Doğal gaz piyasası kanununda değişiklik yapılması hk (s:s:932)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 113. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Haziran 2005 · 1.449 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hakkı Ülkü (CHP), 16 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOĞAL GAZ PİYASASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK (S:S:932)); konuşma 1.449 kelime.
Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Doğal gaz piyasası kanununda değişiklik yapılması hk (s:s:932)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2005-06-16-dogal-gaz-piyasasi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-932 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısının amaç ve kapsamını düzenleyen 1 inci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
(x) 911 S. Sayılı Basmayazı 14.6.2005 tarihli 111 inci Birleşim Tutanağına eklidir.
1 Mart 2005 tarihinde Başbakanlık tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı, Meclisteki komisyonlarda çok ciddî çalışmalardan sonra, adı da dahil olmak üzere, içeriğinde önemli değişiklikler yapılarak bugünkü halini almış ve Genel Kurulumuza, Yıpranan Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı adıyla gelmiştir.
Tasarı, başta Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyeleri olmak üzere, tüm çalışma arkadaşlarımızın gayreti ve sağduyusuyla birlikte, görüşlerinden yararlanmış olduğumuz sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri, üniversiteler, kimi bakanlıklar ve belediye başkanlıklarının katkılarıyla bugünkü şeklini almıştır.
Tasarının son şeklinin verildiği esas komisyon olan İçişleri Komisyonunda, ben ve iki milletvekili arkadaşım, büyük değişikliklere rağmen, bazı eksiklikler nedeniyle muhalefet şerhi koymuştuk. Yasama faaliyetlerinde olabildiğince yapıcı olmak, halkımızın çıkarları ve kamu yararına uygun yasalar yapmak, bizler için, iktidar-muhalefet çekişmesinden önce gelmektedir. Bu anlayışla, kamu yararı adına, halkımızın çıkarları adına komisyonlarda verimli bir yasa yapma sürecinden geçtiğine inandığım tasarının taşıdığı kimi eksikliklerine de değinmek istiyorum bu vesileyle.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, tasarı, ilk haliyle, birkaç önemli belediyemizin istekleri doğrultusunda hazırlanmış izlenimi veren ve âdeta gecekondu affına olanak sağlayan bir halde karşımıza gelmiştir. Komisyonlarımızda yapılan çalışmalarla, yasadışılığın kentsel dönüşüm planlarıyla affedileceği dikkate alınmış, buna karşı, doğrudan ve sadece tarihsel mirası kurtarmayı amaçlayan hükümler getirilmeye çalışılmıştır. Tasarının ilk halinde kentsel SİT'lerin adı bile geçmezken, bugün görüştüğünüz son halinde SİT alanları uygulama alanlarını artık doğrudan belirlemektedir. Böylece, kentsel yenileme adına SİT alanları dışındaki kaçak yapılaşma bölgelerinde olası haksız rant düzenlemelerine karşı önlem alınırken, yıllardır yıpranmaya terk edilen yasal koruma alanlarına da sahip çıkılacaktır diye umuyoruz.
Bir başka önemli değişiklik, bu yasaya bağlı uygulamalarda mevcut koruma kurullarının bilimsel denetim görevlerini sürdürmeleri olmuştur. Tasarının ilk halinde özel koruma kurulları oluşturmak şeklinde bir düzenleme vardı. Bu düzenleme güdümlü kurullar yaratabileceği kaygısıyla ortadan kaldırılmıştır. Şimdiki düzenlemeyle Kültür ve Turizm Bakanlığı bölge kurullarını yaygınlaştırarak tasarının uygulanmasını daha da kolaylaştırabilecektir diye düşünüyoruz.
Tasarıda düzeltilenler arasında alan sınırlaması da var. İlk düzenlemede bir kentsel dönüşüm ve gelişim planı uygulayabilmek için en az 10 000 metrekarelik alan öngörülürken, tasarının son halinde SİT alanı içinde kalmak yeterli görülmektedir.
Benzer bir şekilde, önce, sadece büyükşehir belediyeleri ile diğer il belediyelerine bu uygulama için yetki verilirken, son düzenlemede tüm ilçe belediyeleri ile il özel idareleri de kendilerine bağlı SİT alanlarındaki koruma ve yaşatma projeleri için yasadan yararlanabileceklerdir. Böylece, kentlerin dışındaki kırsal kesimlerdeki tarihsel yerleşimlerin de kurtarılması olanağı doğmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümetin teklif ettiği metin ile İçişleri Komisyonunun kabul ettiği metni karşılaştırırsanız, sözünü ettiğim değişikliklerle bir anlamda yeni bir tasarı hazırlanmış olduğunu sizler de göreceksiniz.
