İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 132. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnameler hakkında (s.s.269)

Erkan Akçay

Manisa Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 132. Birleşim · 2. yasama yılı · 17 Temmuz 2008 · 1.916 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Erkan Akçay (MHP), 17 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 132. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELER HAKKINDA (S.S.269)); konuşma 1.916 kelime.

Erkan Akçay (MHP, Manisa). “Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnameler hakkında (s.s.269)”. TBMM Genel Kurulu, 132. Birleşim tutanağı, 17 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2008-07-17-kamu-mali-yonetimi-ve-kontrol-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Partim ve şahsım adına muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı önce alt komisyonda görüşüldü ve üzerinde önemli değişiklikler yapılan bir tasarıdır. Öyle ki muhalefetin eleştiri, öneri ve değişiklik önergeleri bir tarafa, Hükûmet tarafından on dokuz adet değişiklik önergesi verilmiştir. Daha sonra Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında da yine iktidar tarafından bu defa tam yirmi adet daha değişiklik önergesi verilmiştir. Şimdi merak ettiğimiz husus, Genel Kurul görüşmeleri sırasında Hükûmet kanadından daha ne kadar değişiklik önergesi verileceğidir.

Değerli milletvekilleri, bu tutum Hükûmetin hazırlıksızlığını, kararsızlığını, yeterince analiz ve etüt yapmadığını ve bilhassa bazı maddelerde niyetinin pek de halisane olmadığını göstermektedir.

Tasarının 11’inci maddesi ile 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’na ek 13’üncü madde eklenerek toplam 17 adet yeni kadro tahsis edilmektedir. TOKİ’nin koruma ve güvenlik hizmeti, hizmet satın alınması suretiyle özel güvenlik şirketlerince sağlandığından, mevcut koruma ve güvenlik kadrolarında çalışan 13 personelin yeni kadrolara atanması amaçlanmakta ve 4 adet kadro ayrıca ilave edilmektedir. Bu durum AKP’nin kadrolaşma gayretlerinin tipik bir örneğidir. Toplu Konut İdaresinin şu anda toplam 331 adet personel kadrosu bulunmaktadır. Bu kadronun 300’ü dolu, 31’i boştur. Acil personel ihtiyacı varsa öncelikle mevcut boş kadrolarla karşılanması gerekir. Bunları ifade ederken, her kurumda olduğu gibi TOKİ’de de mevcut personelin terfisi için ihtiyaç duyulan bir kısım kadroların boş bırakılması gerektiğini de göz ardı etmiyoruz.

Bu tasarıyla TOKİ Başkanlığına ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığına her tür ve ölçekteki planlar ile imar planlarını yapma, yaptırma, tadil etme yetkisi verilmekte ve daha önce verilen yetkiler daha da genişletilmektedir. Bu düzenlemelerle belediyelerde ve Bayındırlık Bakanlığında olan imar yetkisi, bu kuruma da verilerek imar planında bir karmaşa meydana getirilmektedir. TOKİ Başkanlığına bakanlıkların talebi hâlinde proje ve uygulama yapmak ve yaptırmak yetkisi verilerek TOKİ’nin görev alanları ve yetkisi alabildiğine genişletilmektedir.

Elbette TOKİ desteklenmeli, güçlendirilmelidir ve sosyal faydası artırılmalıdır. Ancak tüm bu değişiklikler TOKİ’yi kamu kurumları arasında ve serbest piyasada imtiyazlı bir konuma getirmektedir. Kamu arsalarını kullanması, imar planları yapabilmesi, bazı vergi ve harçlardan muaf olması ve yapılan tüm bu düzenlemeler TOKİ’yi kuruluş gayesinden uzaklaştırmakta, TOKİ’yi serbest piyasa içinde haksız rekabet yapan ayrıcalıklı bir kurum hâline getirmektedir. Hâlbuki 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun ana gayesi, dar gelirli vatandaşlarımıza sosyal konut inşa etmek, gecekonduyu önleme faaliyetleri yürütmek, toplu konut alanlarına arsa temin etmek, ferdi ve toplu konut kredisi vermek, afet mahallerine konut yapımını organize etmek, iş ve istihdam yaratmak üzere esnaf ve sanatkârlarımıza ait iş yerleri ve küçük sanayi teşebbüslerini desteklemektir. Tamamen sosyal amaçlara yönelmesi gereken TOKİ, lüks konutlara da yönelerek inşaat sektöründe özel firmaları zor duruma düşürmektedir.

Tasarının 16 ve 17’nci maddesiyle, 3292 sayılı Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması Hakkında Kanun’da bazı düzenlemeler yapılmaktadır. Buna göre, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan gelir veya aylık bağlanmayan ve sosyal güvenlik kurumlarına tabi olmayı gerektiren bir işte de çalışmayan hak sahiplerinin aylıklarının on altı yaşından büyük işçiler için uygulanan otuz günlük net asgari ücret tutarı esas alınarak ödeneceği öngörülmektedir.

Bilindiği üzere, savaşlara katılarak zaferler kazanan, ülkemizi ve milletimizi en iyi şekilde temsil eden, Türk kahramanlığını dünyaya tanıtan gazilerimiz 1005 sayılı Yasa’yla şeref aylığı bağlanarak ödüllendirilmiştir. Ancak, 5595 sayılı Yasa’yla gazilerimiz şeref aylığı açısından ikiye bölünmüş, hiçbir sosyal güvencesi olmayan veya bir işte çalışmayan gazilerin şeref aylıkları on altı yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücrete yükseltilmiş, diğerlerininki aynı kalmıştır. Bu durum bütün gazilerimizi üzmektedir. Şeref aylığında “şeref” kavramının verdiği yüksek duygular dışında hiçbir mülahaza gözetilmemesi gerekmektedir. Şeref payesi ayrım gözetilmeyecek, hassas ve manevi motifi esas olan bir husustur. Bu yüzden tüm gazilerimizin şeref aylıklarının ayrım yapılmaksızın asgari ücrete yükseltilmesi gerekmektedir.

Tasarının 25’inci maddesiyle, 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un ek 3’üncü maddesi değiştirilmektedir. Maddede, asgari yüzde 20 özürlü bireylerden, özel eğitim kurumları kapsamında açılan özel eğitim okulları ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde verilen destek eğitimini almaları uygun görülenlerin eğitim giderleri, Bakanlık tarafından tespit edilen toplam eğitim süreleriyle sınırlanmakta ve buna ilişkin giderlerin, her yıl Maliye Bakanlığınca belirlenen miktarının Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanacağı öngörülmektedir. Yapılan bu düzenlemeyle, özürlülere verilen eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine önemli sınırlama ve ödeneklerine kısıtlama getirilmektedir.

Ülkemizde bulunan 1.740 adet özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde toplam 190 bin öğrenci eğitim görmekte ve Millî Eğitim ve Maliye Bakanlıkları verilerine göre, bu özel kurumlara bütçeden her ay 65 milyon YTL ödeme yapılmaktadır. Bu düzenleme, son birkaç yıl içerisinde sayıları artan özel eğitim kurumlarını çok zor durumda bıraktığı gibi, özürlüleri ve ailelerini de mağdur edecektir.

Bu yasa eğer olduğu gibi geçerse engelli bir birey yaşadığı sürece yalnızca kırk dört hafta yani toplam on ay eğitim alabilecektir çünkü engellilerle ilgili eğitim programlarının süreleri kırk dört ile kırk sekiz hafta arasında sınırlandırılmıştır. Sekiz yıllık temel eğitimin zorunlu olduğu ülkemizde engellilerin eğitiminin on ayda tamamlanması beklenmektedir.

Bu yasa yürürlüğe girdiğinde, bugün hizmet veren özel eğitim kurumlarındaki öğrencilerin yüzde 90’ından çoğu on aylık eğitim süresini doldurmuş görüneceğinden eğitimin dışına çıkarılacaktır. Öğrencilerinin tamamına yakınını kaybeden özel eğitim kurumları, yasanın yürürlüğe girmesiyle kendilerini kapatmak zorunda kalacaklardır. Böylelikle, engellilerin çoğu eğitim alabileceği kurumlardan mahrum kalacaktır.

2005 yılında AKP Hükûmeti zamanında çıkartılan yasaya güvenerek özel rehabilitasyon merkezi açan binlerce kişiyi yine siz yüzüstü bırakıyorsunuz. Eğer bu yasa tasarısı olduğu gibi çıkarsa bu kurumlar kapılarına kilit vuracak, bu kurumlarda çalışan binlerce personel işsiz kalacak, devlet de kurumlardan aldığı vergilerden mahrum kalacaktır.

Dünyada engelli sayısı 500 milyonu aşarken Türkiye’de engelli sayısı 8,5 milyona ulaşmaktadır. Türkiye’deki nüfusun yüzde 12’sini engelliler oluşturmakta ve Türkiye engelli nüfusu oranı içinde birden fazla engeli bulunanların oranı ise yüzde 11’i bulmaktadır. Engelli gruplarına göre Türkiye’deki engellilerin dağılımına bakıldığında, yüzde 12’lik oranın içerisinde yüzde 1,25’i ortopedik, binde 60’ı görme, binde 37’si işitme, binde 48’i zihinsel ve yüzde 9’u oranında diğer engelliler bulunmaktadır.

Kişisel ve ortak çabalar istenilen gelişmelerin uzağında kaldığı için, her gün milyonlarca özürlü ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaktadır. Özürlüleri toplumun dışına iten, onları üretici yerine tüketici yapan, sosyal bütünleşmelerini engelleyen en önemli sorun ise özürlü ayrımcılığıdır. Siyasi irade özürlülerin eşit birer vatandaş olmaları yönünde uzun dönemli planlar yapamaz ve bunları uygulamaya dönüştüremez ise özürlüler alanında çıkartılan yasalar ve düzenlemeler yetersiz kalacaktır.

Özel rehabilitasyon merkezlerinde verilen eğitimin bir de sosyal boyutu bulunmaktadır. Engelli birey yalnız başına değerlendirilecek tek bir kişi olarak düşünülmemelidir. Bir çocuğun engelli oluşu tüm ailenin yaşamını doğrudan etkilemektedir. Özellikle annesi yaşamının tüm zamanlarını çocuğuyla geçirmek zorunda kalmaktadır, üretim ilişkilerinde rol alamamakta, aile bütçesine katkı sunamamaktadır. Engelli ailesi kendisini eksik hissetmekte, çocuğunu toplumdan gizleyebilmektedir. Toplumdan soyutlanmış ortamlarda yaşayan çocuklarda saldırgan eğilimler gelişmekte ya da bu çocuklar dış dünyaya tamamıyla kapanmaktadırlar. Bireysel ihtiyaçlarını dahi gideremez duruma gelmekte, yaşadıkları sürece çevresine yük olarak kalmaktadırlar. Eğitim yoluyla çocuk sosyalleşmekte, olabildiğince kendi başına yaşamını sürdürebilir duruma getirilmektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinde engelli bireyler devlet korumasındadır. Engellilik belirlendiği anda çocuklar devlet korumasına alınmaktadır. Çocuğun bakımı, korunması ve eğitimi, yaşadığı sürece devlet tarafından sağlanmaktadır. Engelli çocuk, ailesi için bir ayıp, bir yük olmaktan çıkarılmaktadır.

Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki en önemli sorunlardan biri de eğitim konusunda karşılaştıkları sorunlardır. Ülkemizde engellilerin yüzde 97'sinin eğitim imkânlarından yoksun kaldığı tahmin edilmektedir. Bu da sorunun bizdeki boyutu hakkında yeterince fikir vermektedir. Bu eğitim oranıyla, engellilerin sorunlarını çözmek, onları topluma kazandırmak, toplumla bütünleştirmek mümkün değildir. Rehabilitasyon ve araç gereç gereksiniminin yeterince karşılanamaması da engellilerin toplumla bütünleştirilmesinin önündeki engellerden birisidir.

Toplumsal talebi karşılamaktan uzak olması nedeniyle eleştirilen Özürlüler Yasası’nın iyileştirme ve özel eğitime ihtiyaç duyan zihinsel ve bedensel engelli çocukların toplumsal hayata katılımı ve engellilerin bireysel, toplumsal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak verdiği yardımın özel rehabilitasyon eğitim kurumlarınca uygunsuz raporlarla sabote edildiği, eğitimin koordinasyonunun ve kalitesinin yeterli olmadığı, yeterli uzman ve teknik donanımdan yoksun olduğu şeklindeki iddialar, kamuoyunda birileri tarafından dile getirilmektedir.

Eğer, bu bahsedilen sorunlar gerçekten varsa bu sorunun nedeni, gerektiği gibi denetim yapılmamasıdır. Zimmet defterine bakmak, yangın kovalarının boyasına bakmak dışında bir denetim yapılsaydı bu tür konuları şimdi dile getiriyor olmazdık. Eğer bu iddialar doğruysa burada yeterli denetimi yapmayan Hükûmet sorumlu değil midir? Birkaç merkez böyle yaptı diye tüm özel rehabilitasyon merkezlerini cezalandırmak doğru değildir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 26’ncı maddesiyle 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’a eklenen geçici maddeyle, daha önce özelleştirilmiş bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları limanlarından Hazine hesaplarında bekletilen paranın 293 milyon YTL’si bütçeye gelir kaydedilmektedir. Gelir kaydedilen bu tutarı kara yolları yapımında kullanılmak üzere Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkili kılınmaktadır. Ayrıca bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra Devlet Demiryollarına ait limanların özelleştirilmesinden elde edilecek gelirlerin tamamının bütçeye özel gelir kaydedileceği, gelir kaydedilen bu tutarların yüzde 60’ının kara yolu yapımı amacıyla Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesine, geriye kalan yüzde 40’ının ise demir yolu yapımında kullanılmak amacıyla Hazine Müsteşarlığı bütçesine özel ödenek kaydedileceği öngörülmektedir.

Tasarının 29’uncu maddesiyle 4706 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10’uncu maddede yapılan düzenlemeyle, hazineye ait olup Karayolları ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüklerine tahsisli veya kullanımında olan taşınmazların satışından elde edilecek gelirlerin bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan bu kurumların yapım ve bakım hizmetlerinde kullanılmak üzere bu kurumların bütçelerine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkili kılınmaktadır.

26’ncı, 29 ve 43’üncü maddelerdeki bu düzenlemeler, mali disiplini daha da bozmaktadır. Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmesi yaygın ve mutat bir uygulama hâline getirilmektedir. Kamu kaynakları satılarak âdeta kuruma özel fonlar oluşturulmaktadır. Kamu kaynakları ile kamu kurumları içinde oluşturulan özel fonların bütçe disiplinini nasıl bozduğu, kamu hizmetlerini merkezî hükûmet tarafından planlanamaz ve yönlendirilemez hâle getirdiğini ve bu fonların tasfiyesinde yaşanan güçlükleri çok yakın dönemden hatırlıyoruz. Bu uygulamalarla mali yapımız disiplinsiz ve savruk bir karakter göstermektedir. Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsisi uygulaması esasında istenen amacı gerçekleştirmekten uzak bir uygulamadır. Neticede o kuruma bütçeden verilmesi gereken ödenek, tahsis edilen gelir kadar azaltılarak verilecektir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 5’inci maddesinde kamu maliyesinin temel ilkeleri sayılmıştır. Bu maddede kamu mali yönetiminin uyumlu bir bütün olarak oluşturulup yürütüleceği, maliye politikasının makroekonomik ve sosyal hedefler ile uyumlu bir şekilde oluşturulacağı, kamu mali yönetiminin mali disiplini sağlayacağı, kamu idarelerinin mal ve hizmet üretimi ile ihtiyaçlarının karşılanmasında ekonomik veya sosyal verimlilik ilkelerine uygun olarak maliyet-fayda veya maliyet-etkinlik ile gerekli görülen diğer ekonomik ve sosyal analizlerin yapılacağı belirtilmektedir.

Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelir, gider, tahsilat, ödeme, nakit planlaması ve borç yönetiminin hazine birliğini sağlayacak şekilde yürütüleceği 6’ncı maddede hükme bağlanmıştır.

Bütçe ilkeleri, yine 13’üncü maddenin (g) fıkrasında belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesinin esas olduğu açıkça belirtilmiştir.

Bütün bu hükümlere rağmen, AKP Hükûmeti kamu mali yönetimine ilişkin bütün ilkeleri ve kanun hükümlerini hiçe saymaktadır. Gerek alt komisyonda gerekse sonraki Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında Hükûmete yönelttiğimiz şu sorulara cevap verilmemiştir: Kara yolları yapımı nedeniyle tahakkuk ettiği hâlde ödenmeyen ne kadar hak ediş borcu bulunmaktadır? Türkiye Cumhuriyeti Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından dış kredi kaynaklarıyla yapılan ve hâlen yapımı devam eden kara yolları projeleri hangileridir, tutarları ne kadardır ve bu krediler hangi kaynaklardan temin edilmiştir? Bu tasarının kanunlaşıp yürürlüğe girmesinden sonra AKP Hükûmeti tarafından özelleştirilmesi düşünülen Devlet Demiryolları limanları hangileridir? Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsisi yöntemiyle hangi kara yolu ve demir yolu projeleri gerçekleştirilecektir? Bu sorulara cevap verilmemiştir.

Tasarının 29’uncu maddesindeki geçici 9’uncu madde düzenlemesiyle, hazinenin özel mülkiyetinde bulunan ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüne tahsis edilen veya kullanımına bırakılan taşınmazlar, Maliye Bakanlığınca Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüne bedelsiz devredilmektedir. Bu düzenlemenin, Devlet Hava Meydanlarını özelleştirme faaliyetinin bir adımı olduğu endişesini taşımaktayız.

Tasarının 29’uncu maddesiyle, Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’a geçici 8’inci madde eklenmekte ve bu düzenlemeyle hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar üzerinde lehlerine kırk dokuz yıldan az süreli olarak irtifak hakkı tesis edilenlerin irtifak hakkı ve kullanma izni sözleşmelerinin süresi kırk dokuz yıla çıkarılmaktadır. Bu durum tek taraflı menfaat sağlamaktır.

Tasarının 3’üncü maddesiyle, Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 51’inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında değişiklikler yapılarak, Millî Eğitim Bakanlığına tahsisli hazine mülkiyetindeki taşınmazların satışına fırsat verilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 17 Temmuz 2008

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook