Gelir vergisi kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı (s.s:385)
Aydın Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 102. Birleşim · 3. yasama yılı · 10 Haziran 2009 · 1.087 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ertuğrul Kumcuoğlu (MHP), 10 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S:385)); konuşma 1.087 kelime.
Ertuğrul Kumcuoğlu (MHP, Aydın). “Gelir vergisi kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı (s.s:385)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 10 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ertugrul-kumcuoglu-23-2009-06-10-gelir-vergisi-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulun gündeminde bulunan 385 sıra sayılı kanunun ikinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, konuşmama başlamadan önce özel ve önemli bir gözlemimi ifade etmek istiyorum. Geçen akşam televizyon seyrediyordum. Televizyonda Sayın Başbakan ful ekran görünüyordu her zaman olduğu gibi -özellikle devlet televizyonlarında ve yandaş televizyonda başka kişileri görmemizin pek imkânı olmuyor- ve bir kolunda bir siyahi sevimli çocuk, öbür kolunda başka bir siyahi sevimli çocuk vardı. Baktım, bir şiir okuyor çocuklar. Meğer İstiklal Marşı’mızı okuyormuş ve bu küçük sevimli çocuk Kongoluymuş. Şiiri okudular, okudular, okudular -İstiklal Marşı’mızı- sonuna doğru Sayın Başbakanımız heyecanlandı ve şiire iştirak etmeye başladı ve son birkaç kıtasını o çocuklarla birlikte okudu ve okuduğu İstiklal Marşı’mızın son kıtası şöyle diyordu:
“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.”
Tekrar ediyorum:
“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.”
Allah büyük, Sayın Başbakan ırkına sahip çıktı, yüceltti, yani ırkçı oldu. Şimdi, demek ki Sayın Başbakan, bütün cumhuriyet hükûmetlerini faşistlikle suçlarken boş bulunup kendi de ırkçı oldu.
YILMAZ TUNÇ (Bartın)Ne alakası var?
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla)Ha ne ilgisi var, ne alakası var?
MUHYETTİN AKSAK (Erzurum)İstiklal Marşı üzerinden polemik yapmayınız ya, ayıptır!
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla)Sonra merak ettim, bu çocuklar Türkiye’ye niye gelmiş, ne oluyor diye. Meğer Türkçe olimpiyatları varmış.
Ha ben Sayın Başbakana sadece yabancılar için değil, kendi memurları için de bir Türkçe olimpiyadı yapmasını tavsiye ediyorum çünkü bizim huzurumuza getirdiği kanunların Türkçesi bozuk, tedvin sanatı bakımından son derece yetersiz ve eksik. Bu konudaki eksiklikleri önergelerle düzeltmeye çalıştım, sekiz-on önerge verdim ama burada hemen bazılarını özetliyorum. Mesela kanunun 26’ncı maddesinde “tebliğe” kelimesinin “tebligata”, 27’nci maddesinin “tebligatlara” kelimesinin “tebligata” efendim, 41’inci maddesindeki “tarhiyatlar” kelimesinin “tarhiyat” olarak düzeltilmesi lazım çünkü tebligat ve tarhiyat kelimeleri zaten çoğuldur. Böylelikle, bunları kaleme alan çocukların, arkadaşların, devlet memurlarının Türkçeleri iyi değil, yeterli değil.
Bu kanunu kim sevk etmiş görünüyor? Maliye Bakanlığı. O bakımdan dönüp maliyeci arkadaşlarıma “Sizi biz böyle mi yetiştirdik, nasıl kanunlar sevk ediyorsunuz?” demek geliyor içimden ama biliyorum bu kanunları onlar yazmadılar. Bu kanunlar Başbakanlıkta Maliye Bakanlığının tasarısına eklenmiş korsan maddelerdir ve dolayısıyla, maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisinin bürokratlarının eğitimleri yetersiz olduğu için Türkçeleri kifayetsizdir. Bunun dışında, devlet memurlarının da moralleri bozuk olduğu için hadiseye tam methaldar olamıyorlar. Dolayısıyla, sıkıntılı birtakım tasarıları burada konuşup kanunlaştırmaya çalışıyoruz. Mesela, kanunun 23’üncü maddesine -tedvin sanatı bakımından- olan eksiklik açısından 23’üncü maddesine bakıyorum- bir takdir komisyonu kuruluyor. Bu takdir komisyonunun üyelerini sayıyor, 2’si maliyeden, 2’si tapudan, 1’i efendim ticaret odasından diye, sonra parantez açılıyor, organize sanayi bölgelerinde bir de efendim, oradaki idareden birisi girer.” deniliyor ama bu komisyona ilave edilen ekstra bir üye midir yoksa ticaret odası üyesinin yerine konmuş bir üye midir, açık değil. Neden? Çünkü tedvin işi, kanunların, tasarıların kaleme alınması işi maalesef gereğince yapılmıyor, düzgün yapılmıyor, isabetli yapılmıyor.
Şimdi, arkadaşlar, bu vesileyle yine dikkatinizi çekmek istiyorum: Bu kanunun bir 19’uncu maddesi var. 19’uncu madde asıl benim “korsan madde” diye adlandırmaktan sıkıldığım fakat bundan da vazgeçemediğim bir maddedir. Bu, Başbakanlıkta ilave ediliyor ve Başbakanlığın aldığı bazı taşıt vasıtalarını katma değer vergisi ile özel tüketim vergisinden muaf tutuyor. Bu konuda milletvekili arkadaşlarımız çok ilginç açıklamalar yaptılar. Bir arkadaşımız dedi ki: “Başbakan jetski’yi ne yapacak? Niçin Başbakanlığa jetski alıyor da bunu katma değer vergisinden ve -efendim- özel tüketim vergisinden muaf tutuyor?” diye. Bir başka arkadaşımız da “Yapmayın, bu ayıptır, bu inat işidir. Gelin, biz size yeterli ödeneği verelim, bu istisnayı tanımayın.” dedi.