Az önce de belirttiğim gibi, hükümetin sunduğu tasarının ilk hali, resmen, birkaç belediye başkanımızın siparişiyle hazırlanmış gibiydi. Sizlere, buna dair bir örnek vererek, hem tasarının önemini hem de AKP Hükümetinin nasıl bir anlayışla tasarıyı karşımıza getirdiğini anlatmak istiyorum.
Bu tasarı henüz Türkiye Büyük Millet Meclisine bile gelmeden, 14 Ocak 2005'te, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, sanki tasarı yasalaşmış ve yürürlükteymiş gibi hareket ederek 210 sayılı kararı almış ve Ulus'taki tarihî SİT alanında bir kentsel dönüşüm projesini uygulamaya başlamıştır, hem de Ulus için yürürlükte olan mevcut koruma planlarını da iptal ederek. Bunun üzerine, Ankara'daki birçok demokratik kitle örgütü tepki göstermiş, İzmir Milletvekili olmama rağmen tepkilerini bana da ulaştırmışlardır.
Uzun dönem belediye başkanlığı yapmış bir milletvekili olarak ve bir İçişleri Komisyonu üyesi olarak, tam da Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Yasa Tasarısı üzerinde çalışırken karşılaştığımız bu olayı bir soru önergesi vererek araştırmak istedim. İçişleri Bakanı Sayın Aksu, soru önergeme verdiği cevapta, eski planların ihtiyacı karşılamadığını, mevcut planların belediye tarafından iptal edilerek yenilerinin uygulamaya konulmasında kamu yararı olduğunu belirterek, Ankara Büyükşehir Belediyesinin uygulamasına sahip çıkmıştır. Sayın Aksu, ayrıca, Kültür ve Turizm Bakanlığının SİT alanlarına yeterli ödenek ayırmadığını, 1989'da uygulamaya konulan, fakat, ancak yüzde 10 oranında ilerleme kaydedilen projelerin iptal edilmesinin doğru olduğunu da sözlerine eklemiştir; fakat, Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu girişimi, Kültür Bakanlığı Hukuk Müşavirliğince, yasal dayanaktan yoksun bulunarak engellenmiştir. Kültür Bakanlığı Hukuk Müşavirliği, yazısında "SİT alanlarında hazırlanan imar planlarına ilişkin koruma kurulu kararının belirleyicisi, belediye kararlarının ise koruma kurulu kararına bağlı olması yasa gereğidir" demiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anlattığım bu olaydan da anlaşılacağı gibi, tasarıyla hayatımıza girecek en önemli yenilik, bugüne kadar SİT alanlarında herhangi bir yenileme ya da restorasyon yapma konusunda söz sahibi olmayan belediyelerimize, söz konusu yıpranan kent dokularının -altını çizerek söylüyorum, yıpranan kent dokularının- ve SİT alanlarının yenilenerek kent yaşamına kazandırılmasında kapsamlı yetkiler veriyor olmasıdır. Anlattığım bu olayda, AKP'li belediyelerin hukuku nasıl zorladığını görmek de mümkündür sanıyorum.
Hele, bu örnekle birlikte, Hükümetin Meclise sunduğu tasarının içinde, gecekondu aflarına olanak sağlayan düzenlemelerin olduğunu ve SİT alanlarından hiç söz edilmeyerek, mevcut koruma kurulları yerine özel koruma kurulları oluşturmak gibi düzenlemelerin bulunduğunu da hatırlarsak, tasarının nasıl bir anlayışla karışımıza geldiğini daha iyi anlarız sanırım. Bu örnek, tam da yasa tasarısının gündemimizde olduğu bugünlerde oldukça açıklayıcı bir nitelik taşıyor.
Tasarı, başta da söylediğim gibi, önemli gördüğümüz kimi eksiklikleri de taşımaktadır tabiî. Örneğin, söz konusu kentsel dönüşüm ve gelişim uygulamaları için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasında da tanımlanan ve sayısız SİT alanımızda hâlâ eksik olan koruma planları koşulunun tasarıya eklenmesinde sayısız yarar olduğu halde, komisyon çalışmalarında dikkate alınmamıştır. Oysa, birazdan söyleyeceğim haliyle, koruma amaçlı imar planları bu tasarının tüm eksikliklerini gözler önüne serdiği gibi, ileride ortaya çıkabilecek karmaşıklığa da işaret etmektedir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda değişiklikler yapan ve 14 Temmuz 2004'te kabul edilen 5226 sayılı Yasa, koruma amaçlı imar planı için der ki: … Kanun uyarınca belirlenen SİT alanlarında alanın etkileşim-geçiş sahasını da gözönünde bulundurarak, kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda korunması amacıyla, arkeolojik, tarihî, doğal, mimarî, demografik, kültürel, sosyoekonomik mülkiyet ve yapılaşma verilerini içeren alan araştırmasına dayalı olarak hazırlanan, koruma alanı içerisinde yaşayan hane halkları ve faaliyet gösteren işyerlerinin sosyal ve ekonomik yapılarını iyileştiren, istihdam ve katmadeğer yaratan -ve devamla- katılımcı alan yönetimi modellerini de içerecek şekilde hazırlanan planlar tanımlanır. Açıkça görüldüğü gibi, koruma amaçlı imar planı, görüşmekte olduğumuz tasarının öngördüğü tüm değişim, dönüşüm, yenilenme, çağdaş kent yaşamına katılma gibi birçok boyutu yerine getirecek bir kapsama sahiptir.
Kentlerimiz, yıpranan kent dokuları ve SİT alanları için bir tür koruyucu hekimlik uygulaması olarak görebileceğimiz koruma imar planlarının tasarıda yer almaması, kapsamı ve uygulaması açısından çok büyük bir eksikliktir. Dikkat edilirse, tanımlanan koruma imar planları, meseleye, sadece teknik açıdan değil, geleceği de içine alan bir bakış açısıyla, kentleşme dediğimiz sosyal olgunun neredeyse tüm boyutlarını dikkate alarak yaklaşmaktadır. Sosyoekonomik açıdan, demografik açıdan, kültürel açıdan ve sürdürülebilirlik doğrultusunda bir kentsel koruma hedeflenmektedir ve bu haliyle, oldukça uzun soluklu bir perspektif de getirmektedir.
Bir SİT alanının bütünü için koruma planı olmadan, herhangi bir kesim için hazırlanacak kentsel yenileme projesinin fayda yerine zarar verici çelişkiler yaratabileceği görüşüyle, tasarıda yer almasının önemini sıkça vurgulamıştık ve burada da vurguluyoruz; fakat, AKP, popülist siyasî anlayıştan geldiği için olacak, bu koruma imar planı meselesini, maalesef, dikkate almamıştır, almamaktadır.
Sözünü ettiğim yasada, 14 Temmuz 2004'te kabul edilen 5226 sayılı Yasayla getirilen değişiklikle, koruma imar planlarının nasıl hazırlanacağı ve uygulamasının nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre, koruma imar planlarının, belediyeler, valilikler ve ilgili kurumlar, söz konusu alanda ilgili meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plandan etkilenen hemşerilerin katılımıyla toplantılar düzenleyerek hazırlanması bir zorunluluk olarak getirilmiştir.
Söz konusu planların sorumlusu şehir plancısı olmak üzere, alanın konumu, SİT statüsü ve özellikleri gözönünde bulundurularak mimar, restoratör mimar, sanat tarihçisi, arkeolog, sosyolog, mühendis, peyzaj mimarı gibi meslek gruplarından Bakanlıkça belirlenecek uzmanlar tarafından hazırlanması da bu maddeyle getirilen bir başka hükümdür.
Görüldüğü gibi, bu düzenleme hem demokratik katılımı hem de bilimsel planlamacılığı da içermektedir. Fakat, görüşmekte olduğumuz tasarıda, ne yazık ki, katılıma olanak veren üniversiteleri, sivil toplum kuruluşlarını, uygulamadan etkilenecek yerel halkı yenileme süreçlerine dahil eden bir anlayış söz konusu olamamıştır, olmamıştır. Uygulama alanlarının saptanmasında hâlâ çağa aykırı davranılmakta, katılımcı yöntem dışlanmaktadır. Tasarıya göre, belediye meclisleri ve bu alanları saptayacak Bakanlar Kurulu onayıyla sınırlar kesinleşmiş olacaktır. Bu alanların yanlış ya da özel beklentilerle belirlenmesi durumunda -ki, öyle bir olasılık da mevcut- ne olacağı, buna karşı nasıl bir tedbir alınacağı belli değildir.
Tasarının 2 nci maddesindeki hükme göre, belediye meclisleri -ki, arkadaşımız biraz sonra söyleyecek onları- ya da il genel meclislerince onaylanan yenileme alanlarından Bakanlar Kurulunca kabul edilenlerde projelendirme ve uygulama yapılacaktır. Bakanlar Kurulunun kendi partisinden olmayan belediyelerin onayladığı yenileme planlarını kabul etmeme olasılığına karşı yerel yönetimlerin herhangi bir güvencesi söz konusu değildir. Yine, Bakanlar Kurulunca yapılacak onaylama için herhangi bir süre sınırlaması da öngörülmemiştir.
İktidara geldiği günden beri Türkiye'nin yönetim yapısının temeline yerel yönetimleri koymak hedefinde olduğunu belirten hükümetin, yerel yönetimleri güçlendirmek üzere nutuklar atarken, fırsat bulduğu her durumda gizli bir şekilde merkeziyetçi tutumlar izlediğini görmekteyiz. Yerelleşme meselesi ise, sadece yerel hizmetlerin piyasaya açılması şeklinde kendini göstermektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 16 Haziran 2005