Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair (s.s.307)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 54. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Şubat 2009 · 1.663 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fatma Nur Serter (CHP), 5 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR (S.S.307)); konuşma 1.663 kelime.
Fatma Nur Serter (CHP, İstanbul). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair (s.s.307)”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 5 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-nur-serter-23-2009-02-05-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yükseköğretim kurumları teşkilatı konusundaki yasa tasarısıyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Aslında, rutin bir üniversite kurma yasası gibi Meclise gelmiş olan bu yasa tasarısı son derece önemli değişiklikler ve düzenlemeler içermektedir. Bu yasa tasarısıyla iki yeni vakıf üniversitesi kurulmakta, ama bunun ötesinde, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesine ilişkin son derece önemli ve Türkiye’nin geleceğini etkileyecek yasal düzenlemeler getirilmek istenmektedir.
Ben, pek fazla milletvekilimizin bulunmadığı ve ne yazık ki, oy kullanırken bilmeden kullanacağı bu yasayla ilgili olarak çok önemli bazı konulara dikkat çekmek istiyorum ve çok özet olarak ne getirileceğini de sizlerle paylaşmak istiyorum: Bunu istememin sebebi, bununla ilgili oy kullanacak olan herkesin çok ciddi bir sorumluluk alacağına ilişkindir.
Özetle; burada bu tasarıyla, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ile ilgili iki temel düzenleme getirilmek isteniliyor. Bu üniversitenin değişik yerlerde açılacak kampüslerinde “Laboratuvar Okulları” adı altında ilk ve ortaöğretim okulları kuruluyor. Bunda bir şey yok. Bundan önce de çeşitli vakıf üniversiteleri hatta devlet üniversitelerinin kampüslerinde ortaöğretim okulları, kolejler kuruldu.
Burada iki önemli farklılık var. Birincisi, kurulacak olan bu laboratuvar okullarında -ki, laboratuvar okulu kelimelerinin altını da özenle çizmek istiyorum çünkü insanlara laboratuvar kelimesinin çağrıştırdığı şey- burada okuyacak öğrencilerin de birer denek durumuna düşeceği oluyor ne yazık ki. Zaten uygulama da bununla çok yakından ilişkili. Bu okullarda öğrencilerin yüzde 70’e yakınının burslu olarak okutulmasını taahhüt ediyor TOBB Üniversitesi. Çok güzel bir şey. Peki, bu burs nasıl sağlanacak?
Değerli milletvekilleri, bu burs şöyle sağlanıyor: Üniversite kampüsü içerisinde çalışan herkes, hiçbir ayrım gözetmeksizin öğretim üyesi, öğretim elemanı, memur, herhangi bir çalışan gelir vergisini devlete ödemeyecek, gelir vergisi bir hesaba yatırılacak ve yirmi beş yıl boyunca bu hesaptan ilköğretim ve ortaöğretim okullarında okuyan öğrencilere burs olarak verilecek.
Şimdi, değerli milletvekilleri, burs vermek gerçekten çok takdire değer, çok kutsal bir hizmet ama siz bu bursu devlete ödeyeceğiniz vergiyi belli bir hesapta toplayarak veriyor iseniz o zaman burada pek çok temel yasayı ihlal etmenin ötesinde, çok özel bir ayrıcalık da getirmiş bulunuyorsunuz. Öncelikle Anayasa’ya aykırı bir hükmü bu yasayla getiriyorsunuz, yasalaştırıyorsunuz yani her an Anayasa Mahkemesine götürülüp iptal edilebilecek bir hükmü buraya getiriyorsunuz. Anayasa’nın 73’üncü maddesi çok açık “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre vergi vermekle yükümlüdür.” diyor. Yani şimdi, ben vereceğim verginin nerede kullanılacağı konusunda tercihte bulunma hakkına sahip oluyorum eğer bu üniversitenin herhangi bir biriminde çalışıyorsam.
Peki, değerli milletvekilleri, bu, acaba başka kurumlara da bir kapı açmayacak mı? Yani ben bir sade vatandaş olarak bu yasaya bakarak “Bundan sonra benim ödeyeceğim gelir vergisi -belki Sayın Necat Birinci de bana katılırlar- kendi üniversitemde okuyan, İstanbul Üniversitesinde okuyan öğrencilere burs olarak verilsin.” demek hakkına sahip olacak mıyım olmayacak mıyım bu yasayla? Ya da -ben buradan şimdi çağrı yapıyorum- İstanbul Üniversitesinin 10 bin çalışanı var, 2.500’ün üstünde öğretim üyesi var, bu öğretim üyeleri ve çalışanlar “Biz bundan sonra gelir vergilerimizin devlete gitmesini değil, özel bir hesapta toplanarak kendi üniversitemizdeki öğrencilere burs olarak verilmesini istiyoruz.” demek hakkına sahip olacaklar mı; böyle bir yasayı Meclise getirip bunda dayatma hakkına sahip olacaklar mı olmayacaklar mı? Ya da bir başka kurumun çalışanları, “Biz kendi gelir vergimizin, işte, yoksul çocuklara, Çocuk Esirgeme Kurumundaki çocuklara sarf edilmesini istiyoruz.” diyebilecekler mi diyemeyecekler mi? Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bu, çok önemli bir düzenleme. Burada çok ciddi bir eleştiri yapılması gerekiyor ve olaya yeniden bakılması gerekiyor. Bu, yeni kapıları açacaktır; en azından ben, kendi gelir vergimin kendi üniversitemdeki bir öğrenciye burs olarak verilmesi için bir talepte bulunacağım. Bakalım ne olacak? Dolayısıyla, böyle uygulamaların vakıf üniversiteleri için, iyi niyetle bile olsa, gündeme getirilmesi ve yasalaşması, gelecek açısından çok ciddi sorunlar yaratacaktır.
Şimdi, bu yasa, sadece, hepimizin bir vatandaşlık görevi olarak kabul ettiğimiz vergimizle ilgili özel bir tasarrufta bulunmakla kalmıyor, bir başka şey daha yapıyor; bu okullarda, laboratuvar okullarında eğitim görecek olan öğrencilerin onuncu sınıftan on birinci sınıfa geçmeleriyle ilgili uluslararası nitelikteki sınavın TOBB Üniversitesi Senatosu tarafından belirleneceğini söylüyor. Şimdi, gerçekten, olağanüstü kargaşa yaratacak bir süreç. Neden böyle bir talepte bulunuyor? Şunun için bulunuyor: Çünkü bu öğrencilerinin yüzde 70’inin burslu olarak okuyacağı laboratuvar okulları aslında bizim ortaöğretim kurumlarımızın müfredatından farklı bir eğitim programı uygulayacaklar. Nasıl bir program? Bunun sonunda “Uluslararası Bakalorya Diploması” denilen bir diploma alacaklar. Bu, Türkiye’de yeni bir şey değil; bu, yıllardır yapılıyor, on yıldan fazla süredir yapılıyor. Birtakım kolejlerde, özel okullarda uygulanıyor ve bu diplomayı alan, bu programa giren öğrenciler Türkiye’de üniversite giriş sınavını kazanamıyorlar. Zaten program, kazanmaları amacıyla düzenlenmiş bir program da değil. Zaten Sayın Bakan da bunu Komisyondaki görüşmeler sırasında açıkça söyledi, “doğrudur” dedi. Bu diplomayı alanlar Türkiye’de üniversite giriş sınavını kazanamazlar.
Şimdi, bakınız, bir üniversite, kampüsünde laboratuvar okulu diye okullar açıyor, buraya öğrenci alıyor. Özel okul bunlar. Bu öğrencilerin yüzde 70’ine, ekonomik gücü de yeterli olmadığı için bu öğrencilerin, devlete verilecek gelir vergileriyle burs veriyor. Sonra, bu okullardan mezun olan öğrencilere birer Uluslararası Bakalorya Diploması veriyor. Bu Uluslararası Bakalorya Diploması’nı cebine koyan bu çocuk, üniversite giriş sınavını kazanamayacak. Peki, burslu okumuş bu çocuk, acaba elinde işe yaramayacak olan ve ikinci bir seçeneği sunulamayan bu diplomayla yurt dışına nasıl gidecek de eğitimini görecek? Bu nasıl bir tutarsızlıktır? Bu nasıl bir ilişkilendirilmedir?
