İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 72. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Malatya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 72. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Mart 2006 · 1.409 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (CHP), 8 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BANKACILIK KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S. 1078)); konuşma 1.409 kelime.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (CHP, Malatya). “Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 8 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ferit-mevlut-aslanoglu-22-2006-03-08-bankacilik-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1078 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; ben, 94 yılına gitmek istiyorum, 5 Nisan 1994 öncesine. Bazı şeylerden ders almamız lazım. 5 Nisan 1994 öncesi, Türkiye'de, kamu borçlanmasındaki zorlanmalar nedeniyle, hazine bonosu faizleri, günlük, dakikalık, saatlik değişiyordu. Kamu, borçlanma adına, teklif usulü ihaleler açıyordu, en az teklif verenden en yüksek teklif verene kadar bir ihale açıyordu, bir ortalama faiz buluyorlardı. En az, en aşağıdaki teklif çok düşük seviyeli, az faizli; ama, daha büyük teklif verenler, yüksek faizle kamudan kâğıt alıyorlardı. Bunların çoğu yabancıydı. Ne oluyordu; Türkiye'yi geriyorlardı, kamu borçlanamıyordu ve bir hafta, on gün önce bir germe politikasıyla faizler yükseltiliyordu ve Türkiye geriliyordu, faizler 20 puan artıyordu, bu beyler 20 puan yüksek faizle bono alıyorlardı, on gün sonra havayı yumuşatıp bu hazine bonolarını 10 puan, 15 puan aşağı satıp gidiyorlardı. Ne oldu; 5 Nisan geldi, Türkiye'de mevduatın yüzde 100'üne bir devlet güvencesi getirildi. Bu, haksız bir uygulamaydı; ama, o günün, bunun müsebbibi kamudur, bunun müsebbibi kamu adına görev yapanlardır arkadaşlar. Mevduatın yüzde 100'üne güvence getirildi. Haksız bir uygulamaydı ve sonuçta, o krizi, güya, mevduata yüzde 100 güvence getirerek aşmaya çalıştılar; ama, daha sonra fatura, 2001 krizinde fatura nereye çıktı? O günkü rakamlarla -demin Sayın Kılıçdaroğlu bahsetti- 50 milyar dolarlık rakam; belki o gün yüzde 100 güvence getirilmeseydi, belki 5-6 milyar dolayındaki rakamlardı; ama, çok büyük yanlışlar yapıldı. Birileri ülkeyi gerdi, ülkenin ekonomisi özgür olmadığı için, ülkenin ekonomisi dimdik ayakta durmadığı için, hep birilerinin oyuncağı olduk. 2001 krizinde ise yine aynı şekilde.

Demin Sayın Bakanım söyledi "kur riski açığı." Evet, reel faiz devam ettiği sürece bu ülkede -bugün de var, dün de var, evvelsi gün de var- birileri buraya, yabancı sermaye adı altında veya birtakım koşullarla para gönderip, hâlâ, o gün... O gün de böyle bugün de böyle arkadaşlar, aynı senaryo, aynı şekilde gidiyor ve o gün kur riski açığı o kadar büyük seviyelere geldi ki, bunu, kamu adına denetim yapan herkes biliyordu, bilmiyorum diyorsa yalan söylüyor. Bankaların kur riski açığını denetleyen tüm denetçiler, hepsinin raporu vardı; ama, bu raporlar dikkate alınmadı arkadaşlar. Kur riski açıklarının hangi seviyede olduğunu, o gün kamu adına denetim yapan Hazine hepsini biliyordu; ama, herkese göz yumdular, ceza vermediler ve yabancı bankalar Türkiye'ye günübirlik para verdiler; bir gün bu pimi bir Alman bankası çekti, günlük 2 milyar mark fonluyordu o dönemde ve pimi çekti arkadaşlar ve 2001 krizinin bir numaralı müsebbibi, bir yerden talimat alan bir yabancı bankadır arkadaşlar. Şimdi biz bunlardan, hiçbirinden ders almıyoruz.

Tabiî, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun gerçeği, reel tasarruf mevduatını korumaktı sayın milletvekilleri, yani, tasarruf mevduatı, yani, halkın mevduatını korumak amacıyla bir sigorta fonu kurulmuştur; ama, gerek 1994 krizinde gerekse 2001 krizinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, tamamen kendi yasasının dışında kullanıldı sayın milletvekilleri. Çok gitmeyelim; sizin döneminizde de oldu; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan ticarî mevduat ödendi; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan, yabancı bankaların alacakları ödendi; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan bankaların yurt dışında her türlü taahhütleri ödendi; ama, bir İmar Bankasında veya diğer, gerçek halkın mevduatı ödenmedi. Yani, İmar Bankasında, çıkardığınız yasada, ticarî mevduatı ödettiniz. TMSF'ye görev verdiniz, görev verdiniz. TMSF ödemedi bu parayı; Hazine adına TMSF bunu ödedi ve Hazine, bu alacağını götürdü, iflas masasına kaydettirdi arkadaşlar. Böyle şey mi olur?! Gerçek tasarruf mevduatlarını ödetmediniz. Yani, İmar Bankası mudileri, bilmez; Türk insanı, gider, bankaya teslim olur; bilmez bu parasını, bankanın, hangi fona yatırdığını arkadaşlar. Gerçek mevduat; ama, bunları ödemediniz veya diğer katılım bankalarındaki halkın gerçek mevduatını, halkın gerçek mevduatını… Demin verdiğimiz önergede diyoruz ki: Biz, TMSF'nin adaletine inanıyoruz, o tasfiye etsin. Bunun için önerge verdik arkadaşlar; ama, bunu da kabul etmediniz.

Değerli milletvekilleri, bir ülkenin ekonomisi özgür değilse, o ülkede, her zaman, bu, halktan çıkıyor; bunu bilin.

Ben, bir de birkaç rakam vermek istiyorum sayın milletvekilleri; bu verdiğim rakamlar, 30 Eylül sonu itibariyle, Türk bankacılığının, 30 Eylül sonundaki global rakamları.

Değerli milletvekilleri, Türk bankacılığının, 30 Eylül sonu itibariyle, 364 katrilyon bir pasif toplamı var; yani, pasif toplamı dediğimiz, mevduat ve borçlanmalar, yurt dışından aldığı krediler. 364 katrilyon, yani yaklaşık, 280 milyar dolar değerli milletvekilleri, Türk bankacılığının, tüm sistemin. Burada, bir tek katılım bankaları hariç, kalkınma bankaları var, yabancı bankalar var; yaklaşık 285 milyar dolar. Geliyorum, bu Türk bankalarının, tüm bankaların 231 katrilyon mevduatı var, mevduat toplamışlar; tasarruf mevduatı, ticarî mevduat, döviz tevdiat, diğeri de yurt dışından aldığı krediler.

Dönelim aktife. Ne yapmışlar Türk bankaları bu paraları, 30 Eylül itibariyle değerli milletvekilleri: Değerli milletvekilleri, bunun, Türk bankacılık sistemi, 142 katrilyonunu devlete borç vermiş. Devlet, Türk bankacılık sisteminden 142 katrilyon, hazine bonosu adı altında para almış; yani, 364 katrilyonun 142 katrilyonunu devlet almış. Hazine bonosu almış sistem devletten ve üzülerek söylüyorum, tüm bankacılık sisteminin verdiği krediyse 134 katrilyon. Değerli milletvekilleri, şimdi, bunun da -biliyorsunuz, geçen hafta konuştuk- 47 katrilyonu tüketici kredisi; yani, konut, araba ve ihtiyaç kredisi, kredili kredi kartı.

Değerli milletvekilleri, Türk bankacılık sistemi, 364 katrilyon bir aktif ve pasif toplamının sadece reel ekonomiye 87 katrilyonunu verirse, böyle bir ekonomide büyümeden söz edebilir miyiz?! Nerede bizim millî ekonomimiz, nerede?!

Değerli arkadaşlar, eğer, bu ülkede millî bankalarımız; ben, biraz sonra ona da geleceğim... Yavaş yavaş -Sayın Bakanım dedi- bir sakınca görmüyor bankalarımızın yabancılaşmasına. Arkadaşlar, bunu -tutanaklara geçsin- söylüyorum: Bize bizden başkasının faydası yok. Bağımsız ekonomi, ulus devlet, millî ekonomi politikası olmazsa, bu ülkede ekonomi bir gün yok olacaktır; bunu unutmayın arkadaşlar.

Onun için, 364 katrilyonun sadece 87 katrilyonu reel ekonomiye veriliyorsa ve bunun da yüzde 50'lik kısmı, arkadaşlar, ithalatın finansmanı.

Değerli milletvekilleri, bir ülkenin kalkınmasında, bir ülkenin kendi millî değerlerinin üretiminde eğer finansman bacağın yoksa, o ülkenin ekonomisi bir gün yok olacaktır. Uzun vadeli finansman politikan var mı?!

Değerli milletvekilleri, birkaç rakam da kalkınma bankalarından, yani bu ülkede uzun vadeli sanayii fonlayan, uzun vadeli… Ülkeye sanayiin kazandırılmasında uzun vadeli fon olmazsa, o ülkede ekonomi bir yere gitmez arkadaşlar; ama, maalesef, bakıyorum, kalkınma ve yatırım bankalarının Türkiye'de sağladığı tüm kaynak ise 10 katrilyon.

Değerli arkadaşlar, eğer bir ülkede ekonominin uzun vadeli finansmanı yoksa, o ekonominin sağlığından, o ekonominin geleceğinden hep kuşku duymak gerekir arkadaşlar; hep birileri bir gün gelir, birileri toplar gider arkadaşlar; bunu unutmayın. Onun için, ben, özellikle Türk bankacılık sisteminin çoğunluk hisselerinin yabancıların eline geçmesinde son derece sakınca görüyorum. Bana benden başkasının faydası yok! Bu insanlar sadece günlük politika izler; uzun vadeli sistem, uzun vadeli politika, ülke ekonomisinin bir yere gitmesinde, kesinlikle böyle bir politikaları yok arkadaşlar.

Geleyim kamu bankalarına arkadaşlar; kamu bankalarından birkaç rakam vermek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, dikkatle ve ibretle dinleyin. Kamu bankalarının toplam kaynakları 87 katrilyon, bu kadar kaynak toplamış kamu bankaları, yani mevduat toplamı 87 katrilyon; ama, ne yapmış bu kaynakları arkadaşlar: Bunun 64 katrilyonunu devlete borç vermiş; yani, Halk Bankası, Ziraat Bankası ve özellikle esnafa ve tarıma… Bizim millî bankalarımız, arkadaşlar, 64 katrilyon Hazineye borç vermiş, verdiği kredilerin toplamı ise 27 katrilyon. Bu 27 katrilyon rakamının içinde, yaklaşık 6 katrilyon da nemadan dolayı kredilendirme var, yani, nemalardan dolayı bir kredilendirme var ve önemli bir kısmı da tüketici kredisi arkadaşlar.

Benim kamu bankalarım, bu ekonomiyi yönlendirecek, bu ekonomiye ışık tutacak kamu bankalarım, eğer, bu ülke köylüsüne, bu ülkenin esnafına önderlik etmiyorsa, bunlara uzun vadeli fonlama sağlamıyorsa, bu esnafların önünü açmıyorsa arkadaşlar, bu finansman politikasıyla, bu ekonomi bir gün iflas edecektir. Belki bunlar acı; ama, bunları söylemek bizim temel görevimiz. Bunun adı siyaset değil arkadaşlar; bu ülke hepimizin, bu ülkenin çocukları hepimizin; ama, biz, bu ülkenin kendi değerlerini, bu ülkenin millî ürünlerini eğer ihraç edemezsek… Bu ülkede 50 milyar dolar dışticaret açığını bir finanse ettin; ama, bu, gelecek sene 70 milyar dolara gelecek arkadaşlar. Bunun önünü alamayız. Türkiye ithalat cenneti oldu. Fransa -arkadaşlar, bir daha söylüyorum- hâlâ, küreselleşmeye karşı kendini koruyor, hâlâ, ekonomisini korumak için çabalar gösteriyor. Liberal ekonomiden vazgeçin demiyorum; ama, liberal ekonomi içerisinde, kendi millî devlet, ulus devlet ve millî ekonomimizi korumak kollamak, bu ülkede herkesin görevidir. Tamamen birilerine teslimiyetçi olmak, bu ülkenin insanlarına ihanet etmektir.

Değerli arkadaşlar, tabiî, kaynaklar bir tek tasarruf mevduatında aranıyor. Bu ülkenin başka kaynakları, kesinlikle Türk bankacılık sistemine kazandırılmıyor. Ben yine söylüyorum, bu ülkede 100 milyar dolarlık altın var, bunu bir defa burada size söylemiştim. Bu benim verdiğim rakamları İstanbul Altın Borsası Başkanı da teyit etti arkadaşlar. Biz altını yıllarca getiririz, sadece yastık altında durur. Ülke ekonomisine zerre kadar faydası olmayan bu altını ekonomiye kazandırıp, ilave kaynak bulmak hepimizin görevidir; ama, birinci şart, kamu borçlanmamalı. Kamu, bankacılık kesiminin tüm parasını, yüzde 60 parasını aldığı sürece arkadaşlar, bu ülkede bağımsız bir ekonomiden ve ülkenin kaynaklarının değerlendirilmesinden bahsedemeyiz arkadaşlar. Bunlar acıdır; ama, bu gerçekleri biz söylemek zorundayız.

Tabiî, ülkede uzun vadeli hiçbir finansman politikası yok arkadaşlar. Eğer, siz, bir gemi sektörüne, gemi imal sektörüne, beş yıl vadeli, dört yıl vadeli, fazla değil arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

30 konuşma daha · 8 Mart 2006

30 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook