İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 50. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)

Hamit Geylani

Hakkari Milletvekili ·

Genel Kurul, 50. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Ocak 2010 · 850 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hamit Geylani, 20 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)); konuşma 850 kelime.

Hamit Geylani (Hakkari). “Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)”. TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim tutanağı, 20 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2010-01-20-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının ikinci bölümü üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sosyal devlet ilkesi, Anayasa’nın 2’nci maddesinde diğer ilkelerle birlikte sayılmıştır. Anayasa’nın 60’ıncı maddesine göre de herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir, devlet ise bu güvenliği sağlamakla yükümlü bulunmaktadır. 56’ncı maddesi ise devleti, herkesin yaşamını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlü kılmıştır. Uluslararası belgeler de sağlığın vazgeçilmez bir hak olduğunu vurgulamaktadır. Ama ne yazık ki ülkemizde devlet, her yurttaşına, hiçbir ayrım gözetmeksizin ve de hiçbir ücret karşılığı olmadan ulaştırması ve vermesi gereken sağlık hizmetlerini de tıpkı ana dil eğitimi ve öğrenim hakkı gibi engellemekte, paralı hâle getirmektedir paralı kurslar misali.

Resmî kurumların istatistikleriyle açığa çıktığı gibi, yoğunlukla Kürtlerin yaşadığı bölgeler, istihdam alanları, sanayi, eğitim ve sağlık alanlarında Türkiye’nin en az gelişmiş bölgeleri arasındadır. Kendi yurttaşları arasında ayrım yapmaksızın, her bölgenin kendine özgü ekonomik, kültürel ve siyasal sorunları çözülmeden, ülkenin başta sağlık olmak üzere diğer sorunlarına da çözüm bulunması olanak dışıdır, nitekim bulunamıyor da çünkü değerli arkadaşlar, sağlık sorunu da bir demokrasi sorunudur. Sağlığın temel sorunu personelin tam gün çalışmasından öte, devletin yurttaşına bakışı ve hukukiliğidir.

Bakınız, ihtiyaca hiç de cevap olmayan doktor kadrosu ve olamayan teknik donanımıyla Hakkâri il ve ilçe hastaneleri korkutucu bir ses kirliliği tehdidi altındadır. Belki merak ediyorsunuz, bu kirlilik ne? Bakınız, yörede, ne zaman, yaşanan hukuksuzluklara karşı meşru ve demokratik bir tepki gelişirse savaş jetleri, hastane dâhil şehir üzerinden alçak uçuş yaparak tehdit savurmaktadır. Bu çılgınlıkta hastanın sağlığını, yurttaşın psikolojisini ve ruh sağlığını düşünün. Panik yaratarak, savaş jetleriyle, toplarla yurttaşının psikolojisini bozan ve onu korkutan tek bir sistem ve ülke var mıdır? Sanırım hepiniz “yoktur” diyeceksiniz. Buna karşın, son dönemde de günün kandırmaca söylemi, sözüm ona, demokrasi standartlarının yükseltilmesi oyalaması olmuştur hem de antidemokratik Siyasi Partiler Yasası ve yüzde 10 seçim barajıyla. Bunun doğal sonucu olarak da “açılım” komedisiyle açık olan Demokratik Toplum Partisi Meclis Grubuyla kapatılmıştır. Mecliste grup açan Barış ve Demokrasi Partisinin belediye başkanları ve yöneticileri kitlesel olarak kelepçelenerek kendilerine zindan kapıları açılmıştır. Bir açılım da Roman yurttaşlarımıza sürgün kapıları olmuştur.

Değerli arkadaşlar, bunlar sadece üç çarpıcı açılım örnekleridir. Aradan üç yıl geçmesine rağmen Hrant Dink cinayetinin arka derinliğinin açılmayışı da açılımın başka bir sancısıdır. İşte, bu anlayışla yargı da tepeden başlayarak ön yargılar ve devlet güvenliği fobisi ile siyasetin girdabına teslim olmuştur.

Değerli arkadaşlar, yargının görevi devletin güvenliğini korumak değildir; o görev, hukuk çerçevesinde hareket eden demokratik güvenlik güçlerine aittir. Hukuk devletinde yargının temel işlevi, vatandaşın, sağlık dâhil, hukukunu korumak ve güvence altına almaktır. Böylesi bir güvence olmadığı için sağlıklı bir toplum hasretini çekiyoruz hep birlikte. Bu anlamda, Hükûmetin Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin de yaşam adına inandırıcı olmadığını düşünüyoruz.

Hukuk ve sosyal devlet ilkesi gerçek anlamda yaşam bulmadığı sürece Türkiye’de hiçbir ekonomik ve de siyasi sorun kalıcı çözüm bulamaz. Bunun dışında yapılanlar sadece sorunları ötelemeye, oyalamaya ve yeni krizler yaratmaya yöneliktir. Kuşkusuz, her yurttaşın mümkün olan en yüksek standartta sağlık hizmetinden yararlanabilmesi temel haklar ve sosyal devlet anlayışının asli unsurlarındandır.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz ve kamuoyunda “tam gün yasası” olarak bilinen yasa tasarısının da koşullarının, ülkemizde geliş biçimiyle, oluşmadığı düşüncesindeyiz. Hükûmet, bu yasa tasarısıyla küresel sermayenin istekleri doğrultusunda sağlık ortamını ve sağlık iş gücü piyasasını yeniden düzenlemek istemektedir. Sağlık çalışanlarının gelir ve iş güvencesini ortadan kaldırarak sözleşmeli çalışma ve çalışabildiği kadar gelir, yani performansa dayalı ücretlendirme anlayışına dayalı bir çalışma rejimini dayatmaktadır. Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmeti üreten bir kurum olmaktan çıkmakta, sağlık piyasasını denetleyen ve düzenleyen bir siyasi yapıya dönüşmektedir. Tasarı ile iddia edildiği gibi hekimler tüm gün çalıştığı birimde görevli olamayacaklardır. Normal mesai saati dışında ayda yüz otuz saate kadar nöbet tutturarak fazla çalışma süresi artırılmaktadır. Ayrıca, sağlık emekçilerine esnek ve kuralsız çalışma yaşamı dayatılmaktadır. Radyasyonlu birimlerde çalışma süresi haftada yirmi beş saatten otuz beş saate çıkartılarak kansere âdeta davetiye çıkarılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmeleri hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının fazla çalışma sürelerini yılda iki yüz yetmiş saatle kısıtlamıştır. Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu da değişik bir mantıkla sadece sayısal rakamlara bakmaktadır. İstenen, çok sayıda hasta görülmesi, çok sayıda tetkik yapılması, çok sayıda ve çeşitlilikte pahalı reçetelerin yazılması, maksimum işlem ve cerrahi operasyonların yapılması mantığıdır getirilen tasarı. Bu sistemde, verilen hizmetin niteliğinin hiçbir önemi bulunmamaktadır ve bu anlayışla, eğitim ve araştırma geri planda kalacak, giderek gereksiz bir iş olarak algılanacak, öğretim üyeleri sadece hizmet etme güdüsüyle şartlandırılacaklardır. Araştırma, tıp ve uzmanlık eğitimi lüks hâle gelecek, tıp öğrencileri ve asistanlar olumsuz bir eğitim öğretim ortamında yetiştirileceklerdir. Nitekim, dün sağlık emekçileri tam gün iş bırakma haklarını kullandılar. Tekel işçileri de hakları için açlık grevine oturdular. Kuşkusuz, bu da bir sağlık hakkıdır. Bu ülkede demokrasi, çağcıl hukuk ve insancıl sağlık ilkelerinin olmadığı bir ortamda tüm bu ve buna benzer hadiseler yaşanacaktır, bu ülke benzeri hadiselere gebedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının bu hâliyle yasalaşması hâlinde sağlık alanında daha çok sorun yaşanacağını düşünüyoruz. Bu anlamda, sağlık alanındaki bütün sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek, tek ses olarak karşı çıktıkları bu yasanın onların da görüşleri alınarak yeniden görüşülmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAMİT GEYLANİ (Devamla)Konuşmama son verirken, tüm demokratik hakların gerçekleşmesi dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 20 Ocak 2010

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook