Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)
Hatay Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 28. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Aralık 2005 · 1.111 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Gökhan Durgun (CHP), 7 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 1.111 kelime.
Gökhan Durgun (CHP, Hatay). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gokhan-durgun-22-2005-12-07-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA GÖKHAN DURGUN (Hatay)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, Millî Eğitim Bakanı, maalesef, şu anda burada yok. Kendisiyle ilgili bu kanun tasarısı görüşülüyor; ancak, Millî Eğitim Bakanımız öğretmenlerden, eğitim sistemimizden sorumlu Bakan, Sayın İçişleri Bakanımız ona bugün vekâlet ediyor, o da, Ankara'ya haklarını aramaya, sağlıklı bir eğitim sistemi istemlerini dile getirmeye çalışan öğretmenlerimizin dövülmesiyle ilgili kurumun, kuruluşların bağlı olduğu Bakanlık; ortaklaşa çalışıyorlar herhalde, herkes sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyor.
Değerli arkadaşlarım, eğitim sistemimizin sorunları, her gün geçtikçe ağırlaşarak devam ediyor. Okulların teknik altyapı yetersizlikleri, devlet okullarında velilerden talep edilen yüksek düzeydeki bağış miktarları, öğretmen açıkları ve eksikleri gibi sorunlar, geçmiş yıllarda olduğu gibi, bu yıl da, eğitim sistemimizin temel sorunudur.
Her şeyden öte, eğitim sistemimizin giderek toplumdaki eşitsizlikleri tüm açıklığıyla görünür hale geldiği bir yapı da, ne yazık ki, önümüzde duruyor.
Öte yandan, bağış skandalları yine gündemimizdedir. Üstelik, geçtiğimiz yıl yaptığı bir yasa değişikliğiyle, okullarda bağış uygulamasını yasallaştıran AKP Hükümeti ve Sayın Millî Eğitim Bakanı, bu değişiklikten habersizmiş gibi, kamuoyu önünde, bağış uygulamasını eleştirmektedir. Ne yazık ki, hükümet, Millî Eğitim Temel Kanununun 16 ncı maddesinde yaptığı değişiklikle, okulları birer işletmeye çevirmiş ve bağış uygulamaları konusunda okul idarecilerini cesaretlendirmiştir. Aynı zamanda, bu, kamusal eğitim anlayışının da sonuna geldiğinin göstergesidir. Artık, devlet, okullarına, kendi başlarının çaresine bakmalarını öğütlemektedir.
Buna, kendi seçim bölgemden bir okuldan örnek vermek istiyorum. Antakya merkezde bir ilköğretim okulunda eski müdür 9,5 milyar bir borç bırakarak okuldan ayrılıyor, başka bir göreve gidiyor. Yerine gelen okul müdürü de, bu borcu ödemek üzere her bir öğrenciden 30 ile 40 milyon civarında para istiyor. Bu 9,5 milyar borcun da 7,5 milyarı elektrik borcu. Bir ilkokul, elektrik borcunu ödemek üzere öğrencilerden para toplama noktasına gelmişse, kayıt yapılırken bağış alınma noktasındaysa, kendi başlarının çaresine bakmaları öğütlenmekteyse, vay haline bu millî eğitim sisteminin!
Sayın Bakan bağış uygulamalarını çözüme kavuşturacak bir zihniyet taşımamaktadır. Geçtiğimiz günlerde de basına yansıdığı üzere, Sayın Bakan aklını özel okulların gelirlerinin artırılmasına, devlet okullarındaki öğrencilerin bu okullara kaydırılmasına takmıştır. Vergi indirimleri yoluyla, devlet okullarında okuyan 256 000 öğrencinin daha özel okullara kaydırılacağını düşünen Sayın Bakan, bu durumu, kamuoyuna tasarruf olarak açıklamaktadır.
Sayın Bakana soruyorum; mevcut haliyle bile yetersizken eğitimin bütçedeki payının arttığını söylüyorsunuz, diğer yandan da tasarruftan söz ediyorsunuz! Anlaşılan ya Sayın Bakanın kafası karışık ya da kamuoyunun kafasını karıştırmak istiyor.
Sayın Bakan, ücretsiz kitap dağıtımıyla ilgili, öğrencilere, velilere müjdeler vererek böyle bir uygulama başlatmış; fakat, bu uygulama görünürde katkı sağlayıcı bir nitelik taşısa da, biz, bu konunun altında bir rant kavgası olduğunu görüyoruz. Bakanlık, bu uygulamayı, kitapları yayınevlerinden satın alarak gerçekleştirmiştir, kendi ürettiği kitapların basımını da bir özel matbaaya vermiştir. Daha önce vatandaşın cebine el atan özel yayınevleri, bu kez vatandaşın vergileriyle oluşan kamusal kaynaklardan nemalanmaktadır. Uygulama yeni zenginler yaratacak ya da var olanları daha palazlandıracaktır. Oysaki, en ekonomik yol, hem kitap üretimi hem de basımının ve dağıtımının kamunun kendi olanaklarıyla gerçekleştirilmesidir.
Okullarımızın sorunları bunlarla da sınırlı değildir. Bir diğer sorun da okullarımızın fizikî koşullarıdır. Öyle ki, bugün Türkiye'de 8 325 okulda ikili, 17 636 okulda ise birleştirilmiş sınıflarda eğitim verilmektedir. İlköğretimde ve ortaöğretimde toplam derslik açığı binlerle ifade edilmeye başlamıştır. Bugün ülkemizde okul başına 1 tane fen laboratuvarı bile düşmemekte, 1 324 öğrenci tek bir laboratuvardan hizmet almaya çalışmaktadır.
Bilgisayar laboratuvarları açısından durum daha da kötüdür. Bu yıl itibariyle 8 624 öğrenciye bir tek bilgisayar laboratuvarı düşmektedir.
Eğitim sistemimizin diğer bir önemli sorunu ise, öğretmen açıklarıdır. Okullarımızdaki öğretmen açığı artık yüzbinlerle ifade edilmektedir. Binlerce okul, öğretmen yokluğu nedeniyle bugün kapalı durumdadır. Son on yılda, 335 311 öğretmen atanmışken, 130 673 öğretmen de emekli olmuştur. Bu durumda, reel anlamda ataması yapılan öğretmen sayısı 205 000'dir. Eğitime gereken önemin verilmediği, bütçeden yeterli kaynakların aktarılmadığı, nitelikli ve deneyimli kadrolar bir yandan emekli olurken, öte yandan kadrolu öğretmen atanmaması çok büyük bir kayıptır.
Var olan öğretmen açığını gidermek için sözleşmeli öğretmenlik yöntemini tercih eden hükümet, henüz, sözleşme kapsamında göreve başlayacak öğretmenlerle ilgili sosyal hakları da belirlememiş, bu konuyu belirsiz bırakmıştır; performanslarına göre derecelendirilmesi yöntemini uygun görmektedir. Bu da, öğretmenlerin kazanılmış haklarını hiçe saymak demektir.
Kadrolaşma ise tüm hızıyla devam etmektedir. Üç yıllık AKP İktidarı döneminde yapılan yönetici atamalarında, atanan idarecilerin büyük çoğunluğunun erkek olması, kadrolaşmanın cinsiyetçi boyutunu ortaya çıkarmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, kadrolaşmayla ilgili yine kendi bölgemden bir örnek vermek istiyorum. Yine, Antakya merkezde bir ilköğretim okulunda beden eğitimi öğretmeni doğum iznine ayrılıyor. Yerine bir vekil öğretmen atanıyor. Onbeş gün sonra bu vekil öğretmen de görevinden alınıyor. Yerine, yine başka bir ilçemizden bir beden eğitimi öğretmeni, görevlendirmeyle bu okula geliyor. Araştırıyoruz, bu öğretmen, bizim AKP İlçe Başkanının kardeşi. Onun boşalttığı kadroya ise, bir başka arkadaşımız vekil öğretmen olarak atanıyor. Yani, bu kadrolaşma konusunda akıl sır ermeyecek yöntemler gündeme getiriliyor, uygulanıyor.
Millî Eğitim Bakanlığı Genel Müdürlüğünün 2004/91 numaralı genelgesiyle, başta Ankara olmak üzere, tüm illerde, yöneticilikte beş yılını dolduran okul müdürleri, bulundukları yeri kanıksamaya başladıkları gerekçesiyle zorunlu rotasyona; yani, yer değiştirmeye tabi tutulmuştur. Böylelikle, bu kadrolardan boşalan kadrolar da AKP yandaşlarıyla doldurulmaya başlanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, bugün basında da var; çok ciddî bir olay; ben onun üzerinde de durmak istiyorum. Mersin'de, bir okulda, 5 öğretmene, öğrencilerini dinden soğuttukları suçlamasıyla, görevlerinin yer değiştirilmesi ve maaş kesme cezası veriliyor. Bu dinden soğutma işlemini bu öğretmenler nasıl yapmış?.. Bu öğretmenlerin suçu, derslerinde evrim teorisini anlatmak ve ezan okunduğu zaman da sınıfın pencerelerini kapatmak... Suçları, bugün herkesin bildiği, herkesin okuduğu evrim teorisini anlatmak ve ders yaparken gürültü olan bir mekânda gürültüyü ortadan kaldırıp dersi vermeyi sağlamak. Bu öğretmenlerimizin suçu da bu. Bu öğretmenlerimizin durumunu da Sayın Bakanın dikkatine sunmak istiyorum; buna bir an önce bir çözüm bulunması gerekiyor.
Burada görevli müfettişin şu ifadesi de çok önemlidir: Bu soruşturmayı yürüten müfettiş "bu okulu temizleyeceğim, laiklerden temizleyeceğim" ifadesini kullanan bir müfettiştir. Bunun da araştırılmasını ve bu insan hakkında da gerekli işlemin yapılmasını ben buradan diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de eğitim sistemi var olan sorunlarıyla devam etmektedir. Bu kanunun çıkmasıyla birlikte, bu sisteme yeni okullar da dahil edilecektir. AKP Hükümetiyle birlikte bu sorunlar kalıcılaşmakta ve derinleşmektedir. Yaşadığımız çağda, Türkiye'de, eğitimin içler acısı görünümü sürmektedir. Tüm öğrencilerin sağlık ve sosyal güvenlik hakkından yararlanabileceği bir sistemin kurulmasını, çocuklarımızın yılda iki kez sağlık taramasından geçirilmesini, çocuklarımızın bedensel ve zihinsel açıdan sağlıklı gelişimini sağlamak için süt ve temel gıda dağıtımının ücretsiz gerçekleştirilmesini sağlamak, devletimizin sorumlu olduğu bir konudur. Yetersiz beslenme sebebiyle ortaya çıkan rahatsızlıkların önünün alınması, okullarda ısınma sorununa çözüm bulunması, karda kışta kilometrelerce yürümek zorunda bırakılan öğrencilerimizin, evlerinden okullarına, okullarından evlerine güvenli biçimde ulaşmalarının garanti altına alınması, uyuşturucu kullanma yaşının 12'ye düştüğü okullarda buna karşı önlemlerin artırılarak çocuklarımızın karanlığa mahkûm edilmeyecekleri, ruhsal gelişimlerinin her aşamasında psikolojik destek görebilecekleri sistemleri geliştirmek, yaymak ve bu sorunlara çözüm bulmak gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 7 Aralık 2005