Kahramanmaraş milletvekili veysi kaynak ve 3 milletvekilinin bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı, emniyet teşkilatı kanunu ile genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ile milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; konya milletvekili mustafa kalaycı ve 3 milletvekilinin; kırşehir milletvekili abdullah çalışkan ve 2 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile (s.s.: 508)
Manisa Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 116. Birleşim · 4. yasama yılı · 11 Haziran 2010 · 1.977 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Erkan Akçay (MHP), 11 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAHRAMANMARAŞ MİLLETVEKİLİ VEYSİ KAYNAK VE 3 MİLLETVEKİLİNİN BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ; GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI, EMNİYET TEŞKİLATI KANUNU İLE GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI İLE MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI; KONYA MİLLETVEKİLİ MUSTAFA KALAYCI VE 3 MİLLETVEKİLİNİN; KIRŞEHİR MİLLETVEKİLİ ABDULLAH ÇALIŞKAN VE 2 MİLLETVEKİLİNİN BENZER MAHİYETTEKİ KANUN TEKLİFLERİ İLE (S.S.: 508)); konuşma 1.977 kelime.
Erkan Akçay (MHP, Manisa). “Kahramanmaraş milletvekili veysi kaynak ve 3 milletvekilinin bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı, emniyet teşkilatı kanunu ile genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ile milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; konya milletvekili mustafa kalaycı ve 3 milletvekilinin; kırşehir milletvekili abdullah çalışkan ve 2 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile (s.s.: 508)”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 11 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2010-06-11-kahramanmaras-milletvekili-veysi-kaynak-ve-3-milletvekilinin-bazi-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinin temel amacı Millî Eğitim Bakanlığının öğretmen açığı ile Emniyet Genel Müdürlüğünün polis ihtiyacının bir kısmının karşılanmasıdır. Ancak bu teklifle 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda ve 5510 sayılı Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda da değişiklik yapılmakta ve yeşil kart uygulamalarına ilişkin düzenlemeler eklenmektedir. Böylece bu kanun teklifi, konu ve amaç bütünlüğü olmayan bir torba kanun tasarısı mahiyetindedir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde kamuda istihdam edilen personel sayısı 2 milyon 824 bindir. Ancak bu çalışanların statüleri birbirinden çok farklıdır, kiminin adı memur, kiminin adı işçi. Bir de iki arada bir derede bulunanlar vardır: Sözleşmeliler, geçici personeller ve diğerleri. AKP Hükûmeti, en güvenceli çalışma hakkının olması gereken kamuda, öğretmenler de dâhil, sözleşmeli çalışmayla yetinmemiştir; süreli çalışmayı öngören ve yasal olmayan 4/C statüsünü gündeme getirmiştir. Geçici personel yani 4/C statüsü bir tür toplama kampı istasyonudur. Başta özelleştirme kapsamındakiler olmak üzere, çalışanlar bu toplama kampında toplanmaktadır. Hükûmetin esas hedefi, kamuda fazlalık gördüğü personeli tasfiyede bu istasyonu kullanmaktır. Bugün 25 bin civarındaki 4/C’liler Tekel işçileriyle 35 bine çıkarılmış ve AKP Hükûmetinin hedefi, ileride şeker, enerji, köprü ve benzeri özelleştirmeye tabi kuruluşlardaki kamu statüsüne tabi çalışanlarını da buraya depolamaktır.
Değerli milletvekilleri, 72 milyonu aşan bir nüfusa sahip olan ülkemizde kamu çalışan sayısı 2 milyon 824 bin kişidir. Aslında bu sayı rakam olarak oldukça düşüktür ve yeterli değildir. Ülkemizde Avrupa Birliği kriterleri esas alındığında, kamuda çalışanların 3 milyon 500 bin civarında olması gerekmektedir. Bu nedenle, işsizliğin çok yükseldiği bu dönemde, özellikle eğitim ve sağlık sektöründe çalışanların sayısı artırılarak istihdam artırılması ciddi olarak ele alınmalıdır. Yüksekokul mezunu pek çok gencimiz işsizlikten kıvranmaktadır. 4/C gibi köleci çalışma düzenleri kaldırılıp tüm çalışanlara grevli, toplu sözleşmeli hakları da tanınmalıdır.
Ayrıca bu kanun teklifiyle düzenlenen konulardan birisi de Millî Eğitim Bakanlığına öğretmen kadrosunun ihdas edilmesidir. Bu konuya girmeden önce Türk millî eğitiminin bazı temel sorunlarından bahsetmenin çok yararlı olacağını düşünüyorum:
Türkiye’de izlenen eğitim politikalarına bakıldığında millî eğitimin bütüncül bir sistem olarak ele alınmadığı görülmekte ve dolayısıyla sistemin unsurları üzerinde yapılan değişikliklerin sistemin diğer unsurları üzerindeki etkisi yeterince analiz edilmeden uygulamaya geçilmektedir.
Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığının kısa süreli aralıklarla el değiştirmesi ve yeni hükûmetlerle birlikte eskisinden farklı eğitim politikalarının izlenmesi eğitimde istikrarsızlığı da beraberinde getirmiştir. Millî eğitimdeki birçok problemin temelinde eğitim politikalarının partizanca veya ideolojik tavırların sergilendiği bir alan hâline dönüştürülmesi yatmaktadır. Özellikle AKP döneminde eğitim sisteminde yapılan değişiklikler incelendiği zaman eğitime ideolojik nedenlerle yapılan yapısal müdahalelerin toplumsal ve pedagojik olarak neden olduğu olumsuz sonuçların ne kadar ciddi boyutlara ulaştığı ortaya çıkmaktadır.
AKP hükümetleri döneminde Yükseköğretim Kurulu ile Millî Eğitim Bakanlığı arasındaki koordinasyonsuzluk millî eğitimde istikrarlı bir politikayı geliştirmeyi engellemektedir. Ortaöğretimden yükseköğretime geçiş sisteminde yapılan değişiklikler ortaöğretim üzerinde ve dolayısıyla yükseköğretim üzerinde telafisi mümkün olmayan sorunlara neden olmuştur. OKS rekabetçi olduğu gerekçesiyle eleştirilirken acaba SBS hem öğrenciler hem okulları arası rekabetçiliği engelleyebilmiş midir? Elbette ki hayır ve yeni getirdiğiniz sistem bunu engelleyebilecek midir?
Türk millî eğitim sisteminin amaç ve ilkelerinin nasıl bir birey, nasıl bir toplum ve nasıl bir ülke istediği konusunda bir netliği yoktur. Eğitim kalitesinde yaşanan hem bölgeler arası hem de okullar arası eşitsizlikler devam etmektedir, ayrıca bu eşitsizlik gün geçtikçe artmaktadır. Bu artış, toplumsal tabakalaşmayı da maalesef derinleştirmektedir.
Türkiye’de verilen eğitimin kalitesinde de ciddi sorunlar bulunmaktadır. Eğitim kalitesindeki sorunların temelinde ise mevcut sınıf geçme uygulamaları yatmaktadır.
Avrupa ülkelerinin büyük bölümünde okullaşma oranı yüzde 100’dür. Ülkemizde ise 2002 yılında okullaşma oranı ilköğretimde yüzde 90,98, ortaöğretimde yüzde 50,57 iken 2009 yılında ilköğretimde yüzde 96,49, ortaöğretimde ise yüzde 58,52 olmuştur.
Avrupa Komisyonu bünyesinde faaliyet gösteren Eğitim, Görsel-İşitsel ve Kültür İcra Ajansının raporuna göre Avrupa ülkelerinde üç ila on dokuz yaş grubunun yüzde 92’si okula gidiyor, Türkiye’de ise bu oran yüzde 63,4’tür.
OECD’nin 2009 raporuna göre ülkemizde kamu okullarında ortalama sınıf mevcutları 27 iken OECD ortalaması 21’dir. Benzer şekilde eğitimin bütün kademelerinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısında Türkiye -Meksika hariç- bütün OECD ülkeleri içerisinde üst düzeydedir.
Kimi bölgelerde sınıf mevcutları 20’nin altındayken özellikle bazı büyük şehirlerde sınıf mevcudu 50 ila 60 üzerindedir.
Demografik yapıdaki hızlı dönüşümler ve bu dönüşümlere dönük planlamanın yetersiz kalması, ülkenin ekonomik kaynaklarının da boşa harcanmasına yol açmaktadır. Örneğin hâlihazırda atıl duran 22 bin civarında ilköğretim okulu vardır.
Eğitime yapılan kamu harcamaları bakımından Türkiye, eğitime en az kamu kaynağı ayıran OECD ülkesidir. Türkiye’de ilköğretim düzeyinde kamu kaynaklı öğrenci başına harcama OECD ortalamasının beşte 1’i kadardır; ortaöğretim düzeyinde ise Türkiye’nin yaptığı harcama OECD ülkeleri ortalamasının yaklaşık dörtte 1’idir. Türkiye ilköğretim ve ortaöğretimde öğrenci başına yapılan harcamalarda OECD ülkeleri arasında sonuncudur. Zaten okullara ayrılan ödeneklerle okulların temel ihtiyaçları karşılanamamaktadır. Örneğin birçok okulda temizlik masrafları okul aile birlikleri tarafından karşılanmaktadır. Kamu okullarına yeterli ödeneğin ayrılmaması ve okulların birçok temel ihtiyaçlarını kendilerinin karşılamaya çalışması okullar arası farkları da artırmaktadır. Yine OECD verilerine göre eğitime yapılan toplam -kamu ve özel toplamında- harcamalar İzlanda, Kore ve ABD gibi ülkelerde gayrisafi millî hasılanın yüzde 7’sine tekabül ederken Türkiye’de ise yüzde 2,8’e tekabül etmektedir. Türkiye’nin bu harcamayla OECD ülkeleri arasındaki durumu maalesef sonunculuktur.
Değerli milletvekilleri, teklifin 1’inci maddesiyle, Millî Eğitim Bakanlığının boş bulunan 25 bin öğretmen kadrosuna 2010 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 22’nci maddesindeki kısıta bağlı olmaksızın boş bulunan 25 bin öğretmen kadrosuna atama yapılabilmesi öngörülmektedir. Teklifin 18’inci maddesiyle, Millî Eğitim Bakanlığına kısmen de olsa öğretmen açığını kapatmak için 70 bin öğretmen kadrosu ihdas edilmektedir. Bu düzenlemeleri, yetersiz de olsa kısmen olumlu buluyoruz ancak bu kadro sayısı son derece yeterlidir ve 2010 yılında yapılacak öğretmen atamaları sayısı da oldukça yetersizdir ve bu Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 40 bin olarak açıklanmıştır.
Bugün ülkemizde 150 bin öğretmen ihtiyacı bulunmaktadır. Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığının 150 bin öğretmen açığını giderecek ölçüde öğretmen ataması yapması gerekmektedir. 150 bin öğretmenin atamasının yapılmasını maliyeti, 150 bin öğretmenin devlete maliyetini 1.900 liradan hesaplarsak, bütçeye bir yıllık maliyeti 3 milyar 420 milyon Türk lirasıdır. Ancak AKP Hükûmeti boş kadrolara öğretmen atamak yerine, bu açığı ayda 300-500 Türk lirası civarında görevlendirilen 62 bin ücretli öğretmenle karşılamaya çalışmaktadır.
Sözleşmeli ve ücretli vekil öğretmenlik mesleğin itibarına yakışmamaktadır. Sayın Millî Eğitim Bakanının söz verdiği üzere, öncelikle 70 bin sözleşmeli öğretmen herhangi bir şart olmaksızın kadroya geçirilmelidir. Eğitimi ticari bir alan gibi düşünüp kâr elde etmeye odaklanmak büyük bir hatadır. Millî Eğitim Bakanlığı hakka ve hukuka aykırı davranarak güvenceden yoksun öğretmen istihdam etmemelidir. İşte, bu nedenle, Millî Eğitim Bakanlığı bu uygulamaların tümüne son vermeli ve tüm öğretmenlerimiz kadrolu olarak istihdam edilmelidir.
Her yıl eğitim fakültelerinden 40 bin öğretmen adayı mezun olmaktadır. Bugün ataması yapılmayan öğretmen sayısı, yeni mezunlarla birlikte 340 bine ulaşmıştır. Türkiye’deki öğretmen alım politikası yeniden ele alınmalı ve mezunların istihdamı ivedilikle sağlanmalıdır.
Bu kanunun Komisyon görüşmeleri sırasında, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesine yönelik olarak verdiğimiz önerge AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir.
Yine, aynı şekilde, Komisyon görüşmeleri sırasında, Millî Eğitim Bakanlığına ihdas edilen 70 bin öğretmen kadrosunun 100 bine çıkarılması yönünde Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önerge önce kabul edilmiş, ancak daha sonra, maalesef, kanun tekriri müzakereye gönderilerek önergemiz dikkate alınmamıştır.
Kısaca emniyet teşkilatında yapılan düzenlememelere ilişkin görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Yine, kanun teklifinin çeşitli maddelerinde, polis memuru rütbesinin meslek derecesi ve görev unvanları yeniden düzenlenmektedir. 100 kıdemli başpolis memuru, 9.900 başpolis memuru ve 20 bin polis memuru ihdas edilmektedir.
Emniyet Genel Müdürlüğü Teşkilat Kanunu’nda değişiklik içeren düzenlemelere ve yeni ihdas edilen rütbe ile derecelere katılıyoruz. Ancak, bu düzenleme, emniyet teşkilatının en önemli sorunları arasında yer alan ne çalışma koşullarında ne de ücret politikalarında bir rahatlama sağlamamaktadır. Ülkemizde diğer memurlar haftada kırk saat çalışmaktadır, ancak emniyet teşkilatı çalışanları haftada ortalama yetmiş beş saat aktif görev yapmaktadırlar. Bunun neticesinde de emniyet çalışanları diğer memurlardan bir yılda iki ay on gün fazla mesai yapmaktadır. Bu mesailerine karşılık ortalama 220 Türk lirası fazla mesai ücreti almaktadırlar. Dolayısıyla, emniyet çalışanlarının çalışma süreleri ve fazla mesai saatleri yeniden düzenlenmelidir. Yasal çalışma saatinden fazla çalışılan her saatin hesaplanarak maaşa yansıtılacağı bir ücret politikası uygulanmalıdır. “Bütçede para yok, fazla mesai ücreti veremiyoruz.” diyorsanız, başka ülkelerde uygulandığı gibi, emniyet personeline de ilave izin uygulaması getirilebileceğini düşünüyoruz.
Emniyet teşkilatı çalışanlarına yönelik özlük haklarının düzeltilmesi hakkında seçim öncesinde verilen ve Meclisin ilk oturumunda görüşüleceğini söylediğiniz sözleri yerine hâlâ getirmediniz. Bu sözleri ne zaman yerine getireceksiniz? 2007 seçimlerinden önce miting meydanlarında ve çeşitli platformlarda defalarca tekrar edilmesine ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de Genel Kurulda ve Komisyon çalışmalarında defalarca bunu dile getirmemize rağmen, hâlâ bir gelişme yok. Doğrusu, merak ediyoruz, yeni seçimi mi bekliyorsunuz?
Değerli milletvekilleri, hepinizin de bildiği gibi, emniyet teşkilatı çalışanlarının birçok başka sorunu da vardır. Yukarıda da söylemiş olduğumuz sorunlar çerçevesinde Komisyon görüşmeleri sırasında bu sorunları dile getirdik. Bu çerçevede, kısaca ifade edecek olursak, emniyet hizmetleri sınıfı personelinin senelik izninin otuz gün olarak belirlenmesi ve bu süreye gidiş ve dönüş için en çok ikişer gün eklenebilmesi, senelik izinlerden başka haftada en az otuz altı saat izin verilmesi, emniyet mensuplarına 5.000 göstergenin memur aylık kat sayısıyla çarpımı tutarında güvenlik tazminatı verilmesi, 3200 sayılı Kanun’un ek 21’inci maddesine göre verilmekte olan fazla çalışma ücretinin artırılması teklifimiz Komisyonda yapılan görüşmeler sırasında AKP’li iktidar milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir.
Emniyet teşkilatımızın ağır ve yıpratıcı çalışma koşulları göz önüne alındığında, senelik ve haftalık izinleri ile emniyet hizmetleri tazminatı ve fazla mesai ücretlerinin mutlaka yeniden düzenlenmesi ve gerekli iyileştirmelerin yapılması gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi ile ayrıca, teklifin 7’nci maddesiyle yeşil kartlıların Sosyal Güvenlik Kurumuna devri 1 Ocak 2012’ye kadar uzatılmaktadır.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2005 yılında 6,8 milyon, yani 6 milyon 800 bin olan aktif yeşil kartlı sayısı bugün itibarıyla 9 milyon 400 bini aşmıştır. Buna göre her yıl ortalama 520 binin üzerinde vatandaşımızın yeşil karta muhtaç duruma düştüğü anlaşılmaktadır. Her yıl 520 bin kişinin yeşil kartlı olması, AKP Hükûmetinin ekonomik politikalarındaki başarısızlığının göstergelerinin en önemli delillerinden birisidir.
Ayrıca, yine Sağlık Bakanlığı verilerine göre, iptal edilen yeşil kart sayısı -çeşitli defalarda- 8 milyonu da aşmış durumdadır. Çok dikkat çekici olan bu durum -yaklaşık olarak- verilen her 2 yeşil karttan 1’inin iptal edildiğini de ortaya koymaktadır.
Yeşil kart verilmesine ilişkin mevcut uygulama siyasi müdahalelere ve keyfî uygulamalara çok müsait olup, iptal edilen yeşil kart sayısının yüksekliği de bu durumu net bir şekilde göstermektedir. Mevcut uygulamanın iki yıl uzatılması 2011 genel seçimlerine yönelik politik bir yaklaşım kuşkusu doğurmaktadır. Bilindiği gibi AKP Hükûmeti 2007 seçimleri öncesi çok sayıda yeşil kart dağıtmış, seçimlerden sonra bunların da önemli bir kısmını iptal etmişti. Yeşil kart uygulamasında sürenin uzatılması, AKP’nin bu konuyu seçim öncesi yine istismar edeceğini, oy hesabıyla dilediğine yeşil kart verme düşüncesinde olduğunu göstermektedir. Yeşil kart, siyasi rant kapısı olarak görülmektedir. Çok da zor olmayan bu sistemin iki yılda kurulamaması ve iki yıl daha süre uzatılmasının öngörülmesi Hükûmetin hem beceriksizliğini hem de gerçek niyetini ortaya koymaktadır.
Yaşanan ekonomik krizin tahribatı ve yoğunluğu, işverenleri ve esnafımızı bunaltmış ve iş yapamaz bir hâle getirmiştir. Piyasalarda yaşanan durgunluk, binlerce iş yeri ve şirketin kapanmasına neden olmuştur. Esnafımız vadesi gelen senetlerini, vergi, kredi, prim borçlarını, kazanmadıkları için ödeyememişlerdir ve birçoğu da ya kepenk kapatmış ya da iflas etmiştir. Bu çerçevede vermiş olduğumuz, işverenler ile esnaf ve tarım sigortalılarının 31 Mayıs 2010 tarihine kadar ilgili mevzuatına göre ödenmesi gerektiği hâlde ödenemeyen sigorta primi, sigorta güvenlik destek primi ve işsizlik sigortası primi borçlarının…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Akçay.
ERKAN AKÇAY (Devamla)…prim asıllarına tüketici fiyat endeksi aylık değişim oranı uygulanmak ve kırk sekiz aya kadar taksitlendirmek suretiyle yeniden yapılandırılmasını içeren teklifimiz yine AKP’li üyelerin oylarıyla reddedilmiştir.
Kanun teklifinin 12’nci maddesinde sigortalıların ödeyecekleri primler ile bağlanacak aylıkların hesabına esas gelir basamakları belirlenmektedir. Teklifin bu maddesinin BAĞ-KUR emeklilerinin aylıklarında bir artış getirmediği ifade edilmektedir. Ancak maddede kendinden önceki gelir basamaklarının esas alınacağı yönündeki ifade, bir tarih verilmediğinden ileride hukuki ihtilaflara neden olabilecek bir mahiyet arz etmektedir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesini de karşılamamaktadır. Ayrıca, 2002 ve sonraki yıllarda emekli olan ve ileride emekli olacak olan tüm BAĞ-KUR’luların emekli aylıklarının yüzde 32 ile yüzde 118 aralığında artacağı yönünde oluşan beklenti maalesef boşa çıkmış olup AKP Hükûmeti BAĞ-KUR emeklilerinin umutlarını bir kez daha yok etmiş ve hayallerini yıkmış bulunmaktadır. Bütün emeklilerimiz boş ve hayalli bir beklenti içerisine itilmiştir.
Değerli milletvekilleri, sözlerime burada son veriyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 11 Haziran 2010