Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 80. Birleşim · 4. yasama yılı · 31 Mart 2010 · 692 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Esfender Korkmaz (CHP), 31 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.486)); konuşma 692 kelime.
Esfender Korkmaz (CHP, İstanbul). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 31 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/esfender-korkmaz-23-2010-03-31-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ESFENDER KORKMAZ (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Türk-Alman üniversite iş birliği, tarihin akışı içinde Türkiye'de önemli bir geçmişe sahiptir. 1933, İstanbul Üniversitesinde yapılan reformdan sonra Alman bilim adamlarının İstanbul Üniversitesinin gelişmesine önemli katkıları olmuştur.
Mensubu olduğum İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, 1936 yılında Ömer Celal Sarç ile birlikte Alman hocalar Neumark, Kessler, Alfred Isaac, Rüstow tarafından kurulmuştur. Benim hocam Profesör Memduh Yaşa da Neumark’ın asistanıdır. Bu Alman hocaların önünde bugün saygıyla eğiliyor ve Tanrı’dan rahmet diliyorum.
Değerli arkadaşlar, tasarının 3’üncü maddesi Türk-Alman Üniversitesi için kadro ihdas etmektedir. Ancak üniversitelere kadro tahsis etmek kolaydır, arsa ve bina tahsis etmek, vermek kolaydır; zor olan bu kadrolara insan vermektir, eleman sağlamaktır, akademisyen sağlamaktır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin kanayan yarasıdır; artık mezunlar akademisyen olmak istemiyor. Neden istemiyor? Bakın, yeni mezun olmuş ve Sayıştaya denetçi yardımcısı olan bir elemanın, bir denetçi yardımcısının aldığı maaş 2.800 liradır. Bir araştırma görevlisinin aldığı maaş 1.730 liradır ve yeni bir profesörün aldığı maaş da 3 bin liradır. Şimdi, yeni bir profesör mezun ettiği bir Sayıştay denetçisi kadar maaş alırsa siz o ülkede yükseköğrenime nasıl akademisyen bulacaksınız, nasıl akademik kadrolara sahip olacaksınız? Yine bir Sayıştay uzman denetçisinin aldığı maaş 6 bin liradır ama otuz yıllık bir profesörün aldığı maaş 3.660 liradır.
Değerli arkadaşlar, biz demiyoruz ki Sayıştayın maaşları yüksektir ama yanlış olan üniversite akademisyenlerinin, üniversite hocalarının maaşlarıdır. Şimdi bu maaşlar karşısında, siz devamlı üniversite açıyorsunuz, aynı havuzdan eleman kullanıyorsunuz, peki nasıl sağlayacaksınız? Üniversite öğretim üyesi olmazsa üniversitede eğitim ve araştırma yapamazsınız.
Değerli arkadaşlar, üniversite öğretim üyeleri, YÖK’ten önce yurt dışına giderdi, akademik çalışma yapardı, bilimsel çalışma yapardı. YÖK’ten sonra bu giderek azaldı ve bugün hiçler seviyesindedir. Bugün, bütün bakanlıklarda denetim elemanları, uzmanlar yurt dışına gidiyor ama üniversite öğretim üyelerinin, araştırma görevlilerinin, öğretim kadrolarının yurt dışına gitmesi için Türkiye’de ödenek yoktur, kaynak yoktur. Bu şartlarda siz nasıl öğretim üyesi yetiştireceksiniz?
Bilim adamları için araştırma imkânı yoktur; kitapları basılmıyor, araştırmaları teşvik edilmiyor.
Bakın, OECD ortalaması olarak araştırma geliştirme harcamalarının millî gelirdeki payı binde 22,6’dır. Türkiye’de bunun üçte 1’i yani binde 7,3’tür. Arkadaşlar, araştırma geliştirme harcamalarının artırılması gerekiyor. Türkiye, eğer bilimsel bir tabana oturtulmak isteniyorsa araştırma geliştirme masraflarının aynı oranda artırılması gerekiyor.
Şimdi bu durumda YÖK ne yapıyor arkadaşlar? Elbette ki biz, üniversite kökenli insanlar olarak YÖK’ün çok eziyetini çektik, çok eziyetine katlandık ama bu millet de YÖK’ün eziyetine katlanıyor.
Bakın, birkaç yıl öncesine kadar YÖK’ü 1982 Anayasa’sının antidemokratik kurumu olarak tarif eden iktidar, şimdi 180 derece çark ederek YÖK’ten çok YÖK’çü oldu. Üstelik anayasa taslağında, siyasi iktidarın antidemokratik olarak gördüğü YÖK, şimdi, Anayasa üyeliği için 4 üye teklif ediyor.
Değerli arkadaşlar, 2004 yılında Sayın Sezer 22 rektör atamasından 5 adedini, 22 rektör atamasından yalnızca 5 adedini ikinci sıradan yaptı. Bu uygulamayı dramatik olarak nitelendiren bugünkü Sayın Cumhurbaşkanı şimdi ne yapıyor? Bakın, Sayın Abdullah Gül, yeni kurulan üniversiteler hariç, atadığı 25 rektörün 14’ünü ikinci ve son sıralardaki adaylardan yapmıştı.
Değerli arkadaşlar, Hükûmetin tutumu, siyasi iktidarın anlayışı yükseköğrenimi piyasa malı yapmıştır. Eğitimin paralı olması bir tarafa, eğitim, yükseköğrenim piyasa malı hâline gelmiştir yani sosyal özelliği ortadan kaybolmuştur. Vakıf üniversitelerinin ücretlerine bakın, 10-15 bin lira ile KDV hariç 25 bin liradır. Dikkatinizi çekerim, “KDV hariç, KDV dâhil” diye, üniversite fiyatları gazetelerde anons ediliyor. Değerli arkadaşlar, 25 bin lira artı KDV ne demektir biliyor musunuz? 2 çocuklu, evli bir asgari ücretlinin üç sene dokuz aylık maaşı demektir. Değerli arkadaşlar, bu, hangi sosyal düzene uyar? Bu, hangi fırsat eşitliğine uyar? Sayıları 50’ye ulaşan -45 artı 5 de geliyor- vakıf üniversiteleri, yükseköğrenimdeki toplam öğrencilerin onda 1’inden azını yani yüzde 8,69’unu okutuyor. Devlet üniversitelerinde de harçlar yüksek. Biz, üniversitede harcını ödeyemediği için kaydı silinen birçok öğrenci tanırız.
Ardahan ve Muş gibi illerde, dershane olmadığı için yahut da dershane olduğu hâlde halkın parası olmadığı için, öğrencinin gidecek kudreti, gücü olmadığı için, öğrenciler sınavlarda en son sıralardadır ve Türkiye'nin şunu unutmaması lazım: Dershaneye gidip taktik alamadığı için son üniversite sınavlarında 30 bin gencimiz sıfır çekmiştir. Bu, bir ülkede yükseköğrenimin iflası demektir. Eğitimde fırsat eşitliği olmazsa bir ülkede, o ülkede sosyal kastlaşma olur ve sosyal kastlaşma da terör demektir, anarşi demektir.
Değerli arkadaşlar, Türk-Alman Üniversitesinden mezun olanlar, düşündünüz mü, Türkiye’de mi çalışır, Almanya’da mı çalışır? Türkiye zaten yeteri kadar beyin göçü veriyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
65 konuşma daha · 31 Mart 2010