İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 113. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kentsel dönüşüm ve gelişim kanun tasarısı (s.s. 911)

Erdal Karademir

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 113. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Haziran 2005 · 1.563 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Erdal Karademir (CHP), 16 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KENTSEL DÖNÜŞÜM VE GELİŞİM KANUN TASARISI (S.S. 911)); konuşma 1.563 kelime.

Erdal Karademir (CHP, İzmir). “Kentsel dönüşüm ve gelişim kanun tasarısı (s.s. 911)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erdal-karademir-22-2005-06-16-kentsel-donusum-ve-gelisim-kanun-tasarisi-s-s-911-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ERDAL KARADEMİR (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 911 sıra sayılı Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmama geçmeden önce, İktidar Partisinin sözcülerinin bize yönelik bazı eleştirileri oldu. Şunu açıkça ifade etmek gerekiyor ki, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, Kentsel Dönüşüm Yasasının karşısında olan bir grup değil. Bunu, belki, sizlerden daha çok isteyen bir grubuz; ama, bir gerçeği ifade edelim. Bu yasa tasarısı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca tam birbuçuk yıl önce hazırlanmış, imar yasasının içine konmuş, yasalaşmasını bekliyordu. Aciliyeti olmuş olsaydı, siz iktidar partililer olarak bunu birbuçuk yıl önce getirir ve şu anda da Kentsel Dönüşüm Yasası yürürlükte olurdu. Biz, bunun sipariş yasası olduğunu söylüyoruz; bazı arkadaşlarımız tepki koyuyor. Oysa, gerçekten bir sipariş yasasıdır; çünkü, günübirlik, bazı belediye başkanlarımızın, bazı vakıfların istemi doğrultusunda hazırlanmıştır; bunu çok açık ifade ediyorum. Beyoğlu Belediye Başkanımız, Fatih Belediye Başkanımız, TAÇ Vakfı gibi vakıflar kendi bölgelerinde, oysa kentsel dönüşümü çok öngörmeden, belki bir prestij projesi öngörerek, bu projeyi, bu yasa tasarısını Meclise getirdiler; çünkü, çok detaylı görüşülmüş olsaydı … Bu yasa tasarısı geldiğinde, bugün görüştüğümüz şekli ile geliş şekli arasında müthiş bir değişiklik oldu; çünkü, onlar şunu hedeflemişlerdi: Bu yasa tasarısı geldiğinde 10 000 metrekare alan hedef konulmuştu. Biz komisyonda konuşurken, Fatih Belediye Başkanımız aramızdaydı "Fatih'te buna benzer çok sorun var" dedi. Ben de o belediye başkanımıza şunu ifade etmiştim: Korunması gereken kültür varlığı o kadar çok ki, bunları 10 000 metrekare alanda ararsanız, çok ender bulursunuz; ama, bir dönüm, iki dönüm gibi korunması gereken alanlar var. Eğer o belediye başkanı, gerçekten, tabiat varlıklarını korumayı, tarihsel varlıklarımızı korumayı amaç edinmiş olsaydı, en azından, böylesi, 10 000 metrekare gibi sınırlamalarla gelmezdi bu yasa tasarısı. Böyle bir sipariş yasası bu; ama, gerek Bayındırlık Komisyonunda gerek İçişleri Komisyonunda, gerçekten, bizlerin verdiği olumlu katkılarla, verdiğimiz önerilerle bugün olumlu bir sürece gelmiştir; bunu ifade etmek istiyorum.

Yine, AKP sözcülerinden Sayın Bayraktar biraz önce burada fotoğraflar gösterdi; işte bunları yenileyemiyoruz diye. Doğrudur, yenileyemiyoruz; ama, sadece bunları görüntü olarak koymak değil; oysa, bu tür yerlerin yenilenmesi anlamında -biraz önce de ifade ettiğim gibi- bu yasanın çok daha önceden çıkması, hatta, birbuçuk yıl önce çıkma şansı varken getirilmemiş olması çok inandırıcı gelmiyor, ki, fotoğraflarla bazı insanları, gerçekten, kafamızın arkasındaki düşünceleri saklamak anlayışından öte bir noktaya varamayız. Bunları ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, tasarının amaç maddesinde, yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş, kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca SİT alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgelere ait koruma alanlarının, bölgenin gelişmesine uygun olarak yeniden inşa ve restore edilerek, bu bölgelerde konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanlarının oluşturulmasını, tarihî ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması olarak tanımlanmıştır.

Tasarının sınırlı aynî hak tesisine ilişkin 5 inci maddesi, kamu kurum ve kuruluşlarının ellerinde bulunan tarihî eser niteliğini haiz bina ve müştemilatın tarihî özelliklerine uygun olarak restore ettirilmesi veya tarihî özelliklerinin korunması ve mülkiyeti ilgili kamu kurum ve kuruluşunda kalmak üzere, eğitim, sağlık, kültür ve sosyal amaçlı olmak üzere kamu yararına çalışan derneklere, vakıflara ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelere, ticarî faaliyetlerde kullanılmak üzere gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerine sınırlı aynî hak olarak tesis edilebileceği konu edilmektedir.

Tasarıda, kamu yararına çalışan dernekler, vakıflar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile üniversiteler sayılırken, Anayasamızın 135 inci maddesine göre kurulan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına yer verilmemiştir. Oysa, kamu kurum ve kuruluşlarının ellerinde bulunan tarihî eser niteliğini haiz bina ve müştemilatın tarihî özelliklerine uygun restore ettirilmesi ve tarihî özelliklerinin korunması amacının yaşama geçirilmesinde, anılan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bilgi ve deneyimleri ile birikimlerinden faydalanmamız gerekiyor. Anayasamızın 135 inci maddesine göre kurulan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, yıpranan tarihî ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılmasına rant beklentisi olmaksızın büyük katkılar sağlayabilir.

Tasarıda öngördüğümüz ve çok büyük bir eksiklik olarak düşündüğümüz kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının sayılan kurum ve kuruluşlar arasında yer almaması üzerine, tarafımızdan değişiklik önergesi verilmiştir. Verdiğimiz bu önergenin desteklenmesi konusunda olumlu oylarınızı bekliyoruz.

Tasarıda yer alan kültür ve tabiat varlıkları, Türk hukukunda kamu malları arasında sayılmaktadır. Konuya ilişkin değerlendirmeler, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 5 inci maddesinde de açıklanmıştır. Söz konusu 5 inci maddeye göre, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar ile varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan, korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları devlet malı niteliğindedir.

Değerli arkadaşlarım, tasarıda konu edilen kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin ilk anayasal düzenleme 1961 Anayasasında yapılmış ve 50 nci maddesinde, devletin, tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlayacağı hükmü getirilmiştir.

Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının 1982 Anayasasında geniş olarak ele alındığı görülmektedir. 1982 Anayasamızın 63 üncü maddesinde, devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlamak, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri almakla yükümlü kılınmıştır.

Görüldüğü gibi, kültür ve tabiat varlıkları ve bu varlıkların aslına uygun bir şekilde korunması gerekliliği hem Anayasamızda hem de yasalarımızda mevcuttur. Devletin sahip olduğu mallar açısından kamu malı olma niteliği kesin olmakla beraber, özel mülkiyettekiler için, özel hükümlere farklı bir kategori meydana gelmiştir. Kişilere yüklenmiş olan sorumlulukların yerine getirilememesi gibi bir durumun varlığı halinde, kamulaştırma işleminin yapılması söz konusudur.

Burada söylenebilecek olan, özel mülkiyetteki malların potansiyel kamu malı niteliğinde olduğudur. Kültür ve tabiat varlıklarının bağlı oldukları hukukî rejimi irdelerken, kültür ve tabiat varlıklarının teşhir ve ilanından sonraki sürecin irdelenmesi ve değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, kentsel yenileme, farklı nedenlerden ötürü, zaman süreci içinde eskimiş, köhnemiş, yıpranmış ya da kimi durumlarda terk edilmiş, vazgeçilmiş kentsel dokunun, günün sosyoekonomik ve fiziksel koşulları gözönünde tutularak değiştirilmesini, dönüştürülmesini, ıslah edilmesini ve yeniden canlandırılarak kente kazandırılmasını amaçlamaktadır. Diğer bir deyimle, tasarı, yıpranan tarihî ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılmasını amaçlamaktadır. Bu bağlamda, kentsel yenilemeye, dönüşüme, hak ettiği önemi vermek, bu amaç doğrultusunda, öncelikle kentsel yenilemenin ilkelerini tartışıp saptamak, ardından konunun yasal ve kurumsal çerçevesini, toplumsal bir uzlaşmayla ortaya koymak yerinde olmalıdır.

Kentsel yenileme yetki sorunlarının netleştirilmesi, uygulamaya geçmede en önemli adımlardan bir tanesidir. Bu anlamda, bölge insanını, kültür, tarih ve tabiat varlıkları konusunda bilinçlendirmek, halkın ve sivil toplum kuruluşlarının, tarih ve kültürel çevrenin korunması konusunda olumlu katkı ve katılımlarının sağlanması önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, tarihî ve kültürel taşınmaz varlıkların, müzeci olmayan bir anlayışın aksine, yenilenerek, yaşatılarak korunması önemlidir; bunun için, sürdürülebilir koruma politikalarına gereksinim bulunmaktadır. Bu politika ve ilkeler çerçevesinde, tarihî, kültürel ve doğal çevreler, sürdürülebilirlik kavramı doğrultusunda, sadece taşınmaz kültürel varlıklar olarak değil, birer doğa ve konut rezervi olarak da değerlendirilmelidir. Ayrıca, bu alanlarda sadece koruma değil, sağlıklaştırma, onarım ve yenilemeyi de içeren planlama ve projelendirme çalışmaları da yapılmalıdır. Bununla birlikte, korumanın, temelde ekonomik bir olgu olduğu dikkate alınarak, yapısını onarmak isteyenlere, yapıyı yaşatmak, kullanmak ve ticarî olmak üzere işletmek isteyenlere, gerektiğinde teknik yardım ve malî teşvik sağlanmalıdır.

Yenileme alanı içerisinde kalan kamu malı kültür ve tabiat varlıklarının devredilmesi ve elden çıkarılması mümkün değildir; ancak, planlama ve proje alanı içerisinde bulunmasıyla birlikte, planla getirilen kararlara uymak ve tarihî özelliklerini korumak koşuluyla kiralanabilir ve sınırlı aynî hak tesis edilebilir.

Değerli arkadaşlarım, getirilen yasa tasarısıyla, kamunun elinde bulunan ve tarihî nitelik taşıyan taşınmazların bakım, onarım ve işletilmesiyle ilgili birtakım yeni değişikliklerle kararlar alınmaktadır. Bu kararlar içerisinde, özellikle bu taşınmazların, mülkiyeti bağlı bulunduğu kamu kuruluşlarında kalmak suretiyle, özel kişi ve kuruluşlara ticarî amaçlar için kiraya verilebileceği belirtilmektedir. Bunun yanında, tarihî nitelikteki bu yapıların, eğitim, kültür, sağlık gibi faaliyetler için kullanılmak üzere restore edilebileceği belirtilmektedir.

Eğer bu yapılar, kamu kurum ve kuruluşları adına, eğitim, sağlık, kültür ve sosyal amaçlı faaliyetlerde kullanılmak üzere işletileceklerse, bu fonksiyonların kamu yararına olması, mutlaka sağlanması gereken en ön koşul olmalıdır. Aksi takdirde, yanlış ve niteliksiz restorasyon çalışmalarından sonra, hem kamu yararına olmayacak hem de tarihî niteliğini kaybetmiş birtakım fonksiyonlara sahip binalar karşımıza çıkacaktır. Bu da, hem yapılan harcamanın boşa gitmesine hem de yapının tarihî niteliklerinin bütünüyle tahrip olmasına yol açabilecek birtakım tehlikeli sonuçlar doğurabilecektir.

Öte yandan, yukarıda da belirtilen husus, yani, tarihî binaların özel kişi veya kurumlara kiralanması konusu ise, belki de, daha vahim sonuçlar doğurabilecek gelişmelere açık görünmektedir.

Her şeyden önce, gerçek ve özel hukuk tüzelkişilere, yani, özel kişi ve şirketlere işletme hakları belli periyotlar için devredilen binalarda -ki, bu periyotlar birkaç yıl için değil, onlarca yıl için, hatta, yüz yıllık bir periyot için de olabilmektedir- ne tür fonksiyonların olabileceği son derece belirsizdir.

"Ticarî faaliyetlerde kullanılmak üzere" gibi, ucu açık bir tanımlamayla sınırları çizilemez. Bu sonuç, vahim sonuçlar doğurabileceği gibi, birtakım olumsuz gelişmelere çanak tutabileceği de açıktır. Oysa, bu tip yapılar için en önemli nokta, sadece restore edilmesi ve korunması değil, aynı zamanda, kamuya ait bu binaların kamu yararına kullanılması da aynı ölçüde üzerinde önemle durulması gereken konuların başındadır. Örneğin, İstanbul'un ve Anadolu'nun demiryolu ve deniz ulaşımı bağlantısını, daha önemlisi, anılarını ve tarihî, kültürel simgesini içinde barındıran dünya mirası İstanbul'un doğal tarihî ve kültürel zenginliği olan Haydarpaşa Tren İstasyonunun kısa süreli ekonomik çıkarlar uğruna talan edilmesine izin vermek doğru değildir. İstanbul'un o efsanevî siluetinin dünya ticaret merkezi olarak, bilimsel ve etik kurallar hiçe sayılarak, emlak piyasasının emrine sunulmasının hiçbir şekilde kabul edilebilir yanı yoktur. Söz konusu tarihî anıtsal yapının kamusal niteliğini kaybetmesi ve kiralayan kişi ve kurumların insafına kalması önemsenmelidir.

Bu yasa tasarısının içeriğinde bulunan her cümle ve hatta her kelime, altı çizilmesi gereken ucu açık onlarca soru ve kuşku bırakacak niteliktedir. Oysaki, böylesine önemli yasa tasarısını hazırlarken hem tarihî yapıların nitelik ve değerini koruyacak önlemler alınması hem de kamu yararına yönelik projeler üretilmesi önemli hedef olmalıdır. Hükümet, şehirlerimizin niteliksiz ve afetlere karşı olan son derece savunmasız yapısını rehabilite edecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 16 Haziran 2005

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook