Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)
Bursa Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 83. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Mart 2008 · 899 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faruk Çelik (AK Parti), 27 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 899 kelime.
Faruk Çelik (AK Parti, Bursa). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-celik-23-2008-03-27-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k-3 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa)Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Şimdi, efendim, önce özürlülerle ilgili… 2002 yılında ağır özürlü aylığı 23 YTL idi, yapılan değişiklik sonucu aylık 250 YTL’ye çıkarıldı. Ayrıca, özürlüye fiilen bakan kişiye asgari ücretin neti tutarında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunca sosyal hizmet yardım ödemesi yapılmakta. Özel bir bakım merkezinde özürlüye bakılıyorsa da iki asgari ücret şu anda ödenmektedir.
Şimdi, Sayın Barış, altmış beş yaşla ilgili ve bazı arkadaşlarımız yine soruyu tevcih ettiler. Türkiye geleceğe dönük bu düzenlemeyi yapıyor. Benim 1999 yılında yeni milletvekili olduğumda, o günün hükûmetinin -Sayın Bakanımız buradalar- yaptıkları bir düzenleme üzerine yaptığımız konuşma, muhalefet sıralarından kalkıp yaptığımız bir konuşmayı sık sık hatırlatıyor arkadaşlarımız. Yani bir anlamda şunu söyleyebiliriz: Diyelim ki ben o gün yanlış yapmışım, yeni bir milletvekili olarak ben yanlış yapmışım. Bunu, bugün devlette, kamuda önemli bir görev alan bir bakan olarak bunu ifade etmeyi de zül filan telakki etmiyorum, bir dürüstlüğün gereği olarak ifade ediyorum.
Şu şeylere dayandırıyorum ben kendi görüşlerimi: O günün şartlarında Türkiye’de iktidarın durumu ortadadır. İktidarın parçalı bulutlu hâli ortadadır. Yarınını göremeyen bir Türkiye vardır. Nitekim de çok kısa süre sonra cumhuriyet tarihinin en büyük iki ekonomik krizi yaşanmıştır ve Türkiye o süreçte, sosyal güvenlik açıklarına baktığımız zaman 2,5 katrilyon civarında bir sosyal güvenlik açıkları vardır. Tüm bunlar böyle bir düzenlemeyi, devletin içini de bilmediğimiz için, böyle bir düzenleme ve bu orandaki bir yaş sınırı açısından bizleri ve kamuoyunda da bu konuda birliktelik olmadığı için, yani toplumsal bir duyarlılık da oluşmadığı için sosyal güvenlikle ilgili, biz bu konuşmayı yapmış olabiliriz ama bugün bir farklı gerçek var. Bugün tüm sosyal kesimler, tüm siyasi partiler -ve ben de çok açık yüreklilikle teşekkür ettim- sosyal güvenlik açıklarının 1991’deki yanlış uygulamalardan dolayı çok kötü bir noktaya gitmekte olduğunu, kara delik diye tabir edilen sosyal devlette sürdürülebilir olmaktan çıkmaya başladığı noktasında herkes ittifak hâlindeler. O hâlde bu düzenlemenin zarureti bugün ifade ediliyorsa, böyle bir mutabakat varsa, çok çok geçmişe dönmenin doğru olmadığı düşüncesindeyim. Türkiye mevcut duruma neşter atmalıdır ve burada da akılcı ve bilimsel yolu kullanmalıdır. Türkiye bu düzenlemeyi geleceğe dönük yapıyor. Bakınız, altmış beş yaşı… Tekrar ediyorum biraz sonra gruplarla birlikte bir önergeyi vereceğiz, 2010 yılında, 2015 yılında filan giren vatandaşlarımız çalıştıkları ve prim gününü doldurdukları yaş ne ise oradan emekli olacaklardır. Yani 2015 yılında işe başlayan bir vatandaşımız yedi bin gün, yedi bin iki yüz gün çalışınca bu vatandaşımız 2035 yılına gelmiş bulunuyor, 2035 yılında ise emeklilik yaşı şu anda uygulanmakta olan altmış yaştır. Dolayısıyla bunları, birlikte, sosyal taraflarla birlikte rehabilite ediyoruz, düzeltiyoruz. Burada amacımız işçiye, vatandaşa zulüm etmek değil. İsterseniz şöyle popülist bir yaklaşım da yapabiliriz: Elli beş yaşında değil, kırk beş yaşında emekliliği de kabul eder Parlamento. Bunu da getirebiliriz. Ama bunun doğru olmadığını muhalefetiyle, iktidarıyla, sosyal taraflarıyla hepimiz biliyoruz. Bu, geleceğe dönük bir düzenlemedir. Siyasi rant söz konusu değildir ve bunları da çok geçmişle fazla ilintili hâle getirme noktasında Türkiye değildir ve bu konuda bir duyarlılığı da konuşmalarda ben gördüm. Ama politik amaçlı söylemlere de saygı duyuyorum. Bunlar her zaman olmuştur. Bu kürsü öyle bir kürsüdür, siyasi değerlendirmeler de yapılabilir. Bunu ifade ediyorum, bir.
İkincisi, kız çocuklarımızla ilgili bir değerlendirme yapılıyor. Bakınız, bu yasayı iyi anlamamız gerekiyor. Eğer bulunduğumuz konumda şu andaki mevzuat çerçevesinde bu yasayı algılamaya çalışırsak birçok yanlışlıklar yaparız. Mevcut yürürlüğe koymayı düşündüğümüz yasa bütün vatandaşlarımızı GSS, yani Genel Sağlık Sigortası kapsamına alıyor. Hiç kimsenin GSS kapsamı dışında kalması söz konusu değildir. On sekiz yaşını doldurmuş olan bir kızımız eğer okumuyor ise, eğitim hayatı devam etmiyor ise… Devam ediyorsa yirmi beş yaşına kadar. Ama kim bunlar? İlk olarak yasa yürürlüğe girdikten sonra sigortalı olup o vatandaşımızın kız çocuğu on sekiz yaşını doldurunca veya eğitim görüp yirmi beş yaşını doldurunca. Yoksa mevcut sigortalılar mevcut mevzuata bu anlamda tabiler. Yani onlar hayatlarının sonuna kadar, kız çocuklarımızın yaşamları değişmiyor ise, yani çalışmaya başlamıyorlarsa veya medeni hayatlarında bir değişiklik olmuyorsa, bunlar, yine, aynen, şu anda kapsam içerisinde GSS’den anne-babalarına bağımlı olarak istifade edecekler.
Bu yasanın özü şunu getiriyor: Bireyin özgürlüğü. Himayeci bir anlayış değil, anne-babaya dayanan, bir başkasına dayanan bir anlayış getirmiyor bu yasa. Bu yasa sosyal devlete dayanmayı getiriyor. On sekiz yaşını dolduran kız çocuğumuz “Sosyal devletim var.” diyecek, “Benim devletim var.” diyecek. Eğer prim ödeme imkânı varsa, çalışma imkânı varsa çalışacak; prim ödeme imkânı varsa, varlıklıysa prim ödeyecek; isteğe bağlı olmak istiyorsa olacak; ama değil ise -on sekiz yaşını dolduran bir kızımızın bir dilekçesi ve bir beyanı yeterlidir; ki, zaten Kurum bu tespitleri gerçekleştirecek- eğer bu imkânlardan yoksun ise sosyal devlet onu genel sağlık sigortası kapsamı altına alacak. Dolayısıyla, bütün bu yanlışlıklar bu yasa çerçevesinden bakılmamaktan kaynaklanmaktadır. Bu yasa sosyal devlet olmanın gereği olarak hiç kimseyi dışlamamaktadır, dışarı bırakmamaktadır.
Ayrıca, az önce Sayın Serter’i dinledim, kayıt dışılığı önlemek sosyal devlete karşı olmak demek değil. Bakınız, bu düzenleme, bu getirdiğimiz yasa aynı zamanda kayıt dışılığı da ortadan kaldırmayı içeren düzenlemeleri içeriyor özellikle. Herkesi sistem içerisinde tutma, uzun süreli sistem içerisinde tutma, kayıt dışılığa itmeme konusundaki düzenlemeleri de sosyal devlete aykırı bulmayalım.
Bakınız, şu anda 2 milyon 135 bin vatandaşımız kırk yaşında, kırk iki yaşında emekli olup şu anda çalışmaya devam ediyor. Ama bu 2 milyon 135 bin vatandaşımız kayıt dışı çalışmaya devam ediyor. Bunların bir maliyet hesabını yaparsanız, ortalama 600 milyon maaş aldıklarını ve 200 milyon lira da prim ödemediklerinin hesabını yaparsanız 21 katrilyon liralık bir yekûn teşkil etmektedir. Oysa sosyal güvenliğin 2007 yılındaki açığı 25 katrilyon lira. Yani kayıt dışılığı savunacak bir sistemi sosyal devlet diye lanse etmemiz doğru değildir. Bu da…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
47 konuşma daha · 27 Mart 2008