onaylayan sipariş kurullar haline dönüşecektir. Dolayısıyla, yapılan koruma amaçlı planlar, korumadan çok, siyaset ağırlıklı ve ranta yönelik projeler olacaktır. Bu yaklaşım ve anlayış, kültür varlıklarımızın yok olmasına yönelik ciddî sakıncaları beraberinde taşımaktadır.
Madde hükmünde sadece projeden söz edilmektedir; bu durum, planlama ve kent bütünlüğü açısından sakıncalıdır.
Bu kanunda hassas hassas bir yaklaşım sergilenmesi ve kentsel dönüşüm ve gelişim projesinin bilgiye dayalı uzmanlık isteyen projeler olması gerekir.
Değerli arkadaşlarım, diğer bir konu, tasarı gerekçelerinde yer alan kaygılara rağmen, bugünkü genel kentsel yenileme ve dönüşüm yaklaşımı daha çok fiziksel planlama temeline dayandırılmaktadır. Kentsel dönüşüm toplumsal bir proje olarak algılanmalı, fiziksel planlamanın bunun sadece araçlarından biri olduğu kabul edilmelidir.
Çöküntü alanlarının belirlenmesinin yanı sıra geliştirilecek yeni araştırma ve inceleme yoluyla olası çöküntü alanları önceden saptanmalı, bu çöküntünün önlenmesi için fiziksel ve toplumsal projeler geliştirilmelidir.
Kentsel dönüşümün üç ayrı ayağı olmalıdır. Bunlar, fizikî, mekânsal, sosyal ve ekonomik ayaklardır. Bunların da ötesinde, bu üç dönüşüm ayağının ortak bir zeminde birbiriyle bağlanarak, yeni ve farklı bir yasal çatının ivedilikle kurulması gereklidir. Bu nedenle, tasarının bilimsel esaslara dayalı olarak bir bütünlük içerisinde ele alındığını söylemek olanaklı değildir.
Değerli arkadaşlarım, yine bu tasarının 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında "yenileme alanı içerisinde kalan Hazineye ait taşınmazlar başka bir işleme gerek kalmaksızın projeyi yürüten il özel idaresine ve belediyeye bedelsiz devredilir" denilmektedir.
Bu fıkra hem Anayasaya hem de yürürlükte bulanan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa aykırıdır; çünkü, 1982 Anayasasının 63 üncü maddesine göre "devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır" denilmektedir.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 5 inci maddesine göre "kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar ile varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları devlet malı niteliğindedir" denilmektedir.
Görüldüğü gibi, kültür ve tabiat varlıkları, hem Anayasaya hem de 2863 sayılı Yasaya göre devlet güvencesi altındadır. Bizler, 4 üncü maddenin bu fıkrasında bir değişiklik önergesi vererek, ilgili fıkranın, yenileme alanı içinde kalan, hazineye ait kültür ve tabiat varlıkları olarak tespit ve teşhir edilmiş olanlar dışındaki taşınmazların, başka bir işleme gerek kalmaksızın, projeyi yürüten il özel idaresine ve belediyeye bedelsiz devredilmesini teklif ettik; bu öneriyi desteklemenizi bekliyorum.
Değerli arkadaşlarım, tasarıda, konular, parçacı bir anlayışla, bir yaklaşımla ele alınmış ve ilgili yasalarla çelişmektedir. Kentsel dönüşüm, kentsel gelişim, kentin tarihî ve kültürel dokusunun korunması, demokrasi gibi kurallara bağlı olmalıdır. Bu da, asgarî ölçüde uzlaşmayı gerektirir. Bu bağlamda, toplumsal işbirliğinin sağlanması ve ilgili kurum ve kuruluşların görüş ve katkılarının alınması zorunludur. Bu anlamda, tasarı geri çekilerek, kapsamlı bir şekilde ve toplumsal uzlaşmayla, bilimsel veriler yeniden ele alınmalıdır. Aksi halde, katılımlı süreçler içinde geliştirilmiş yasa ve uygulama araçlarını hayata geçirmek yerine, dar kapsamlı, özel nitelikli yasa enflasyonu ve yetki karmaşası üreterek, planlama ve koruma yaklaşımı terk edilerek, kentler sağlıklı biçimde dönüştürülemez.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 16 Haziran 2005