Değerli milletvekilleri, dahasını da söyleyeyim: Şimdi, bir ortaöğretim kurumunun onuncu sınıfından, on birinci sınıfına geçme sınavını, yani 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na tabi olan bir kurumun onuncu sınıfından on birinci sınıfına geçme sınavını 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası’na tabi olan bir yükseköğretim kurumunun senatosu nasıl yapabilir? Bu, Millî Eğitim Bakanlığının yetkilerine müdahale değil midir? Biz bu kadar esnek ilişkiler içerisinde bir süreç mi başlatıyoruz? Bütün yasaları birbirinin içine sokarak sadece bir vakıf üniversitesinin istediği şeyi yerine getirmek için başlatacağımız bu girişim gelecekte nasıl ve ne gibi sorunlara yol açacaktır? Ben, bütün bunların çok büyük bir dikkatle değerlendirilmesine gerek duyuyorum. İnanınız bunu söylerken “Bu yasa AKP’den geldi, işte, klasik olarak Cumhuriyet Halk Partisi, AKP’den gelen yasalara muhalefet etmelidir.” filan gibi bir anlayışla hiç hareket etmiyorum. Bu, Türkiye'de yükseköğrenimin, ortaöğretimin, Türkiye'nin vergi sisteminin geleceği açısından bizi çok zorda bırakacak bir düzenlemedir.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bu yasayla bir başka düzenleme daha getiriliyor, iki vakıf üniversitemiz kuruluyor; hayırlı olsun diyoruz. Ancak bu vakıf üniversiteleri kurulurken bir konuya dikkat çekmek istiyorum: Kuruluşuyla ilgili, hangi fakültelerin açılacağıyla ilgili teklifler önce YÖK’e gider. YÖK’e gider değil mi? YÖK diye bir kurum, kurumsal yapı var ve YÖK bu fakülteleri değerlendirir, der ki: A, B, C, D fakülteleri açılsın ama (F) ve (G) fakülteleri açılmasın. Acaba niye böyle bir karara varır YÖK? Şunun için varır: Çünkü o fakülteler için yeterli öğretim üyesi bulunamayacağını bilir ya da eğer bu bir vakıf üniversitesiyse o bölgede o vakıf üniversitesinin o fakültesini hizmete soktuğunuz zaman, devletin üniversitelerinin içinin boşalacağından endişe eder. O nedenle der ki: Biraz durun, bekleyin, şimdi kurmayın bu fakülteyi, bir süre sonra kurarsınız. Ama gelin görün ki YÖK’e göndermek, YÖK’ün onayını almak filan hiçbir anlam ifade etmez. Birdenbire Millî Eğitim Komisyonuna bir önerge verilir ve şu üniversitenin şu fakültesi de kurulsun denilir, o konudaki ön çalışmaların hepsi çöpe atılır, çoğunluktakilerin elleri kalkar, bir bakarsınız bir hukuk fakültesi kurulmuş. Peki, öğretim üyesini nasıl bulacak? Kaliteli eğitimi nasıl sağlayacak? E kolay, eğer vakıf üniversitesiyseniz daha çok para verirsiniz, devlet üniversitelerinin fakültelerinin içini boşaltırsınız.
Değerli arkadaşlar, eğitim ciddi bir iştir, Eğitim Komisyonunda olmak da ciddi bir iştir. Eğer siz bir üst kurul olarak Yükseköğretim Kurulunun düşüncesini almışsanız, o düşünce de bir anlam taşıyorsa, siz, Komisyonda, bir anda bunu yok sayamazsınız. İşte bu yasada aynı uygulama yapılmıştır. Benim, açılmasından çok da büyük bir memnuniyet duyduğum bir üniversitemizin, Yeni Yüzyıl Üniversitesinin bir anda bir hukuk fakültesi de, oradaki çeşitli ilişkilerle, çeşitli sempati rüzgârlarıyla bazı milletvekillerimizin kulaklarına fısıldanılarak verilen önergelerle geçirilmiştir.
Ben, tekrar ediyorum, eğitim ciddi bir iştir ve eğitimde alınan her karar geleceğimizi etkilemektedir. İşte, eğitim ciddi bir iş olduğu için, burada açılan her üniversitenin sorumluluğunu da, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak üstlenmek zorundayız.
Değerli milletvekilleri, biz, bütün illerimizde birer üniversite açılmasını elbette istedik, istiyoruz ama her seferinde bir şey söyledik, dedik ki: Üniversite açmak, elleri yukarıya kaldırıp indirmek kadar kolay bir iş değil. Ellerimizi kaldırıyoruz, biraz sonra yine kaldıracağız, üniversiteleri açıyoruz. Peki, açılan üniversiteler acaba Türk yükseköğretimine ne kadar katkıda bulundular bugüne kadar? Çok özet rakam vereyim size:
Bakın, AKP İktidarı döneminde 41 tane yeni devlet üniversitesi açıldı, çok büyük bir rakam, 53’tü çünkü toplam devlet üniversitesi sayısı, buna 41 tane daha eklendi; gerçekten çok yüksek bir rakam. Şimdi, bu kadar çok üniversite açılınca… Tabii, niye açıyoruz? Sadece o bölgeye yeni öğrenciler gitsin, ekonomisi canlansın diye açmıyoruz, daha çok öğrencimiz yükseköğretimden mezun olsun, diploma alsın diye açıyoruz. Peki, biliyor musunuz, lisans eğitimi gören kırk bir yeni üniversite açılmış, lisans öğretimi gören öğrenci sayımızda, 2006’yla 2009, yani bu üniversitelerin açıldığı tarihten bugüne ne kadar artış olmuş? Kırk bir yeni üniversiteyle ne kadar artış olmuş? 1.064 değerli arkadaşlar. Üniversite başına 25 öğrenci düşüyor. Bunu uydurmuyorum, istatistiklere girip bakabilirsiniz, Millî Eğitimin istatistiklerinden de izleyebilirsiniz.
Bakın, biz, kırk bir yeni üniversite açmışız ve üniversite başına 25 tane öğrenci artışı sağlamışız. Demek ki, böyle, “açtım” demekle olmuyor, tabelaları asmakla olmuyor. Öğretim üyesi bulamadığınız, altyapısını yapamadığınız bir üniversite sistemiyle karşı karşıyasınız. Ben burada suçlamıyorum ama bir şey hatırlatmak istiyorum, değerli arkadaşlar bir şey hatırlatmak istiyorum: Kırk bir yeni üniversiteye siz bina yapamazken bir vakıf üniversitesinde kurulan, kampüste kurulan ortaöğretim okulu için devlete ödenecek gelir vergilerini bu öğrencilere burs olarak tahsis etmemelisiniz. Böyle bir çifte standart olamaz. Siz yükseköğretimin bütün sorunlarını çözmüş olursunuz, açtığınız üniversitelerin altyapısını yapmış olursunuz, ondan sonra dönersiniz bir vakıf üniversitesi de bir laboratuvar okulu açmak istiyor, “tamam, bunun da bursunu biz verelim” dersiniz ama devletin üniversitesinde öğrencisi burssuzken, okullarında çocukları burs alamazken, yoksulluk ve zorluk içinde okutulmaya çalışılırken bunun sosyal adalete de her türlü adalet anlayışına da fırsat eşitliğine de Anayasa’ya da aykırı bir düzenleme olduğunu bir kere daha sizlere hatırlatmak istiyorum.
Ellerinizi kaldırırken vereceğiniz oyların geleceğimiz açısından çok önemli sorumlulukları da beraberinde getireceğini hatırlamanızı rica ediyorum. Tabii, burada bulunan 10 kişi, 15 kişi için bunu söylüyorum çünkü oylama sırasında dışarıdan gelen çok sayıda kişi neyin oylandığını bilmeden ellerini kaldırarak içeri girecektir ve böylece bir yasa daha Türkiye'nin geleceği açısından ve yükseköğretimi açısından, fırsat eşitliği ve sosyal adalet açısından çok önemli riskler taşıyan bir yasa daha ne yazık ki buradan geçecektir.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
50 konuşma daha · 5 Şubat 2009