Polis vazife selahiyet kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s. 639)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 21. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Kasım 2004 · 1.106 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hakkı Ülkü (CHP), 24 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: POLİS VAZİFE SELAHİYET KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S. 639)); konuşma 1.106 kelime.
Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Polis vazife selahiyet kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s. 639)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2004-11-24-polis-vazife-selahiyet-kanunda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-63 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, 639 sıra sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporunun tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Her türlü sivil toplum etkinliğini ve ekonomik girişimi, polisin soruşturması üzerine mülkî amirin iznine bağlamak, çağın gereklerine uygun olmayan bir düzenlemeydi. Hükümet, gündemdeki tasarıyla bu yanlışlığı düzeltmeye çalışıyor; ama, her zamanki gibi plansız, yeterince üzerinde çalışılmamış, günü kurtaran bir anlayış tasarıya yansıtılmıştır.
2559 sayılı Yasa, Mussolini'nin ve Hitler'in iktidarda olduğu bir dönemin kamu hukuku anlayışını yansıtmaktadır. Bu yasaya göre, polisin asıl görevi, toplumu denetim altında tutmaktır. Türk polisine de, ne yazık ki, yüzaltmış yıldır, bu anlayış, âdeta görev olarak dayatılmıştır. Polisin asıl görevi, suçları önlemek ve işlenen suçları saptamaktır.
Çağdaş anlayışta, insan hakları, polisin elini kolunu bağlayan lüzumsuz bir safsata değil, tam aksine, polisin varlık nedenidir. Polis, insan hak ve özgürlüklerini korumak için suçları önleyecek ve suçluları saptayacaktır.
2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasası, bütünüyle çağdışı bir anlayışı temsil ederken, onun içerisinden 2 maddeyi alıp düzeltmeye çalışmak, pek fazla ciddîye alınmamaktadır. İki yıldır iktidardasınız Sayın AKP'liler -insan yaşamının her alanında, kamu gücünün ilk ve en çok müdahale edilebileceği- bu yasayı tamamen değiştiren bir tasarıyla Yüce Meclisin huzuruna gelmeliydiniz, gelmeliydik.
Türk hukukunda, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu kadar Anayasa Mahkemesi önüne gitmiş, sık sık değiştirilmiş bir kanun yoktur. Bir bakıma, Türkiye'nin demokratikleştirilmesi sürecini bu yasadaki değişikliklerle izlemek olanaklıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evrensel hukuka uygun biçimde hazırlanmış bir polis görev ve yetki yasası gerekmektedir. Özellikle, en temel insan hakkı olan yaşam hakkını sınırlandıran ve ortadan kaldıran, yasanın 16 ncı maddesindeki silah kullanma yetkisi, derhal, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine koşut olarak değiştirilmelidir. İnsanların hürriyet hakkı, kişi dokunulmazlığı, konut dokunulmazlığı, polis yetki ve görevleriyle, evrensel hukuka aykırı olarak sınırlandırılmamalıdır. İç güvenliği sağlamak için yapılan tüm yatırımların, topluma, gerekçeleriyle birlikte açıklanması, şeffaf ve demokratik bir yapı için vazgeçilmezdir.
Aklıma iki tane soru geliyor:
1.- Şimdiye kadar, İçişleri Bakanlığı yaptığı halde seçim bölgesine polis okulu inşa ettirmeyen kimse var mıdır?
2.- Konya'nın Ereğli İlçesine polis okulu açmak ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarının Ereğlili olması ve ilk genel seçimde oradan milletvekili adayı olacağının konuşulması arasındaki ilişki nedir?
Kent kültürü ve çağdaş ilişkiler içerisinde çok yönlü yetişmesi gereken polis adayları için polis okulu açmanın, siyasî keyfîlikten başka ölçüleri olmalıdır. Özgürlükçü demokratik toplumun polisi, dağ başlarında militer bir eğitimle yetiştirilemez. Toplumla iç içe, toplumdan soyutlanmadan, kentsel kültürle yaşayarak çağın polisini yetiştirebiliriz.
Polis karakollarının mimarî standartlarını sordum, çok aradığım halde bulamadım, yokmuş. Gözaltı odaları, şüpheli giriş çıkışı, nezarethanelerin izlenmesi, ancak bir standart projeyle sağlanabilir. İçişleri Bakanlığının böyle bir çabasının olduğunu görmedik. Kaç kişiye, kaç suça bir polis düşeceği konusunda bir ölçüt var mı diye aradım, yine bulamadım; çünkü, yok. Bu tür ölçütlerin bulunmaması, keyfîliği ve kadrolaşmayı da beraberinde getirmektedir. Türkiye'de onbinlerce üniversite mezunu işsiz; ama, bunlar polis olamıyor; neden; efendim, iki yıllık meslek yüksekokulu okumaları gerekecekmiş; yani, tıpkı, lise ya da üniversite mezunu olmasına rağmen, bir zamanlar, ehliyet almak için, ille, ilkokul diplomasının gösterilmesinin istendiği gibi. Yapılan bu işin ölçütlerini geliştiremezseniz komik duruma düşersiniz. Sekizer aylık kurslarla, üniversite mezunları polis olabilmelidir.
Polisin iş tanımlarını gösterir bir liste var mıdır; yine, tek bir listenin bulunmadığını, dağınık, bölük pörçük tanımlar olduğunu öğrendim. Polisin iş tanımlarını yaparken her işin ortalama süresi belli olsun; bu süreyi aşan çalışma süresi için de hak ettiği fazla çalışma ücretini ödeyelim; ama, önce standardı belirleyelim.
Bakın polis arkadaşların bu konudaki istemlerine; bize soruyorlar ve bizden talep ediyorlar; diyorlar ki:
1.- Polise fazla çalışma ücreti adı altında ödenen paranın, Avrupa Birliği normlarına uygun olarak fazla mesai adı altında ve saat hesabı yapılarak ödenmesiyle ilgili Bakanlığınızın herhangi bir çalışması var mı?
2.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 68 inci maddesinde, makam ve temsil tazminatının emekliliğe yansıtılabilmesi için iki yıllık çalışma şartı getirilmiştir. 2000 yılında vazife malulleri ile ölenlerin dul ve yetimlerinin mağdur edilmemesi için, bunlardan iki yıllık şartın aranmaması yönünde değişiklik yapılmış, ancak, kendi iradesi dışında yaş haddi nedeniyle emekli edilenler bu kapsamda değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla, iki yılını doldurmadan yaş haddinden emekli edilenler mağdur olmaktadır.
3.- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda diğer meslek sınıflarının tamamına yakın bölümüne 8 inci dereceden itibaren ekgösterge verilmesine rağmen, emniyet hizmetleri sınıfı personeline 4 üncü dereceden itibaren ekgösterge verilmesi ve bunun da mevcut ekgösterge ve diğer kamu personeline oranla daha düşük tutulması -puanlamalarla- Anayasanın eşitlik ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu haksızlığın düzeltilmesi gerekmektedir.
4.- Polisin aldığı maaşın büyük bir bölümü tazminatlardan ve fazla mesailerden oluşmaktadır. Tazminatlar ve fazla mesai ücretleri ise emekli maaşına yansımadığından, emekliye ayrılan personel büyük sıkıntıya düşmekte ve ikinci bir iş yapmak zorunda bırakılmaktadır. Emekli Sandığı ödeme listelerinde en az ücret alan kamu personelinin polis memuru olduğu görülmektedir; bu konuda herhangi bir çalışma mevcut mudur?
5.- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin polis hakkındaki bildirisinin (B) statüsünün 5 inci maddesinde "polisler, adil bir ücret hakkına sahiptirler; bu ücretin tespitinde tehlike ve sorumlulukların önemi, çalışma saatlerinin düzensizliği gibi özel faktörler dikkate alınmalıdır" denilerek, adil bir ücret uygulamasının özellikle polis teşkilatı için önemi ve zorunluluğu açıkça vurgulanmıştır. Bakanlığınızca hazırlandığı bildirilen Kamu Personel Kanunu Tasarısında bu madde değerlendirmeye alınmış mıdır; bu konuyla ilgili herhangi bir çalışma var mıdır?
6.- 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 3 üncü maddesinde "Umumî zabıta: Silahlı bir kuvvet olan (polis) ve (jandarma) dır" denilerek, polisin, devlet güvenliğinde görev alan silahlı bir kuvvet olduğu vurgulanmıştır. Avrupa Birliği ülkelerinin hiçbirinde emsali görülmediği halde, polisin, kanun maddesinde de belirtildiği gibi, askerle aynı işi yaptığı halde, zorunlu askerî hizmete tabi tutulması konusunda Bakanlık ne düşünmektedir?
İşte böyle. Biz diyoruz ki, gelin, önce, polise evrensel hukuka aykırı olarak getirilen örgütlenme yasağını kaldıralım; bir yanımızda insan hakları kuruluşları, sivil toplum örgütleri, diğer yanımızda polis sendikası ve toplumun her kesiminin katılımına açık, yeni, çağdaş, demokratik ve özgürlükçü bir polis görev ve yetki yasasını hazırlayalım; günü kurtaracak biçimde geçici önlemlerle işi geçiştirmeyelim.
Aslında, bu yasanın 8 inci maddesinin değiştirilmesi yönünde ve 8 inci maddeye muhalif olduğumuz konusunda görüşümüz vardı. O görüş doğrultusunda bazı çalışmalar yaptı arkadaşlarımız. Herhalde, kamu yönetiminde yeniden yapılanma programımıza bile ters düştüğümüz bu konuda, arkadaşlarımızın o çalışmaları biraz sonra sizlere anlatılacaktır. Eğer uygun bulunursa, mülkî amirin olumlu görüş bildirmesi, özünde ruhsat verme işleminden başka bir şey değildir dediğimiz, tek başvuruya iki ruhsat almak gibi bir zorunluluğu vatandaşa eziyet olarak gördüğümüzü, bu nedenle bunun değiştirilmesi gerektiğini söylemiştik. Bunun dikkate alınacağını da umuyorum ve çıkacak olan bu yasanın perakende bir yasa olması nedeniyle ihtiyaca cevap vermeyeceğini belirtiyorum. Derli toplu bir Polis Vazife ve Selahiyet Yasası ya da polisin görev ve yetkilerini yeniden tanımlayan bir yasanın çıkarılması, yüzaltmış yıldır, başta da söylediğim gibi, Mussolini'nin, Hitler’in döneminden gelme bazı faşist uygulamaların da kaldırılarak doğru dürüst bir polis yasasının yürürlüğe girmesi temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 24 Kasım 2004