Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)
Afyonkarahisar Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 51. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Ocak 2006 · 811 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Halil Ünlütepe (CHP), 18 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 811 kelime.
Halil Ünlütepe (CHP, Afyonkarahisar). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim tutanağı, 18 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/halil-unlutepe-22-2006-01-18-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar)Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler; 1009 sıra sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 12 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz yasanın bu maddesiyle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin (h) ve (p) bentlerinde değişiklik yapılmaktadır. Burada, bu kanun hükmündeki kararnamede, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görevleri de açıklanmıştır. Bu görevler arasında, kurslar açmak, teknisyen yetiştirmek ve Millî Eğitim Bakanlığı ve ilgili kuruluşlarla işbirliğinde bulunmakla ilgili kısmı ve ayrıca (p) bendinde de "veteriner sağlık teknisyeni ve laborant yetiştirmek, bunlar için gerekli okul ve tesisleri açmak" kısmı, bu kararnameden, bu kanun değişikliğiyle çıkarılmaktadır.
Yani, bu tasarıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ait okullar hariç olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okullar ile bu okulların personeli Millî Eğitim Bakanlığına devrolunmaktadır. Bu değişiklik kapsamı içinde, Tarım Bakanlığına bağlı okulların taşınır ve taşınmaz malları, bunlara bağlı bütçe ödenekleri, motorlu taşıtları ve dönersermaye işletmeleriyle birlikte Millî Eğitim Bakanlığı bünyesine alınmaktadır.
Ülkemizde 8 yıllık zorunlu eğitim ve öğretime geçilmesi, ortaöğretimde meslekî ve teknik eğitim ağırlıklı yapılandırmanın önemini artırmıştır. Bu okulların Millî Eğitim Bakanlığına devredilmesinin, 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu çerçevesinde ve eğitim birliği açısından yararlı olacağı düşüncesindeyim.
Eğitim, insanlar için temel bir haktır. Anayasamızda, eğitim ve öğrenim bir hak olarak yorumlanmış ve buna göre düzenleme yapılmıştır. Anayasamızın 42 nci maddesinin başlığı: "Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi." Yurttaşlar için bir hak olurken, devlete birtakım ödevler verilmektedir. Örneğin, üçüncü paragrafta, eğitim ve öğretimin kapsamı açıklanmıştır. Aynen "Eğitim ve öğretim, Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda… devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz" ve yine, beşinci paragrafında "İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlarımız için zorunludur ve devlet okullarında eğitim parasızdır" denilmesine rağmen, bu iktidar döneminde, eğitim Atatürk İlke ve İnkılaplarından ne derece uzaklaştığını, eğitimin ve öğretimin nasıl paralı hale getirildiğini ibretle görüyor ve izliyoruz.
Eğitimin en önemli unsurlarından birisi, öğretmenlerdir. Ekonomik açıdan çökertilen öğretmenler, daha iyi yaşayabilmek, daha iyi öğretebilmek için ek iş yapmak zorunda bırakılmışlardır. Sayın Bakanın "öğretmenler dersi bitirdikten sonra okey masasına gitmeyi düşünenler var" demesine rağmen, pek çok öğretmenin ekonomik ihtiyaçlarını, sosyal ihtiyaçlarını giderebilmek, çocuklarına daha iyi yaşam ve eğitim verebilmek için okul mesaisinden sonra ek iş yaptıklarını bilmeyen yok. Kendi sorunlarını çözemeyen bir öğretmenin ne dereceye kadar başkalarına yardımcı olabileceğini Yüce Heyetin takdirine bırakıyorum.
Herkes için temel bir hak olarak kabul edilen eğitim-öğretim hakkı, bugünün Türkiyesinde sadece ekonomik gücü olanların yararlanabildiği bir fırsat haline getirilmiştir. Nitelikli eğitimin önünde ciddî engel olan ikili eğitim sorunu çözülmeden, kalabalık sınıflarda eğitim devam ettiği sürece, bu eğitimin sorunlarını çözmemiz olanaklı değildir.
Kalabalık sınıflardaki eğitim, öğrenciler kadar öğretmenleri de olumsuz etkilemektedir. Halbuki, Avrupa Birliğine girmeye çalıştığımız ülkelerde öğrenci sayıları 25'i geçmemektedir. Örneğin, bugün ilköğretim okullarının durumuna baktığımızda, ilköğretim okullarına yeterli ödenek verilmemesi nedeniyle durumları tamamen içler acısıdır. İhtiyaçlarının bir kısmı özel idare müdürlüklerince karşılanmakta, bir kısım ihtiyaçları okul-aile birliği ve derneklerce karşılanmakta, diğer bir kısmı da öğrenci velilerinin katkılarıyla karşılanmaktadır. Yani, diğer bir eksiklik, öğrenciler tarafından karşılanmaktadır. Anayasa ise, eğitimin ücretsiz olduğunu söylemektedir.
Pek çok öğrenci velisi bu ihtiyaçları karşılayamamaktadır. İlimde gittiğim bazı köylerde "milletvekilim, öğretmen çağırıyor, gitmiyorum; gittiğimde para isteyecek, param yok, veremiyorum" diyor. Bir veliyi, okul müdürünün, öğretmenin karşısında o duruma düşürmeye hakkımız var mı?! O okul müdürü veya öğretmen, öğrencisinden para istediğinde, o öğrenci parayı getiremediğinde, diğer öğrencilerin huzurunda o öğrenciyi küçük düşürmeye hakkınız var mı?! O öğretmen o öğrenciye yeterli bir eğitimi verebilir mi; veremez. Öğretmen öğrenciden dilenmekte, okul müdürü aile birliğinden dilenmekte ve böylece, okulun ihtiyaçları giderilmeye çalışılmaktadır. Böyle bir ortamda huzurlu bir eğitimin yapılabildiğini düşünebilir miyiz?!
Anayasanın 42 nci maddesi açıktır. İlköğretim, zorunlu ve ücretsiz olmasına rağmen, parası olmayanların okuyamayacağı bir hale getirilmiştir. Dilencilik yaparak eğitim ve öğretim yaptıramazsınız. Bilinçli bir şekilde, okullara yeterli katkı ve ödenek verilmemektedir.
Bakın, kendi ilimden bir okul-aile birliğinden gelen bir yazıyı sizlere okumak istiyorum; okulun ismini vermeyeceğim: "Okul-aile birliği üyeleri olarak yardım toplamak için tuğla fabrikalarını gezdik. Tuğla topladık. İlçeye giderek mozaik topladık. Okulun duvarlarının küpeştesini yaptırmak için 10 ton çimento aldık." Atlıyorum bazı kısımlarını. "Okul müdürü, 'ustanın parasını tamamlayamadık' diyerek, aldığımız çimentoları sattı -şu kişiye sattı diyor- Satılan çimentoları okulumuzda okuyan öğrenciler römorka yükledi. "Satılan tuğla ve çimentoları -hem tuğla hem çimentoları- okul müdürü, ihtiyaçları karşılamak için sattığını söylüyor." Diploma parası yok denilmesine rağmen 15 milyon almadan diplomayı okul müdürü vermemiş. "Para vermeyen çocukların diplomaları hâlâ verilmiyor, okulda bekletiliyor." Aynen şu soruyu da soruyor… Bu, bizim Afyon milletvekillerine de, tahmin ediyorum, gelmiştir. "Hepimizin verdiği vergilerle alınıp, hizmet yapılsın diye verilen çimentoları bir okul müdürünün 'ustaya verilecek para yok' diyerek satması ve sattığı çimentoları öğrencilere yükletmesi, bağış olarak dilenerek aldığımız tuğlaların 'ihtiyacımız yok' diyerek satılması…" Karne paralarının ısrarla istenmesi durumundan yakınıyor. Şimdi sormak istiyorum. Böyle bir durumda -bu okulda, okul-aile birliğinin üyeleri öğrencilerin velileridir- veliler okul müdürüne, zarurî birtakım ihtiyaçları karşılamak için sattığında…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 18 Ocak 2006