Bakın arkadaşlar, ben size bir şey söyleyeyim: Olay bu kadar basit değil. İçinizdeki maliyeci arkadaşlar ve orada olan arkadaşlar bunu iyi bilir. Katma değer vergisi “ben yaptım oldu vergisi” değildir. Katma değer vergisi, bir norm vergidir ve Avrupa Birliği tarafından Brüksel’de hazırlanmış ve Avrupa Birliğine üye ülkelere ve müstakbel üye ülkelere birebir kanunlaştırılmak üzere tevdi edilmiştir. Bu bir norm kanundur ve siz, bu kanunun genel normlarının dışında, Başbakanın paşa gönlü öyle istedi diye düzenleme yapamazsınız.
Bakın, bu ay sonuna kadar Avrupa Birliğiyle olan temaslarımızda vergiyle ilgili başlığın açılması söz konusu. Eğer Avrupa’da ilgili yetkililer sizin böyle bir düzenleme yaptığınızı görürlerse, size “Bunu düzeltin” diyeceklerdir ve siz, üç gün içinde, olmazsa üç hafta içinde, olmazsa üç ay içinde bizim huzurumuza tekrar gelip “Biz bu işi yanlış yapıyoruz, düzeltmek zorundayız.” diyeceksiniz. O zaman bizim yüzümüze nasıl bakacaksınız?
Bakın, zina meselesinde düştüğünüz tuzağa düşmek üzeresiniz. Zina meselesinde düştüğünüz tuzağa tekrar düşmek üzeresiniz. Avrupalılar basacak gırtlağınıza, değiştirtecek burada yaptığınız kanunu.
YILMAZ TUNÇ (Bartın)Ne alakası var?
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla)Beyefendi, zinada öyle yapmadılar mı? Niye diyorsunuz “Ne alakası var?” diye? Buz gibi öyle yaptılar.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Aynen öyle! Sen nereden biliyorsun, Mecliste miydin o zaman? Aynen öyle oldu.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla)Buz gibi öyle yaptılar. Buradan inat ettiniz. Buradan inat ettiniz, şakır şakır kanunu çıkardınız, ondan sonra, üç ay sonra takır takır tükürdüğünüzü yalattılar size.
Beyefendiler, aynı tehlikeyle karşı karşıyasınız. Aranızda maliyeciler var, dikkatinizi çekiyorum, orada maliyeciler var. Sayın Maliye Bakanı burada yok, Taner arkadaşımız bu işten anlamayabilir ama öbür arkadaşlar Bakanlarına anlatabilirler. Burada sıkıntıya düşeceksiniz. Çok büyük bir tenakuzla karşı karşıyayız. Yapmayın böyle şeyler. Başbakan istedi diye Türk kanun sistematiğini bozmayın, Türkiye'nin devlet geleneklerini bozmayın. Devlet hepimizin. Dünyada devletsiz millet yok.
O bakımdan “Efendim, Sayın Başbakan böyle istiyor.” Sayın Başbakanın her istediği yapılmaz, doğru olanlar yapılır. Dolayısıyla, şimdi… Ondan sonra ne yapıldı? Başbakanlığa tanıdığınız bir istisna yanlış olduğu görüldüğü için Komisyonda bu sefer bütün kamu kurumlarına teşmil edildi. Bu, aynı zamanda beraberinde birtakım haksız rekabet unsurları getirecektir, haksız rekabet unsurları getirecektir.
O bakımdan, yarın bir özel teşebbüsten birisi kalkar da “Bu kanun bana karşı ayırımcılık yapıyor.” der ise sizin Anayasa Mahkemeniz bozmasa bile ve herhangi bir şekilde Anayasa Mahkemesine gidilemese bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden döndürürler bu kanunu. Çünkü, kanunlarda eşitlik ilkesi esastır, adalet ilkesi esastır. Bu gibi kanunları yaparken herhangi bir şekilde kanunun ruhuna ve evrensel hukukun temel ilkelerine ters düzenlemeler yaparsanız Bağdat’tan dönmez, Brüksel’den döner. Artık eskisi gibi yanlış hesap Bağdat’tan dönmüyor, Brüksel’den dönüyor, oradan döndürtüyorlar.
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize)Siz ona da karşısınız.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla)Hayır. Bak, ben sizi ikaz ediyorum, diyorum ki: Eğer Brüksel’den dönmesini istemiyorsanız, gelin, bunun doğrusunu yapın. Size yardımcı oluyorum Sayın Vekilim. Niye öyle yapıyorsunuz?
Ben, tamam, Avrupa Birliğine karşı olurum, olmam değil mesele. Siz karşı değilsiniz, siz Avrupa Birliğinden yanasınız, siz Avrupa Birliğinin talimatları dışına çıkamazsınız. Burada da lütfen çıkmayın. Başınız ağrımasın diyorum. Gayet basit. (MHP sıralarından alkışlar)
Efendim, lütfen, kanun yaparken Türkçesine dikkat edelim. Lütfen, kanun yaparken tedvin sanatının inceliklerine dikkat edelim. Lütfen …
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
64 konuşma daha · 10 Haziran 2009