İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 20. BİRLEŞİM · SALI

Futbolda şike,rüşvet,vb.meydana gelen istenmeyen olayların araştırılması amacıyla meclis araşt.açılmasına ilişkin önergeler(10/63,113,138,179,228)

Hakkı Ülkü

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 20. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Kasım 2004 · 832 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hakkı Ülkü (CHP), 23 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: FUTBOLDA ŞİKE,RÜŞVET,VB.MEYDANA GELEN İSTENMEYEN OLAYLARIN ARAŞTIRILMASI AMACIYLA MECLİS ARAŞT.AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELER(10/63,113,138,179,228)); konuşma 832 kelime.

Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Futbolda şike,rüşvet,vb.meydana gelen istenmeyen olayların araştırılması amacıyla meclis araşt.açılmasına ilişkin önergeler(10/63,113,138,179,228)”. TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim tutanağı, 23 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2004-11-23-futbolda-sike-rusvet-vb-meydana-gelen-istenmeyen-olaylarin-arastirilma (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün, burada konuştuğumuz konu her ne kadar Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ve şike ise de, ben, meselenin sadece şike bölümünü sizlere anlatmaya çalışacağım, şiddet bölümü de, zaten, yeteri kadar söylenildi ve söylenilecektir. Bu duygularla, hepinizi selamlıyorum.

Bu arada, Beşiktaş-Çaykur Rizespor maçında 16 yaşında yaşama veda eden genç arkadaşımız Cihat Aktaş'ın ailesine ve tüm spor dünyasına başsağlığı diliyorum.

Evet, konumuz şike. Değerli arkadaşlar, şikenin kısa bir tarifini yaparsak, şike, yolsuzluğun futboldaki adıdır diyebiliriz. Nasıl oluyor bu? Çeşit çeşit biçimlerde ortaya çıkıyor. Hatır için -buna "hatır şikesi" deniliyor- teşvik primi vererek, karşı taraftan oyuncu satın alarak, korku ve terör yaratarak ve buna benzer maddeler halinde sıralanabilecek olan şikeler vardır.

Geçmişte bizim çok örnek olmamız gereken başka bazı ülkelerdeki şike olaylarının nasıl geliştiğini ve sonucunda nelerin olduğunu, kısa bir iki örnekle açıklamaya çalışayım sizlere.

1979-1980 yılında şike nedeniyle Milan nasıl ikinci lige düşürülmüşse, Fransa'da da şampiyonluğa oynayan ve o yıl şampiyon olan Marsilya ile Fransa'nın kuzeyindeki Lille yakınlarındaki Valencia Kenti takımı, yaptıkları maç sonucunda 1-1 berabere kalmışlar; ama, Fransa Federasyonu, Marsilyayı ikinci lige, Valenciayı da üçüncü lige düşürmüştü; çünkü, maçtan önce Valencia kaptanı ve antrenörü, arkadaşlarının karşı takımdan -ki, o zaman Marsilyanın ünlü başkanı Bernard Tapiesi vardı; belki şimdi de halen devam ediyordur- aldığı 300 000 franklık rüşveti evinin bahçesine gömerek sakladığını söylemiş, bunun üzerine polisin yapmış olduğu araştırma sonucunda, gerçekten de evinin bahçesinden o 300 000 frank parayı çıkarmışlar, hemen akabinde de, futbol federasyonu Marsilyanın şampiyonluğunu elinden almış, ikinci lige düşürmüş ve diğer takımı da üçüncü lige düşürmüştür. Marsilya, yine birinci ligde oynamakta; ama, öteki takımın esamesi bile okunmamakta.

Türkiye'de de böylesine bir durumun olması halinde, takımların kolay kolay şike yapamayacağına inanıyorum. Türkiye'de böylesine bir şey oldu zaten 1991 yılında. Demin de bir arkadaşımızın söylediği gibi, bir şike tahkim komisyonu kuruldu. Alan "aldım" dedi, veren de "verdim" dedi ve şike kararı çıktı. Bunu, Tahkim kabul etti, Yargıtay onayladı; ama, sonrası çok kötü; Federasyon, Tahkim Kurulunu lağvetti, yerlerine gelenler de "hayır, şike yoktu" kararı verdi; çünkü, devrede o dönemin Başbakanı vardı.

Oysa, geçmişte, Türkiye'de çok örnek olabilecek bir başka olay gelişmişti; 1991'de, o günkü koşullarda, ceza, ona dayanılarak bile verilmiş olsaydı, şimdi bu durumları yaşamıyor olabilirdik. Sözgelimi, Türkiye'de, kanaate dayalı şikeyle takım düşürüldü. O günün Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Yüksel Çakmur, o günün Gençlik ve Spor Genel Müdürü ve Milletvekilimiz Sayın Fikret Ünlü, o günün Federasyon Başkanı Sayın Sahir Gürkan, birlikte, bir maçın sonucunda şike yapıldığına kanaat getirildiğinden dolayı, iki takımı da ligden düşürdüler. Bu, ülkemiz için yüzakı bir örnektir; ama, her nedense, şimdilerde böylesine bir şeye başvurmak yerine, işte, şimdi olduğu gibi, araştırma komisyonu kurma çabasıyla bunun önüne geçmeye çalışıyoruz.

Biz, bu araştırma önergesini neden verdik; bu araştırma önergesini vermemizin en temel nedeni -birden fazla nedeni var ama- özellikle Altay Kulübünün, geçen yıl, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Başbakanlık Denetleme ve Teftiş Kuruluna ve Türkiye Futbol Federasyonuna yazmış olduğu bir yazıdır. 3.6.2003 tarihinde, Altay Spor Kulübü Başkanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığına ve demin söylemiş olduğum diğer muhataplara yazdığı yazıda "31.5.2003 tarihinde oynanan Diyarbakır-Elazığ müsabakası, şike iddialarının ayyuka çıktığı bir müsabaka olmuştur. Maçın devre arasında Diyarbakırspor oyuncularının Diyarbakırsporlu yöneticiler tarafından silahla tehdit edildiği duyumları alınmıştır. Diyarbakırspor Takımının ataklarında kendi seyircileri tarafından oyuncularının yuhalanması ve aleyhe yapılan tezahürat futbolculara yapılan baskıyla birlikte değerlendirildiğinde, maçın hangi koşul ve etkiler altında, sonucu âdeta önceden kararlaştırılan şekilde sonuçlandırıldığı açıktır" diyor ve "Elazığsporun attığı ilk gol, golden önce, golü atan oyuncunun, topu, en az 70 metreden az olmamak üzere, tek başına ve âdeta hiçbir savunma ve engellemeyle karşılaşmaksızın, boş sahada top sürercesine, kaleciyle karşı karşıya kalıp gol atması, pozisyonda yapılan müdahalelerin, kalecinin topu içeriye âdeta kabul etmesinin, Futbol Disiplin Talimatnamesinin 37 nci maddesi..." diye devam ediyor. Buna istinaden, biz, bu araştırma önergesini verirken... Tabiî ki, spor yazarları da o zamanlar devreye girmişti ve Türkiye'nin yakından tanıdığı "Erman Hoca" diye bilinen ve haftalık yorumları herkes tarafından izlenilen eski hakemlerimizden Erman Toroğlu da bunu tatlı tatlı anlatmıştı.

Şimdi, sadece Altayspor mu demin dediğim gibi; değil tabiî. Bu, bir şikâyetçi.

Dünyada, bankalarda, borsalarda, yatırım enstrümanlarında 3 trilyon dolar sıcak para dolaşıyor. Bunun 250 milyar doları da futbola gidiyor. Bahis örgütleri var. Bu da mafyayı örgütlüyor. Evvelce pehlivanlarda "ustanın çırağa yol vermesi" şeklinde tanımlanan bu şike olayları şimdi çok büyük boyutlarda ve o anlamda da algılanınca, artık, şike sözcüğünün telaffuzu farklı farklı anlamlar taşımakta.

Skor tabelaları da öne çıkınca, artık pehlivanlara söylenen o söz skor tabelalarıyla sona ermiş ve "kazan da, nasıl kazanırsan kazan" sözüne dönüşmüştür. Hele bedava bilet de verilmeye başlanınca "vur, kır, parçala, bu maçı kazan" sloganları, tüm Türkiye'de, tüm takımların sloganları haline gelmiştir.

Ayrıca, menajerler türemiştir. Bunların da bir kısmı mafya babalarının yakınları olmuştur. Böylelikle faaliyet gösterenler çoğalmıştır.

Sadece bunlar değil ki. Bazen spor yazarları da mafyayla ilişkilerini geliştirerek takımların gergin olarak sahaya çıkmalarına neden olmaktadırlar. Evvelce hiçbir takımın ayrı bir spor yazarı yoktu. Şimdilerde hemen her takımın kendisine göre bir spor yazarı var ve resmî olarak var üstelik de. Durum böyle olunca, Yılmaz Vural, devre arasında "şike var" diye maçı bırakıp gidebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 23 Kasım 2004

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook