İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 20. BİRLEŞİM · SALI

Futbolda şike,rüşvet,vb.meydana gelen istenmeyen olayların araştırılması amacıyla meclis araşt.açılmasına ilişkin önergeler(10/63,113,138,179,228)

Faruk Nafız Özak

Trabzon Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 20. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Kasım 2004 · 2.410 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma

Kaynak göster

Faruk Nafız Özak (AK Parti), 23 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: FUTBOLDA ŞİKE,RÜŞVET,VB.MEYDANA GELEN İSTENMEYEN OLAYLARIN ARAŞTIRILMASI AMACIYLA MECLİS ARAŞT.AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELER(10/63,113,138,179,228)); konuşma 2.410 kelime.

Faruk Nafız Özak (AK Parti, Trabzon). “Futbolda şike,rüşvet,vb.meydana gelen istenmeyen olayların araştırılması amacıyla meclis araşt.açılmasına ilişkin önergeler(10/63,113,138,179,228)”. TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim tutanağı, 23 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-nafiz-ozak-22-2004-11-23-futbolda-sike-rusvet-vb-meydana-gelen-istenmeyen-olaylarin-arastirilma (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA FARUK NAFİZ ÖZAK (Trabzon)Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türk sporunda rüşvet, şiddet, şike ve haksız rekabet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin, milletvekili arkadaşlarımla birlikte vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, spor ile şiddeti, spor ile şikeyi, spor ile haksız rekabeti aynı cümlede konuşmak kadar, böyle, anlamsız ve üzücü bir şey yok, bunu işin başında söylemek istiyorum; ama, maalesef, bugün geldiğimiz nokta bu; özellikle, gündemimiz de bu.

Spor, insanlık tarihi boyunca ve özellikle, 20 nci Yüzyılın başından itibaren toplumların, kültürlerin ve insanların birbirlerini tanımalarında, kaynaşmalarında ve ilişkilerinde önemli bir görevi yerine getirmektedir. Spor, küreselleşen dünyada asıl fonksiyonu olan kardeşlik, barış gibi kavramları geliştirirken, bir yandan da, devletlerin, takımların, insanların birbirleriyle yarıştıkları bir sosyal olgu ve toplumsal bir hareket haline gelmiştir. Bu büyüklükte ve anlamda bir değer haline gelen sporun, her türlü kötülükten arındırılması, sporu seven her kişinin hedefi olmalıdır.

Dünya ve ülkemiz sporu için en zararlı olgulardan biri de şiddettir. 21 inci Yüzyılın bu ilk bölümünde özellikle, futbol sahalarında ve tribünlerde yaşanan şiddet, gösterilen tüm çabalara, ayrılan maddî ve manevî kaynaklara rağmen rahatsız edici bir problem olarak devam etmektedir; biraz evvel Sayın Bakanımız da çok güzel takdim ettiler- özellikle bugün de, maalesef, gündemimizin birinci maddesidir.

Avrupa'daki her ülke gibi ülkemiz de bu olaydan olumsuz olarak etkilenmektedir. Özellikle futbol müsabakalarında şiddet, futbol alanlarından dışarılara, kentsel alanlara ve şehir merkezlerine taşınmaktadır. Bu tür olaylar, yasalara uyan gerçek seyirciler, taraftarlar ve kent sakinleri üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır; ayrıca, spor organizasyonlarının toplum üzerindeki tedirginliğini artırıcı olmaktadır. Özellikle şiddetin hasar verici etkisi ya da spor müsabakalarındaki şiddet tehdidi, bunlara maruz kalan kurbanların ötesinde diğer masum insanlara kadar uzanmaktadır; özellikle spor alanları etrafındaki yerli sakinler arasında korku atmosferi yaratmaktadır. Şiddet, aileleri, bayanları, çocukları, yaşlı insanları, özürlü insanları aktif olarak müsabakalara katılmaktan, izlemekten, heyecanını yaşamaktan, tadını çıkarmaktan alıkoymaktadır.

Bugün bir köşeyazarı şöyle yazıyor."Ben, bir daha çocuğumu, eşimi maçlara yollamayacağım." Bu, son derece acı bir tablodur arkadaşlar. Maalesef, daha iki gün önce İstanbul'da oynanan bir süper lig müsabakası sırasında yaşanan ve genç bir futbolsever kardeşimizin ölümüyle sonuçlanan son şiddet olayı hepimizi son derece üzmüştür. Merhum kardeşimizin ailesine ve Türk spor kamuoyuna başsağlığı diliyorum.

Gerçek sporseverler, bu gibi olaylara karşı bir an önce gerekli ve yeterli önlemlerin alınması için, yetkililerden, bizlerden somut çabalar beklemektedir. Her sağduyulu vatandaşımız, müsabakalarda artan şiddet, düzensizlik ve özellikle küfrün önlenerek, spora, sporcuya ve ilgililere yakışır bir centilmenlik tablosunun oluşmasını istemektedir. Bu konuda, medya, spor kulübü yöneticileri, federasyonlar ile ilgili her kişi ve kurum, artık, hemfikir olup, herkes bir çözüm arayışı içerisine girmiştir; bugünkü tablo böyledir.

Sporu, özellikle futbolu şu hale getirmedikten sonra, gerçekten, bu konuda çok başarılı olamayız: Bir tiyatroya nasıl gidiyorsak, bir pikniğe nasıl gidiyorsak, bir sinemaya nasıl gidiyorsak ve nasıl, bir düğüne gidip, oradan zevk alıyorsak, moral alıyorsak, aynı şeyi sporda da yapmak durumundayız.

Bilindiği üzere, şiddete yönelik bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak amacıyla -Sayın Bakanım da söyledi- 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasayı çıkardık; yönetmeliği de geçti. Bu, gerçekten güzel bir yasadır. Dört dörtlük müdür; hayır. Uygulamada hatalar olabilir mi; olabilir. Nitekim, hatalardan, yanlışlardan, eksiklerden de bahsedeceğim.

Ancak, ben şuna inanıyorum: Dopingle ilgili, kullananların cezalandırılmasıyla ilgili bir talimat çıkmıştı. Dopingde azalma var. Niye; yapan belli, teşhisi kolay.

Ben, bu yasanın, sporda şiddet ve düzensizlikle ilgili de son derece önemli sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Elimde birtakım bilgiler var. Özellikle Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz bu konuda çalışmalar yapıyor, gidiyor, incelemeler yapıyor. Muhtelif illerde 84 tane vaka tespit edilmiş ve bunlarla ilgili cezalar verilmiş.

Eksiklerimiz nedir; x-ray cihazlarımız hepsinde yoktur; isme bilet kesilmemektedir, fazla bilet kesilmektedir, biraz evvel Sayın Bakanımız da söyledi; merdivenlere insanlar oturtulmaktadır; suçlu insanların sahaya girmeleri önlenememektedir. Ben inanıyorum, bunlar önlenecektir. Özellikle spor kulüplerimiz, bu konuda, daha, henüz tam hazırlıklarını yapamamışlardır; bu konuda onlara bir müddet de verilmişti. İl güvenlik kurullarımız, özellikle valilerimiz, emniyet müdürlerimiz bu konuda hassasiyet göstermelidirler; çünkü, siyasî irade, burada, CHP'siyle, AK Partisiyle arkasındadır. Artık, bunda, daha, hiçbir tavize tahammülü olmayan bir tabloya gelmişizdir, öyle söylüyorum.

Satılması, kullanılması ve taşınması yasak olan madde ve cisimler, kötü tezahürat, seyir güvenliğinin ihlali, usulsüz bilet satışı... Bunlarla ilgili eksikleri söyledim.

Özellikle bedava bilet verme konusunda son derece önemli tartışmalar var. Taraftar-yönetici ilişkilerine iyi bakmak lazım. Taraftarın tarifini yeniden yapmamız lazım. Taraftar derneklerine yeniden bir çekidüzen verilmesi lazım. Taraftar, yakan, yıkan, söven, döven ve yalnızca kulüpten bir menfaat elde eden kişi olmaktan çıkarılmalı, taraftar, sporu spor için yapan insanlardan oluşan kitleler olmalıdır. Özellikle bu konuda son derece önemli çalışmalar yapmamız gerekir diye düşünüyorum. Zaten, yasada da var; taraftar temsilcilikleri tespit ediliyor, taraftar derneklerinin statüsü belirlenmiş; onlar da bu yasaya uymak durumundalar. Özellikle bu konuda çalışmalar yapmamız lazım.

Taraftar-yönetici ilişkilerinde birtakım maddî ilişkilerin olduğu doğrudur. Bunları zaman zaman okuyoruz, duyuyoruz, yaşıyoruz. Bu nedenle, özellikle, dürüst, karakterli ve kararlı yöneticilere ihtiyaç var. Bu yöneticilere yalnız spor kulüplerinde değil, federasyonlarda da var, hakemlik bazında da var, il yönetimleri açısından da var, vali olarak da var, emniyet müdürü olarak da var. Özellikle kararlı olursak, sabırlı olursak ve bu işte ısrarcı olursak, ben, bu konudaki iyileşmelerin önümüzdeki dönemde olabileceğini, çok yakın bir dönemde olabileceğini düşünüyorum.

Özellikle olayın bir eğitim boyutu var. Ben, burada ve Plan ve Bütçe Komisyonunda şunu söylemiştim: Bu yasayı geçirdik; ama, bu yasa geçti diye hemen şiddet ve düzensizlik önlenmez. Neden önlenmez, neden bu hale geldi; birden gelmedi, birden de önlenmez.

Dün, Plan ve Bütçe Komisyonunda Kültür Bakanlığı bütçesinde şunu söyledim ve sizlerle bunu paylaşmak istiyorum: Özellikle, 2 yaş, 3 yaş, 5 yaş, 6 yaş çocuklarımız, bugün, çizgi filmlerle, yabancı, ithal çizgi filmlerle, şiddet içeren, anane ve geleneğimize, millî kültür ve değerlerimize uygun olmayan, tamamen karşıtı olan bu çizgi filmlerle, böyle, yoğun bir baskı altındalar. Bizim, işe, evvela buradan başlamamız lazım.

Ben, yine burada söylemiştim; özellikle okullarda spor bilincini değiştirmemiz lazım, spor kültürünü, sporun centilmenlik, barış, hoşgörü olduğunu anlatmamız lazım. Özellikle, Millî Eğitim Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün bir çalışması var ve bir de, şu eseri gördüm, çok mutlu oldum; Türk Millî Olimpiyat Komitesi, İlköğretim Okullarında Spor Kültürü ve Olimpik Eğitim Kılavuz Kitabı hazırlanmış; bunu devam ettirmemiz lazım. Spor ve sosyal hayat, spor ve kuralları, spor ve arkadaşlık, sporda başarılı olma, sporda centilmence davranış, yasadışı rekabet ve doping gibi konular var. Yani, bir maçın sonucunun her şey olmadığını anlatmamız lazım, spora katılmanın çok şey olduğunu anlatmamız lazım, sporun bir eğlence olduğunu, biraz evvel de bahsettiğim gibi, işte, bir düğüne gider gibi, bir geziye gider gibi, bir nişana gider gibi, bir pikniğe gider gibi buraya gidip zevk almamız gerektiğini anlatmamız lazım. Özellikle, medyadaki kışkırtıcı beyanlardan vazgeçilmesi lazım. Zaten, bu, yasamızda da var; ama, ben, özellikle medyaya sesleniyorum; medyamızın bu konuda çok duyarlı olması lazım; kışkırtıcı yayınlar, maalesef, gençlerimizi etkiliyor; özellikle bu konuda çok dikkatli olmamız lazım.

Kulüp yöneticilerinin, olayı bir namus olayından çıkarıp, bir yarışma olduğunu, yarışmanın sonunda her türlü sonuca saygı gösterilmesi gerektiğini yüzde yüz belirtmeleri lazım. Aksi takdirde, rüzgâr ekip fırtına biçiyoruz, Allah korusun. İnşallah, bu olay sondur diye düşünüyorum.

Özellikle, bu, insan kalitesiyle ilgilidir. İnsan kalitesi, özellikle futbol kulüplerimizin yönetimleriyle de ilgilidir. Yöneticileriyle ilgili, üyelerimizle ilgili, genel kurullarla ilgili son derece çalışmamız lazım. Özellikle, yüzmilyonlarca dolar -ki, Türkiye'deki rakam 400 000 000 dolardır- bu sektörde harcanıyor. 20 000 000-30 000 000 dolar harcayan bir kulüple -dernek statüsüyle- (A) derneğini aynı statüde tutmamız doğru değildir. Bu malî hareketlerin şeffaf olması lazım, denetlenebilir olması lazım. Çünkü, bu Meclis, özellikle bu dönemde CHP'siyle, AK Partisiyle futbol kulüplerimize çok önemli katkılar yapmıştır. Ne yapmıştır; stopajları yüzde 40'tan yüzde 15'e düşürmüştür. Ne yapmıştır; vergi barışıyla vergiler affedilmiştir; sonra, vergi affı olmuştur. En son, temmuz ayında, yine, vergi borçları 5 yıla yayılmıştır ve yüzde 36 faiz yüzde 6'ya düşürülmüştür. Daha, artık, himaye edecek bir durum yok. Sporcularımız da vergi verecek ve özellikle, futbol kulüplerimizin çift defter uygulamasından tek defter uygulamasına geçmeleri lazım. Buradaki para ilişkilerinin, özellikle, biraz sonra geçeceğimiz, işte, şike ve haksız rekabet konusunda denetlenebilir olması lazım.

Özellikle, bu yasanın uygulanmasına ilişkin yapılan incelemelerde, işte, bu söylediğim x-ray'le ilgili biraz eksiklikler var. Statlarımızın UEFA standartlarında olması gerekiyor. UEFA'nın idarî, malî, teknik kriterlerine kulüplerimizin tamamının uyması lazım. Aksi takdirde, müeyyideler var. Özel güvenlik güçlerinin tabiî ki, hizmet yönünden eksikleri olduğunu görüyoruz. Özel güvenlik kolay bir iş değildir. Özellikle, hadise olmadan önce, hadiseyi sezebilen, insan psikolojisi bilen ve son derece yetiştirilmiş insanlara ihtiyaç vardır. Bu konuda biraz sıkıntı çekebiliriz; ama, bu konuda İçişleri Bakanlığımızın deneyimlerinden yararlanmamız gerekiyor. Özellikle, spor kulüpleri, taraftar dernekleri, taraftar temsilcileri, federasyonlar, il spor güvenlik kurulu ve Gençlik Spor Genel Müdürlüğünün, yasanın amaçlanan biçimde uygulanması için üzerlerine düşen görev, yetki ve sorumlulukları yerine getirmeleri gerekmektedir. Yasa, ancak bu yolla şiddet ve düzensizliği önleyebilecektir. Bu şiddet ve düzensizlikle ilgili yasaların çıktığı ülkelere bakıyoruz, mesela, İtalya'da yüzde 25 azalma görüyoruz. Ben inanıyorum ki, ülkemizde de bu azalma olacak; ama, burada birlikte hareket etmemiz gerekiyor.

Özellikle aileden, ilköğretim seviyesinden başlayarak eğitime son derece önem vermemiz gerekiyor. Eğiticilerin hedefi, küçük yaşlarda spora başlayan çocuklarımızın sadece spora karşı yeteneklerini geliştirmek değil, onların spor kavramına olan saygılarını tesis etmek ve sporu tümüyle doğru algılamalarını sağlamak olmalıdır.

Aile büyüklerinin çocuklarına ilk öğreteceği şey, bir takımın taraftarı olması değil, önce sporu, sporcuyu ve sporun içindeki tüm unsurları anlatmak ve sevdirmek olmalıdır. Yeni nesiller, sevgisizliğe de nefrete de şiddete de aldatmaya da haksız kazanca da gerçek sporda asla yer olmadığını bilerek yetiştirilmelidir. Bu da bizim en büyük görevimizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olan spor, yaşamın diğer alanlarını da etkilemektedir. Sportif mücadelelerin belli kurallar içerisinde gerçekleşmesi, bireysel ve toplumsal yaşamda önemli bir işleve sahip olan sporda, ahlak, olmazsa olmaz bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sporun ve özellikle futbolun etki alanının geniş olması, yasadışı yollarla rant peşinde olan kişilerin de bu sektöre yönelmesine neden olmuş ve bu yarış ister istemez sporun ruhuna aykırı olan şike ve benzeri bazı olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Sporumuzda, özellikle futbolumuzda ortaya atılan şike iddiaları, konuyla ilgili yazılı ve görsel basında yapılan yayınlar, hem Türk sporunu ve sporcularını hem de kamuoyumuzu rahatsız etmekte, Türkiye'nin ve Türk sporunun itibarını uluslararası platformda zedelemektedir.

Özellikle kayıtdışı ekonominin, maalesef, yaygın olduğu ülkemizde yılda yaklaşık 400 000 000 doların dolaştığı futbol, bir hobi olmaktan artık çıkmış, bir sektör haline gelmiş. Bu durum, olumlu olduğu gibi olumsuz bazı gelişmelere de yol açmıştır. Futbola olan ilgi ve sahip olunan ekonomik gücün büyüklüğü, futbolun tertemiz ve kendi ilkeleri içerisinde yol alabilme imkânlarını zorlamaktadır. Bu zorluklardan biri ve en önemlisi, futbol alanında yaşanan şike olaylarıdır. Dünya futbolunun bir gerçeği olan şike, ne yazık ki ülkemizde de bir sorun haline gelmiştir. Özellikle bir şirketin yapmış olduğu istatistikte, "Türkiye'de şike var mıdır" sorusuna, halkımızın yüzde 93,6'sı"evet vardır" diye, maalesef, cevap vermiştir.

Spor karşılaşmalarında şikenin tanımı, müsabakanın ya da yarışın sonucunun önceden belirlenmesi, anlaşmalı karşılaşma, danışıklı dövüş, haksız bir çıkar sağlamak amacıyla bir işin sonucunu gizli ve önceden yapılan bir anlaşmayla belirlemedir. Gizli bir anlaşma, aldatma ve haksız çıkar söz konusudur. Tanımdan anlaşılacağı gibi, şike, spor olayının bütün ilkelerini ve ahlak kurallarını yok sayan, fair play uygulamalarını ortadan kaldıran, ahlâkdışı bir olgudur.

Eski olimpiyat oyunlarının kayıtlarından bakıyoruz; ikibin yıl öncesine dayanan, milattan sonra 2 nci ve 3 üncü yüzyıllara ait Likya Antik Kenti yazıtlarında da şikeyle ilgili, maalesef, belgeler bulunmaktadır. Demek ki, bu dünya kuruldu kurulalı bu tip ahlâkdışı uygulamalar olmuştur.

Dört şeklinden bahsediliyor; sosyal ya da siyasî baskıyla yapılan şike, hatır şikesi, maddî kazanç şikesi ve en önemlisi de, özellikle İtalya'da "kara toto" olarak bilinen bahis şikesi. Tabiî, özellikle, İtalya'da, bu konuda, çok önemli cezalar verildi; çok önemli iki tane kulüp küme düşürüldü; birtakım oyuncular men cezası aldı. Marsilya Kulübü küme düşürüldü biliyorsunuz; başkanı hapis cezası yedi. En son yaşanan en önemli olay da Litvanya'daki Ekranas Kulübü ligden düşürüldü. Bunları da size bilgi olarak vereyim.

Bizde tarihçe 1963-1964 yıllarına kadar gidiyor. Daha sonra -bu olay çok az tespit edilir; ama- ceza verilen hiçbir hadise yok.

Tabiî ki, özerkliğe geçildikten sonra, 1994'te, özellikle bir Şike Araştırma Kurulu oluşturulmuş, onun da çalışmaları devam etmekte. Bunun amacı "futbol müsabakalarında, öncesi, yapılması sırasında veya sonrasında, müsabakanın sonucu üzerinde tarafların anlaşma yapıp yapmadıklarını araştırmak" olarak belirtilmiştir. Şike Araştırma Kurulu çalışmalarını belirleyen talimatta şikenin tanımı ise "bir futbol müsabakasının sonucunu hukuka aykırı, gayrimeşru veya normal olmayan biçimde değiştirmek üzere tarafların anlaşmaları" şeklinde yer alıyor; özellikle, bu Araştırma Kurulunun soruşturmaya başlama biçimi "Federasyona yapılan ihbar, şikâyet ve bildirimler, yazılı veya sözlü olsun, Federasyon Yönetim Kurulunca incelenmek üzere Kurula intikal ettirilir" şeklinde yer almaktadır.

Özellikle Futbol Disiplin Talimatımızın 37 nci maddesinde "hileli ve danışıklı futbol müsabakası yapan, yaptıran kişiler ve aracıları en az bir yıl müsabakadan men cezası veya o kadar süreyle Futbol Federasyonunca küme düşümü cezasıyla cezalandırılır" hükmü getirilmiştir.

Tabiî, 3289 sayılı Yasaya dayanılarak yürürlüğe konulan Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliğinde 63 üncü, 64 üncü maddeler, 49 ve 50 nci maddeler, 47 nci madde, yine, bu konuda yaptırımlar getirmektedir.

Futbol olayı, oynayanlar, seyredenler, yönetenler, haber yapanlarla bir bütündür; şike, bu bütünün parçasıdır. Sorunun yalnızca bir parçasını halletmek sorunu çözmüyor; dolayısıyla, sorunun çözümü için tüm sorumlu parçaların çözümlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, şikeyle ilgili bir ya da birkaç parçanın üzerine gidilip diğer unsurlar halledilmezse, şike yine sorun olarak kalacaktır.

Özellikle futbol, toplumun ayrılmaz bir parçasıdır; bu özelliğini de her zaman sürdürecektir. Bizler, bu denli toplumla birlikte olan futbolun, gençlerimizin toplumsal bir varlık olarak gelişmelerindeki gücünü olumlu olarak kullanabilmeliyiz. Bu anlamda, futbolda şike olaylarını değil, şikesiz bir futbol ortamını gelecek nesillere bırakma gayretini göstermeliyiz.

Özellikle teşvik primi konusunda, maalesef, ülkemizde, hâlâ bir yasal statü belirli değil; ahlakî ve yasal olup olmadığı konusunda. O bakımdan, Futbol Birliğinin, Federasyonumuzun ve bizlerin, buna hemen karar vermemiz gerekiyor. Özellikle birtakım kulüp başkanları, bu olsun diyor, bunun bir mahzuru yok; ama, tabiî ki bunun ahlakî bir şey olmadığını düşünüyorum; ama, bununla ilgili hiçbir müeyyide yok. Biz teşvik veriyoruz, verdik diyor; ama, hiçbir cezaî müeyyide olmadı. Bunu da özellikle gündeme getirmemiz gerekiyor.

Öneriler ne olabilir:

Genel hukuk kurallarına göre ispatı çok zor olan şike konusunda, müsabakanın hakem ve gözlemci raporlarının Tahkim Kurulunca değerlendirilmesi neticesinde kanaate dayanarak karar verilebilir.

Şike Komisyonunun işlevi genişletilebilir.

Kulüp bütçelerinin belirli periyotlarla, ciddî bir biçimde denetlenmesi -ki, biraz evvel söyledim, UEFA kriterlerinde zaten bu var- tek deftere geçilmesi gerekiyor, para hareketinin gözlenmesi gerekiyor.

Spor medyasının, şikenin önlenmesinde olumlu katkılarıyla yol gösterici olarak konuya eğilmesi, kendi deneyimlerini hem okuyucularına hem de bu sporu fiilen yapanlara aktarmaları olayların önlenmesinde etkili bir yol olarak düşünülebilir.

Sportif başarının yanında, vazgeçilmez unsurlardan olan erdemlilik ve dürüstlük de istenmelidir diye düşünüyorum.

Özellikle, profesyonel kulüplerimizin dernek statüsünden mutlaka çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Tabiî, bu konu, oluşturulacak komisyonumuzda tartışılacak ve ortaya bir rapor çıkarılacaktır.

Meclisimiz, bu konuya özellikle el atmıştır; spora çok yatkın, sporu çok seven bir Meclisimiz var, Başbakanımız var; o bakımdan, tüm...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 23 Kasım 2004

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook