2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı bütçeleri, gelir bütçesi ile 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı'nın maddeleri)
Zonguldak Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 37. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Aralık 2007 · 557 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fazlı Erdoğan (AK Parti), 12 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (MALİYE BAKANLIĞI, KAMU İHALE KURUMU, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI BÜTÇELERİ, GELİR BÜTÇESİ İLE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI'NIN MADDELERİ)); konuşma 557 kelime.
Fazlı Erdoğan (AK Parti, Zonguldak). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı bütçeleri, gelir bütçesi ile 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı'nın maddeleri)”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 12 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fazli-erdogan-23-2007-12-12-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-maliye-bakanligi-kam (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
FAZLI ERDOĞAN (Zonguldak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesiyle ilgili, şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Takdir edersiniz ki, günlerdir 2006 ve 2007, 2008 bütçesini planlarken, iktidar, iktidar sorumluluğunu ve yetkisini sınırsız kullanma hakkını sürekli vurgulayıp öne çıkarmış, muhalefet de ve muhalefet sözcüleri de muhalefet hakkını ve sorumluluğunu sürekli olarak dile getirmiştir; bu, çok doğaldır.
Türkiye’nin kalkınması, büyümesi, istikrarlı gelişmesi için bir süreç işlemektedir. Her şeyden önce, bu madde teknik bir maddedir. Gelirini, giderini ayarlamak isteyen bir iktidar, bir hükûmet, aradaki farkı, elbette borçlanarak planlamak zorundadır. Bu borçlanmayı da elbette, en isabetli kaynaktan en verimli sonucu elde edecek şekilde yatırıma ve üretime dönüştürüp ülke insanını mutlu kılmak, refah düzeyini yükseltmek, onu, yer altı ve yer üstü kaynaklarını devreye koyarak en iyi bir şekilde planlamakla mümkündür.
Durum bu şekilde olunca, Türkiye bir değişim ve dönüşüm sürecine hızlı bir şekilde adapte olmuştur ve bu süreci iktidar en iyi şekilde planlayıp kullanırken, zaman zaman muhalefette de bu süreç, gerçekten yerini almıştır. Ben -geçmişteki muhalefete baktığımız zaman- Türkiye’nin seksen dört yıllık süreci içerisinde bu beş yıllık muhalefette, gerçekten, istikrarın, güvenin, değişim ve dönüşümün izlerini görüyorum. Bu izler, kendilerine büyük gelecek vaat ediyor. Yavaş yavaş Türkiye’nin bu şekilde muhalefeti, demokrasinin gelişmesine, insan haklarına, hukuka ve sosyal devlet anlayışına muhalefetin de yer verdiğini ve bunun önünün açıldığının izlerini görüyoruz. Durum bu şekilde olunca, 2008 yılı bütçesinin dengelenmesi noktasında, her alanda olduğu gibi, kendi konumuzla da ilgili olması nedeniyle, özellikle Sanayi Bakanlığına baktığımız zaman, bir taraftan büyümeyi istikrarlı bir şekilde yürüten, bir taraftan faizi sürekli olarak küçük esnafa ve sanatkârlarımıza verilen özellikle bu noktada yüzde 59’lardan yüzde 13’lere kadar düşen 5 milyon YTL’yi, şu anda baktığımız zaman, önce 25, daha sonra 35 daha sonra 50 milyonlara kadar götüren bir hükûmetin, bu dengelemelerde, bütün alanlarda olduğu gibi, yatırımı, üretimi ve özel sektörü de dengeli bir şekilde kamu borçlanmasına ayarlamak zorundadır. Bu hesaplamaları da yaparken iktidara ve muhalefete düşen bana göre görev şudur: Evet, bu bütçede özel sektörün önü rahatlatılmıştır, açılmıştır. Ama, aynı zamanda, özel sektörün borçlanma riski artarken, gelecekteki birtakım krizlere, gelecekteki birtakım sorunlara yönelik özel sektör de elini taşın altına koymuştur. Bunun içerisinde medya vardır, zenginler vardır, özel sektörün bugüne kadar Türkiye’nin… Böyle, daha çok, Türkiye’yi dışarıdan yönetenlerini riski artmıştır. Niçin? Bir kriz olduğu zaman devlet borçlanmasıyla, sürekli olarak devlet içeriye atılırken, özel sektör uzaktan bakıyordu. Şimdi, özel sektör de borç riski, aynı zamanda kendi açığını kapatma riski altındadır, Türkiye’nin istikrarına ve tabii ki kalkınmasına geçmişten daha fazla ilgi göstermesi zorunlu hale gelmiştir. Türkiye istikrarsız olduğu zaman, düzensiz olduğu zaman, demokraside ve ekonomide dengesizlikler dönemi başladığı zaman, en büyük paniklemeyi özel sektörde görüyoruz. O zaman, sistemine sahip çıkıyor, yanlış giden şeylere “dur” diyor. Diyor ki: Bu sistem içerisinde özel sektöründe eskisi gibi aldığı parayı kamu desteğiyle ödeyeceği dönemler bitmiştir. Bu nedenle, şimdi kendi yatırımını, kendi planlamasını, kendi geleceğini devletin kesesinden, kasasından değil de kendi cebinden, kendi gelecek çocuğundan, torunundan alacak bir devlet yönetiminin ortaya çıktığını görüyor. Bu da Türkiye için bir gelişmedir.
O nedenle, ben, gerek muhalefeti gerekse iktidarı bu noktada şu noktaya çekmek istiyorum, diyorum ki: Siz, özel sektörü bu devletin dışında bir şey zannetmeyin, özel sektör başlı başına bu devletin bir parçasıdır. Özel sektörü oluşturan kurumlar veya kuruluşlar veya şahıslar her şeyden önce vatandaştır. Vatandaş olarak burada yatırım yapıyorsa, devletine vergi veriyorsa, onun riskini de almak zorundadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
82 konuşma daha · 12 Aralık 2007