İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 42. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tapu kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.218)

Faruk Bal

Konya Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 42. Birleşim · 3. yasama yılı · 8 Ocak 2009 · 1.697 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Faruk Bal (MHP), 8 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TAPU KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.218)); konuşma 1.697 kelime.

Faruk Bal (MHP, Konya). “Tapu kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.218)”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 8 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2009-01-08-tapu-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-218 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik içeren kanun tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sunmak için huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, yılbaşı gecesi 7 gencimizin hayatına mal olan facia dolayısıyla üzüntülerimi ifade ediyorum ve bu 7 gencimize Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Bir başka faciayı daha yaşamaktayız. Gazze’de kaçma, kurtulma şansı bulunmayan Filistin halkına karşı girişilen katliamı telin ediyor, bu katliamda canlarını kaybeden gencecik evlatlarımızı, çocukları, anneleri, babaları huzurunuzda yâd ediyorum, onlara Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum ve milletimize “Başınız sağ olsun.” diyorum.

Değerli arkadaşlarım, görüştüğümüz tasarı, Tapu ve Orman Kanunu ile Harçlar Kanunu’nda değişiklik yapılmasını içeren bir tasarıdır. “Tapu” dediğimiz zaman aklımıza da mülkiyet hakkı gelmektedir. Mülkiyet hakkı, gerçek kişiler ile eşyalar arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuki bir değerdir ve mülkiyet hakkı, insanlık tarihi boyunca da mukaddes olarak anılmıştır; bütün evrensel hukuk değerlerinde, uluslararası anlaşmalarda, anayasalarda ve kanunlarda aynı değer ile itibar görmektedir.

Gayrimenkul hukukunda ise mülkiyet hakkı ile gerçek ve tüzel kişiler arasındaki ilişkiyi “tapu senedi” dediğimiz belge düzenlemektedir. Bu belgelerin oluşturulmasında ve gayrimenkullerin devir ve ferağında ülkemizde çok ciddi sıkıntılar yaşandığını hep beraber bilmekteyiz. Bir türlü, Türkiye'nin gayrimenkul hukukunu düzenleyen tapu kayıtlarının oluşturulması yani kadastro işlemi tamamlanamamıştır. Bunun tamamlanamamış olmasında, siyasi iradenin tam olarak bu sorunun arkasında yer almamış olması bir sebeptir, yeterli ödeneklerin ayrılmamış olması bir başka sebeptir, bu işle görevli kişilerin hizmet heyecanından yoksun olacak bir hayat standardının altında yaşıyor olmaları bir sebeptir, mevzuat kargaşası bir sebeptir, velhasıl bu sebepleri saymak mümkündür ve uzatmak mümkündür ancak oluşturulmuş olan tapu kayıtlarının mülkiyetin devri sırasında kullanılmasında da çok ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunları çözebilecek yasal düzenlemeler, görev ve yetkileri bir araya getirip önemli bir konuyu Meclisimizin çözmesi gerekirken maalesef bu konularda Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından herhangi bir teşebbüs görmemekteyiz. Temennimiz odur ki, tapu kayıtlarının oluşturulması sırasında mahallî bilirkişi sıfatı ile dinlenen kişilerce mülkiyetin orada bulunan kişinin namı ile ifade edilmesi sonucunda, malikin ismindeki küçücük bir hata, örneğin “Ali” yerine “Hacı Ali” yazılması, “Mehmet” yerine, “Mehmet Ali” yazılması mahkemelere kadar taşınmakta, mahkemeler keşfe kadar gitmekte ve neticede bu masraflı yolu vatandaşlarımız tercih etmemektedir.

Yine tapu kayıtlarındaki harçların yüksekliği ve gereksiz harçların alınmış olması tapu kayıtlarındaki intikalleri geciktirmektedir ve bundan dolayı da gerçek malik ile tapudaki malik diye karşımıza çıkan kayıt dışı bir mülkiyet durumu ortaya çıkmaktadır. Siyasetin kayıt dışılığını anladık, ekonominin kayıt dışılığını anladık ama tapu kaydının kayıt dışılığını anlamak mümkün değildir. Bunu düzeltmek için gerekli tedbirleri almamız gerekmektedir. İşte bu tedbirler cümlesinde, önümüzdeki kanun tasarısında da Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bunlara kısmi çözüm getirebilecek önergeleri sunduk. Temenni ederiz ki, yüce Meclisin değerli üyelerinin bunları, ülkemizin her sorununa olduğu gibi bu sorununa da Milliyetçi Hareket Partisinin ortak akla dayanarak yapmış olduğu bir çözüm önerisidir, şeklinde değerlendirmesini beklemekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, bu kanunun 1’inci maddesiyle ilgili olarak düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Kanunun 1’inci maddesinde “tapu memuru” yerine, “tapu görevlileri” şeklinde bir yeni tanımlama getirilmektedir. Tapu memuru, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi, tapu sicil müdürlüğünde çalışan tapu sicil memuru, tapu sicil kâtibi ve veri hazırlama ve kontrol işletmeni diye tanımladığımız üç kalem memurdan müteşekkildir. “Tapu görevlileri” dediğimiz zaman, bu üç kalemin içerisine, arşiv memuru -ki meslek memuru değildir- müstahdem -ki meslek memuru değildir- 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine göre çalışan kişiler -devlet memuru niteliğinde değildir- ve işçi statüsündeki kişiler de -devlet memuru niteliğinde değildir- girmektedir. “Oluversin” demek mümkün değildir, çünkü Anayasa’mızın 128’inci maddesi, mukaddes nitelikteki mülkiyet hakkının oluşmasında ve devrinde kullanılan kamu hizmetinin, asli ve devamlı görev ifa eden memurlar marifetiyle yapılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu mülkiyet hakkıyla ilgili gerek bu mülkiyet hakkının kayden oluşturulması ve gerek devir ve ferağıyla ilgili olmak üzere asli ve daimî olmayan kişilerin çalıştırılması, Medeni Kanun’un 1007’nci maddesindeki “rücuen tahsil” dediğimiz, oluşan zararlara karşı “rücuen tazmin” dediğimiz sorunu karşımıza çıkaracaktır. Dolayısıyla, meseleyi önemine uygun bir şekilde kamu görevlileri marifetiyle yapmak gerekmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz “tapu memurları” yerine “tapu görevlileri”nin ikame edilmesine muhalefet etmekte ve bunun madde metninden çıkarılması gerektiğini düşünmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, tabii ki böyle önemli bir hakkın tesisiyle ilgili bir kanun geldiğinde bu kanunun gereken özenle hazırlanması icap etmekte ve hazırlanış şekli itibarıyla da içinde mevcut bulunan aksaklıkların giderilmesine çalışılması gerekmektedir. İşte bunlardan 1’inci maddenin beşinci fıkrasında vergi kimlik numarasından bahsedilmektedir. Madem bir değişiklik yapılacak, artık vergi kimlik numarası uygulaması geçmiştir, onun yerine Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının, vatandaş kimlik numarasının burada değişikliğe ilave edilmesi gerekirdi; böyle bir değişiklik bulunmamaktadır.

Yine atıflar bulunmaktadır bu Kanun’da. Elbette ki Tatbikat Kanunu’nun 21’inci maddesine göre oradaki atıflar yeni Medeni Kanun’a yapılmış sayılır falan da ama bu Kanun içerisinde madem bir değişiklik yapıyoruz, eski Medeni Kanun’un maddesine yapılmış olan atfı da burada düzeltmek gerekir.

Yine 11 Ocak 1926 gün ve 711 sayılı Kanun’dan bahsedilmektedir bu değiştirilmesi istenen metin içerisinde. Hâlbuki bu Kanun 1988 yılında kaldırılmıştır ve yürürlükten kalkan bu maddenin de yürürlükten kaldırılmış olduğu genelgelerle vesairelerle teşkilata duyurulmuştur. O zaman, özenle bu yasalar hazırlanır iken ya da yeterli özen gösterilirken bu eksikliklerin de giderilmesi gerekirdi; maalesef, böyle bir özeni görememekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, bu Kanun’un orman kadastrosuyla ilgili hükümleri de bulunmaktadır. Orman kadastrosu ve özellikle 2/B diye bilinen Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin B maddesi çerçevesi içerisinde orman dışına çıkarılan arazilerle ilgili, Hükûmetin gerek kanun çalışmaları gerek Anayasa değişikliği çalışmaları bir güvensizlik yaratmıştır, kamuoyunda ormanların peşkeş çekileceğine dair bir kaygı yaratmıştır. Genelleşmiş olan bu kaygıyı biz de paylaşmaktayız. Dolayısıyla, buraya getirilen hükümler içerisinde kapıyı arkadan dolanabilecek ve iyi niyetinizden şüphe edilebilecek hâlleri getirmemeniz gerekirdi.

Şimdi, tasarının 2’nci maddesinde bir hüküm sevk ediyorsunuz. Bu hükme göre, eğer orman kadastrosu yapılmamış olan yerlerde arazi kadastrosu yapılıyor ise arazi kadastrosunun belirlediği sınır orman sınırı sayılır. Nasıl sayılır, neye göre sayılır? Siz dediğiniz için sayılır mı? Karşınızda Anayasa var, karşınızda Orman Kanunu var. Bu iki temel kanun ve bunlara uygun yüzlerce oluşmuş Yargıtay içtihadı dururken, bunu buradan çıkarırsanız ne olur? Çoğunlukla çıkar, gider Anayasa Mahkemesinden bir daha döner gelir eskiden döndüğü gibi. Bu, ciddi ve vahim bir durumdur, bu ciddi ve vahim duruma uygun bir tarzda bu kanun görüşülmeli ve 2’nci madde tasarı metninden çıkarılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bir başka husus ise, orman kadastro çalışmalarını ihale yöntemiyle de yapmak üzere bir yetki aldınız ve bu ihale yöntemiyle özel şirketlere arazi kadastrosu yaptırılması çerçevesi içerisinde görevler, yetkiler verdiniz. Bugün, Bergama’da, Bolu’da, Kastamonu’da, Mardin’de bu heyetler çalışmaktadır. Anayasa’nın belirttiği devlet memurlarının asli ve daimî kamu hizmeti sunma özelliği dışındaki kişiler tarafından, yani özel şirketler tarafından bunlar yapıldığı içindir ki -bugün burada bulunan milletvekili arkadaşlarımız bunları inceleyebilir- özel şirketler, kamu hizmeti niteliği değil, kâr hizmeti veya kâr elde etme amacıyla bu işi yaptıklarından, olabildiğince masrafları minimize ederek, ancak kârı maksimize ederek bu hizmeti yürütme anlayışı içerisinde olduğundan, buralarda orman sınırlarının belirlenmesi konusunda çok ciddi kaygılar ve kuşkular bulunmaktadır.

Bize gelen bilgiler doğruysa, her ne kadar 5304 sayılı Yasa gereği orman mühendislerinin bu heyetlerin içerisine dâhil edilmesi gerekiyorsa da, orman mühendisleri ya davet edilmemekte ya da şeklen davet edilmiş gibi görünmekte ya da elden yapılmış olan tutanakları araziyi görmeden imzaladıkları iddiaları bulunmaktadır. Böyle bir durum varsa, bu, Anayasa’nın orman sınırlarını koruyan hükmünü, Orman Kanunu’nun ormanın devamını sağlayabilecek olan hükümlerini ihlal etmektedir ve -ileride- çok ciddi sorunları da içermektedir.

Değerli arkadaşlarım, bir teknik düzenleme var, bu teknik düzenlemeye biz de katılıyoruz. Yani teknoloji gelişmiştir, sınırların belirlenmesinde teknolojinin verdiği imkânlardan yararlanılması gerekir ancak burada maddi hataların düzeltilmesi sırasında orman sınırının düzeltilmesine sıra geldiğinde tasarıya bir hususun eklenmesi gerekmektedir, o da: “Orman miktarının azaltılmaması kaydıyla.” İşte bu çerçeve içerisinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bir önerge verdik, yüce Meclisin bilgisine o önergeyi de takdim etmekteyim.

Değerli arkadaşlarım, Harçlar Kanunu ile ilgili düzenleme vardır. Harçlar Kanunu’nun 1/b fıkrasının düzenlenmesi, imar parselizasyonu, pay sahiplerinin tekrar paylarının giderilmesi, şüyulandırılması işlemiyle ilgili harcı ortaya koymaktadır. Görünürde palyatif bir tedbir gibi getirilmiştir ancak ben bunu sizin biraz daha geniş bir şekilde bilginize sunmak istiyorum.

İmar parselizasyonu dediğimiz hadise, İmar Kanunu’nun 18’inci maddesine göre belediyelerin yetkisi dâhilinde olup gayrimenkul sahiplerinin mülkiyet hakkından yüzde 35-40 civarında düzenleme ortaklık payı alındıktan sonra bakiye kalan parseldeki hissenin başka bir parsel ile birleştirilmesidir. Bu, vatandaşın rızası dışında yapılan bir işlemdir. Vatandaşın rızası dışında bu işlemin yapılmış olması, düzenli kentleşme çerçevesinde, şehirleşme çerçevesi içerisinde makuldür ve doğrudur. Burada mülkiyet hakkı sınırlandırılmaktadır, hatta mülkiyet hakkı bedelsiz olarak belediye lehine devredilmektedir. Ancak vatandaşın bakiye kalmış olan gayrimenkul üzerindeki hakkının başka bir parsele götürülerek orada paydaş kılınması ve paydaş kılındıktan sonra bu imar parselinden ayrılması işleminden harç alınması ancak Deli Dumrul hikâyesine benzemektedir; gelenden 1, geçenden 2 harç alınması ya da baç alınması gibi bir meseledir. Dolayısıyla, biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, imar parselasyonunun pay sahiplerinden binde 9 oranında, taksim, rızai veya hükmi bir taksim sırasında binde 9 oranında harç alınması hususunu makul ve adil bulmuyoruz. Dolayısıyla bunun madde metninden çıkarılmasını talep etmekteyiz.

Bir diğer husus ise: Yine Harçlar Kanunu’yla ilgili olmak üzere, 6’ncı maddede, mirasen intikallerde harcın alınmayacağına dair bir hüküm sevk edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, harçlar, kanunla alınır. Kanunda yazılı olmayan harç zaten tahsil edilemez, dolayısıyla buraya bir istisna koymanın anlamı bulunmamaktadır. Dolayısıyla da “intikalinde alınmak kaydıyla” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arzu etmekteyiz.

Toparladığımız zaman, gayrimenkulle ilgili yüksek miktardaki harç, gayrimenkullerdeki mevzuat kargaşası, görev ve yetki kargaşası hep birlikte değerlendirildiğinde, bizim tapu kayıtlarımız, tertemiz olması gereken, mülkiyet hakkını ortaya koyan bu belgeler net ve gerçek maliki göstermesi gerekirken tam bir arapsaçı hâlindedir. Dolayısıyla gerek tapu kayıtlarının oluşturulması gerek oluşmuş tapu kayıtlarının devir ve ferağı, vatandaşın tapu dairesine gitmesini engelleyecek pek çok engelle karşı karşıya bulunmaktadır. Vatandaş gitmemektedir. Anasından, babasından, dedesinden, ebesinden kalan gayrimenkullerinin intikalini üzerine yaptıramamaktadır. İntikaller üzerine yapılamadığı için gerçek malik ile tapu kaydındaki malik çelişmektedir ve buradan daha büyük sorunlar çıkmaktadır. Bunların ortadan kaldırılması için Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının tam bir sorumluluk duygusu içerisinde hareket etmesi ve -bu bağlam için ifade ediyorum, diğerlerini bir kenara bırakıyorum- harçlar ve vergilerle ilgili ciddi kolaylıkları getirmesi gerekmektedir. Yaşadığımız kriz üzerine küresel krizi ilave ettiğimizde vatandaşın üzerindeki yükü indirmemiz gerekir.

Tabii ki 2002-2005 tarihleri arasında vergi yükü altında boğulmuş olan vatandaşlarımızın, tapu harçlarıyla ilgili ayrıca bir sıkıntı içerisinde kalması hepimizi rahatsız etmektedir. 2002 yılında vatandaş başına düşen vergi payı 857 lira iken, 2007 yılına geldiğimizde, değerli arkadaşlarım, bu, 2.425 liraya çıkmıştır. Yani, her Türk vatandaşının 2002 yılında 857 lira vergi öderken şimdi ödemek zorunda olduğu vergi 2.425 lira, 3 katına artmıştır. Bu tapu harçlarını da kapsamaktadır.

Zamanım kalmadığı için diğer bilgileri veremeyeceğim, ama birkaç tanesini söylemekle iktifa edeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

39 konuşma daha · 8 Ocak 2009

39 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook