Amik gölü kurutularak kazanılan arazinin dağıtımı, kullanımı ve bu konulardaki bazı iddiaların araştırılması hk (10/13)
Hatay Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 40. Birleşim · 1. yasama yılı · 4 Mart 2003 · 1.689 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Gökhan Durgun (CHP), 4 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AMİK GÖLÜ KURUTULARAK KAZANILAN ARAZİNİN DAĞITIMI, KULLANIMI VE BU KONULARDAKİ BAZI İDDİALARIN ARAŞTIRILMASI HK (10/13)); konuşma 1.689 kelime.
Gökhan Durgun (CHP, Hatay). “Amik gölü kurutularak kazanılan arazinin dağıtımı, kullanımı ve bu konulardaki bazı iddiaların araştırılması hk (10/13)”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 4 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gokhan-durgun-22-2003-03-04-amik-golu-kurutularak-kazanilan-arazinin-dagitimi-kullanimi-ve-bu-kon (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA GÖKHAN DURGUN (Hatay)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hatay İlindeki Amik Gölünün kurutulması sonucunda elde edilen arazinin dağıtımıyla ilgili Hatay'da yaşanan, yaklaşık otuz yıldır yaşanan, âdeta kangren olmuş bu konuyu araştırmak üzere bir Meclis araştırması önergem vardı; bu nedenle söz almış bulunuyorum; bu nedenle, hepinizi saygıyla bir kez daha selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Hatay'ın 540 000 hektar toplam tarım alanı var. Bu 540 000 hektar tarım alanı içerisinde, biraz sonra konuşacağımız, tartışacağımız, yaklaşık 90 000 hektarını kapsayan, 90 000 hektarını ortaya koyan bir sorunu, bir problemi burada dile getirmeye çalışacağım; beraberce çözüm aramaya çalışacağız.
Hepiniz coğrafyadan, coğrafya kitaplarından hatırlarsınız; Hatay'ın ortasında bir göl var, Amik Gölü. O göl -Sayın Bakan da biraz önce söyledi- 1966 yılından sonra, kurutulma çalışmaları çerçevesinde, 1974 yılına kadar kurutuldu. Ben, bu gölün kurutulması sonucunda Hatay'daki coğrafî değişikliği dile getirmeyeceğim; ama, biraz önce Hatay'da sözkonusu olan sel felaketinin nedenlerinden birisi olduğunu söylemeden de geçmek istemiyorum. Gölün kurutulması Hatay'ın coğrafyasına bir etki yaratmıştır, o etkiyi bir yana bırakarak, konumuzla ilgili bölüme geçmek istiyorum.
Bu, yaklaşık sekiz yıl süren kurutma çalışmaları sırasında bölgedeki çiftçiler kamışları, sazlıkları yolarak, burayı bir tarım arazisi haline getirmeye çalışmışlar ve sekiz yıl gibi uzun bir süre bir fedakârlık yaparak buradaki çalışmaları yürütmüşlerdir. 1974'ten sonra bu araziler, bölgede yaşayan, Bağ-Kura kayıtlı olmayan, SSK'ya kayıtlı olmayan, devlet memuru niteliği taşımayan, vergi dairesine kaydı bulunmayan, hatta hatta ehliyeti dahi olmayan -ve bunlar araştırılmak suretiyle- bu özelliklere sahip olmayan insanlara, 10'ar dönümler halinde, ecrimisil karşılığında kiraya verilmiştir. 1974'te başlayan bu konu, yaklaşık otuz yılı geçen bir süre sonunda farklı bir noktaya taşınmıştır. Düşünebiliyor musunuz, bir arazi, otuz yıl sizin tarafınızdan işletilecek; siz, otuz yıl, o arazi içerisinde geçineceksiniz, ekip biçeceksiniz, çocuğunuz o arazide doğacak, belki torunlarınız o arazi içinde büyüyecek ve otuz yıl sonra diyeceksiniz ki, hadi kalk buradan, burası iskâna tabi arazidir, buranın başka sahipleri vardır, burada başka insanlar oturacaktır, burayı boşalt. Kolay bir iş değildir. Belki, kiralayan insan vefat etmiştir, baba ölmüştür, çocuklar vardır, torunlar vardır, onlar bu olayı anlamakta, kavramakta güçlük çekmektedir ve Hatay'da, yaklaşık 3 000-4 000 aileyi ilgilendiren bir sorundur. 3 000 aileyi nüfus olarak göz önüne aldığınızda, yaklaşık 20 000 -30 000 insan etmektedir. Bizim isteğimiz, talebimiz, 20 000-30 000 insanın bu mağduriyetinin çok ciddî bir biçimde değerlendirilip, bir çözüme kavuşturulmasıdır.
Şimdi, bu arazi, ecrimisil karşılığında kiraya verilmiş ve otuz yıl işletmiş, ekmiş biçmiş insanlardan tahliye sonucunda alınıp, 2510 sayılı Yasaya göre, göçerlere, muhacirlere, gezginci çingenelere ve naklolunanlara verilir maddesine istinaden dağıtılmak durumundadır. İnceleme yaptık, ben de inceledim; o bölgede yaşayan diğer milletvekili arkadaşlarım var, onlar da çok iyi bilirler; bu bölgeye yerleştirilenler, gerçekten, bu 2510 sayılı Kanunun kapsamı içindeki insanları kapsamıyor. İşlem nasıl yapılıyor; çok farklı bir biçimde yapılıyor; ifade etmek istiyorum: Bir grup başkanı bulunuyor; bu grup başkanı herhangi bir insan; git, bize 15, 20, 30, 40 insan bul ve getir, müracaat ettir, bu yasaya biz bunları uydurmaya çalışırız ya da uygun evraklarını bize getirsinler, biz tanzim ederiz deniliyor. Bu biçimde, grup başkanları vasıtasıyla, yeni bir ağalık düzeni, yeni bir sistem oluşturulmaya çalışılıyor.
Şimdi, orada, 20-30 dönümlük araziler, bu grup başkanlarının oluşturduğu gruplara tahsis ediliyor, tapuları veriliyor; ancak, bu insanların birçoğu Kırıkkale İlçemizde iş güç sahibi, kimisi İstanbul'da, kimisi Kayseri'de, kimisi Ankara'da, kimisi emekli memur, kimisi emekli asker. Bunların hepsinin kayıtları var; Köy Hizmetleri Müdürlüğünden istenirse araştırılabilir, çıkarılabilir. Oysa, 2510 sayılı Yasaya baktığınızda, biraz önce söylediğim gibi, bunları 1 inci maddede tarif etmiş. "Muhacirler, mülteciler, göçebeler ve gezginci çingeneler" diye tabir ediyor 2510 sayılı Kanunun 1 inci maddesi.
Şimdi, bu dağıtılan arazilerin büyük bir bölümünün, bu kanunun 1 inci maddesindeki koşullara uymadığını iddia ediyorum. Yaptığımız araştırmalar sonucunda, iş güç sahibi, arazi sahibi, fabrika sahibi, esnaflık yapan, ticaret yapan insanlara, bu grup başkanları vasıtasıyla, bu araziler tahsis ediliyor. Bu insanların birçoğu da, o arazilerin yerini dahi bilmiyor, nerede olduğunu dahi bilmiyor; ancak, o grup başkanları eliyle, yeni bir ağalık düzeni, yeni bir sistem ortaya çıkıyor.
Şimdi, bu mu adaletimiz, bizim, çiftçimize, köylümüze, topraksız insanımıza, aç insanımıza, ehliyeti dahi olmadan burayı kiraya verdiğimiz insanlara davranış biçimimiz, onlara bakış biçimimiz, onlara uygulayacağımız adalet bu mu olmalı?! Bunun araştırılmasını istiyorum. Kanun yine çok açık; eğer iki üç yıl içerisinde işletilmezse, işleme tabi tutulmazsa, bu araziler ellerinden tekrar geri alınır diyor.
Şimdi, yıllardır -bir bakılsın bakalım- bunlar kiraya verilmiş. Tabiî, kira sözleşmesi yok; ama, ekip biçenler, o biraz önce söylediğimiz grup başkanları vasıtasıyla, bu işi ekip biçenler.
Çok acıdır, o bölgeye gittiğinizde görürsünüz, bu insanların mezar yerleri bile yoktur, bu insanların ekecek bir karış toprakları yoktur. Biraz önce Sayın Bakan ifade etti, gazetelerden de izlemiştik, insanın 10 dönüm arazisini elinden alacaksınız, arkasından 1 tane inek vereceksiniz, hadi bakalım geçin diyeceksiniz. Bu, adalet değildir. Bu, insaf değildir. Bu olayın araştırılması, bu olayın incelenmesi mutlaka gerekmektedir. Ben incelenmesini istiyorum, araştırılmasını istiyorum.
İskâna tabi arazidir, değildir; o, ayrı bir şey. Orada ne vardır, hangi amaçla yapılmıştır; bunlar ayrı bir araştırma konusu, ayrı konu. O yapılır, yapılmaz; iskâna tabi bölgeden çıkarılır, çıkarılmaz. Gerçekten, otuz yıldır orayı eken biçen, bu 10 dönümden başka ekecek bir karış toprağı olmayan bu 30 000 insan için böyle bir düşünce ortaya çıkar; o, ayrı bir şey; ama, hiç olmazsa, burada bir haksızlık yapılmamalı. Bu insanların elinden alınıyorsa, hak sahibine, gerçekten bu işte hak sahibi olmuş, kanunda belirlenmiş, o niteliklere sahip insanlara verilmelidir. Onların dışında bir işlem yapılıyorsa, yeni bir ağalık düzeni Hatay'da getirilmeye çalışılıyorsa, çıkarılmaya çalışılıyorsa, o da, ortadan kaldırılmalı ve engellenmelidir. Bu da, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hükümetin, hepimizin öncelikli görevidir.
Sayın Bakan "2 683 aileye dağıtılmış" dedi. Benim üç ay önce aldığım bilgi, 2 356 aileydi; demek ki, bu arada yine bir dağıtım işlemi olmuş. Bu dağıtım işleminde yaklaşık 300 aile daha toprağından edilmiş, bir başkasına bu topraklar verilmiş.
Şimdi, bu arazilerin boşaltılıp başkalarına verilmesi esnasındaki hadiseler de çok can sıkıcıdır, DGM'lik suçlar oluşmaktadır. İnsanlar otuz yıllık ekip biçtiği topraktan ayrılmak istememektedir. Jandarma kuvvetiyle, zabıta kuvvetiyle, o topraklardan ağlayarak sızlayarak, ellerini toprağa batırmış olan insanlar topraktan koparılarak tarlanın dışına atılmaktadır. Tarlaların çoğu ekilidir. Ekili arazisinden insanları alıp da dışarıya koymak kadar acı bir olay yoktur. Büyük çatışmalar çıkmaktadır. Halen mahkemeler devam etmektedir.
Bu bölgede iskân amaçlı toprak verilmiş insanlara karşı da zaman zaman birtakım hareketler ortaya çıkmaktadır. Bir düşmanlık da oluşmaktadır. Sonuçta o 30 000 insan, o bölgenin insanıdır; o köylerde, o ilçelerde yaşamaktadır; ama, dışarıdan gelen diğer o 30 000 kişilik 2 300-2 600 aileyse, o bölgede, bir düşmanca anlayışla, davranışla karşı karşıya kalmaktadır.
Burada yapılacak işlerden bir tanesi, bu insanlarımızın sorununa çözüm bulmaktır. Çiftçilik topraksız olmaz, çiftçi topraksız olmaz. Siz, topraktan alıp kopardığınız çiftçiye 2 tane inek vererek, 3 tane koyun vererek, 5 tane tavuk vererek tekrar geçimini sağlayamazsınız, yıllardır yaşamını devam ettirdiği o topraktan kopararak onun hayata bağlanmasını sağlama noktasında olamazsınız; daha ciddî daha farklı tedbirler alınmalıdır.
Sayın Bakan "1984'ten sonra kira sözleşmesi uzatılmadı" dedi.1984'ten sonra kira sözleşmesi uzatıldı. Ben, bildiklerimi söylüyorum. 1995'te dahi kira sözleşmesi uzatıldı. Çok iyi hatırlıyorum, 1991-1995 yılları arasında koalisyon hükümetinde Cumhuriyet Halk Partili Hatay milletvekillerinin girişimiyle bu işlem durduruldu. Demek ki, kira sözleşmeleri uzatılmıştı. Orada, kira işlemi, 1991-1995 yılları arasında hâlâ devam ediyordu; ancak, o dönemin Cumhuriyet Halk Partili Hatay milletvekili arkadaşlarımızın girişimiyle bu işlem durdurulmuştu. Bu kanayan yara, bu problem, bu sıkıntı, o dönem için geçici de olsa gündemden kalkmıştı; ama, tabiî, hükümetler değişiyor, iktidarlar değişiyor, yerine yenileri geliyor; gelenler de geçmişteki uygulamayı, bugüne kadar gelen uygulamayı devam ettirerek geldiler.
Umarım, bugün burada, bu konunun araştırılmasıyla ilgili bir komisyon kurulur, arkadaşlarımız da bu konuda destek verirler. Gerçekten, hak sahiplerine mi veriliyor, yoksa yeni bir sistem, yeni bir düzen, yeni bir anlayış mı; amacı nedir, ortaya çıkar, çıkarılmalıdır. Böyle bir araştırmaya Meclisimiz izin verirse, o bölgenin insanı da hiç olmazsa rahatlar; vatandaş olarak, devletin kendisine bakış açısının farklı olmadığını, devlet ile kendisi arasında bir mesafe olmadığını, otuz yıldır ekip biçtiği topraktan atılıp da yerine bir başkasının getirilmesinin altındaki bu nedenin ne olduğunu kavramaya, anlamaya çalışır.
Yine, Sayın Bakan biraz önce ifade etti; bu araziler üzerinde havaalanı bölgesi tahsis edilmiş. Evet, doğrudur, şu anda inşaatı da devam ediyor; ama, Hatay'da bugün ve bir hafta önce gerçekleşen selden sonra gidip bir görün havaalanını; sular altındadır. O havaalanına uçak mı inecek, yoksa denizde yüzen bir başka araç mı inecek; o da meçhuldür. Hiçbir zaman kurutulan bir gölün üzerine havaalanı yapılması anlayışı olmamıştır, ben hiç rastlamadım; ama, şimdi, böyle bir tahsis olduğu söyleniyor. Yazık, oraya dünyanın parası ödenmiştir; ancak, uçakların ineceği bir yer değil; artık, başka bir şeyin ineceği bir yer haline gelmiştir. Artık, teknik insanlar, bu konuda bir araştırma yapıp da düzeltme noktasına giderlerse, mutlaka, daha farklı bir nokta ortaya çıkar.
TİGEM arazileri vardır, yurtdışında yaşayan yabancı uyruklu insanların arazileri vardır. Bu araziler de incelenip, araştırılıp, burada mağdur edilen, o "ova köylüsü", "ova çiftçisi" dediğimiz insanlara verilmelidir, tahsis edilmelidir.
Bu insanların ineklerle, tavuklarla geçinme şansı yoktur. Böyle bir uygulamayla, böyle bir yöntemle, oradaki 3 000-4 000 aileyi hayata bağlayamazsınız, o bölgeye bağlayamazsınız. İskân amaçlı olarak, bu muhacir ve göçmenleri yerleştiriyorsunuz; ama, Hatay'dan 30 000 insanın göç etmesine sebep oluyorsunuz. Bunun, adaletle, insan haklarıyla, demokrasiyle bağdaşır hiçbir yönü yoktur.
Aynı zamanda, Hatay'da gelişen sel felaketinden de biraz bahsetmek istiyorum. Biz, her sene bu sel felaketini yaşarız, yılda 2-3 defa yaşarız; geçen sene yaşadık, bu sene yine yaşadık; bu, ikinci, üçüncüsü. Oradaki çiftçimiz, ne yazık ki, ektiği buğdayı bir karış hale getirir, o kadar çaba sarf eder, emek sarf eder, buğdayını verir, ancak bir sel gelir, selle gider. Onu söker, yerine pamuk eker, pamuğu da bir sel götürür. İkinci defa pamuk eker, mayıs ayını bulur, mayıstan sonra üçüncü, dördüncü ekimden sonra, artık başına bir şey gelmezse, fiyatlar iyi olursa, destekleme uygun bir şekle gelirse, belki, zarar etmeden bu işten çıkabilir hale gelir.
Şu anda, 30 000 dönüm arazi su altındadır. 200 ev tahliye edilmiştir. Büyük ölçüde büyükbaş ve küçükbaş hayvan telef olmuştur. Bunun sebeplerinden bir tanesi de, o gölün kurutulmasıdır. Eğer o göl kurutulmamış olsaydı, bu selleri ortaya çıkaran sular göle boşalacaktı, böylece bir sel tehlikesi olmayacaktı; ama, ne yazık ki, 1966'da yapılan bu uygulamayla bu noktaya gelinmiştir.
Benim dileğim ve temennim, Hatay'da kanayan bu yaraya çare bulunması için Meclisimizde bir araştırma komisyonunun kurulmasıdır. Hepinizden bu konuda destek bekliyorum, desteğinizi vereceğinize de inanıyorum. Oradaki mağdur insanlarımızın hiç olmazsa vicdanlarını rahatlatmamız lazım. Eğer haksızlık yapılmışsa, hak sahipliğinin bu insanlara verilebilecek şekilde bir düzenlemenin gerçekleştirilmesi lazım.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
20 konuşma daha · 4 Mart 2003