Erzurum kongresinin 84.yıldönümü nedeniyle
Genel Kurul, 28. Birleşim · 5. yasama yılı · 8 Aralık 2010 · 1.715 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faruk Bal (MHP), 8 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ERZURUM KONGRESİNİN 84.YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE); konuşma 1.715 kelime.
Faruk Bal (MHP, Konya). “Erzurum kongresinin 84.yıldönümü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 8 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2010-12-08-erzurum-kongresinin-84-yildonumu-nedeniyle (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini yüce heyete arz etmek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, milletimizin kültüründe çok önemli üç tane kavram vardır ve dilinden düşürmez: “Hak”, “hukuk”, “adalet.” İşte, görüştüğümüz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, hakkın, hukukun ve adaletin tecelli edebileceği mahkemelerdeki hâkim ve savcıların özlük haklarıyla ilgili önemli bir kuruluştur.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, milletimizin “hak”, “hukuk” ve “adalet” kavramlarıyla örtüşen kültürünün yanı sıra, demokratik toplum gerekleri ile de bütünleşen önemli sorumlulukları bulunmaktadır.
Parlamenter demokratik sistemlerde üç tane erk vardır; yasama erki, yürütme erki ve yargı erki. Bu üç erk birbirinden bağımsız değildir. Bu üç erk arasında denge ve denetim organları vardır. İşte bu üç erki de dengeleyecek ve denetleyecek olan organ da yargıdır. Yargı, yasama gücünün yasama faaliyetlerinin Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygunluğunu denetler. Yargı, yürütme gücünün tüm iş ve işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetler. Yargı, bir de, vatandaşın “hak”, “hukuk”, “adalet” dediğimiz kavramlarla ilgili sıkıntıya düştüğünde güvenli bir liman olarak sığındığı yerde bu işlevi yerine getirir. İşte bütün bunların kalbi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu dediğimiz, yargının çok önemli bir organıdır ve yargının bu önemli kurumunu biz bugün burada tartışırken, ne olduğunu ve ne olmadığını çok iyi anlamamız gerekmektedir. Demek ki, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu parlamenter demokratik sistemde bir denge ve denetim organıdır, bunu anladık ama Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir şey değildir. Ne değildir? Siyasi iktidarlar tarafından ele geçirilecek stratejik bir mevki değildir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ne değildir? Siyasi iktidarlar tarafından ele geçirilecek bir mevzi de değildir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu, çünkü, insanların rengine, dinine, diline, inancına bakmaksızın karar veren, vicdanına göre karar veren hâkimlerin özlük haklarıyla ilgilenen bir kurum olduğu içindir ki, siyasi kanaatlerine ve kararlarına göre de karar verecek durumda değildir, buna göre teşkil edilecek durumda da değildir.
Değerli arkadaşlarım, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun önemi ve özelliği böyle. Bu kanunun dayanağını teşkil eden Anayasa değişikliğinden önceki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu da sizlerin bilginize sunacak şekilde değerlendirmek istiyorum.
Bundan önceki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir 12 Eylül askerî darbe ürünü idi; bundan önceki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bu niteliği itibarıyla antidemokratik hükümler içeriyor ve antidemokratik uygulamalar yapıyordu; bundan önceki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun elbette eksiği vardı, elbette yanlışı vardı; elbette demokratikleştirilmesi gerekiyordu; elbette yanlışının düzeltilmesi gerekiyordu; elbette eksiğinin tamamlanması gerekiyordu, ancak böyle değil.
Değerli arkadaşlarım, AKP tarafından bir dayatma ürünü olarak gerçekleştirilen Anayasa değişikliğinden sonra baktığımızda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, eskiden “Cumhuriyet Halk Partisinin arka bahçesi” diye eleştiren AKP tarafından Adalet ve Kalkınma Partisinin sırçalı köşkü hâline getirilmeye çalışılmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisinin dayatmayla gerçekleştirdiği, uzlaşmadan uzak durduğu Anayasa değişikliğinden sonra Sayın Başbakanın “Üstünlerin hukukunu kaldıracağız, hukukun üstünlüğünü getireceğiz.” ifadesine, iddiasına rağmen yaratılmış üstünlere hukuk yaratmak üzere kurulmuş bir yargı organı hükmüne dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, işte bu kavga içerisinde yargı itibarsızlaştırılmış, yargı kavgaya konu edilmiş, Sayın Başbakanın ve Hükûmet yetkililerinin diline pelesenk edilmek suretiyle yargının millet indindeki değeri zayıflatılmaya çalışılmıştır.
“HSYK değiştirilmeli, düzeltilmeli.” demiştik, “Ancak böyle değil, böyle olmamalıydı.” diye de ifade etmiştim.
Değerli arkadaşlarım, içinizde hukukçu vardır veya hukukçu olmaya hacet yok, dünyada yüz doksan küsur tane devlet vardır ve bu yüz doksan küsur devletin de İngiltere haricinde hepsinin anayasası vardır.
AKP’nin dayatmasıyla gerçekleştirilen Anayasa değişikliğindeki şu hüküm dünyanın hangi ülkesinde vardır? Bu hüküm şu: “Anayasa değişikliği gerçekleştirilir gerçekleştirilmez, Resmî Gazete’de yayınlanır yayınlanmaz beş gün içerisinde adaylık süreci ilan edilir, üç gün içerisinde adaylar müracaat eder, üç gün içerisinde adaylara itiraz tanınır, iki gün içerisinde Yüksek Seçim Kurulu karar verir, takip eden iki gün içerisinde seçim yapılır.”
Nereye koşuyorsunuz beyler? Böyle bir anayasa var mı dünyada, böyle bir demokrasi var mı dünyada? Aceleniz ne? Acelenizi anlıyoruz, acelenizi biraz sonra izah edeceğiz. Niçin acele olduğunu da anlıyoruz ama kabul edemiyoruz, hukuk adına kanımıza dokunuyor, onun için kabul edemiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu Anayasa değişikliğindeki acelenin arkasında bir iş yatıyor. Yatan iş gayet açık, gayet net, hiçbir tevile ihtiyaç duyulmayacak kadar sarih. “CHP’nin arka bahçesi” olarak ilan ettiğiniz HSYK’yı AKP’nin sırçalı köşkü hâline getirmek istiyorsunuz. Bunun için de niyetinizi gizlemiyorsunuz. Gerçi biz demiştik “Bu Anayasa değişikliğinde niyetiniz halis değil, arkada başka niyetler var.” diye. Şimdi, o niyetlerden birkaç tanesini ben sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesindeki yedek üyeliği kaldırdık mı? Kaldırdık. Gerekçesi neydi? Asil varken niye yedek olsun, hepsi asil olsun diye.
Peki, Sayın Bakan, siz, Anayasa Mahkemesinin yedek üyesini kaldırırken niçin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna yedek üyelik ihdas ettiniz? “O çelişkiyi fark etmedim.” diyebilirsiniz. Anayasa hükmü hâline geldi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yedek üyeliği.
Peki, bu kanun tasarısı içerisinde yedek üyeyi niye adam yerine koymuyorsunuz? Bu kadar garip, bu kadar mantıksız, bu kadar izahsız bir çelişki olabilir mi? Olur. Nasıl olur? “Benim niyetim bu HSYK’yı AKP’nin sırçalı köşkü hâline getirmek. Her ihtimali düşünürüm, orada çoğunluğu sağlamak için her numarayı yaparım.” derseniz böyle çelişkilerle dolu bir yasayı yaparsınız. Şimdi, seçilmiş olan yedek üyeleri ne yapacaksınız? Bu kanunda yok. Ne yapacağınız bizim kulağımıza geliyor. Çağırıyorsunuz, “Merak etmeyin, oturun oturduğunuz yerde; sizi Yargıtaya, sizi Danıştaya üye seçeceğiz…” Sayın Bakan, bunlar olur mu, böyle şey olur mu?
Değerli arkadaşlarım, Anayasa değiştirdik. “Müsteşarı kuruldan çıkarıyoruz, tabii üyelikten çıkarıyoruz…” Güzel, ileri demokrasi nutukları attınız. Çıkardınız da, Müsteşara öyle bir yetki veriyorsunuz ki Anayasa’ya rağmen, Müsteşar, bir kişiyi vekil sıfatıyla Kurula gönderiyor ve kendisinin üyesi olarak orada bulunmasını sağlıyor. Sayın Bakan burada “Vekâlet ilişkisinin gereğidir.” dedi. Bu vekâlet hukuk vekâleti değil beyefendi. Tanzim ettiğiniz kanun Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu. Bunun üyelerini Anayasa’yla belirliyorsunuz, vekâlet akdiyle değil.
Değerli arkadaşlarım, ince ince hesaplar var. Birinci kurulu tanzim ediyorsunuz. Birinci kurul ne işe bakacak? Hâkimlerin atama, nakil, terfi vesaire; en önemli işi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kalbi. Burada Danıştaydan üye yok. Niçin yok? Danıştayın idari yargıyla ilgili hâkimler hakkında söz hakkı yok mu? Cumhurbaşkanlığından gelen üyenin burada ne işi var? “Her ihtimale karşı” diyorsunuz. “Her ihtimale karşı eğer birinci dairede bir sıkıntı olur da zapturapt altına alamazsak üyeleri, o takdirde, Cumhurbaşkanlığından gelen garanti oy verecek niteliktedir.” diye düşünüyorsunuz. Bunu anlamamak için izandan yoksun olmak gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Genel Sekreter Sayın Başbakanın şikâyet ettiği, “bürokrasi, oligarşi” diye şikâyet ettiği yetkilerle donatılıyor HSYK içerisinde, başkan vekilinden çok yetkisi var. Bu Genel Sekreter kim olacak acaba? Zihninizde var birisi, belli. Niçin bu Genel Sekretere bu kadar görevi yüklüyorsunuz? Bütün devlet kuruluşlarında genel müdür yardımcılarının sayısı 3’tür, müsteşar yardımcılarının sayısı 3’tür, niçin bu Genel Sekretere 4’üncü yardımcıyı koyuyorsunuz? Niçin tetkik hâkimlerini alırken Genel Sekreterin iradesine tabi kılıyorsunuz? Niçin oraya alınacak elemanların teklif edilmesini Genel Sekreterin yetkisine bırakıp başkan vekilinin yetkilerini sınırlandırıyorsunuz? Demek ki orada kritik bir görev ifa edecek zatı muhterem var, ona uygun kanun yapmaya çalışıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, “İleri demokrasi… Bakanlığın yetkilerini bıraktık.” Nerede bıraktınız? Bakanlığın en önemli yetkisi hâkimler ve savcıların kararname taslağını hazırlamaktır çünkü kararname taslağı iskelettir. Genel Sekreterliği kuruyorsunuz, Genel Sekreterliğe bunca yetkiyi, 4 tane yardımcıyı veriyorsunuz, niçin kararname taslağını hazırlamayı Bakanlığın uhdesinde bırakıyorsunuz? Her ihtimale karşı, ya Kurulda ilerleyen süreçte bir kayıp olur da elimden ipler kaçarsa diye korkuyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bütün bunları niye yapıyorsunuz? Bütün bunları Sayın Bakan -artık ayan beyan ortaya çıktı- yandaş bir kamu görevlisi kitlesi yarattınız, genel müdüründen, valisinden kaymakamına kadar, daire amirlerine, müdürlerine kadar AKP’nin emrine soktunuz, yani devleti AKP’lileştirdiniz, bunu koruyacak bir hukuk yaratmak istiyorsunuz. Sermayeyi yandaşlaştırdınız, yandaş sermayeyi koruyacak bir hukuk arıyorsunuz. Basını yandaş hâle getirdiniz ya da korkuttunuz, yandaş hâline getirdiğiniz ve korkuttuğunuz basına göre bir yargı yaratmaya çalışıyorsunuz. İşte, bu Türkiye’nin diktaya gidişinin en önemli göstergesidir.
Bu süreç içerisinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun değerli üyeleri belirlendi. Sözlerim onlara değil. İnanıyorum ki cübbesini giyerek vicdanının sesiyle kürsüde karar vermiş bir hâkim, Kurul üyeliğine seçildikten sonra her türlü dayatmaya, her türlü siyasallaştırma çabasına, her türlü yargıyı etki altına alma düşüncesine karşı çıkacak azim ve kararlılığa sahiptir. Eğer Cenabıallah’ın kendisine verdiği ve diğer yaratıklardan farklı olarak sadece insana bahşettiği vicdanına göre karar verecek ise mecellenin hâkimi tarif eden hükmünü hatırlayacaktır. Mecellenin hâkimi tarif eden hükmünü hatırladığı zaman sizin bu kanunla, bu Anayasa’yla yaptığınız tüm değişikliklerin hiçbirisinin hiçbir esamesi kalmayacaktır. Bekleyeceğiz, göreceğiz. Eğer, bağımsız, tarafsız yargıdan yana, hukukun üstünlüğünden yana, hâkim teminatından yana hizmetleri olursa bunları alkışlamaktan çekinmeyeceğiz. Ancak AKP’nin sırçalı köşkünde oturan prensler hâline dönüşürlerse elbette ki, bir eski meslektaşları olarak en acımasız eleştirileri bizlerden alacaklardır.
Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa değişikliği neticesinde yapılan seçimlerden sonra ortaya çıkan tablo şudur: Hâkim ve savcı kitlesi, bir, Adalet Bakanlığına yakın kitle; iki, Adalet Bakanlığına yakın olmayan kitle olarak ikiye bölünmüştür. Adalet Bakanlığına yakın olmayan kitle korkmaktadır. Hâkim korkmaz ama geleceğinden korkmaktadır. Adalet Bakanlığına yakın olmayan kitle tasfiye edileceğinden endişe duymaktadır. Hâkim korkmaz, korkmamalı ama “Çoluğum çocuğum var.” diye düşünmektedir. Adalet Bakanlığına yakın olmayan kitlenin bu kaygılarının giderilmesi gerekmektedir. İşte, onun içindir ki seçilen ve atanan yeni üyelere Cenabıallah’ın kendilerine bahşettiği vicdanın önemi burada ortaya çıkmaktadır. Bu kaygıyı, bu endişeyi yargı üzerinden kaldırmalıdır. Eğer bu kaygı, bu endişe yargı üzerinden kalkmaz ise tahterevallinin öbür tarafı gibi AKP yandaşı olanlar militanlaşır ve AKP yandaşı militanlaşmış olan yargı mensupları bulundukları yargı makamlarını silah olarak kullanır.
Değerli arkadaşlarım, hukukun üstünlüğü kavramına geri dönerek hukukun üstünlüğünün alametlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Münafıklığın alametleri sayılmış da hukukun üstünlüğünün alametleri sayılmamış. Hukukun üstünlüğü -ya da tersini söyleyeyim, tersinden anlatayım- yerine üstünlerin hukukunu yaratmanın alameti dörttür. Üstünlerin hukukunun yaratıldığı yerde yani üstünler hukukunda hukuk silah olarak kullanılır. “Başbakana 18 tane suikast davası açıldı, 18 defa Sayın Başbakan suikasta maruz kaldı.” diye, Internet’ten indirdim.
Değerli arkadaşlarım, bir ülkenin Başbakanına 18 tane suikast yapılmışsa bu vahim bir durumdur. Bunlar basına çıktığına göre niçin bunların sonuçlarını yargı ele geçirememiştir, niçin bunları yargı sonuçlandıramamıştır? Acaba, 18 tane suikastın üstü örtüldüğüne göre, bu suikast iddiaları yargı silah olarak kullanılmak amacıyla mı ortaya atılmıştır? Akla bu geliyor.
Başbakan Yardımcısına Çukurambar’da suikast yapılacağı iddiasıyla bir tahkikat yapıldı. Bu tahkikatın neticesinde ordunun en gizli alanlarına girildi. Bu tahkikatın neticesi ne oldu? Hakikaten Başbakan Yardımcısına bir suikast varsa, bu sonuna kadar gidilmeli ve failleri en şedit şekilde cezalandırılmalı. Bu da gündemden düşürüldü. Acaba yargı gücü silah olarak kullanılıp ordunun en önemli, gizli odasına girilerek birileri bir şey almak için bunu silah olarak mı kullandı? Üstünlerin hukuku bunu mu gerektirdi?
Üstünlerin hukukunun alametinin ikincisi, hukukta amaç önemlidir, adalet önemli değildir. Amacı elde ettiğiniz zaman adil olsun olmasın fark etmez yani Makyavelisttir.
Değerli arkadaşlarım, zimmet, rüşvet, görevi kötüye kullanma, siyasal bölücülük, Başbakana hakaret suçlarından mahkûm olmuş veya tahkikatı bulunan belediye başkanlarının tamamı görevinde. Biraz önce sayın milletvekilimizin izah ettiği…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
80 konuşma daha · 8 Aralık 2010
