İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 99. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Gelir vergisi kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı (s.s:385)

Erkan Akçay

Manisa Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 99. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Haziran 2009 · 2.079 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Erkan Akçay (MHP), 4 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S:385)); konuşma 2.079 kelime.

Erkan Akçay (MHP, Manisa). “Gelir vergisi kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı (s.s:385)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 4 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2009-06-04-gelir-vergisi-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 385 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi partim ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu tasarı, Gelir Vergisi Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklikler yapılmasını öngören ancak konu ve amaç bütünlüğü olmayan bir torba kanun olarak görünmektedir. Tasarının genel gerekçesinde, vergi sistemlerinin karakteristik özelliklerinden birisinin temel politika hedeflerine ulaşmak olduğundan bahisle tasarının temel felsefesinin ekonomik faaliyetlerin gelişiminin vergisel açıdan teşvik edilmesi olduğu ifade edilmektedir. Oysa bu tasarıda temel politika hedeflerinin ifadesini bulduğu 2009 programının hedeflerine ulaşılmasını amaç edinen bir düzenleme bulunmamaktadır. Temel politika hedeflerine ulaşmayı amaç edinen bir torba tasarının ekonominin tümüne bütüncül bir yaklaşımla bakması ve düzenlemeleri derli toplu yapması gerekmektedir. Tasarının önemli bir kısmı, ekonomi ve teknolojide meydana gelen gelişmelere ilişkin teknik ve idari ihtiyaçları karşılamaya yöneliktir.

Değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak son iki yıldır ekonominin iyiye gitmediğini, ekonomik krizin yaklaşmakta olduğunu, gerekli tedbirlerin bir an önce alınması gerektiğini söyledik ve Hükûmeti sürekli uyardık ancak uyarılarımız dikkate alınmadı. Yine partimiz 22 Ekim 2008 tarihinde -yani bundan yedi ay önce- ekonomik krize karşı bir an önce tedbirlerin alınması için Hükûmeti uyarmak amacıyla Mecliste düzenlenen bir basın toplantısıyla görüşlerini kamuoyuyla paylaştı. 2009 yılı bütçe görüşmeleri sırasında da bütçede ekonomik krizin dikkate alınmadığını, bu nedenle bütçenin gerçekçi olmadığını, 2009 yılı bütçesinin ekonomik kriz dikkate alınarak revize edilmesi gerektiğini söyledik. 29 Ocak 2009 tarihinde yine Türkiye Büyük Millet Meclisinde düzenlemiş olduğumuz basın toplantısında da ekonomik krizin ağırlaştığı 2008 yılının son yetmiş beş gününde bütçe harcamaları yüzde 23’lük bir artış gösterirken vergi gelirlerinde yüzde 2’lik bir düşüş olduğunu, krizin yetmiş beş günlük vergi maliyetinin 6 milyar 650 milyon Türk lirası olduğunu, ekonomik krizi ciddiye almayan Hükûmet bu tutumunda ısrar ederse 2009 yılında 202 milyar Türk lirası olarak beklenen vergi gelirleri tahsilatının da bütçe hedefinin yaklaşık 25 milyar Türk lirası altında gerçekleşeceğini bir öngörü olarak dile getirdik ancak Hükûmet bu uyarılara kulak asmadığı gibi ekonomi yönetimi olanı biteni algılayamamıştır.

2009 yılı Nisan ayı bütçesi bu yılın ilk aylarındaki bütçe sonuçlarına kıyasla biraz daha iyi görünmekle birlikte, bu iyileşmede nisan ayı bütçesine giren 1,8 milyar Türk liralık özelleştirme geliri ile 2,1 milyar Türk liralık kamu bankalarının kârlarından hazineye alınan temettü payı çok önemli bir rol oynamıştır.

Bu gelirleri dışarıda bıraktığımızda, 2009 yılının başından beri bütçede görülen kötüleşmenin devam ettiğini görmekteyiz. Nisan ayındaki gelir ve harcama rakamları, seçimden sonra yeniden mali disipline dönüş için AKP Hükûmetinin hiçbir şey yapmadığını açıkça ortaya koymaktadır. 3G ihalesi için alınan bu para, bir seferlik bir paradır. Ayrıca, Millî Piyangonun satışı için açılan ihalede yaşanan fiyasko, bundan sonra özelleştirmelerin bir süre daha yapılamayacağını ortaya koymaktadır. Bu rakamlar, ekonomik gelişmelerin artık Hükûmetin kontrolünden çıkmaya başladığını bize göstermektedir.

2008 yılı Ocak-Nisan döneminde 5,5 milyar olan bütçe açığının, 2009 yılının aynı döneminde yüzde 268 oranında artışla 20 milyar 73 milyon liraya çıktığı görülmektedir ve 2009 yılı sonunda bütçe açığının 50 milyar Türk lirasını bulacağı şimdiden anlaşılmaktadır. Oysa, 2009 yılı için öngörülen bütçe açığı 10 milyar 398 milyon Türk lirası idi. Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilen yeni bir torba tasarıda da hazinenin borçlanma yetkisini 5 kat artıran bir düzenleme yapılmaktadır.

Dünya ekonomisinin 2009 yılında yüzde 1,7 ila yüzde 2,8 oranında daralması beklenirken 2008 yılının son çeyreğinde yüzde 6,2 oranında daralan Türkiye ekonomisinin 2009 yılında çift haneli daralma tehdidiyle karşı karşıya bulunduğu, ekonomik toparlanmanın 2009 yılının ikinci yarısında başlamasının güç göründüğü bizzat Merkez Bankası tarafından açıklanmaktadır. Maalesef ülkemiz, iddia edilenin aksine küresel krizi en fazla hisseden ülkelerden birisi olmuştur.

2008 yılı sonunda hazırlanan bütçede ve makroekonomik hedeflerde tüm uyarılarımıza karşın 2009 yılı bütçesi ekonominin krizden en az etkileneceğini ve 2009 yılında yüzde 4 büyüyeceğini öngörmüş, gerçek dışı makroekonomik hedefleri ve bütçe büyüklüklerini temel almıştır.

Hükûmet 2008 sonunda, gerçeklikten uzak olan 2009 bütçesini tüm uyarılara karşın yasalaştırmıştı. Katılım Öncesi Ekonomik Program çerçevesinde makroekonomik hedefleri ve bu bütçeye ilişkin tahminleri güncellemek zorunda kalmıştır.

2009 yılı için yüzde 4 olarak öngörülen büyüme hedefi, eksi yüzde 3,6 daralma olarak revize edilmiş, yılbaşında açıklanan 2009-2011 Orta Vadeli Program’da öngörülen birçok hedefte ciddi anlamda revizyona gidilirken, enflasyondan cari açığa, ihracattan büyümeye kadar birçok veri tarumar olmuştur. Bütçe açığının 48,3 milyar Türk lirasına ulaşacağı, faiz dışı fazla yerine faiz dışı açık verileceği itiraf edilmek zorunda kalınmıştır.

2008 yılına göre yüzde 8,4 artarak 149 milyar dolar olarak gerçekleşmesi hedeflenen 2009 yılı ihracat hedefi 104 milyar dolara indirilmiş, 2009 yılı için 10,4 olarak hedeflenen işsizlik rakamı ise yüzde 13,6 olarak revize edilmiştir. Ama bundan birkaç gün sonra açıklanan 2009 yılı Şubat ayı işsizlik rakamının yüzde 16 olarak çıkması, Hükûmetin bu revize rakamlarında bile öngörüsünün ne kadar zayıf olduğunu bizlere göstermektedir.

Kabinenin ekonomi kadrosunda çok ciddi bir değişiklik geçtiğimiz haftalarda yaşandı. Teğet geçen krizin faturası 60’ıncı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin ekonomiden sorumlu bakanlarına kesilmiştir. Ekonomik konulardan sorumlu olan 6 bakan da o sorumluluğu kaybetmiştir. Demek ki ekonomi yönetiminde ciddi bir başarısızlık söz konusu idi ki bu türlü radikal bir değişiklik yapıldı.

Vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 67 ila 70’i dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Son dört yıldır ekonomide yaşanan büyüme, enflasyondaki düşüşe karşın dolaylı vergilerin bütçe gelirleri içindeki payı artmaktadır. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirine oranı OECD ülkelerinde ortalama yüzde 30 civarında belirlenirken, Türkiye’de ise bu oran neredeyse yüzde 70’e yaklaşmaktadır.

Kayıt dışı ekonominin millî gelir içindeki payı Fransa, Almanya, İngiltere, Norveç, Japonya ve İsviçre’de yüzde 1 ila 10 arasında değişirken, Türkiye’de ise bu oran yüzde 57 ila 70 arasında bulunmaktadır. Kayıt dışı ekonomisi artan bir ülkede oluşan gelir açığı dolaylı vergiler artırılmak suretiyle dengelenmeye çalışılmaktadır. Bu da vergide adalet ve eşitlik prensiplerini zedelemektedir.

Dolaylı vergilerin bu kadar yüksek olması sosyal barışı da tehdit etmektedir. Yedi yıla varan AKP döneminde, bütün iddialarına karşın, vergi tabana yayılamamış, dolaylı vergilere yüklenilmiş ve kayıt dışı ekonomi büyümüştür.

Gelir İdaresi Başkanlığının verilerine göre, 2004-2008 döneminde işçi ve memur kesiminin maaşlarından kesilen stopaj yoluyla ödenen 76 milyar Türk lirası gelir vergisi ödemesi yapılmıştır. Bu dönemde Türkiye genelinde toplanan gelir vergisinin yarısı, toplam vergi gelirlerinin de yüzde 10,5’u ücretliler tarafından karşılanmıştır. Ücretlilerin ödedikleri dolaylı vergiler olan motorlu taşıtlar vergisi, özel tüketim vergisi, katma değer vergisi, damga vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi ve harçlar da dâhil edildiğinde ücretlilerin vergi yükü çok daha yukarılara çıkmaktadır. Maliye Bakanlığı vergi gelirlerini artırmak için kayıt dışı ekonomiyle mücadele ve verginin tabana yayılması çalışmalarına ağırlık vermek yerine, elindeki kayıtlı vergi mükellefleri üzerindeki vergi yükünü artırmaktadır.

Bütün bunlara rağmen, yaşanan ekonomik daralma nedeniyle vergi gelirleri 2008 yılı Ocak-Nisan döneminde 53 milyar lira olarak gerçekleşmişken 2009 yılının bu dört aylık döneminde yüzde 4 oranında azalarak 51 milyar Türk lirası olarak gerçekleşmiştir.

Değerli milletvekilleri, istihdam yaratmayan ve vatandaşın refahına yansımayan sanal bir büyüme, sürdürülemez boyutlara ulaşan borç stoku, bozulan gelir dağılımı, yüksek dış ticaret ve cari işlemler açıkları, yüksek reel faiz, gerçekçi olmayan kur politikası, ithalat bağımlısı üretim ve ihracat, yabancı ağırlığının arttığı finans sektörü, sıcak paraya ve dış borçlanmaya dayanan kırılgan yapı; neticede, üretmediğini tüketen, kazanmadığını harcayan bir ülke ve millet. Siftahsız kapanan dükkânlar, kapanan fabrikalar, çaresizlik içerisindeki sanayiciler, gelecek yılın mahsulünü şimdiden harcayan ve bir türlü hacizden kurtulamayan çiftçiler, toplumun manevi ve moral değerlerindeki çözülme, geleceğe güvensizlik ve yaşanan sosyal çalkantılar. Manzarayı umumiye budur ve yedi yıllık AKP İktidarının karnesini bu tespitler teşkil etmektedir.

Aylık sanayi ciro endeksi 2009 yılı Mart ayında 2008 yılı Mart ayına göre yüzde 13,8 azalış göstermiştir. Aylık sipariş endeksi 2009 yılı Mart ayında 2008’e göre yüzde 19,8 azalmıştır. 2009 yılı Nisan ayında 2008’in aynı ayına göre kurulan şirket ve kooperatif sayısı yüzde 24,6 nispetinde azalmıştır. Yine kurulan ticaret unvanlı iş yeri sayısı da yüzde 24 azalma göstermiştir. 2009 yılı Nisan ayında imalat sanayisinde kapasite kullanım oranı geçen yılın aynı ayına göre 14,9 puan azalarak yüzde 66,8 seviyesinde gerçekleşmiştir. İş yerlerinin tam kapasite ile çalışmamasının nedenleri arasında talep yetersizliği ilk sıradadır. İç pazarda talep yetersizliği yüzde 55,4 ve dış pazarda talep yetersizliği yüzde 31,4 oranında etkili olmuştur.

2008 yılı Şubat ayında işsizlik oranı yüzde 12 iken, 2009 yılı Şubat ayında bu oran yüzde 16,1’e çıkmıştır. İşsizlik oranı yüzde 16 iken, tarım dışı işsizlik oranı ise yüzde 19,8’dir. İşsiz sayısı 2008 yılı Şubat ayında 2 milyon 677 binden 2009 yılı Şubat ayında 3 milyon 802 bin kişiye çıkmıştır. Yine aynı dönemde genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 21,5’tan yüzde 28,6’ya yükselmiştir. Tarım dışı işsizlik oranı ise yüzde 14’ten yüzde 19,8’e çıkmıştır. Yine aynı dönemde kentlerde işsizlik yüzde 13,4’ten yüzde 18’e çıkmıştır.

Büyük şehirlerde her gün meydana gelen kapkaç olaylarını, banka ve PTT şubesi soygunlarını, intihar ve cinayet haberlerini bu işsizlik rakamları da izah etmektedir. Bu rakamlar ve yaşanan ekonomik ve sosyal olaylar, ülkenin içinde bulunduğu kriz ortamının tehlikeli boyutlarını ortaya koymaktadır.

TÜİK tarafından açıklanan bu rakamlarda asıl ilginç olanı ise “2009 yılı Şubat döneminde tarım sektöründe çalışan kişi sayısı 206 bin kişi artarken tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı is 291 bin kişi azalmıştır.” denilmesidir. Türk tarımı her geçen gün küçülürken, son kırk yılın küçülme rekorları kırılırken acaba tarım sektöründe istihdam, 206 bin kişi nasıl artmıştır? Oysa, Hükûmetin hazırladığı 2008 ve 2009 yılı ekonomik raporlarda, bir taraftan tarımdan tarım dışına istihdam kayması olduğu ile övünülüyordu. İşsizlik ve yoksullukta artış, sosyal patlama derecesine ulaşmıştır. İşsizlik sorununun, üretim ve istihdam imkânlarını artırmadan, üretici kesimin sorunlarını çözmeden üstesinden gelmek mümkün değildir.

Merkez Bankasının açıklamalarına göre, tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarının toplamı 114 milyar liradır. Bunun 81 milyar lirası tüketici borcudur. Tüketici kredilerinin 37 milyar Türk lirası konut, 5 milyar Türk lirası otomobil ve 39 milyar Türk lirası ihtiyaç kredisi olarak kullanılmıştır.

Bankacılık ve Finansal Kuruluşlar Genel Müdürlüğünün verilerine göre 2004 yılında ferdî kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin sayısı 35.724’ten 2006 yılında 135 bine, 2007 yılında 199 bine, 2008 yılında 642 bin iken 2009 yılının ilk üç ayında ferdî kredi ve kredi kartları borçlarını ödeyememiş kişilerin sayısı 362 bin kişiye ulaşmıştır.

Krize karşı reel sektöre yönelik gerçek anlamda bir tedbir almakta ve bunları bir bütün olarak ve koordineli bir şekilde uygulamakta zafiyete düşen Hükûmetin aldığı geçici tedbirler de esas itibarıyla etkileri kalıcı olmayan tedbirlerdir.

Net alanı 150 metrekarenin altında bulunan konutlarda KDV oranı zaten yüzde 1’dir, 150 metrekarenin üzerindekilerde ise yüzde 18’dir. Yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye’deki konut stokunun sadece yüzde 15’ini oluşturan lüks konutlarda KDV indirimine gidilmiş, alt gelir grubunun konutunda bir indirim olmamış, sadece lüks villaların ve konutların satışında vergi indirimine gidilmiştir.

Otomotivde yapılan geçici vergi indirimleri incelendiği zaman toplam motorlu araç piyasasının yüzde 35’ini oluşturan 1.600 cc’nin altındaki araçlarda uygulanan ÖTV oranı yüzde 37’den yüzde 18’e indirilmiştir. Diğer yüzde 65’lik dilimi oluşturan motorlu taşıtlarda ÖTV oranı yüzde 1 ile yüzde 5 arasında düşürülmüştür. Motorlu taşıtların yüzde 85’inin ithal araçlardan oluştuğu dikkate alınırsa, yapılan bu indirim piyasayı biraz canlandıracak ancak yerli üretimi değil ithal malların tüketimini artıracaktır. Bu indirim, kısaca, otomotiv sektöründe faaliyet gösteren büyük şirketler ile ithal arabaların üretildiği ülkelerdeki fabrikaların işine gelmiş, bir bakıma kendi ülkemizin değil otomobil ithal ettiğimiz ülkelerin işsizine iş bulunmuş, yerli sanayi ve yan sanayi sektöründeki üretime fazlaca bir etki yapmamıştır. Her ne kadar Avrupa Birliğiyle olan gümrük birliğine aykırı gibi görünse de otomobil sektöründeki ÖTV ve KDV indiriminin Türkiye’de üretilen yerli otomobiller için geçerli olması daha uygun olurdu. Hâlbuki aynı toplam vergi kaybını yaratacak önlem paketinde Türkiye’de üretilen otomobillerin hem ÖTV hem de KDV’leri indirilebilirdi, işte o zaman Türk sanayisine gerçek bir doping etkisi oluşturulurdu. Şimdi sadece ithalatçılar, bayiler ve hâlâ otomobil alabilecek bir kısım bu kararlardan yararlanabilecektir.

Hükûmet reel sektörün sorunlarına etkili biçimde eğilmemektedir. Krizin derinleşmeye başladığı 2008 yılı Ekim ayından bu yana reel sektörün sorunlarını hafifletecek, piyasa beklentilerine olumlu katkı yapacak ciddi bir önlem alınmamıştır. Sayın Başbakan krizi görmek istemediği sürece AKP Hükûmeti bu şekilde içlerini doldurmadan paketleri açıklayacak ama gerekli önlemleri bir türlü alamayacaktır.

2008 yılı Ekim ayından bu yana etkisini artırarak sürdüren ekonomik kriz finansal kaynaklı olarak çıkmıştı. Hükûmet bankacılık sektörünün bu krizden etkilenmediğini, tüm dünyada bankacılık sektörünün bu krizden etkilendiğini ifade etmektedir. Ülkemizde bankacılık sektörü bu krizden ciddi anlamda etkilenmemiştir ama bunun nedeni yaklaşık altı buçuk yıldır iktidarda bulunan AKP yönetimi değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Akçay, devam edin.

ERKAN AKÇAY (Devamla)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bankacılık sektörünü bugünkü kuvvetli konumuna getiren 57’nci Hükûmetin aldığı kararlardır. Maliye eski Bakanı Sayın Kemal Unakıtan da bu durumu bizzat Plan ve Bütçe Komisyonunda ifade etmiştir.

Değerli milletvekilleri, bütçe harcamalarının artışına nispetle tarımsal destekler de düşmektedir. Bütçe harcamaları 2008 yılında yüzde 9,6; 2009 yılında yüzde 17 nispetinde artarken 2008 yılında bütçeden tarıma verilen desteğin oranı yüzde 1,8; 2009 yılında ise yüzde 1 civarındadır. Bu bütçe artışları karşısında Hükûmetin tarıma yeterli parasal desteği bütçeden ayırmadığını görüyoruz. Ülkemizde yaşanan ekonomik büyümeden en çok olumsuz etkilenen sektör tarım sektörüdür. Tarım sektörünün gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 9,7’den yüzde 8,6’ya düşmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

69 konuşma daha · 4 Haziran 2009

69 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook