İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 41. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Tevhidi tedrisat kanunu ve hilafetin kaldırılması hk

Erkan Mumcu

Isparta Milletvekili ·

Genel Kurul, 41. Birleşim · 1. yasama yılı · 5 Mart 2003 · 1.349 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Erkan Mumcu, 5 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEVHİDİ TEDRİSAT KANUNU VE HİLAFETİN KALDIRILMASI HK); konuşma 1.349 kelime.

Erkan Mumcu (Isparta). “Tevhidi tedrisat kanunu ve hilafetin kaldırılması hk”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 5 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2003-03-05-tevhidi-tedrisat-kanunu-ve-hilafetin-kaldirilmasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta)Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; sözlerimin başında sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Tabiî, huzurlarınızda bulunma nedenim, doğrudan doğruya bir cevap vermek değil; her şeyden önce, sayın milletvekilinin dileklerine önemli bir ölçüde, büyük bir ölçüde katıldığımı ifade etmek içindir.

Bugün, önemli bir olayın anılması münasebetiyle saygıdeğer milletvekili söz almıştır. Bu önemin, bu olgunun altının çizilmesi gereği vardır; yani, Tevhidi Tedrisat Yasasının (Öğretim Birliği Yasasının) Türk eğitim sisteminin anaunsurlarını oluşturan bir dinamo olarak benimsenmesinin altının çizilmesi gereği vardır. Bunu doğru anlamak, gerçekten, her zaman bir ihtiyaçtır; bunu doğru anlamamız lazım. Doğru anlamamız lazım; çünkü, Sevr coğrafyasından misakımillî coğrafyasına, üniter bir ulus devlet modeli altında bağımsız bir devlet, bağımsız bir toplum olarak yaşayabilmemiz için, varlığımızı sürdürebilmemiz için, bunu, çok doğru anlamamız ve doğru uygulamamız gerekir. İmparatorluk bakiyesi çok çeşitli etnik ve dinî motiflere sahip bir topluluğun, bir toplumun, üniter bir devlet çatısı altında bir ulus olarak bir arada yaşayabilmesi, modern bir ulus olarak, bağımsız bir ulus olarak varlığını sürdürebilmesi, dünya sahnesinde -dünya ekonomi, dünya siyaset, dünya kültür, dünya uygarlık sahnesinde- saygın bir yer edinebilmesi için, bu, son derece önemlidir.

Osmanlının son döneminde başlayan modernleşme hareketleri, eğitim kurumlarında bir çeşitlilik ortaya koymuştu. II. Mahmut'tan bu yana süregelen modernleşme hareketleri -çok çeşitli eğitim kurumları, başta, modern askerî eğitim kurumları olmak üzere- eğitimde bir çeşitlilik tablosu ortaya çıkarmıştı. Bir taraftan, dinî eğitim veren eğitim kurumları, medreseler hayattaydı; bir taraftan, darülfünun dediğimiz modern yükseköğretim kurumları eğitime devam ediyorlardı; bir taraftan, rüştiyeler ve idadilerle modern eğitim kurumları hayatına devam ediyorlardı, bir taraftan da -dün de arz etmiştim Yüce Heyetinize- çok büyük bir kısmı kilise vakıflarınca kurulan ve işletilen vakıf okulları, yabancı dilde eğitim yapan okullar vardı. Baktığımız zaman, özellikle, ekonomik alanın elitlerini üreten, sosyal alanın elitlerini üreten mekanizmalar, işte, bu vakıf okullarıydı.

Bir üniter devlet modeli altında, ulus olarak birlikte ve bağımsız yaşayabilmemizin gereklerinden bir tanesi, Tevhidi Tedrisatla eğitimin birliğinin sağlanmasıydı ve bu eğitimin laik eğitim olmasıydı. Laiklik, Türkiye'nin çağdaşlaşması için ihtiyaç duyduğu bir konfordan ibaret bir şey değildir, uluslaşma sürecindeki bir toplumun ihtiyaç duyduğu stratejik bir şeydir; eğitimin laik niteliği de buradan kaynaklanır.

Bütün bunlarla, zannediyorum, bu konuya ilişkin anlayışımızın ve algılamamızın hangi düzeyde olduğunu yeterince ortaya koymuş oluyoruz. Kaldı ki, bundan önce, resmî belgelere yansıyan, parti programı, seçim beyannamesi, hükümet programı ve kamuoyuna, partinin ya da hükümetin yetkili isimleri tarafından, yetkili ağızları tarafından sunulan beyanlar da, bu anlayış, defaatle tekrar edilmiştir.

Sayın Milletvekilleri, üzülerek bir şeyi ifade etmek istiyorum ki, Türkiye, ne yazıktır ki, atfedilmiş niyetler üzerinden yapılmış sorgulamalardan vazgeçmedikçe, bu arkaik tutumunu terk etmedikçe, rasyonel bir diyalog düzlemine de gelemeyecektir.

Sayın milletvekili Yüksek Öğretim Kanununa ilişkin birtakım değinilerde bulundu. Akademik ölçütlerin Üniversitelerarası Kurulca -ki, anayasal bir kurum haline getirilmiş- belirlendiği ve âdeta, bir tekel haline getirildiği bir düzende, üniversitelerin idarî, malî açıdan özerkliğinin, bilimsel açıdan özgürlüğünün Anayasayla güvence altına aldığı bir düzende, bilmiyorum, burada ifade edilen kaygılara mahal var mıdır?! Kaldı ki, böyle, atfedilen niyetlerin sorgulanması ve onlar üzerinden birtakım yargıların üretilmesi yerine, başından beri açık bir diyalog ve müzakere süreci işlemektedir; bu açık diyalog ve müzakere sürecine katılıp katılmamak herkesin kendi bileceği bir şey olmakla beraber, bu süreci yok sayarak, ortadaki somut taslak ve girişimleri yok sayarak, hâlâ, niyet üzerinden bir sorgulamaya girişmek ne kadar adildir, ne kadar adaletlidir, insafla ne kadar bağdaşır, bunu sormaya da bizim hakkımız var.

Bazı arkadaşlarımız, yükseköğretim reformu konusundaki girişimlerimizden vazgeçmemiz gerektiğini düşünüyorlar ve bunu beyan ediyorlar. O zaman, Türk toplumunun hafızasından, özellikle Yüksek Öğretim Kanununun çıktığından bugüne kadar söylenmiş bütün sözleri silmemiz lazım. Eğer, bu mümkünse, biz, girişimimizden vazgeçebiliriz. Siyasî partilerin YÖK hakkında yirmi yıldır söyledikleri, parti programlarına yazdıkları, seçim beyannamelerinde ifade ettikleri, basına açık, kamuoyuna açık olarak ifade ettikleri her şeyi; tüm hükümetlerin programlarına giren, aşağı yukarı tüm kalkınma planlarına giren ve Meclisin onayına girmiş olan tüm beyanları, ifadeleri, eğer, kayıtlardan çıkarmak mümkünse -zaman zaman, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup milletvekillerimiz de bazı parti sözcüleri de bu görüşü ifade ediyorlar- sözgelimi, Cumhuriyet Halk Partisinin parti programından, seçim beyannamelerinden ve partinin resmî belgelerinden, bugüne kadar, YÖK ve yükseköğretim sistemiyle ilgili söylediği şeyleri çıkarmak mümkünse, biz de girişimimizden vazgeçebiliriz. Tabiî ki, bu, mümkün değildir.

Yükseköğretim sisteminin reforme edilmesi, toplumsal bir ihtiyacın gereğidir, toplumsal bir taleptir. Toplumsal bir talep var olduğu içindir ki, bütün siyasî partilerin programlarında ve bütün hükümet programlarında bu husus yerini almıştır ve birbirine çok benzer bir şekilde yer almıştır. Bu konuda, sanıyorum, en ileri adım atmayı vaat eden de Cumhuriyet Halk Partisi Grubudur ve Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Biz, bunu, memnuniyetle karşılıyoruz.

Şimdi, açık bir diyalog ortamında diyoruz ki: Somut bir taslak var ortada, somut bir tasarı. Bu taslak, kutsal bir metin değil, değiştirilsin diye, üzerinde konuşulsun diye ortaya konulmuş bir şey ve değiştiriliyor. Her türlü eleştiriye, her türlü öneriye, her türlü katkıya açığız. Ama, sorgulanmak istenilen şey eğer şu ise: Bunu siz yaparsanız olmaz, bunu, ancak biz yaparız... Niye biz yapamayız?! Eğer, bizim demokratik meşruiyetimizi sorgulamak istiyorsanız, bunun yapılacağı zaman geçmiştir. Seçimler oldu, partiler, programlarıyla, yükseköğretimle ilgili programlarıyla, görüşleriyle halkın karşısına çıktılar, vaatlerini verdiler, sözlerini verdiler ve halk, bununla ilgili kararını verdi. Bizim demokratik meşruiyetimizi, artık, hiç kimsenin tartışmaya hakkı yok.

Şimdi, gelin, Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap verecek bir çözümü elbirliğiyle gerçekleştirelim; gelin, sağduyudan ve diyalogdan uzaklaşmayalım; gelin, birbirimizin niyetlerinden kuşku duymayalım. Bizim, ne öğretimin birliğiyle bir derdimiz var ne laiklikle bir derdimiz var. Biz, bütün bunların, çağdaş Türkiye'yi ayakta tutan temel direkler olduğunu biliyoruz ve uygulamamız da icraatımız da bu yöndedir.

Özellikle Cumhuriyet Halk Partili bazı arkadaşlarımın hem basına hem Meclis kürsüsüne yansıyan bazı beyanları dolayısıyla şu açıklamayı yeniden yapmak gereğini duyuyorum ve Meclis kürsüsünden ikinci kez bunu yapıyorum. Arkadaşlarıma danışmadım; ama, arkadaşlarımın beni kırmayacaklarını umuyorum: Eğer, Millî Eğitim Bakanlığında yapılan atamalarda bir usulsüzlük, bir yolsuzluk olduğu kanısındaysanız, lütfen, bunu araştırma önergesi konusu haline getiriniz. (CHP sıralarından "Reddedilir" sesleri)

MUHARREM İNCE (Yalova)Destekleyecek misiniz?..

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla)Biz, destek vermeye söz veriyoruz; hatta, bir şey daha söylüyoruz; arzu ederseniz, soruşturma önergesi haline getiriniz; biz, buna da destek vermeye söz veriyoruz; ama, bir şartla; bunun için, şöyle, geçtiğimiz iki yılı da içine alan, bugüne kadar devam eden bir periyodu incelemek, araştırmak, soruşturmak şartıyla... (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ben, kendi Bakanlığımı tartışan bir adam olmak istemiyorum, kendi Bakanlığımı tartışmaların odağı haline getirmek istemiyorum; ama, Bakan olarak sorumlu olduğum hususlarda, Anayasanın, yasaların ve demokratik teamüllerin bana verdiği yetkileri yadsıyan bir anlayış içinde bir sorgulama başlatılacaksa, demokratik anlayışımın ve demokratik hoşgörümün bir karşılığı olarak da diyorum ki, bunu yapmadan önce, Parti Grubunuz, aranızda bir komisyon teşkil ederek, Bakanlığımızda bir inceleme de yapabilir; buna da açığız. Buna da açığız, bütün belgelerimizi açmaya hazırız; ancak, böyle bir komisyonun yaptığı incelemelerde vardığı sonuçların gereğini yapma sorumluluğunu üstüne almak zorunluluğunun bir ahlakî zorunluluk olduğunun da altını çizelim. Eğer, bu arzu ediliyorsa, biz, buna açığız.

Benim şu anda Bakanlığımda yaptığım atamaların sayısı, bir elin parmaklarını geçmez, bilemediniz, iki elin parmaklarını geçmez; bunların da çoğu Özel Kalemde görevlendirmelerdir, bir tanesi Personel Genel Müdürlüğündedir. Her şey, yasa, Anayasa çerçevesinde oluyor. Yapılan binlerce atamanın, nasıl usulsüz, nasıl hukuksuz, nasıl insafsız ve izansızca yapılmış olduğunu görmek istiyorsanız, Millî Eğitim Bakanlığının kapısı açık. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bütün dosyaları, bütün evrakları açık. Dolayısıyla, gelin bir diyalog kuralım; gelin, sağduyulu, pozitif, yapıcı bir diyalog kuralım. Bu diyalogla her şeyin doğrusunu yapmaya gidelim; yükseköğretimde de ortaöğretimde de ilköğretimde de...

Bizim, sekiz yıllık eğitimle ilgili filan hiçbir kaygımız yok; tek kaygımız, verimliliğini artırmaya ilişkindir. Bizim, ortaöğretimle ilgili çok ciddî kaygılarımız var. Dünya dengesine hiç uymayacak şekilde, yüzde 75'e varan oranda genel lise, yüzde 25'lere kadar inen oranda meslekî, teknik eğitim dengesine sıkışmış kalmış ve üniversite önünde biriken -kapasitenin her geçen gün, sekiz yıllık eğitim dolayısıyla, çağ nüfusunun okullaşma oranı arttığı için- artan oranın, üniversite kapısının dışında bırakıldığı; işsiz, mesleksiz, özgüvenini yitirmiş; devletin kurumlarına ve geleceğine olan umudunu, güvenini yitirmiş insanlar için çözüm bulmakta, biz, işbirliği arıyoruz. Her türlü akılcı işbirliğine de açığız; ama, işbirliği, tabiî ki, herkesin kendi iradesine bağlı bir şey. İradesiyle katılmak isteyen herkesin, sivil toplum örgütlerinin, siyasî partilerin başımızın üstünde yeri var. Katılmak istemeyenleri zorla katamayız; ama, hem bu sürece katılmayıp hem de, eğer, bizim bu işi yapıp yapamayacağımızı sorgulamaya çalışırsanız, işte, orada yanılırsınız. O kararı, millet, seçimlerde verdi ve "hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir."

Hepinize saygı, sevgi sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 5 Mart 2003

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook