Terörle mücadele kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.818)
Ordu Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 66. Birleşim · 4. yasama yılı · 22 Şubat 2006 · 1.769 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Eyüp Fatsa (AK Parti), 22 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TERÖRLE MÜCADELE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.818)); konuşma 1.769 kelime.
Eyüp Fatsa (AK Parti, Ordu). “Terörle mücadele kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.818)”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 22 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/eyup-fatsa-22-2006-02-22-terorle-mucadele-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-818 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 818 sıra sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısıyla ilgili Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Başkanlık Makamını ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tasarı, ihtiva ettiği içerik itibariyle, terörle mücadelede hayatını kaybetmiş, terörle mücadelede yaralanmış, malul, gazi olmuş, bunların geride bıraktıkları yakınlarıyla alakalı bir dizi düzenlemeyi beraberinde getiriyor; özellikle, eğitim, iş ve sağlık alanlarındaki yeni birtakım imkânları, şehitlerimizin, gazilerimizin ve bu mücadelede hayatını kaybetmişlerimizin yakınlarına yeni birtakım imkânlar getiren bir düzenlemedir. Muhalefet sözcüsü arkadaşlarımızın da olumlu olarak görmüş olduğu ve destek vereceklerini ifade ettiği bu düzenleme, elbette ki, bugüne kadar yapılması gereken, hatta, hiç kamuoyuyla bu şekliyle paylaşılmadan, bu millet, vatanı için, milleti için, bayrağı için, dirliği için, ülkesi için ve insanı için canını feda etme erdemliliğini ve yüceliğini ortaya koymuş, bu uğurda gazi olmayı başarabilmiş, bu mücadelede birtakım organlarını kaybetmiş, yani vücut organlarından bir kısmını kullanamaz hale gelmiş, gerçekten hiçbir kıymetle ölçülemeyecek kadar, hiçbir değerle ölçülemeyecek kadar büyük fedakârlıklar yapabilme erdemliliğini göstermiş bu insanlara karşı, bu insanlarımıza karşı, bu değerlerimize karşı keşke yasal düzenlemeleri daha önceden yapabilmiş olsaydık! Bunların, Genel Kurulda kamuoyuna açık bir şekilde tartışılıyor olması bile insana sıkıntı veriyor doğrusunu isterseniz. Bu hassasiyetimi de Grubum adına sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bugünün meselesi değil. Biz -kendi kuşağımız itibariyle de biliyorum- büyüklerimizden de hep dinleyerek geldik. Burada, onların birçok canlı şahitleri, yaşayan, en azından ailesinde bu tür büyük fedakârlıklar ortaya koymuş insanların evlatları ve yakınları olarak aramızda da bulunan arkadaşlarımız var.
İstiklâl Savaşı gazilerimizden başlamak suretiyle, hep gazilerimizin, şehitlerimizin ve bunlara bağlı olarak, bunların millete emaneti olan yakınlarının durumlarıyla ilgili, karşılaştıkları sıkıntılarla ilgili hep bu ülkede çok şeyler konuşulmuştur. Keşke, bu ülke ve bu ülkeyi idare edenler, bu fedakârlığı yapma erdemliliğini gösteren, hayatını ortaya koyan insanların yapmış olduğu fedakârlığın çok daha azını, bunları bütün siyasi polemiklerin de dışında tutarak, bütün endişelerin de ötesine taşıyarak, bunları biz hiç konuşmadan, biz de millet olarak bu değerlerimize karşı bu erdemliliği göstermiş olabilseydik! Gönül bunu arzu ederdi; ama, bir başlangıçtır. Elbette ki, bundan önce de birtakım yasal düzenlemeler yapılmıştır, bunların yakınlarıyla ilgili, eşleriyle ilgili, yetimleriyle alakalı ve aile yakınlarıyla, bakmakla yükümlü olduğu yakınlarıyla alakalı birtakım düzenlemeler yapılmıştır; ama, daha önce yapılan düzenlemeler, daha çok, bire bir, şehidin ve gazinin birinci derece eş ve çocuklarıyla alakalıydı. Bu, biraz daha kapsamı genişletmek suretiyle, bunun kapsamını, bunların birinci, ikinci derece yakınlarına ve en azından sorumlu olduğu insanlara karşı genişletmektedir. Önemli bir gelişmedir, önemli bir düzenlemedir; ama, yeterli bir düzenleme değildir. Bu millet bunları bağrına basabilmeli, bu insanların yapmış oldukları fedakârlıklar karşısında da bunlara verilenleri, verilmesi gerekenleri, hiçbir şekilde, ne siyasetinin ne pazarlığının ne günlük hayatının konusu yapmamalıdır; erdemlilik de doğru olan da budur diye düşünüyorum. Bunun üzerinde çok fazla konuşmak istemiyorum. Önemli bir düzenlemedir. İnşallah, bir sıkıntıyı, bir büyük beklentiyi… Bütün bunların ötesinde de, milletçe bir büyük vefayı ödeme gibi küçük bir gayret olarak bunları düşünüyorum. Elbette ki -biraz önce Sayın Öymen de uzun uzun anlattı- bunların özlük haklarını, sıkıntılarını, problemlerini ve ihtiyaçlarını bir çatı altında toplayan bir yasal düzenlemenin yapılmasında da zaruret olduğu kanaatindeyim. Parça parça, işte, bizim dışişlerinde şehitlerimiz var, millî eğitim camiasında şehitlerimiz var, emniyette şehitlerimiz var, jandarmada, askerde şehitlerimiz, gazilerimiz var ve diğer, bu ülkeye hizmet eden çok değişik alanlarda, diyanette ve diğer, tapu kadastrodan ulaşıma kadar, Devlet Demiryollarına kadar, bu ülkede, hizmet noktasında, bu ülkeye yararlı olabilme noktasında farklı şekillerde fedakârlık yapmış, hayatını kaybetmiş insanlarımız vardır. Bunlara karşı elbette ki milletçe vefamız ve sorumluluğumuz da vardır. Bunlarla ilgili yapılacak bütün çalışmaları ve bunlar için ödenecek bütün minnetleri ve şükranları bir çatı altında toplayarak bir elden yürütülmesi… Aslında, bu millete yakışan da bu ülkeye yakışan da budur diye düşünüyorum. İnşallah, bununla ilgili de mutlaka bir yasal düzenlemenin yapılmasında, buna öncülük edilmesinde de zaruret olduğunu, bütün bu konuşmalardan ve uygulamalardan da görmüş oluyoruz. Tabiî, gerek kendilerine sağlanan imkânlar, ekonomik imkânlar gerekse sağlık ve eğitim alanında birtakım imkânlar sağlanmıştır; ama, bunlar, elbette ki yeterli değildir. Bunları daha ileriye, hatta, hiçbir şekilde konuşmaya, günlük hayatımızın malzemesi yapılacak birtakım uygulamalara ve konuşmalara fırsat vermeden, imkân vermeden de bunların yapılması gerektiği kanaatindeyim.
Değerli arkadaşlar, bir konuyla ilgili, bu vesileyle bir açıklama yapmak istiyorum. Sayın Öymen, özellikle şehitlerin kendi ailelerine emanet olarak verildiği, bir aziz hatıra olarak verdiği silahlardan bile onlara bir taşıma ruhsatı ücreti, 1 500 YTL'lik bir ücret talep edildiğini ifade etti. Doğrusunu isterseniz, tabiî, bunlar çok hoş ve şık şeyler değil; ifade etmesi bile zor. En azından, hayatını verme erdemliliğini göstermiş insanın aziz hatırasına bir saygısızlıktır bu, bir saygısızlıktır. Bununla ilgili, Grup Başkanvekilimiz Sayın Faruk Çelik'in bir kanun teklifi verdiğini, komisyonda olduğunu, inşallah, kısa zamanda da komisyon gündeminden Genel Kurulun gündemine getirilmek suretiyle, en azından, bu aziz hatıraya Meclis olarak sahip çıkmamız gerektiği konusunda da bir sorumluluğumuzun olduğunu ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî, burada, Sayın Öymen, bütün bunların dışında, terörle mücadelenin iç ve dış boyutlarıyla ilgili, geniş, ayrıntılı bilgiler verdi. Evet, terörden, biz, ülke olarak, millet olarak çok acı çektik ve yeryüzündeki, dünyadaki bütün ulusal terörün uluslararası boyutunda, ülke olarak, millet olarak da her türlü katkıyı verdik; ama, belki, bizim yapmış olduğumuz fedakârlığı, bizim sağlamış olduğumuz, terörün uluslararası boyutundaki gelişmelerin giderilmesi noktasındaki, ülke olarak, millet olarak sağlamış olduğumuz katkıyı da, maalesef, muhatap ülkelerden görmediğimiz de bir gerçektir. Türkiye'nin, terör konusunda, gerçekten, bütün dünyanın başvurabileceği çok önemli bir tecrübe ve bilgi birikimi vardır. Türkiye, dünyadan bunu esirgememiştir; ama, dünyanın bazı ülkeleri, elindeki imkânları terörle mücadele konusunda Türkiye'yle paylaşmaktan sarfınazar etmiş, bunu Türkiye'den esirgemiştir. Bu da bilinen, kamuoyu tarafından bilinen bir gerçektir.
Yine, bu noktada bir hususu da sizlerle paylaşarak huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, son zamanın, son günlerin sıcak gündemidir; Filistin'deki seçimler ve bu seçimlerin arkasından gelişen olaylarla ilgili gerek yurt içinde gerek yurt dışında gerek siyaset çevresinde gerekse medya çevresinde farklı yorumlar ve düşünceler ortaya konuldu. Ben, bu konuyla ilgili düşüncelerimi de Genel Kurulla ve sizlerle bir kere daha paylaşmak istiyorum.
Tabiî, biz, bu bölgenin, bu coğrafyanın insanıyız. Bizim coğrafyamız, belki başka coğrafyalarda çok rastlanmayan; ama, sürekli krizlerin yaşandığı bir coğrafyadır burası. Başka coğrafyalarda, belki, bizim coğrafyamız kadar sürekli savaşların, cinayetlerin, krizlerin yaşandığı bir başka coğrafyayı tahayyül etmek mümkün değil. Tarih boyunca da bu böyle olmuştur.
Ortadoğu'nun en güncel ve en dinamik süreci İsrail-Filistin anlaşmazlığıdır. Dolayısıyla, her ülkenin bu konularla ilgili birtakım yaklaşımları, birtakım değerlendirmeleri olduğu gibi, haklı olarak Türkiye Cumhuriyetinin de, Türkiye'deki her sağduyulu insanın da bu anlaşmazlıkla ilgili, burada yaşanan gelişmelerle ilgili düşünce üretmesi, fikir üretmesinden, burayla ilgili birtakım endişe ve kaygıları taşımasından ve paylaşmasından daha tabiî bir şey olamaz.
Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz günlerde Filistin'de bir serbest seçim oldu. Bu seçimlerde iki örgüt, iki siyasî teşekkül seçime katıldı. Bunlardan bir tanesi iktidarda bulunan El Fetih, diğeri de muhalefeti temsil eden Hamas. Bu, sadece… Bu seçime girerken, yani, o günkü şartları da, o gün dünya kamuoyunu, Ortadoğu'daki kamuoyunu da, gelişmeleri, düşünceleri de bir kere daha hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum. Bugüne kadar serbest seçimlere katılmayı sürekli reddeden Hamas'ın, ilk defa seçimlere katılıyor olması bir olumlu gelişme olarak bölgede değerlendirilmiştir; bütün dünya da bunu böyle değerlendirmiştir. Yani, o gün, Hamas'ın yasal çizgide bir demokratik seçime taraf olması, yani bunun içerisinde yer alması, bölgedeki gelişmeler adına olumlu olarak değerlendirilmiştir; ama, belki hesaplar hep şöyle yapılmıştır; Filistin halkının iradesi bu hesapları doğru çıkarmadı: Yani, nasılsa bu seçimden yine El Fetih çıkar, dolayısıyla Hamas belki buradan iktidar olarak çıkmaz gibi bir düşünceden hareketle, yasal çizgide Hamas'ın mücadele ediyor olması memnuniyetle karşılandı; ama, Filistin halkının iradesi bu beklentiyi bu şekilde tezahür ettirmedi; Filistin halkının iradesi Hamas'a bu konuda yetki vermiştir.
Şimdi, tabiî, değerli arkadaşlar, çok şey söylenebilir; ama, Filistin'de önemli bir süreç, Ortadoğu'da önemli bir süreç başlamıştır. Bugün değil, geçmişi de vardır; Oslo Barış Süreciyle gelen bir süreç var. Bu sürecin yaşaması gerekir; bütün dünyanın gayreti ve Türkiye'nin gayreti de, bölge ülkelerinin gayreti de bu noktadadır. Şimdi, bu noktada, Sayın Başbakanımızın, Davos'ta, özellikle hiç kimse açıklama yapmadan önce yapmış olduğu ve dünya kamuoyuyla paylaştığı bir düşüncesi var. Yani, bu noktada tarafları anlamak lazım, dinlemek lazım, fırsat vermek lazım; yani, bu işin demokratik zeminde yürütülebilmesinin imkânlarının ve şartlarının zorlanması lazım. Hem ilgili ülkelere hem de her fırsatta Hamas'a şu çağrıyı yaptı ülke olarak Türkiye; özellikle hükümet olarak söylüyorum. Sayın Başbakan "bir elde silah, bir elde demokrasi, bu işi yapamazsınız; buna dünya müsaade etmez, buna konjonktür müsaade etmez, buna bölgenin şartları ve gelinen süreç buna müsaade etmez. Eğer, ülkenize, milletinize karşı, uluslararası camiaya karşı bir sorumluluğunuz varsa ve demokratik iradeye saygı duyuyorsanız, tavrınızı demokrasiden yana koyun ve silahı bırakın; silahla demokrasiyi birlikte yürütemezsiniz, bu şekilde halkınızın beklentisini de gerçekleştiremezsiniz" diye, değişik vesilelerle söylemiştir. Türkiye'ye geldiği zaman da, bunların yetkililerine söylenen söz ve bunlara iletilen ifade, bunlarla paylaşılan düşünce bundan farklı bir şey değildir.
Efendim, Hamas, tüzüğünde kendisini farklı şekilde ifade etmiş olabilir. Bakın, daha önce de bu coğrafyada, yine aynı ülke üzerinde, aynı millet üzerinde, gayret eden, kendi halkı için mücadele eden Yaser Arafat ve onun temsil ettiği El Fetih örgütü de, geçmişte terörist ve terör örgütü olarak adlandırılmıştır; ama, sonuçta, dünya veya onları terörist ve terör örgütü olarak ifade edenler, reddedenler, kabul etmeyenler, bir şekilde bir araya gelip, barış haritasını da, barışın yol haritasını da bunlarla beraber yapmışlardır. Bu mümkündür, fırsat vermek lazım; yani, neticede Hamas'ın ne olacağı değil, Filistin Halkının ne olacağı çok önemlidir. Filistin Halkının daha fazla acı, daha fazla gözyaşı, daha fazla ıstırap, daha fazla açlık, sefalet çekmemesi için, elbette ki, bütün hür dünyanın yapabileceği bir şey var olduğu gibi, Türkiye'nin de yapabileceği şeyler vardır. Biz, şimdi, yeniden Filistin'de gözyaşı olmasın, yeniden Filistin'de yol haritasını silahlar belirlemesin, yeniden Filistin'de vahşet olmasın, bombalı saldırılar, intihar saldırıları, canlı bombalar olmasın, bundan sonraki süreçte herkes aklını başına alsın, herkes sorumluluğunu, ülkesine, milletine karşı, hür dünyaya karşı olan sorumluluğunu idrak etsin ve bölgede girilen barış süreci sekteye uğramasın diye, bir sorumlu ülke olarak, birtakım telkinlerde bulunduk. Bu, aslında, bizim ağzımızdan bütün hür dünyanın telkinleridir. Ha, Hamas bunu ciddîye alır almaz, o ayrı bir olay. Süreci hep beraber göreceğiz; ama, her insan gibi, her aklı başında insan gibi, her sağduyulu insan gibi, bizim de gönlümüzden geçen, arzu ettiğimiz, Filistin'de artık silahın yerini barış, terörün yerini demokrasi alsın, insanlar daha fazla acı çekmesin, daha fazla ıstırap duymasın, her iki ülke de birbirini kabul etsin, birbirinin varlığını kabul etsin, birbirini yok etme üzerine siyaset argümanları, mücadele argümanları geliştirmesin, temennimiz budur; dün de buydu, bugün de bundan ibarettir. Aksi takdirde, bir terör örgütünü, salt bir terör örgütünü, terörle itham edilen bir örgütü muhatap alma olarak konu algılanırsa, doğrusunu isterseniz, mesele anlaşılmamış, meseleye Türkiye'nin hassasiyeti, bölgede yaşanan sürecin ve bölgedeki hassasiyetin anlaşılmadığı gibi bir gerçek ortaya çıkar ki, maazallah, bundan en fazla bölge insanı zarar görür, Filistin Halkı zarar görür, bundan herkes zarar görür, insanlık zarar görür.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)Örgütün listesini niye onayladınız?
EYÜP FATSA (Devamla)Değerli arkadaşlar, bakın bir şey söyledim.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 22 Şubat 2006