Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 59. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Şubat 2008 · 997 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Güldal Akşit (AK Parti), 6 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)); konuşma 997 kelime.
Güldal Akşit (AK Parti, İstanbul). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 6 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/guldal-aksit-23-2008-02-06-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
GÜLDAL AKŞİT (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinin değiştirilmesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk dört maddesinin değiştirilemeyeceği hatta değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceği hepimizce bilinmektedir. İşte bu maddeler arasında yer alan 2’nci maddede, cumhuriyetin nitelikleri açık ve net bir şekilde sayılmaktadır. Müsaade ederseniz, bu maddeyi huzurlarınızda okumak isterim: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Ve hemen bu tanımlamanın ardından madde 5’te devletin temel amaç ve görevleri sayılmaktadır: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” denilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti’nin asla değiştirilemeyecek olan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu tanımlamasından sonra gelmek üzere, yine devletin asli görevleri arasında, temel hak ve hürriyetlerinin adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde sınırlanmaması ve şayet böyle bir sosyal, siyasal, ekonomik sınırlama varsa bunların kaldırılması ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartların hazırlanması sayılmaktadır. Bu hususlara ne kadar önem verildiği, açık ve net bir şekilde, hiçbir tereddüde meydan vermeyecek şekilde ortaya konulmuş bulunmaktadır.
Yine, Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10’uncu maddesinde ise “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir.
İşte, bugün üzerinde görüştüğümüz ve değişiklik teklifi verilen ilk madde bu 10’uncu madde olup “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında –ki maddeye ilave edilen tek husus da budur- kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.” denilmektedir. İşte, bugün yapmaya çalıştığımız, kişilerin temel hak ve hürriyetleri önündeki, eşitlik ilkesini ihlal eden bazı kısıtlamaları Anayasa doğrultusunda ortadan kaldırmak olacaktır. Bizler, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, siyaset kurumunun bize yüklediği toplumsal sorunlara çözüm bulmak ve sorunları çözmek üzere toplanmış bulunuyoruz.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, konuşmamın başından itibaren her kişinin insan haklarından, temel hak ve hürriyetlerinden bahsettim. Nedir bu temel hak ve hürriyetler? İşte, Anayasa’nın 12’nci maddesinde “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” denilmekle bu hakların belirli kişi ya da kişilere değil, herkese ait olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Yine, takip eden 13 ve 14’üncü maddelerinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve kanunla sınırlanabileceği, 14’üncü maddesinde ise “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” denilmektedir.
Görüldüğü üzere, Anayasa’daki ve yasalardaki tüm düzenlemeler, özgürlüklerin genişletilmesi, adalet ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan sınırlamaların kaldırılması yönündedir. Yasaklar, demokratik rejimlerin, sistemlerin değil, antidemokratik rejimlerin ürünüdür.
Değerli arkadaşlarım, öyle zannediyorum ki, pek çoğumuz öğrencilik döneminde eğitim özgürlüğünün çok zor gerçekleştiği dönemleri yaşadık ya da bu dönemleri hatırlıyoruz. Hatta bu yüzden eğitimini tamamlayamayan, eğitim hakkından mahrum kalan pek çok gencimiz oldu. Hepimiz genç olduk, hepimiz öğrenci olduk, dolayısıyla onların hassasiyetlerini çok iyi değerlendirmemiz gerekir. İşte, tüm bu nedenlerle, yine bugün üzerinde görüşmekte olduğumuz Anayasa’nın “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42’nci maddesinde “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.” denilmekte ve madde devam etmektedir.
İşte bu noktada değinmemiz gereken en önemli husus, genç kızlarımızın, kadınlarımızın daha eğitimli daha sosyal bir hâle gelmeleridir. Bir yandan, biz kadınlar, erkeklerle -biraz evvel- Anayasa’nın 10’uncu maddesinde ifadesini bulan eşit haklara sahip olma ve devletin bunun yaşama geçirilmesinde en büyük güvence olması hakkını Anayasa’sına koyan nadir ülkelerden birisi olmaktan gurur duyarken ve bunu iftiharla her uluslararası ortamda ifade ederken, öte yandan hâlen bazı genç kızlarımızın yükseköğrenim hak ve özgürlüklerinin önünde kılık kıyafetlerinden ötürü engeller var demek maalesef bir çifte standardı ortaya koymaktadır.
Eğitim, hele de yükseköğrenim, insanların kişiliğinin gelişimine çok büyük katkı sağlayan en önemli unsurlardan birisidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında: “Kimsenin kişiliğinin gelişiminin, özellikle eğitim özgürlüğü kısıtlanmak suretiyle engellenmemesi gerektiği” şeklinde bir ifadeyle kararında buna yer vermiş bulunmaktadır. Üstelik bu kısıtlamanın Anayasa’da ya da yasalarda sayılan bir sebeple değil, sadece kılık kıyafet tercihleri sebebiyle yükseköğrenimdeki genç kızlarımızın önüne konulması son derece incitici ve utanç vericidir. Kaldı ki, Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komisyonunun 2005 yılında verdiği CEDAW Türkiye raporunda: “Baş örtüsü yasağının yükseköğrenimdeki genç kızların eğitim özgürlüğü önünde bir engel olduğu ve bunun giderilmesi gerektiği, devletin bu konuda çözüm üretmesi gerektiği” ifade edilmiş olmasına rağmen bugüne kadar hiçbir çözüm maalesef üretilememiştir. Kaldı ki, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin hiçbirisinde de böyle bir yasak söz konusu değildir.
İşte tüm bu hususlar, Anayasa’nın 42’nci maddesinde yer alan eğitim hak ve özgürlüğünün kısıtlanamayacağının bir kez daha vurgulanması amacıyla, maddenin altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere “Kanunda açıkça yazılı olmayan bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” ifadesinin ilave edilmesi teklif edilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bir yandan kadınlarımızın erkeklerle eşit haklara sahip olmasından bahsederken, bir yandan yine kadınlarımızın ve genç kızlarımızın yüzde 100 oranında eğitimli, tahsilli olmaları için çaba harcarken, devletiyle, özel sektörüyle el ele kampanyalar düzenlerken, yükseköğrenimin insanların kişiliğinin gelişimine katkı sağlayan bu kadar önemli bir husus olduğunu ifade ederken, başörtülü genç kızlarımızın yükseköğrenim hakkının önündeki engelleri bertaraf etmek amacıyla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
89 konuşma daha · 6 Şubat 2008